10 Ekim 2026… Avrupa futbolu, uzun süren milli maç arasından dönüyor. Cumartesi gününün ilk maçlarından biri için İspanya’ya bağlanıyoruz. Geçen sezonun Konferans Ligi finalisti Rayo Vallecano ile Edin Terzic yönetiminde ilk dördü hedefleyen Athletic Bilbao karşılaşıyor. Sıkı bir 90 dakika bekliyoruz.
Fakat sadece 13-14 dakika oynanıyor. Tezahüratsız geçen ilk 12 dakikanın ardından, bir köşe vuruşu esnasında kâğıttan uçaklar yollanıyor sahaya. Yeşil zemin kısa sürede beyaza dönüyor. Önce oyun duruyor, ardından maç iptal ediliyor. LaLiga’da pek alışık olmadığımız görüntüler…
Karşılaşmanın oynandığı Vallecas (Madrid), bir işçi mahallesi. İspanya’da solun kalelerinden. Mahallenin kulübü Rayo, semtin dokusuyla şekillendi. Tribünleri sol kültürden beslendi. Dayanışma ruhu ve protesto refleksi hem tribünlere hem semte hâkim. Değerler, galibiyetlerin önünde… Hamburg’da St. Pauli neyse, Madrid’de de Rayo o. Hatta daha iyisi; zira onlar Filistin konusunda geri adım atmadılar!
Peki protesto geleneğinden gelen taraftarların, hükmen yenilgiyi göze alarak maçı durdurmalarının sebebi neydi? Kısa cevap: Taraftarlar ile kulübün sahibi Martin Presa arasında uzun zamandır devam eden çatışma.
Bardağın taştığı gündü 10 Ekim. Bardağa akan ilk damlalar için ise hikâyeyi başa sarmak gerek…
Sezon başı
Rayo Vallecano’nun stadyumu, semtin içinde yer alıyor. Oldukça eski. Hatta köhne... Geçen sezon Konferans Ligi’nde eşleştikleri Lech Poznan’ın sosyal medya ekibi, Vallecas deplasmanında stadyumla ilgili küçümseyici bir içerik bile hazırladı. Video; soyuma odasında sıcak suyun akmadığını, elektriklerin yetersiz olduğunu, insanların plastik sandalyelere oturmak zorunda kaldığını anlatıyor ve '80’lerden kalmış bir stadyum' cümlesiyle bitiyordu.
Rayo taraftarları doğal olarak o videoya çok büyük tepki gösterdi. Zira onlar için modern bir stadyuma sahip olmak önemli değildi. Kutsal gördükleri evlerinin böyle küçümsenmesi kanlarına dokunmuştu fakat stadyumun sorunları olduğu da aşikârdı. Presa ise sorunları gidermekle sorumluydu.
Çatışmada bu video çok önemli bir yer işgal etmiyor. Sadece stadın fizikî koşullarını anlatmak için bir anekdot. 2026-27 sezonu başlamadan önce bu sorun iyice somutlaştı. Madrid Özerk Yönetimi, giderilmesi gereken eksiklerin tamamlanmadığını raporladı ve ligin ilk haftaları için stadyumu mühürledi.
Rayo, iç sahadaki ilk üç maçını Madrid’in diğer semti Leganes’te oynamak zorunda kaldı. Taraftarlar, (özellikle de 19 iç saha maçını kapsayan kombinelerini satın alanlar) duruma büyük tepki gösterdi. Onlar kendi stadyumlarında zaman geçirmek istiyordu ve para iadesi dışında bir seçeneği kabul etmeyeceklerdi. Ayrıca stadın kapanması affedilemez bir hataydı.
Yani Athletic ile ekim ayının ortasında oynanan 8. hafta müsabakası, bu sezon Vallecas’taki ilk maçtı. Taraftarlar, haftalarca birikmiş öfkeyi o gün dışa vuracaktı. İşte o günkü olayların görünürdeki nedeni buydu.
