Bu akşam ilk kez görücüye çıkacak olan EuroLeague Süper Kupası'nın beraberinde bazı şüpheler taşıdığı bir gerçek. Takımların buna bir hazırlık turnuvası gibi yaklaşacağına dair tahminler mevcut. Ama biliyoruz ki ilk hava atışıyla hiç kimse ilk şampiyon unvanına sahip olmaktan ötesiyle ilgilenmeyecek
EuroLeague Süper Kupası, son zamanlarda farklı kimliklere kavuşan Süper Kupa formatlarına Avrupa basketbolunda zincirin son halkası olarak eklendi. Bu akşam yarı finaller, yarın da üçüncülük ve final maçlarının oynanacağı organizasyonun öncesinde basketbol severlerin zihninde benzer bir ikilem doğuyor: Bu kupa, Körfez sermayesinin de alet edildiği bir günü kurtarma planı mı? Yoksa 2026 yılında sıfırdan bir kupa geleneği etrafında değer yaratılabilir mi?
Şimdi bu soruların etrafında dolanma vakti. Avrupa basketbolunun bir numaralı kupası EuroLeague, normal sezonunu alışıldığı gibi ekim ayında değil, şimdi eylül ayının ortasında Süper Kupa ile açıyor. Organizasyon, geçen senenin finalistleri ile bir önceki yılın şampiyonunu ev sahibi ülkenin takımıyla bir araya getiriyor.
Dolayısıyla bizim de gözümüz bir yandan 2025'te kupaya uzanan, bu seneki sponsor değişikliğiyle yeni adına alışmaya çalıştığımız Fenerbahçe Tarfin'de olacak. Sarı-Lacivertliler yarı finalde son şampiyon Olympiakos ile oynayacak. Geçen yılın finalisti Real Madrid ise ev sahibi Dubai ile karşı karşıya gelecek. Fikir güzel, sahne şatafatlı. Ama filmi birazcık geriye sararsak Süper Kupa’nın öylesine ortaya atılmış bir fikirden ziyade bir sürecin ürünü olduğu görülüyor.
EuroLeague’de masa başı gündem, saha içi kadar yoğun
Özellikle finansal tarafta EuroLeague, kulüplerin birkaç zengin kişinin veya tek bir sponsorun parasına bağımlı olduğu mevcut sistemin sürdürülemez olduğunu acı biçimde deneyimledi. Özellikle Monaco ve ASVEL’de finansmanın bir anda çökmesi, Barcelona’da basketbol şubesinin sürekli zarar etmesi de buna başlıca örnekler oldu. Öyle ki 2025'in finalisti Monaco önce EuroLeague'den ardından da EuroCup'tan çıkmak zorunda kaldı.
Bu gibi emsallerin tekrarlanmaması adına EuroLeague'de takım sayısını artırma ve NBA'deki gibi franchise yapıları kurarak finansal sürdürülebilirliği sağlama planı yegâne çözüm olarak öne çıkıyor. Aslında gerçek şu ki ABD'nin dev basketbol yapısı NBA’in bu topraklarda var olmayı ciddi biçimde dillendirdiği ilk saniyeden bu yana EuroLeague, yıllardır halı altına süpürdüğü yapısal problemleri daha fazla gizleyemeyeceğini fark etti. Çünkü NBA'in saylayacağı finansman birçok takım için şimdikine kıyasla çok daha cazip olabilir.
Körfez sermayesi işte tam da bu noktada EuroLeague için kurtarıcı bir role soyunuyor. En büyük katkı Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden kurulan sponsorluklar ve yayın ihaleleri ile sağlanıyor. Lig yönetimi, Final Four başta olmak üzere elindeki pek çok değeri Körfez sermayesi üzerinden parasallaştırmak istiyor. Ancak çeyrek asrı deviren EuroLeague’in pazarlanabilirliği epey sınırlı. Bu yüzden Süper Kupa maddiyata dönüşebilecek ek bir paket gibi düşünülüyor.
Öte yandan bu proje kulüpler adına ilgi çekici bir kaynak yaratırken, formatın bizzat kendisi yeterince önemsenmemiş bir dönem ödevi havasında. İddialar her katılımcıya 500 bin, şampiyon takıma da ekstradan 750 bin euro verileceği yönünde.
Dünya nereye gidiyor?
Esasında benzer bir yönelimi hem basketbolda hem de diğer spor branşlarında yakalamak mümkün. Genelde maç takviminin en "ölü" zamanları hedeflenerek o dönemlerin ana rekabete eşlikçi mini turnuvalarla canlandırılmayı amaçlanıyor. Bir nevi oyun içinde oyun yani. Sporcu sağlığına dair endişeler bu yoğun fikstürün en büyük soru işareti. Ama diğer yandan federasyonlar maddi gelirlerden, taraftarlar da daha fazla rekabetçi maç izlemekten memnun.
EuroLeague'in doğrudan rakibi NBA de bunu yapıyor örneğin. NBA yönetimi ligin henüz alevlenmediği kasım ve aralık aylarındaki bazı 'sıradan' maçları 2023/24 sezonundan beri NBA Kupası adı altında pazarlayarak maç sayısını arttırmadan, sadece ufak bir ambalaj manevrasıyla reytingleri arttırmayı başardı. İşin özünde finansal motivasyonlardan doğan bir yapaylık olduğu herkesçe bilinse de yılın en hareketsiz zamanlarında yıldız oyuncuların kupa için savaştığını görmek bir şekilde gerçek bir heyecan dalgası yaratıyor. Futbolda UEFA Uluslar Ligi, voleybolda VNL gibi milli turnuvalar da temelde benzer amaca hizmet ediyor. Yine de bir üst modellerinin kötü bir taklidi olmadan, onlarla savaşmadan kendi müstakil yapılarını bir şekilde kabul ettirebiliyorlar.
