14 Ağustos 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 14.08.2026 11:13 | Son Güncelleme: 14.08.2026 11:26

III. Selim ateşli bir Lahanacı, II. Mahmud koyu bir Bamyacıydı

III. Selim ateşli bir Lahanacı, II. Mahmud koyu bir Bamyacıydı
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Süper Lig kapıya dayanmışken, gündemin ortasına bomba gibi düşen Mohamed Salah transferi ve etrafında yaşanan tatlı deliliği izlemek paha biçilemez. Ve biz bugün Salah’ın bonservisini ya da "Aziz Yıldırım mı daha çok para döktü, Dursun Özbek mi?" diye düşünürken bundan birkaç yüz yıl önce bu topraklarda koca Osmanlı İmparatorluğu resmen Sebze Derbisi ile çalkalanıyordu.

Üstelik bu iş öyle halı sahada dostluk maçı kıvamında falan da değildi; bildiğiniz padişahların holiganlık yapıp taraf tuttuğu, taraftarların birbirine atışmalı şiirler döşendiği katıksız bir Bamyacılar-Lahanacılar rekabeti vardı.

Peki, kimdi bu pazar tezgahından çıkmış gibi duran ama aslında dönemin en sert spor kulüpleri olan Lahanacılar ve Bamyacılar?

Onlar, Osmanlı İmparatorluğu'nda saray ve ordu bünyesindeki iki büyük rakip spor grubuydu. Çelebi Mehmed döneminde ortaya çıkan bu gelenek, askerlerin ve saray mensuplarının cirit, okçuluk ve binicilik becerilerini geliştirmek amacıyla iki takıma ayrılmasıyla başladı.

Neden bamya ve lahana derseniz; bu durum, 1402 Ankara Savaşı'nın ardından ordunun gücünü toplamak amacıyla Amasya'da bulunan Çelebi Mehmed ile Merzifon'da bulunan oğlu Şehzade Murad'ın (sonradan II. Murad) askerlerini savaşa hazırlamak için iki gruba ayırmaları ve takımlarına isim arayışına girmeleriyle başladı. Amasya’nın bamyası, Merzifon’un ise dev lahanaları meşhur olduğu için de takımlara bu isimler verildi.

Hikaye burada bitmedi; İstanbul’un fethinden sonra sarayın İstanbul’a taşınmasıyla bu iki takım arasındaki mücadele, Osmanlı’nın Real Madrid - Barcelona rekabetine dönüştü.

1950-53 yıllarında yayımlanan ‘Tarih Hazinesi’ dergisinde yazana göre İstanbul’un çeşitli yerlerinde karşımıza çıkan bamya ve lahana şekilli taşların, çeşmelerin sebebi de bu. Yine aynı dergi, bugün Topkapı Sarayı’nda halen görülebilen Lahana Abidesi’nin üzerindeki yazıları şöyle tercüme etmiş:

“Bu kitabeden öğrendiğimize göre Üçüncü Sultan Selim burada tüfek ile nişan atardı, 1205 H. 1790 M. yılında tüfeği ile yaptığı birinci atışta 408 adımdan bir yumurtayı vurduğu halde ikinci atışta 430 adımdan vurmak suret ile bir rekor tesis etmiş ve bu rekorda bu âbide ile tarihe tevdi olunmuştur.”

III. Selim öylesine bir Lahanacılar taraftarıydı ki, İlhami mahlasıyla yazdığı Lahana Gazeli’ni takımına söylediği düşünülür:

“Dizilmez yüz bini bir ipliğe bamya gibi.

Arabayla gezer, sanki arslandır lahana.
… Lâyıktır, ona İlhâmî ne türlü övgüler yazsa.

Lahanacım, lahanacım, lahanacım, lahana!”

Tarihte fanatikliğiyle bilinen tek padişah o değil, II. Mahmud ‘un da koyu bir Bamyacı olduğu birçok kaynakta geçiyor.

Yani bugün ekran başında "O penaltı nasıl verilmez!" diye saç baş yolarken ya da sosyal medyada transfer nöbeti tutarken hiç de yeni bir şey icat etmiş değiliz; genlerimizde var bu tatlı holiganlık.

Koskoca cihan padişahları bile sarayın bahçesinde "En büyük Lahana, başka büyük yok!" diye gazel döşeyip rakibine söylenmiş sonuçta. O yüzden bu sezon Süper Lig’de birbirimizi yemeden önce durup bir soluklanmakta fayda var; en azından tuttuğumuz takımın simgesi bamya ya da lahana değil diye bir şükredelim.