15 Nisan 2024, Pazartesi
Haber Giriş: 15.10.2022 14:17 | Son Güncelleme: 15.10.2022 23:24

Nike, Lionel Messi’yi nasıl kaybetti?

Nike reklamında “Adımı hatırla. Leo Messi” diyerek tüm dünyanın dikkatini üstüne çeken Messi, 2006 Dünya Şampiyonası’na hazırlanırken gizlice taraf değiştirip Adidas oyuncusu oldu. İşte Diego Maradona’nın Halefim dediği Messi’yi Adidas’a geçmeye iten o sebepler ve süreç boyunca yaşananlar
Nike, Lionel Messi’yi nasıl kaybetti?

Dünyanın en ünlü sporcuları Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo, Nike ile sponsorluk anlaşması imzaladı. Ancak sonrasında biri kaçıp gitti. Önümüzdeki Kasım ayında Dünya Kupası başlıyor. Dünyanın en popüler sporunun modern çağını tanımlayan ve normalde papalar ve ABD başkanlarına özel bir şöhrete birlikte sahip olan Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi, Katar’daki en büyük iki yıldız oyuncu olacak. 

Arjantinli deha ve Portekizli süper kahraman arasında süregelen rekabet, son 15 yıl boyunca ticaretlerinin en önemli aracı olan kramponları üzerinden bir bir zıtlıklar hikayesi olarak anlatıldı. Bir yanda milyarlarca dolar tehlikede olan Messi, Adidas giyerken diğer yanda Ronaldo, Nike giyiyordu.

Ancak bir zamanlar, futbolun Pepsi vs. Coke sorusuna verdiği cevabın karşıt taraflarında yer almadan önce Messi ve Ronaldo aynı takımda oynuyordu. 2006 Dünya Kupası’ndan önce kısa bir dönem için de olsa Nike, iki oyuncuyu da bünyesi altına almıştı. 

Kurnaz bir muhakeme gücü, uyanıkça bir zamanlama ve biraz şans sayesinde şirket, iki oyuncuyu da kariyerlerinin en başında fark etmiş ve Swoosh (Nike logosu) ailesine katmıştı. Nike’ın daha sonrasında teniste Roger Federer ve Rafael Nadal ile, ya da NBA’de LeBron James ve Kevin Durant ile imza atması gibi, kendilerini kısa bir sürede kuşaklarının en büyük oyuncuları olarak tanımlayacak bir çift genç yeteneği kazanmışlardı. Tek bir farkla: Bu sefer söz konusu, dünyanın en büyük sporuydu. Daha sonra Nike, birini kaybetti.

Messi'nin Adidas'a geçişi

Messi’nin Adidas’a geçiş sebebinin kaynağına dair farklı görüşler var. Hepsi, sonunda Nike’ın oğluna düzgün davranmadığına karar veren bir babaya bağlanan sebeplerin kombinasyonuydu. Ancak ne Nike ne de Messi ailesi bu konuyla ilgili bir yorumda bulunmak istedi. 

Bunun nasıl gerçekleştiği ise birçoğu anonim kalan Nike ve Adidas’ın eski yöneticileriyle, Messi ve Ronaldo’nun takım arkadaşlarıyla, antrenörler ve çevredeki diğer kişilerle yapılan düzinelerce görüşmeye dayanıyor.

1990’lara kadar çoğu Amerikalı gibi şirketin Beaverton’daki yöneticileri de futbolu, toplumun belli bir kısmına özel bir spor olarak görüyorlardı. Sonra Dünya Kupası 1994’te ilk kez ABD’de düzenlendi. Katılım ve bilet hasılatı rekorları kırıldı. Futbolun kuralları ilk kez bir Londra barında yazılmıştı ancak 200 yıl sonra nihayet Atlantik’in karşı kıyısında da kendisine bir dayanak noktası bulmuş gibi gözüküyordu. Dünyanın bir numaralı spor satışlarında 7. sırada yer alan Nike, artık işe karışmadan kenarda oturamayacağını fark etti.

