Tüm gözler tek bir kişiye çevrilmiş durumda.
Bu cuma akşamı Türkiye ile Fransa arasında oynanacak maç, Fransızlar için saha dışında da özel bir boyut taşıyor. Tüm dikkatler Zinedine Zidane’a yönelmiş vaziyette.
Bütün bir ülkenin idolü, Fransızların en sevdiği kişiliklerden biri, neredeyse kusursuz bir imaja sahip, herkes tarafından sevilen Zidane, Fransa Milli Takımı’nın başında. '98 Dünya Kupası şampiyonu bu yaz göreve atandı. Aslında 2021’de Real Madrid’den ayrıldığından beri uzun süredir milli takımın başına geçmesi bekleniyordu. Basın, antrenmanlardaki tavırlarını, oyuncularına fısıldadığı sözleri, milimetrik paslarını ve gelecekteki taktiksel tercihlerini mercek altına alıyor.
Neredeyse hiçbir haberde Türk Milli Takımı ve Vincenzo Montella’nın sistemi ele alınmıyor. Şunu belirtmek gerekir ki, Milli Takım’ın itibarı son Dünya Kupası’ndaki fiyasko nedeniyle büyük ölçüde zedelendi. L’Equipe gazetesi adına İzmit’te Fransa Milli Takımı’nı takip eden Anthony Clément “Onlar hakkında aklımızda kalan son izlenim olumlu değil,” diyor. “Bir Dünya Kupası’nda grup aşamasını geçememek pek de iyi bir işaret değil.”
İzmit, İstanbul’daki stadyumlarda yaşanabilecek şiddetli protestolardan kaçınmak için seçilmişti ve Fransız gazeteci, Türkiye’nin kartpostal görüntülerinden uzak, sanayi bölgeleri ve inşaat alanlarıyla dolu manzaraya vardığında şaşırmıştı.
Bu yaz Türk kulüplerinin üstünlüğü
Türk Milli Takımı denince Fransızlar ilk akla gelen isim olarak 'yetenekli genç' Arda Güler’i, ardından Hakan Çalhanoğlu ve Kenan Yıldız’ı sayıyor. Son ikisi sakat olduğu için geriye sadece Real Madrid’in genç yıldızı kalıyor. Bu da aslında Türkiye'ye olan ilginin azalmasının nedenini açıklıyor. Avrupalı futbol uzmanları, takımdaki diğer birkaç oyuncuyu da az çok tanıyor, o kadar.
“Kağıt üzerinde, Türkiye’yi kendi sahanda ağırladığında pek korkutucu gelmiyor,” diyor Le Figaro gazetesi spor muhabiri Lucas Michel. “Ancak kendi sahalarında, atmosfer nedeniyle maçın zor geçeceği biliniyor.”
Fransa’da herkesin aklında, Türk stadyumlarındaki gürültü, konuk ekibin topu ele her geçirdiğinde duyulan ıslıklar ve Salah ya da Kante gibi oyuncuların sahaya girişlerinde yaşanan çılgınlık görüntüleri var.
Sıkı bir futbol takipçisi olan Julien Arnaud bu durumu, “Oradaki futbol tutkusu ile nihai sonuç arasında bir uyumsuzluk var gibi geliyor bana” sözleriyle açıklıyor. Kısacası, Fransızlar için Türkiye’deki coşku, 2026 Dünya Kupası’nda olduğu gibi, genellikle hayal kırıklığı yaratan sonuçlardan daha yüksek.
Oysa Türk takımları bu yaz üstünlüklerini ortaya koydu. Beşiktaş, Avrupa Ligi’nde Marsilya’yı 4-1’lik skorla ezici bir üstünlükle mağlup etti. Bundan biraz önce, ağustos ayında ise Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi play-off’larında Lyon’u eledi. Galatasaray da geçen yıl Avrupa’da çok iyi bir performans sergiledi.
