08 Eylül 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 07.09.2026 23:20 | Son Güncelleme: 08.09.2026 00:30

Soykırımcıya ağıt: Barut fıçısı Sırbistan tribünlerinde neler oluyor?

Ratko Mladiç’in Kızılyıldız ve Partizan taraftarlarını bir araya getirmesi, tarihsel bir mirasın bir biçimde devam ettiğini gösteriyor. Tribündeki postere ve ortak saygı duruşuna bakıp şu soruyu yanıtlamak gerek: Kim, neyin etrafında birleşiyor?
Soykırımcıya ağıt: Barut fıçısı Sırbistan tribünlerinde neler oluyor?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Özgür Dirim Özkan

Balkan tribünleri genellikle pek de “temiz” olmamasıyla bilinir. Mafya ve siyasetçilerle iç içelik, önü alınmayan ve her türlü şiddetin meşru sayıldığı bir vandalizm ve dahası sonu soykırıma, etnik tecavüze varan bir aşırı milliyetçilik. Kimileri bu haliyle Balkan tribünlerini “folkorik” bir öğe olarak kutsuyor ama geçen hafta sonu Belgrad’da yaşanan rezalet en baba oryantalisti bile mahcup duruma düşürecektir.

Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Belgrad derbisinde iki rakip takımın taraftarları, Bosna Savaşı’nda soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan hüküm giymiş Ratko Mladiç için saygı duruşunda bulundu, adını birlikte haykırdı. Kızılyıldız tribünlerinde Mladiç’in dev bir portresi açıldı, portrenin altında “Pravac Potočari” (Potoçari yönü) pankartı dikkat çekti. 1995’te sivil Boşnakların sığındığı BM karargâhı Potoçari’deydi ve “Pravac Potoçari” Mladiç’in Srebrenitsa’yı ele geçirdikten sonra yapacağı katliamı işaret eden meşhur kanlı repliğidir.

Ezeli rakiplerin taraftarları, “on yıllardır görülmemiş” bir biçimde rekabeti bir kenara bırakarak hep birlikte Mladiç’e saygı duruşunda bulundu.

Daha da kötüsü Sırbistan kamuoyunun bir bölümü bu görüntüyü, rakip taraftarların dostluğu olarak alkışladı. Oysa tribünlerdeki birlik, barışın değil, suçun ortaklaştırılmasının birliğidir.

“Bir grup holigan” mı?

Futbol tribünleri yalnızca maç izlenen yerler değildir. Taraftar grupları, sembollerin üretildiği, kimliklerin sergilendiği ve toplumsal öfkelerin de görünür hale geldiği alanlardır. Bir pankart, bir koreografi, ya da bir tezahürat, çoğu zaman maçın kendisinden daha fazla şey anlatır. Belgrad’daki derbide de futbol, Ratko Mladiç’in üzerinden soykırımın, savaş suçlarının Sırp milliyetçiliği tarafından nasıl algılandığı üzerine çok şey anlatıyor ve yaşananları “bir grup holiganın taşkınlığı” diyerek geçiştirmek mümkün değil.

Kızılyıldız tribünleri uzun zamandır Sırp milliyetçiliğinin en görünür mekânlarından biri. 2006 yılında Kızılyıldız’ın Slovan Liberec’le oynadığı UEFA Kupası maçını izlemek için Belgrad’daydım. Bundan önceki bir maçta Kızılyıldız taraftarları “Kosovo je srce Srbije” (Kosova Sırbistan’ın kalbidir) yazılı bir pankart açtıkları için UEFA tarafından cezalandırılmıştı. Bu nedenle o maçta aynı mesaj doğrudan yazılmadı. Tribünlerde binlerce posterle yalnızca “1389” sayısı gösterildi.

Bu posterler, Sırp milliyetçi hafızasında 1389’da gerçekleşen Kosova Meydan Savaşı’na gönderme yapıyordu. UEFA’nın pankartı yasaklaması, mesajı ortadan kaldırmamıştı. Sadece mesajın biçimi değişmişti. Tribün, siyasi sembolleri dolaşıma sokmanın yeni bir yolunu bulmuştu.