Fakat şimdi biraz daha geriye gideceğiz. Bu sefer en başa… Zira stadyum sorunu; Rayo tribünleri ile Presa arasındaki tek mesele değil.
İçimizden olmayan biri
Martin Presa, Rayo kulübünün çoğunluk hisselerini 2011 yılında Ruiz Mateos ailesinden satın aldı. O günlerde kulüp alt ligdeydi ve ciddi bir mali krizin (40 milyon euro borç) içindeydi. Mayıs ayında kulübü devralan Presa, birkaç hafta sonra takımın LaLiga’ya çıkışını gördü. Sportif anlamda iyi bir döneme denk gelmişti ama diğer yandan da ödenmesi gereken borçlar artık onun sırtındaydı. Taraftarlarla arasındaki ilk çatlak da iki ay içinde oluştu.
Presa sözünde durmamış, personelin ve oyuncuların maaşlarını henüz ödememişti. Üstelik kombinelere de yüksek bir zam getirmişti. Temmuz ayında taraftarlar hemen en iyi bildikleri işe koyuldu: Protesto! Önce kulüp binası önünde sloganlar atıldı. Ardından stadyum avlusuna çadırlar kurarak taleplerini duyurdular.
Bu ilk problemdi ama son olmayacaktı. Arada yaşanan husumetlerin hepsini yazmaya satırlar yetmez. 15 yıllık bir kavgadan bahsediyoruz. Fakat Vallecas mahallesi için ana fikir şu: “Rayo, mahallenin ve mahallelinin kulübüdür. Sadece bir futbol takımı değildir, Vallecas’ın kimliğidir. Önemli olan sonuçlar ve yıldız transferleri değil, mahallenin değerleridir.”
Presa ise kombinelere zam yaparak veya personel maaşlarını geç ödeyerek bu değerleri zedeliyordu. Üstelik zaten Presa da tribünleri sevmiyordu! Rayo tribünlerinin kale arkasındaki lokomotif grubu Bukaneros’tan (Korsanlar) nefret ediyordu. Onları ‘tembel’, ‘alkolik’, ‘eşlerine kaba davranan tipler’ şeklinde tanımlamıştı. Bu sıfatların tek nedeni, Bukaneros’un meşhur tezahüratı La Vida Pirates’in sözleriydi.
Tezahürata bakarak tribünleri kadın düşmanı olarak niteleyen Presa, diğer yandan kulübün gurur kaynağını görmezden geldi. Rayo’nun kadın takımı, bir zamanlar ülkenin en iyisiydi. 2009, 2010 ve 2011’de üç kez üst üste LaLiga’yı kazanmıştı. Fakat Presa geldikten sonra kaderine terk edildi. Hiç yatırım yapılmadı. Şimdilerde alt liglerde mücadele ediyor. Üstelik cinsiyetçi ifadeleri ortaya çıkmış Carlos Santiso’nun teknik direktör olarak atanması (2022) mahalleyi daha da öfkelendirmişti.
Presa’nın siyasi kimliği de Vallecas’ın hoşuna gitmiyor. Presa, her zaman sağcı politikacılarla yakın ilişki içindeydi. PP (merkez sağ) ile dostluğu, sermaye sahibi biri olması nedeniyle anlaşılabiliyordu ama Vox (aşırı sağ) ile yakınlaşınca semtin kırmızı çizgisini geçti. Presa, 2021 yılında Albacete ile oynanan maçta Vox’un genel başkanı Santiago Abascal’i stadın locasında ağırlayınca şimşekleri (Rayo, İspanyolca şimşek demek) üzerine çekti. Karşılaşmanın ardından Bukaneros üyeleri sarı temizlik tulumları giyerek, stadyuma bulaşan faşizmi sembolik olarak dezenfekte ettiler.
Presa, o davetin ardından geri adım atmadığı gibi üzerine “Herhangi bir grubun kendi iradesini dayatmasına ve bunu kulübün değerleri olarak dikte etmesine izin vermeyeceğiz” açıklamasını yaparak ‘atak’ oynayacağını gösterdi.