“Fransız kulüplerinin mali gerilemesi nedeniyle, Türkiye’de Fransız takımlarının %80’inden daha üstün 3-4 takım var” diyor Olympique de Marseille uzmanı Anthony Clement. Futbol uzmanları, Türkiye’yi büyük bir futbol ülkesi olarak görüyor. Ancak genç oyuncuların yüksek maaşlı yabancı yıldızların gölgesinde kendini gösterememesi nedeniyle, ülke futbolunun altyapısını geliştirmesi gerekiyor.
Milli takım açısından bakıldığında, 2019’da Türkiye’nin Fransa’ya karşı aldığı 2-0’lık galibiyet, Ligue 1’de tanınmış isimler olan Burak Yılmaz ve Cengiz Ünder gibi oyuncularla ülkenin kapasitesini göstermişti. Montella yönetimindeki erkek milli takımının Euro 2024 performansı da güzel oyunuyla tatmin ediciydi. Ama Fransızlar özellikle Türkiye’nin Euro 2008 performansını hatırlıyor.
Göçmen kökenli bir teknik direktör
Fransa’da yaşayan yaklaşık 600 bin Fransız-Türk ise maçı diğerlerinden daha dikkatli izleyecek. Ülkenin batısındaki Angers ve Trelaze Türk Kültür Derneği Başkanı İzzet Albayrak bu noktada, “Türk milli takımını çok destekliyoruz, çünkü içimizde bir eksiklik var” vurgusu yapıyor. Bu yaz oynanan maçların ardından motivasyonlarını yitirdiklerini itiraf ediyor. Zira Türkiye’deki taraftarlar gibi, onlar da takımlarının Avustralya ve Paraguay’a yenilmesini izlemek için gece yarısı uyanmışlardı.
Yine de çok az sayıda Fransız-Türk, Fransa’yı destekliyor. Topluluk, takımının arkasında durmaya devam ediyor. Ancak Zidane’ın gelişi bu durumu değiştirebilir. “Cezayir kökenli bir teknik direktöre sahip olmak, Deschamps yönetimindeki önceki takımdan çok, bugünün Fransa’sını daha iyi yansıtacak,” diyor İzzet Albayrak sevinçle. Göçmen kökenli Fransızlar, Zidane’ın kariyerinde kendilerini daha fazla görebilirler.
Le Courrier de l’Ouest gazetesi’nde Fransa Milli Takımı muhabiri Quentin Bossé, “Zizou etnik, siyasi veya dini kaygıların ötesinde bir figür” diyor. Aslında Zinedine Zidane, bütün bir ulusu etrafında birleştiriyor. Kimse, 2006 Dünya Kupası finalinde galibiyeti kesin olarak kaçırmasına neden olan kafa vuruşunu ona karşı bir kusur olarak görmüyor. Herkes, 1998’de Brezilya’ya karşı attığı iki golü hatırlıyor. Pürüzsüz kafası, mütevazı ve sakin gülümsemesi ile yarattığı kusursuz imajı ve özel karizması sayesinde.
Zidane için Türkiye’de oynamak, ona güzel anıları hatırlatabilir. 2000 yılında, Fransa milli takımıyla İnönü Stadyumu’nda 4-0’lık bir galibiyet elde etmişti. Marsilya doğumlu teknik adam, Fransa ile Ermenistan arasındaki ilişkiler nedeniyle gergin bir siyasi ortamda takımına liderlik etmiş ve maçın kaderini belirleyen bir pas vermişti.
Kocaeli’de ise üzerinde özel bir baskı yok. Sonuçtan öte, Fransız seyirciler her şeyden önce Zidane’ın yönettiği bu Fransa Milli Takımı'nı görmek istiyor. Kadroda Lucas Da Cunha gibi yeni isimler ya da iki yıl önce hâlâ üçüncü ligde oynayan Esteban Lepaul gibi oyuncular da yer alıyor. Birkaç gündür, Kylian Mbappe’yi en sevdiği pozisyon olan santrforda değil de sol kanatta oynatma kararı da dikkat çekiyor. 1998'in Ballon d'Or sahibi Zidane, Real Madrid’i yönettiği dönemde Cristiano Ronaldo’yu hizaya getirdiği gibi, burada da kararını kabul ettirmeye hazır görünüyor.
Çünkü kimse Zidane’dan üstün değildir.