Eski bir Nike yöneticisi, insanların şirketi o vakitlerde bir futbol markası olarak ciddiye almadığını belirtti. Bu algı, futbol hakkında hiçbir fikre sahip olmayan ancak ayakkabı satmayı çok iyi bilen bir grup çalışan sayesinde değişti. Çareyi, All-Star takımları yaratıp yıllar boyunca diğer herkesten daha fazla ayakkabı satarak futbol pazarını patlatmakta buldular. Bu çalışan grubunun bir parçası olan Jelly Helm “All-Star futbolculardan oluşan bir takım oluşturabilirsek, Avrupalı çocukların çıldıracağını biliyorduk” dedi.

Yasaklanan reklam

Avrupa futbolunda All-Star takımlar aslında yoktu. Ancak bu, Nike’ı durdurmak için yeterli bir sebep değildi. Bir futbol All-Star takımı hayalini gerçeğe dönüştürmek adına şirket, tarihindeki en masraflı reklama sermaye sağlamayı kabul etti. Kısa bir süre sonra dünya futbolunun en büyük isimlerinden bazıları, kiralık jetlere atlıyor ve Nike kramponlarını ayağına geçiriyordu. Nike’ın bir sonraki adımı, Apollo 13’ün özel efekt ekibini kiralamak oldu. Ekip, oyuncu menajerleri Şeytan olan ölümsüz şeytan futbolculardan bir ordu oluşturdu. 

Reklam, Good vs. Evil adıyla yayınlandı. Ancak bu reklam, FIFA tarafından kınandı, Danimarka’da sinema salonlarında yasaklandı, Cannes Film Festivali’nde ise onurlandırıldı. Nike, reklamın yayınlanmasından sonraki altı ay içinde Brezilya milli takımının resmi sponsoru olmak için 10 yıllık ve 400 milyon dolarlık anlaşma imzaladı.

2000’li yılların başında Nike’ın oyuna geç ama başarılı girişi sonucunda Manchester United, Brezilya, FC Barcelona ve dünyanın en iyi oyuncularının bir kısmı Nike logosunu üstlerinde taşıyorlardı. Her şeyden önemlisi Nike, Portekiz milli takımıyla hala iş birliği içerisindeydi. Atlantik’in ortasındaki Portekiz’in Madeira adasında doğan bir çocuğun farkına varmaları da bu şekilde oldu.

Avrupa’nın yarısı Ronaldo’nun dikkatini çekmek için yarışıyordu. Ancak Ronaldo, diğer kulüplerde geçirdiği süreden çok daha fazlasını geçireceği bir takıma katıldı. 2003’te Nike ile ortaklık kurdu. Henüz ortaokulda Arjantin’in Rosario şehrinden Barselona’ya taşınan Messi de gemideydi.

Ronaldo’nun Nike ile kurduğu ilişki o kadar verimliydi ki Ronaldo, 2016’da Michael Jordan ve LeBron James gibi isimlerin ardından markayla ömür boyu anlaşmaya imza atan üç sporcudan biri oldu. Messi’nin Nike ile ilişkisi ise biraz daha kısaydı, sadece üç yıl sürebildi.

"Başarısızlık öksüzdür"

Nike’ın Beaverton merkezinden, Messi’nin ellerinden nasıl kayıp gittiğiyle ilgili bir cevap hiçbir zaman çıkmadı. Ancak eski bir yöneticinin hatırladığına göre “Başarının birçok babası vardır, fakat başarısızlık öksüzdür” söylemi dilden dile dolanıyordu. Bu vakada ise sorun, belli bir babaydı. Messi’nin babası Jorge, oğlunun menajeri olarak çalışıyordu. İlk birkaç yıl boyunca, oğlunun Barcelona’nın sürekli tedarik ettiği Nike takımlarıyla dolaşmasına memnuniyetle izin vermişti. Nike’ın hissettiği ise memnuniyetten daha fazlasıydı, şirkette bir yıldızın doğmakta olduğunu görüyorlardı.

Yeni altın çocuğun doğuşu

Nike, 2005 yılında Barselona sokaklarında futbol topuyla hareketler yapan çocukların görüntülerini bir araya getirdiği bir reklam yayınladı. Reklamın sonunda kadraja, antrenman sahasında 25 metreden serbest vuruş yapıp topu kaleye sokan bir genç giriyor. Tepeden tırnağa Nike giyen genç, doğruca objektife bakıyor ve İspanyolca “Recuerda mi nombre” diyordu: Adımı hatırla. Leo Messi. 