Faşizm, Rayo tribünlerinin esas düşmanıdır; Bukaneros da anti-faşist duruşunu devamlı gösterir. Zaten 2026’daki Athletic maçı, Vallecas’ta durdurulan ilk maç değildi.
2017 yılında Ukraynalı futbolcu Roman Zozulia'nın transferi kulübü bir kez karıştırmıştı. Bukaneros, oyuncuyu Nazizm ve Ukrayna'daki aşırı sağcı paramiliter gruplara destek vermekle ilişkilendirerek protesto etti. Oyuncunun bu tip gruplarla ilişkisine dair kesin bir kanıt yoktu ama protestolar o kadar gürültülü devam etti ki kulüp oyuncunun sözleşmesini feshetmek zorunda kaldı.
Zozulia, 2019’da Albacete formasıyla semte dönünce tartışmalar yeniden alevlendi. Maç sırasında, "Bir Nazi'nin forma giymesini engelleyin" yazılı bir pankart açıldı ve futbolcuya karşı tezahüratlar yapıldı. Bunun sonucunda hakem, maçı durdurdu. İspanya’nın en üst iki liginde tribünlerden gelen tezahüratlar nedeniyle durdurulan ilk maçtı.
Stat stat stat...
Politik ayrılığa rağmen Presa ile tribünlerin sürekli ve güncel kavgası stadyum konusuydu.
Presa bir iş insanı. Vallecas mahallesinden değil. Rayo’nun borçlarını ödediği ve kulübün daha kurumsal bir hale gelmesini sağladığı için mahallede “kurtarıcı” gibi görünmesi gerektiğini düşünüyor. Ve ona göre, bu başarısı sayesinde daha özgürce kararlar almasının önü açılmalı. Kârlı yatırımlara imza atmalı. Mesela Madrid’in daha ‘nezih’ bir yerinde, daha büyük bir stadyum inşa etmek gibi!
Vallecas halkı ise buna kesinlikle karşı çıkıyor. Onlar stadyumlarının mahallede kalmasını istiyor. Madrid Özerk Yönetimi de stadyum için başka bir yer vermiyor ve Vallecas’ı işaret ediyor.
İşte Presa’nın stratejisi burada devreye giriyor. Ona göre, yatırım yapmazsa ve stadı bir nevi çürümeye bırakırsa hem taraftarlar pes eder hem de Madrid meclisi ona bir yer açmak zorunda kalır. Hesap etmediği şey ise mahallenin direnci oldu!
Sahiplik meselesi
Presa’nın en büyük hatası buydu belki. 10 Ekim 2026’ya kadar, karşısındaki cepheyi sadece Bukaneros olarak gördü. Bukaneros, semtin ideolojisini taşısa da daha radikal bir tarza sahip. Presa bu sayede “marjinalleri” ötekileştirip kulüp içindeki gücünü sağlama alabileceğini düşündü.
Athletic maçında yaşananlar, bu stratejinin işlemediğinin en açık göstergesi. Zira Presa aleyhine yapılan tezahüratlar ve sahaya atılan kâğıttan uçaklar tek bir tribünden gelmedi. Rayo tribünleri tüm saflarıyla Presa’nın karşısındaydı. Protesto her yaştan taraftar tarafından, her tribüne yayılmış bir şekilde gerçekleşti. Taraftarlar arasında net bir fikir birliği vardı ve bahaneyi Bukaneros’un sertliğine bırakma fırsatı o gün ortadan kalktı!
Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Elche maçında Bukaneros cezalıydı. Onların bulunduğu tribün kapalıydı. Fakat ‘münferit’ler, açtıkları pankartla taraflarını belli ettiler: “Sorun tribün değil, mahalle!”
Yani Athletic maçındaki protestolar tek bir tribünün değil tüm mahallenin sesiydi. Elche maçındaki mesaj da Rayo taraftarlarının kolektif bir şekilde hareket ettiğinin kanıtı oldu.
