25 Eylül 2022, Pazar
Haber Giriş: 02.04.2021 06:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:15

Avrupa’nın plastiği Adana’yı zehirliyor

Türkiye son birkaç yılda Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçılarından biri oldu. Mersin Limanı da, Avrupa’dan Çin’e dönerken çöp taşıyan gemilerin en sık uğradığı duraklardan... Atıklar geri dönüştürülmek üzere başta Adana olmak üzere birçok kente yayılıyor. Sonrası ise tatsız. Usulüne uygun dönüştüren var ama yol kenarına atan ya da ateşe verip giden de çok...
Avrupa’nın plastiği Adana’yı zehirliyor
Editör Editör
Nimet Kıraç
Halep’teki evlerinin bombalanması üzerine altı sene önce ailesiyle Adana’ya sığınan 24 yaşındaki Abeer Muhammed ve dört kardeşi, sabahtan akşama kadar Avrupa’dan ithal edilen ambalajları ayırarak geri dönüşüme uygun hale getiriyorlar. Babasının üç karısı olduğunu ve ondan maddi destek almadıklarını söyleyen Abeer, ayrıştırdığı ambalajın hangi ülkeden geldiğine ilgisiz. Doktor olmak istediğini söyleyen göçmen kadın, ambalaj ayrıştırmayı tarlada çalışmaya tercih ediyor. “Memnunuz, çok şükür, para kazanıyoruz” diyor. Sürekli eğilip aldığı plastik ambalaj, az sonra geri dönüştürülmüş ve ürün haline gelmiş granül şeklini alacak. Yıkama havuzuna gönderilen plastikler önce kesilip küçük parçalar haline geliyor, sonra, yüksek ısıya maruz kaldıkları bir sürecin sonunda, mercimek tanelerine benzeyen, iç ve dış ticarete hazır granül oluyorlar.  Abeer ve bu tesiste çalışan yaklaşık 50 işçinin gün boyu ayırdığı ambalajlardan tonlarcası konteynerler içinde binlerce kilometre uzaktaki İngiltere, Almanya, İsviçre ve Fransa gibi ülkelerden satın alınarak Türkiye’ye deniz yoluyla getiriliyor. Türkiye’nin güneyindeki geri dönüşüm sektörü, Çin’in 2017’de yabancı plastik atık ithalatı kısıtlamasından bu yana hareketli. Mersin Limanı, Avrupa’dan Asya’daki merkezlerine dönen gemilerin ara duraklarından biri haline gelmiş durumda. Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre, Avrupa’nın 2019’da tükettiği plastiğin en büyük alıcısı, 582 bin 296 ton ile Türkiye oldu. Türkiye’ye en çok atık gönderen ülke 154 bin ton ile İngiltere, ardından İtalya, Belçika, Almanya ve Fransa sıralanıyor. 2020’de ise İngiltere’den çöp ithalatı yüzde 36 artarak 20 bin 600 tonu buldu. Çin, Yeşil Duvar adını verdiği yasa öncesi, İngiltere’nin bir yılda çıkardığı plastik atığın üçte ikisini satın alıyordu.

Dönüşen yüzde 9

Plastiklerin geri dönüşümü, pratikte arzu edilen başarıya ulaşmış bir metot değil. Greenpeace, 1950’lerden bu yana üretilmiş tüm plastiğin yalnızca yüzde dokuzunun geri dönüştürüldüğünü belirtiyor. Türkiye kendi çöpünü ayrıştırma adımlarını daha yeni yeni atmaya başlamışken, her gün tonlarca plastik alımı, yasadışı faaliyetlere de zemin hazırlıyor. Bu durumun adını koyup raporlaştıran ise uluslararası kriminal polis teşkilatı Interpol. Interpol’ün Ağustos’ta yayımladığı Türkiye’de yasa dışı atıklar tehlikesine dikkat çeken 2020 tarihli raporda, atıkları bertaraf etmek için çıkartıldığı düşünülen yangınlara Türkiye’de de rastlandığı belirtiliyor. Adana’da şehir merkezinin dışındaki sanayi bölgesine paralel bir yolun kenarına bırakılmış çöpler, bozuk düzenin çarpıcı gerçeğini resmediyor: İklim kriziyle mücadelede öncü olmayı hedefleyen Avrupa ülkelerinden buraya kadar boşu boşuna getirilmiş gıda paketleri, tarlaların dibine tepelenmiş, atıl bir bekleyişte. İzmir, Kemalpaşa’da 2019’da görüntülenen balyalanmış haldeki tonlarca İtalya plastiği de hala beklemede.