Bu olay, futbol tribünlerinin milliyetçi kurguyu günlük tepkilerle değil, siyasi bir program doğrultusunda ve hatta örgütlü bir biçimde oluşturduğunu gösteriyor.

Eski Yugoslavya’da bu ilişki yumağı daha da sert bir biçimler almıştı. Yirmi yıl önce “Yugoslavya’da Futbol: Yeniden, Birlikte… Mümkün mü?”(1) başlıklı bir makalede, futbol tribünlerinde kullanılan sembollerin nasıl önce siyasi, ardından askerî bir anlama büründüğünü anlatmıştım. O dönemin taraftar grupları yalnızca maçlarda kavga eden gençlerden oluşmuyordu. Bazıları milliyetçi örgütlenmelerin toplumsal tabanını oluşturuyor, bazıları da savaş sırasında doğrudan silahlı gruplara katılıyordu.

Arkan ve “tribünlerin enerjisi”

Bu dönüşümün en bilinen örneği Kızılyıldız’ın taraftar grubu Delije’ydi. Taraftar lideri Željko Ražnatoviç, bilinen takma adıyla Arkan, tribünlerin enerjisini savaş alanına taşıdı. Delije’den devşirdiği holiganlarla Sırp Gönüllü Muhafızları’nı, daha çok bilinen adıyla Kaplanlar’ı kurdu. Bu grup Bosna-Hersek’te sivillerin öldürülmesi, etnik temizlik ve kitlesel tecavüzlerle anıldı. Tribünde örgütlenen şiddet, cephede gerçek bir paramiliter güce dönüştü.

Yugoslavya’da savaşın futbolla başladığı artık bıkkınlık veren bir klişedir. Öte yandan futbol savaşı başlatmadı ama savaşın toplumsal dilinin oluştuğu çok önemli alanlardan biri oldu.

13 Mayıs 1990’da Zagreb’deki Maksimir Stadı’nda oynanan Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçı bu dönüşümün en güçlü sembollerinden biri olarak hafızaya kazınmıştır. O gün tribünlerde başlayan çatışmalar sahaya sıçradı, maç uzun süre oynanamadı. Dinamo Zagrebli Zvonimir Boban’ın Yugoslav polise tekme atarken görüntülenmesi, onu Hırvat milliyetçileri açısından bir kahramana dönüştürdü. Zagreb’de, halen bu maçın anısına dikilen bir anıt Maksimir Stadı’nın girişinde bulunur.

Yugoslavya’daki savaşın bir futbol maçıyla başladığını söylemek elbette tarihsel olarak doğru değildir. Savaşın nedenleri çok daha derin ve karmaşıktı. Maksimir’deki olaylar, savaşı başlatan neden değil, toplumdaki parçalanmanın stadyumda görünür hale geldiği anlardan biriydi. Futbol sahası, siyasal gerilimin toplumsal bir gösteriye dönüştüğü yerdi. Tribünler ve genel olarak futbol bu suç ortaklığının hesabını vermediği için, görünen o ki bu özelliğini hala muhafaza ediyor.

Bugün Ratko Mladiç’in adının Partizan ve Kızılyıldız taraftarlarını bir araya getirmesi, bu tarihsel mirasın başka bir biçimde devam ettiğini ortaya koyuyor. Burada futbolun birleştirici gücünden söz edebilmek için önce şu soruya cevap vermek gerekir: Kim, neyin etrafında birleşiyor?