Messi, bu reklamın çekildiği yıl 18 yaşına girdi. Yine aynı yıl Messi, Arjantin’i 20 yaş altı oyuncuların bulunduğu 2005 FIFA Dünya Gençler Şampiyonası’na götürdü ve futbolla ilgilenen herkes, artık Messi’yi göz ardı edemeyeceklerini öğrendi. En büyük futbolculardan biri olarak görülen Arjantinli efsane Diego Maradona “Lionel Messi benim halefim olacak. O, yeni altın çocuk olacak” dedi.

Barselon’dan Beaverton’a kadar herkes, Messi’nin bir sonraki adımının 2006’da Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası olması gerektiğini biliyordu. Nike, bir yıl önceden hazırlıklara başladı. Barcelona’da Messi ile bir fotoğraf çekimi ayarladı ve Messi’nin repertuarındaki tüm hareketleri tekrar tekrar yaptırıp her açıdan çekti. Ancak ertesi yılın başında Nike, tüm bu çekimleri çöpe atmasına sebep olan bir telefon aldı. Messi artık bir Adidas oyuncusuydu. 

Nike yöneticileri duyduklarına inanamıyorlardı. Şirket, Messi’nin o zamana kadar oynadığı tek profesyonel kulübün sponsoruydu ve kendisiyle de 14 yaşından beri bireysel anlaşmaları vardı. Swoosh ile ömür boyu bir bağ kurmak için tek bir aday olsaydı o da Messi olurdu. Adidas, 1950’lerde ilk modern futbol ayakkabısını yarattığı günden beri futbola hükmediyordu.

En seçkin kulüplere, en iyi oyunculara ve 1970’ten beri her bir turnuva topunun üretimini üstlendiği Dünya Kupası’na da sponsor oluyordu. Ancak tüm bunlara rağmen, Adidas’ın Messi’yi güçlü bir rakipten tabiri caizse çalması hiç olası durmuyordu. Jorge Messi’nin, Nike’ın oğluna iyi davranmadığını dile getirmesiyle, Messi’nin Adidas’a geçişinin tüm sebepleri tek bir noktada toplanmış oldu. Kısacası Adidas, Messi’ye giderek artan teklifler sunarak yarışta bir adım öne geçerken Nike’ın eski yöneticileri, Oregon’daki para babalarının bir genç uğruna savaşa girmeyi reddettiklerini hatırlıyor.

Nike yaptığı açıklamalarda bu işin peşini bırakmayacağını söyledi. Zira yıllar boyunca geçerliliğini koruyacak olan bir anlaşmanın varlığı söz konusuydu. Bir şirket sözcüsü, Nike’ın Lionel Messi’yle bir anlaşması olduğunu ve şirketin, bu anlaşmayı yerine getirmek için gereken tüm önlemleri almaya hazır olduğunu belirtti. Jorge Messi’nin cevabı ise anlaşmazlığın çözülmesi gereken yerde çözüleceği yönündeydi.

Jorge Messi burada İspanyol mahkemelerini kastediyordu. Nike’ınsa tek sorunu, ortada herhangi bir sözleşme olmamasıydı. Yasal olarak bağlayıcı bir sözleşme hiçbir zaman olmamıştı veya artık geçerliliği yoktu. 1 Şubat 2006’da Messi, Copa del Rey maçı için bir çift Adidas F50 giyerek Barselona sahasına çıktı.

Nike’ın kendini teselli etmesinin tek bir yolu vardı. Eski bir yönetici, meslektaşlarının içten içe Ronaldo ile karşılaştırıldığında Messi’nin kamusal bir kişi haline gelmesini sağlayacak özelliklere sahip olmadığını söylediklerini hatırlıyor.

Bu makale, Wall Street Journal’dan Joshua Robinson ve Jonathan Clegg’in Kasım’da yayınlanacak olan “Messi vs. Ronaldo: One Rivalry, Two GOATs, and the Era That Remade the World’s Game” kitabından uyarlanmıştır.