‘Asıl çevreci biziz!’

1985’te Diyarbakır’dan göçtüğü Adana’da hurdacılığa başlayan Eşref Çiçek, kentin en eski plastik firmalarından Yunus Plastik’i kurmuş. Ona göre, “çöp” diye bir şey yok. “Hepsi hammadde, geri dönüşür. Hiçbir şey ziyan olmaz. O çevrecilerin çektiklerini al, gelelim, bu havuzda yıkayalım. Hepsi tertemiz olur.” Çiçek, bu işin ticaretini yakından tanıyor; ambalajın kalitelisini, kalitesizini ticaret ortaklarının yolladıkları fotoğraftan çıkarabiliyor. Ancak birçok işletmeci gibi, herhangi bir çevre eğitimi yok. Oğlu Muhammet, çevre konusunda kendini yetiştirdiğini söylüyor. “İçimde çok ikilem yaşadım, acaba ben iyi bir iş yapıyor muyum diye. Sonuçta, toplum için, çevre için iyi bir iş yaptığımızı düşünüyorum.” Aynı zamanda Greenpeace’e üye olduğunu söyleyen Çiçek, sektörünün risklerinin farkında olduğunu da ifade ediyor. İngiltere’nin Sri Lanka’ya 2020’de yolladığı konteynerlerden ceset parçası ve tehlikeli atıklar çıktığı haberi, denetimi oldukça zor olan atık ticaretindeki riskin önemli bir boyutunu gözler önüne serse de, tehdidin tek örneği bu değil. Malezya, Filipinler ve Endonezya da geçen yıllarda Avrupa’dan satın aldıkları atıkları “tehlikeli” oldukları gerekçesiyle geri gönderdi. Benzer tedirginlikler karşısında, Avrupa Birliği, 2021’in başından itibaren, OECD ülkeleri dışındaki üçüncü dünya ülkelerine atık ihracatını yasakladı. Türkiye ise 2021 itibariyle karışık kodlu plastiklerin ithalatına yasak getirdi. Eşref Çiçek ise yasakların sektörü tedirgin ettiğini anlatıyor. “Çin, ithalat yasaklamasını ilk getirdiği dönem muhtelif olaylar yaşandı, ama şu an yurtdışından üzerine para alarak buraya karışık atık getiren yok” diyor ısrarla. “El arabalı Suriyeliler döküyor varsa da” yorumunu yapıyor yol kenarına bırakılmış atıklar için. Bu işin sorumluları, ruhsatı olmayan, merdivenaltı işletmeler, Suriyeli vatandaşlara ceza kesilemediği için onları kullanıyorlar, olan sonunda ruhsatlılara oluyor görüşünde. Şakirpaşa’daki tesisinde kaliteli ve temiz ambalajları dönüştüren Çiçek, hammaddesini, yani plastik ambalajı dövizle almak zorunda olduğu için üzgün olduğunu, elinden gelse yalnızca Türkiye’deki plastikleri dönüştüreceğini söylüyor. İhlalleri kamuoyuna duyuran çevrecilere de öfkeli. “Yüz binlerce insan bu sektörden ekmek yiyor” diyor: “Asıl çevreci biziz! Biz olmasaydık buralar ne olacaktı, bunu düşündün mü?”

