19 Eylül 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.09.2026 18:00 | Son Güncelleme: 19.09.2026 18:00

Millî tenisçi Yankı Erel: “Arjantin’e kaybetmeye gitmiyoruz”

Tenisin dünya kupası Davis Cup'ta Türkiye, Arjantin karşısında korta çıkıyor. Milli takımın önemli isimlerinden Yankı Erel'le Davis Cup’ın anlamını ve Türk tenisinin geleceğini konuştuk. Erel, rakibin favori olduğunu kabul ediyor ama hedef konusunda son derece net: “Biz oraya kaybetmeye gitmiyoruz”
Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
Banu Yelkovan

Türkiye erkek tenisinin önünde tarihi bir eşik var. Geçen yıl Davis Cup Dünya Grubu I’de Sırbistan’a kaybettikten sonra şubat ayında Slovenya’yı deplasmanda 3-1 yenerek yeniden bu seviyeye çıkan A Milli Takım, şimdi Arjantin karşısında. Milliler eğer bu eşleşmeden galip ayrılırsa, Türkiye tenis tarihinde ilk kez gelecek yıl şubat ayında Davis Cup Finalleri'nin elemelerinde oynamaya hak kazanacak. Kaybeden takım, yoluna Dünya Grubu I Play-Off’unda devam edecek.

19-20 Eylül’de Neuquén’deki Estadio Ruca Che’nin kapalı sert kortunda oynanacak seride ilk gün saat 18.00'de Yankı Erel, dünya 22 numarası Francisco Cerundolo ile karşı karşıya gelecek. Ardından Mert Alkaya ile dünya 52 numarası Thiago Agustin Tirante mücadele edecek. Pazar günü 17.00’de başlayacak ikinci gün programında ise ilk olarak Tuncay Duran/Arda Azkara ikilisi, Guido Andreozzi/Andres Molteni çiftiyle karşılaşacak. Çiftler maçının ardından oynanması muhtemel tekler karşılaşmalarında bu kez Mert ile Cerundolo, Yankı ile Tirante karşı karşıya gelecek.

Bu tarihi eşleşme öncesinde Milli Takımımızın başarılı tenisçilerinden Yankı Erel sorularımızı yanıtladı.

Davis Cup’la ilk kez 2019’da tanıştın. Senin için bu organizasyon ne ifade ediyor?

Davis Cup, kariyerimde en özel anılarımın ve duygularımın biriktiği yer. Orada hissettiğiniz şeyin, takım olarak yaşadığınız duygunun başka hiçbir karşılığı yok.

İlk kez 2019’da Davis Cup kadrosunda yer aldım, ilk resmi maçımı ise 2020’de oynadım. Ama Davis Cup’ta kimin korta çıktığının çok da önemi yok. İnanın, o gün sahada kim oynuyorsa siz de o maçı onunla birlikte oynuyorsunuz.

O yüzden Davis Cup benim için hep çok özel olacak. Anlatması zor, ancak yaşayabileceğiniz bir duygu. Tenisi bırakana kadar da kariyerimin en özel parçalarından biri olarak kalacak.

Arjantin’in toprak yerine indoor hard court tercih etmesi sizi şaşırttı mı?

Evet, açıkçası takım olarak oldukça şaşırdık. Çünkü biz outdoor clay seçeceklerini düşünüyorduk. Arjantinlilerin toprak kortta her zaman bir adım daha iyi olduğunu biliyoruz ve hazırlığımızı da buna göre yapıyorduk.

Indoor hard haberini duyduğumuzda gerçekten şaşırdık. Türkiye’de oynasaydık biz de aynı zemini seçerdik. Dolayısıyla bizim açımızdan daha iyi oldu; sevdiğimiz bir zeminde oynayacağız.

Neden indoor hard seçtiklerini hâlâ tam anlayabilmiş değiliz. Ama sonuçta bizim için büyük bir avantaj oldu ve tabii ki bunu kullanmaya çalışacağız.

Daha önce Güney Amerika’da turnuvalar oynadın. Bu deneyimin Arjantin deplasmanına adaptasyonda avantaj sağlayacağını düşünüyor musun?

Evet. Bogotá dışında Arjantin ve Brezilya’da da turnuvalarda oynadım.

Oraya adapte olmak elbette biraz zaman alıyor. Tam da bu nedenle erken gidiyoruz ve yaklaşık bir haftalık kamp yapacağız. Adaptasyon bizim için zor olacak ama bununla başa çıkmanız gerekiyor; sporun bir parçası bu.