Rakip taraftarların birlikte şarkı söylemesi, ortak bir koreografi açması veya kavga etmemesi kendi başına “sahalarda görmek istediğimiz” bir durum olabilir. Fakat ortak sembol, Srebrenitsa’da öldürülen 8372 Boşnak erkek ve çocuğun katillerinden biri ise bu birliktelik masum değildir. Mladiç’in tribünlerde kahramanlaştırılması, yalnızca geçmişte işlenmiş suçların inkârı değil, mağdurlara, onların yakınlarına ve bugün hâlâ savaşın sonuçlarıyla yaşayan Bosnalılara yöneltilmiş alçakça bir meydan okumadır.
Geçen hafta Oksijen’de yayımlanan yazımda (2), Mladiç’in soykırım suçlusu olarak hapiste ölmesinin tek başına adalet anlamına gelmediğini yazmıştım. Çünkü onun ölümünden sonra da siyasal mirası, inkâr kültürü ve savaşın etnik temizlikle şekillendirdiği Bosna-Hersek içindeki Republika Srpska ayakta kaldı. Belgrad’daki tribünler şimdi bu mirası yeniden üretiyor.

Bu nedenle sorumluluk yalnızca UEFA’nın vereceği bir para cezasına bırakılamaz. UEFA pankartları yasaklayabilir, kulüpleri cezalandırabilir, tribünleri kapatabilir. Fakat UEFA, bir toplumun savaş suçlularını neden kahramanlaştırdığını çözemez. Bunun sorumluluğu öncelikle Sırbistan’daki siyasal aktörlere, kulüp yönetimlerine ve güvenlik makamlarına aittir. Bunun sorumluluğu soykırım üzerine inşa edilen Republika Srpska’nın meşruluğunu ve Sırbistan’ın soykırımdaki rolünü sorgulamayan, başta BM olmak üzere uluslararası aktörlere aittir.

Kızılyıldız yönetimi, taraftar gruplarının arkasına saklanmamalı. Ratko Mladiç’in açık biçimde mahkûm edildiğini ilan etmelidir. Sırp makamları, savaş suçlularını yücelten örgütlü tribün yapılarını yalnızca maç güvenliği sorunu olarak değil, nefret siyaseti ve tarihsel inkâr sorunu olarak ele almalıdır. Fakat bunun ötesinde Sırbistan’ın soykırımdaki rolü ve daha da önemlisi soykırımın yarattığı açık alan üzerine inşa edilen Republika Srpska’nın meşruiyeti yeniden masaya yatırılmalıdır.

Futbolda bazen maç kazanılır, bazen kaybedilir. Fakat bir tribün, soykırım suçlusunu kahramanlaştırdığında kaybedilen hafızadır, adalettir ve futbolun toplumları bir araya getirebileceğine dair inançtır. Bir soykırımcının futbol tribünü gibi popüler bir kamusal alanda kahramanlaştırılmasının da ötesinde, bu rezilliğin kamuoyu tarafından olumlanması ise kesinlikle tahammül edilmemesi gereken toplumsal bir suçtur. 




(1) ÖZKAN, Özgür Dirim (2007) Yugoslavya’da Futbol: Yeniden, Birlikte... Mümkün mü?, KARACASU, B., YELKENCİ, Ş. (der.) Piknikte Dömivole: Erdinç Sivritepe’ye Armağan içinde, İletişim Yayınları, İstanbul.
(2) “Ratko Mladiç: Bir Soykırımcının Ardından…” https://gazeteoksijen.com/dunya/ratko-mladic-bir-soykirimcinin-ardindan-287735


Özgür Dirim Özkan, ODTÜ Sosyoloji lisans, ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler yüksek lisans eğitimlerinden sonra Yeditepe Üniversitesi Sosyal Antropoloji doktora programını tamamlamdı. 2010 yılından bu yana sosyal projelere danışmanlık yapıyor. Saraybosna’da futbol taraftarlığı üzerine hazırladığı doktora tezinden bu yana yarı zamanlı olarak Saraybosna ve Ankara’da yaşayan Özkan’ın Balkanlar, futbol ve sosyoloji üzerine yazdığı makaleler yaklaşık 15 yıldır farklı gazete ve dergilerde yayımlanıyor.