Estonyalının  çabası

Üç yıl önce eczacı Abdurrahman Yılmaz evlenerek Adana’ya yerleşen Estonyalı Sindy Yılmaz’ın, üç yaşında ikizleri var. Yılmaz, yabancı atıkların yaşadığı kentte çevreye saçılmasından rahatsız. Basın üzerinden sesini duyurmak istediğini, çevre bakan yardımcısı Adana’ya geldiğinde elinde çöpten bulduğu Avrupa plakasıyla bekleyip yıllardır yaşadığı tedirginlikleri anlatmak istediğini, ancak izin verilmediğini söylüyor. “İlk defa Eylül 2018’de bu kokuyu aldım. Yemek yaparken bir şey yanıyor dedim, dışarıdan plastik kokusu geliyor. Çocukları yorgana sarıp içeri götürüp sakladım, pencereleri kapattım.” Sonrasında yanık plastik kokusu devam edince, eşi belediyeye gitmiş, bölge toprakla kapatılmış fakat bir süre sonra koku başka bir yerden gelmeye başlamış. “Gece yarısı birden uyandım.  Pencereleri açmak istedim, açınca duman geldi. Karahan Belediyesi ‘İlgileneceğiz’ dedi eşime. Sürekli yanıyor yani... Haziran’da gazetecileri çağırdım. Sonbaharda da Alman gazetecilerle karşılaşınca, o zaman Avrupa çöpü olduğunu anladım. Bir baktım, İngiltere, Almanya, Fransa... O zaman beynim açıldı, dedektif gibi takip etmeye başladım.” Türkiye macerası yıllar önce bir Akdeniz tatili ile başlayan Yılmaz, şimdi Akdeniz kıyısındaki Adana’nın Avrupa çöpüyle de kirlendiğini gördüğünde, en belirgin duygusunun kızgınlık olduğunu söylüyor. “Ben asla ithalat yasaklansın demiyorum, kimsenin ekmeğiyle oynamıyorum. Sadece düzgün dönüştürsünler” diyor. Öte yandan Karahan Mahallesi’ndeki atık sorunuyla ilgili olarak İl Çevre Koruma Müdürlüğü’nün Oksijen’e açıklaması oldukça kısa ve net: “Boş arazilerde atık yakan kişi ve kurumları özellikle ihbar üzerine takip ediyoruz ve ceza yazıyoruz.”

‘Maliyetler düşük, böyle sürer’

Onlarca çevreci kuruluşu çatısı altında bulunduran Avrupa Çevre Bürosu (EEB) Atık Politikaları Danışmanı Piotr Barczak, Oksijen’e meselenin Avrupa’dan nasıl göründüğünü anlattı: “Aslında Avrupa ülkelerinin yerel seviyede kargoları kontrol edip yollama gibi bir isteği veya mekanizması olmadığını görüyoruz... Basel Anlaşması, gönderen ile alıcı arasında bir önden bilgilendirme mutabakatı olmasını öngörüyor. Ancak İtalya örneğinde gördüğümüz gibi, Tunus’un satın aldığı ve iade etmek istediği atıklarla ilgili, devlet süreçte kendisi yer almadığı için suskun.” Barczak, önden bilgilendirme işleminin taraflara zaman ve kurallar çerçevesi sunduğunu, ancak maksimum denetim ve izleme süreçleri için oldukça verimsiz bir yöntem olduğunu anlattı. Covid-19 salgınıyla beraber Avrupa’nın plastik tüketiminin oldukça arttığını kaydeden Barczak, bu artışın atık ithalatına yansıyıp yansımayacağının belirsiz olduğunu, ancak maliyetler Türkiye’de daha düşük olduğu için, Avrupa’nın atığını buraya göndermeye devam etmesinin beklendiğini kaydediyor.

Çikolatadan çorbaya her şey var

Adana’nın Sarıhamzalı, Karahan ve Kuyumcular mahallelerinde görüntülediğimiz ithal plastik atıkların arasında tüm, parçalanmış ve yanmış birçok tür mevcuttu. Sosis paketi, süt kutusu, köfte ambalajı, hazır çorba paketi, Cadbury çikolata; Tesco ve Sainsbury’s gibi bilindik markaların gıda ürünlerinin paketleri, pet şişe ambalajları, bira tenekeleri ve şişe kapakları, oyuncak bebekler, köpek maması paketi ve soslar vardı. Kuyumcular ve Sarıhamzalı’da görüntülenen plastik atıkların büyük bir kısmı yanıp kül olmuş, tarım alanlarının yanında öylece duruyorlardı.