Hepimiz mümkün olduğunca çabuk alışmak, iyi bir kamp geçirmek ve elimizden gelen her şeyi yapmak istiyoruz.

Kâğıt üzerinde Arjantin açık favori. Türkiye’nin bu seride şansı var mı?

Açık konuşmak gerekirse bizi zor bir seri bekliyor. Sıralama ve tecrübe açısından rakip takım gerçekten bizden çok daha yukarıda. Kendi sahalarında oynuyorlar ve tribünden çok büyük destek alacaklarını biliyoruz.

Ama Davis Cup tek maçlık bir mücadele. Bu yüzden önce kendime, sonra bütün takıma çok büyük güvenim var. Her an her şeyin olabileceğini düşünüyoruz.

Son Davis Cup serimizde Sırbistan’a karşı Hamad Međedović’le oynadım. O sırada dünya 48 numarasıydı ve ben beş maç puanından maçı kaybettim. Davis Cup’ın nasıl bir yer olduğunu bu anlatıyor.

Ben sıralamalara çok takılan biri değilim, özellikle Davis Cup’ta. Sonuçta ülkeniz için mücadele ediyorsunuz. Bu yüzden takımıma güveniyorum. Biz oraya kaybetmeye gitmiyoruz. Bunu gerçekten içten söylüyorum. Kazanmak için gidiyoruz.

Arjantin’i yenersek Türk tenis tarihinde ilk kez yapılmış bir şeyi başaracağız, tarih yazacağız. Bunun farkındayız. Elimizden gelenin fazlasını vereceğiz.

Rakip oyuncuların bazılarını da uzun zamandır tanıyorum. Thiago Tirante ve Sebastián Báez’le aynı yaş grubundayız. Junior döneminde ve Futures turunda aynı turnuvalarda çok oynadık. Wimbledon’da çiftlerde Báez’e karşı oynadım, US Open’da ise teklerde Tirante beni final sette yenmişti. O dönemlerden gelen bir tanışıklığımız var.

Türkiye’de tenise verilen değeri nasıl görüyorsun? Son yıllarda bir değişim hissediyor musun?

Maalesef futbol, basketbol ve voleybolla kıyaslandığında tenis ülkemizde biraz daha az değer görüyor. Ama geçmişe göre daha fazla ilgi olduğunu düşünüyorum. Eskiden bu sporu bilen ve takip eden insan sayısı çok fazla değildi, son dönemde bu sayı ciddi biçimde arttı.

Sponsorluk tarafında ise kesinlikle daha fazla destek gerekiyor. Çünkü tenis takım sporu değil, bireysel bir spor. Her oyuncunun kendi ekibi var ve bu çok ciddi maddi destek gerektiriyor.

Geçmişte Çağla Büyükakçay ve Marsel İlhan, şimdi de Zeynep Sönmez’in Top 50’ye girerek yaptıkları Türk tenisinin dünyada daha görünür olmasını sağladı. Onlar sayesinde ülkemiz tenis açısından daha fazla tanınıyor.

Bence son dönemde ciddi bir gelişim var ve umarım daha da büyür. Tenisin voleybol, futbol ve basketbol kadar değer görmesini istiyorum. Daha fazla görünür olmasını ve daha fazla insan tarafından tanınmasını umuyorum.

Wimbledon gençler çiftler şampiyonluğunun üzerinden yıllar geçti. Bugün o kupaya baktığında ne hissediyorsun ve Türk tenisi için nasıl bir gelecek hayal ediyorsun?

Wimbledon kupası benim için gerçekten çok değerli, paha biçilemez. Özellikle Wimbledon olması beni daha da mutlu etmişti. Çünkü tenis hakkında hiçbir şey bilmeyen insan bile Wimbledon’ı bilir. Dünyanın en prestijli turnuvası olduğu için kazandığım şampiyonluğu benim için daha da özel hale getirdi.

Umarım ileride ülkemizden daha fazla Wimbledon şampiyonu çıkar. Teklerde ya da çiftlerde olması fark etmez. Bir gün teniste Arjantin gibi bir ülke olabilmeyi çok isterim. Top 100’de altı, yedi, sekiz oyuncumuz olsun. Bir Grand Slam’e gittiğimizde aynı turnuvada altı-yedi Türk oyuncu görelim. Umarım ülke olarak bunu başarabiliriz.