Aslında Elche maçına da bir protesto hazırlanıyordu ama karşılaşmadan önce yönetim, taraftarların bazı taleplerini kabul edip geri adım atınca sular duruldu. Bu da şunu gösteriyor: “Arma yalnız kalmasın, tepki göstermeyelim” düsturu yerine cezaları ve hükmen yenilgiyi göze alan tribün (bu arada LaLiga Athletic maçının kaldığı yerden oynanacağını açıkladı), bazı taleplerini hayata geçirebildi. Fakat stadyum konusu belirsizliğini sürdürüyor.
Avrupa futbolunda bir bela: Sahiplik
Bu aşamada konu artık Rayo Vallecano’yu aşıyor. Hatta İspanya sınırlarından bile taşıyor. Avrupa’nın hemen her ülkesinde konuşulan “sahiplik” meselesine geliyor. Tribünlerin neredeyse tamamının karşı olduğu bir insan, nasıl olur da 15 sene boyunca en başta kalır?
Avrupa futbolunun son 30 yılı, dernek statüsünden çıkarak hisselerini dışarıdan yatırımcılara dağıtan kulüplerin haberleriyle geçti. Son zamanlarda Türkiye de bu meseleyi tartışıyor. “Kulüplerimize sahiplik gelsin ve hepsinin önü açılsın” diyen çok. Örnekler ise hep aynı yerden. PSG, Liverpool, Manchester City (artık kötü örnek) gibi ışıltılı kazananlar. Bunlara, sıçrama yapan orta seviye birkaç kulübü daha eklemek mümkün. Fakat madalyonun diğer yüzü de var. Avrupa futbol mezarlığı, büyük umutlarla devrolan ama sonrasında kaderine terk edilen kulüplerle dolu.
Her hikâyenin içeriği farklı ama özü aynı. Kulübü alan sermaye sahibi, taraftarların isteklerinden, kültüründen, tarihinden uzaklaşıyor. Artık seçim ve sandık olmadığı için de halk bir değişime imza atamıyor. Çatışmalar yaşanıyor, egolar devreye giriyor. Bir noktadan sonra sahip ne kulübü elden çıkarıyor ne de yatırım yapıyor. Bu savaşta herkes kaybediyor!
Rayo, henüz bu noktada değil zira Presa sadece stadyuma yatırım yapmıyor. En azından takımı güçlendiriyor. LaLiga’da kalıcı oldu ve Avrupa’da final oynattı. Şanssızlığı, Vallecas gibi talepleri saha dışından olan bir mahalleye düşmesi! Mesela Valencia’da durum daha da kötü. Mestella’da taraftarlar her maç Singapurlu patron Peter Lim’e “Vete ya” (git artık) diyorlar. Lim ise gitmemekte inat ediyor. Sonuç: Eski şampiyon son yıllarını düşme korkusuyla geçiriyor.
Vallecas halkı için küme düşme dramatik bir hikaye sayılmaz. Onlar için kulüplerinin hangi ligde oynadığının çok önemi yok. Şimdilik tek dertleri, kulüp ile mahalle arasındaki köprünün korunması ve kimliğe sahip çıkılması. Esasında 21. yüzyıl futbolunda bu iş en zoru. Fakat şu ana kadar iyi götürdüler. Yine de bir başka açıdan bakınca, kulübü satmamakta direnen birine karşı zafer kazanmak da kolay değil. Konu bir üçgene sıkışmış durumda. Terk edilmiş bir stadyum, göz ardı edilmiş bir taraftar kitlesi ve despot bir sahip.
Genelde bu tip hikayelerin çok azında taraftarların kazanabildiğini gördük. Bakalım Rayo’nun örneğinde nasıl bir sonuç çıkacak? Fakat sonucu öğrenene kadar yaşayacağımız süreçte birçok protesto eylemi göreceğimiz kesin.
Çünkü demokrasi yoksa, direniş meşrudur.
Kaynak: Gazete Oksijen