Buradaki temel sorun ise EuroLeague Süper Kupası'nın, Final Four'un bayat bir kopyası gibi hissettirme ihtimali. Çünkü halihazırda basketbolun yıpratıcı bir takvimi var. Bir de sezon arifesinde, takımların henüz oturmadığı, koçların elit oyuncularını korumak için dakikalarını kısıtladığı bir dönemde, izleyiciye dişe diş bir finalden ziyade “zoraki bir mesai” hissiyatının geçme ihtimali hiç de az değil. Bu da haliyle ürünün pazarlanabilirliği ve izlenebilirliği üzerine sorulan soruları benzer kalıplarla tekrar doğuruyor.
Her şeye rağmen, ne bekliyor bizi bu Süper Kupa'da?
Temsilcimiz Fenerbahçe Tarfin ile Olympiakos’u karşı karşıya getirecek ilk yarı final ayağı, mayıs ayındaki Final Four eşleşmesinin tekrarı olması sebebiyle özel bir anlam taşıyor. Sezon öncesi hazırlıkları kapsamında iki takım 4 Eylül’de Girit’te de karşı karşıya geldi. Kazanan 82-77’lik skorla Olympiakos oldu. Ama tabii ki resmi müsabakada tablo değişebilir.
Geçen sezon Atina’daki maç Olympiakos’un bariz üstünlüğüyle başlamış ve hücum etmekte zorlanan temsilcimiz 61 sayıda kalmış ve maçı 18 sayı farkla kaybetmişti. Buna bağlı olarak Sarı-Lacivertlilerin yeni sezon öncesi yaptığı transferler bu Olympiakos maçına dair bazı özeleştiriler taşıyor. Özellikle Shane Larkin, Will Clyburn ve Shavon Shields gibi deneyimli sorun çözücülerin kadroya eklenmesi, o eşleşmedekine benzer problemlerin yaşanmaması adına Fenerbahçe'nin elini güçlendiriyor.
Son EuroLeague şampiyonu Olympiakos için en önemli transfer yaz döneminde kadrosunun temel parçalarını korumasıydı. Guard rotasyonunu ise önemli ölçüde yenilediler. Kızılyıldız’dan Codi Miller-McIntyre ile Valencia’dan Jean Montero’yu kadrosuna katan Yunan ekibi, ASVEL’den de Mbaye Ndiaye’yi de transfer etti. Koç Giorgos Bartzokas’ın sözleşmesinin 2029’a kadar uzatılmasıyla teknik kadroya olan güven de tazelendi. Nitekim Bartzokas bu turnuvayı bile ciddiye alan bir zihin yapısına sahip. Turnuva öncesinde, Olympiakos’un hedefinin yarıştığı tüm kulvarlarda şampiyonluk olduğunu bir kez daha vurguladı.
Diğer yarı finaldeki takımlardan ilki burada ev sahibi olarak yer alan Dubai Basket. Gelecek yılki kupada bir ev sahibi kontenjanı olacak mı mesela, bunu bilmiyoruz. Aslında son EuroCup şampiyonunun da burada olacağı kulislerde konuşuluyordu ama şimdilik bu konu rafa kalkmış durumda.
Yine de Dubai Basketbol, Avrupa merkezli bir ekip olmasa da yeni transferleri ile bu sezon ligin kalburüstü ekiplerinden biri olma ihtimali bulunduğu için turnuvada bulunması normalde olması gerekenden az sorgulanacaktır. Geçen sezon EuroLeague’de play-in’in hemen dışında kalmalarına karşın yaz döneminde kadrolarını ciddi biçimde güçlendirdiler. Monaco’dan Elie Okobo ve Jaron Blossomgame, Olympiakos’tan Thomas Walkup, Barcelona’dan Tornike Shengelia ve Baskonia’dan Mamadi Diakité gibi EuroLeague tecrübesi yüksek oyuncuları kadrolarına kattılar. Takımın başına da EuroLeague şampiyonluğu bulunan Xavi Pascual’ı getirdiler. Dolayısıyla bu mini turnuvayı en ciddiye alacak takım onlar olabilir.
Real Madrid’de ise koç Pedro Martinez bu turnuvayı olabilecek en iyi şekilde geçirmek istediklerini dile getirdi. Yarı finalde son iki şampiyonla karşılaşmayacak olmaları sebebiyle kamuoyu onları muhtemel finalist olarak değerlendiriyor. Hazırlık döneminde dört maça çıktılar. Her ne kadar uzun rotasyonunda eksikler olsa da Baskonia karşısındaki 41 sayılık üstünlük ve Unicaja’ya karşı alınan farklı galibiyet, Pedro Martínez dönemine dair ilk olumlu sinyaller oldu. Bu da İspanyol koçun geçtiğimiz sezon Valencia’dan aşina olduğumuz yüksek tempolu basketbolunu başkente de taşıyacağının sinyallerini veriyor.
Sonuç olarak, her ne kadar işin perde arkası boyutu tartışmalı olsa da cuma günü ilk hava atışından itibaren parkede Avrupa'nın en iddialı takımları ve en büyük yıldızları boy gösterecek. İlk Süper Kupa sevabıyla günahıyla hem takımlar hem basketbol severler için ilgi çekici de olabilir.
Yeter ki hep daha fazlasını kazanmak adına bir yatırım aracı olarak ortaya dökülen milyon dolarlar formatın suni temelini gizlemeye yetmesin. EuroLeague, kendi izleyicisini daha fazla kandıramasın.
Ve yine umalım ki bu elit hazırlık turnuvası üzerine daha çok düşünülsün ve Süper Kupa uzun vadede bir boş kaseden, gerçek bir değere dönüşsün.