Akdeniz’i en çok kirleten ülkeyiz

Karataş’taki Akyatan Lagünü’nün değil beş sene, bir dakika bile kirliliğe maruz kalmaması gerek. Türkiye’nin en büyük kumullarının yer aldığı ve nesli tehlike altında olan yeşil deniz kaplumbağasının (Chelonia mydas) Akdeniz’deki en önemli yuvalama alanlarından birisi olan lagün, 1987 yılından beri yaban hayatını geliştirme sahası olarak korunmakta, ancak plastik kirliliği maalesef burayı da es geçmiyor. Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) Türkiye Plastik Projeler Müdürü Tolga Yücel, Akdeniz Plastik Kirlilik Raporu bağlamında meseleye şöyle değiniyor: “Kaynakta ayrıştırma meselesiyle başlıyor konu. Türkiye, ancak kaynakta ayrıştırmaya başlarsa kayıtdışı atık meselesini çözebilir.” Türkiye’nin Akdeniz sahillerini en çok kirleten ülkelerden biri olduğunu söyleyen Yücel, Çin’in getirdiği atık kısıtlamasıyla küresel sektörün Türkiye’ye kaymasının tüketim toplumunun bir sonucu olduğunu ifade ediyor.

“Bunu yapan insan”

Bütün bu çalışmalar sistemsel eksiklere rağmen devam ederken, Küçükkarataş Köyü’nde doğup büyüyen balıkçı Ramazan Arıcı lagünün bugünkü hali için kederli, geleceği içinse epey endişeli. Çocukluğunun geçtiği, sazlıkların arasına gizlenmiş dalyanı kendi çocuklarına bildiği haliyle bırakamayacağı için hüzünlendiğini söyleyen balıkçı, balığın tadının da artık bozulduğunu söylüyor. “Dalyanın bir etkinliği kalmadı artık; ben çocukken tertemizdi. Üzülüyorum kirleten insanları gördükçe. Bunu yapan da insan.”

‘Atık ithalatı tamamen yasaklanmalı’

Avrupa Birliği, tek kullanımlık plastiklerin üretimini Mayıs 2019’da yasakladı. Greenpeace Akdeniz, “Tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını talep ettiğimiz gibi plastik atık ithalatının da yasaklanmasını istiyoruz” kampanyasını sürdürüyor. Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Projeler lideri Nihan Temiz Ataş, “karışık” kodlu atık ithalatının 31 Aralık 2020 tarihli tebliğ ile yasaklanmış olsa da ithalata nasıl etki ettiğini önümüzdeki günlerde anlaşılabileceğine dikkat çekti. “Söz konusu yasak ancak çok sıkı bir denetimle uygulanabilir. Maalesef bugüne kadar gördüklerimiz bu konuda şüpheci olmamıza neden oluyor. Üstelik bu yasak atık sorununa da kesin çözüm getirmiyor. Talebimiz atık ithalatının tamamen yasaklanması. Çünkü Türkiye henüz kendi çöpüyle baş edemiyor. Sıfır atık politikaları gereği Türkiye önce kendi çöpünü düzgün şekilde geri dönüştürmeli.”

‘Çevre hammadem’

Türkiye, küresel sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen Paris İklim Anlaşması’na taraf olmamış tek G20 ülkesi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Atık Yönetimi Koordinatörlüğü yapan Doç. Dr. Çağdaş Gönen, sivil toplum kuruluşlarının bu ortak ithal atık sorununa hayli agresif yaklaştığını düşünüyor. “Tek kazanıma odaklanılıyor. Denetimlerin sıkı olduğunu biliyorum, Bakanlık tek tek açıp konteynerlere bakıyor” diyen Gönen, “İyi olanlar kadar art niyetli olanlar da var sektörde, ben onlara vicdansız diyorum. Sonunda herkes suçu birbirine atıyor, olan doğaya oluyor”görüşünde. “Çevre benim hammaddem, ona iyi baktıkça o da bana iyi bakar görüşü sektörde yaygınlaşıyor” diyen doçent, Sıfır Atık projesi ile anasınıfından itibaren kesintisiz çevre eğitimi verilmesi planına güveniyor.  PAGEV, yani Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı ise, 2040’ta plastiklerin yüzde yüz geri dönüştürülerek kullanılacağını taahhüt ediyor. Yani, sürdürülebilir bir modele, daha çok seneler var, ancak Gönen, Sıfır Atık projesinin hayata geçmesi için beş yıllık bir vaat veriyor. “Niğde Üniversitesi’nde geri dönüşüm tesisi kurduk ve bu altyapı eğitimle birleştiğinde atık kalitesinin büyük oranda düzeldiğini gördük” diyor. “İşin zaman alan kısmı, bilgi ve davranış. Kesintisiz eğitim burada çok önemli.”