02 Temmuz 2022, Cumartesi
Haber Giriş: 23.04.2021 06:00 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:15

"Büyükler yüzünden okula gidemiyoruz!"

23 Nisan'da sözü çocuklara verelim dedik, bin isyan işittik... 6 yaşındaki Merve’ye “Koronavirüsten sıkıldın mı?” diye soruyorum, ellerini açıp “Yaaniii...” demesini bir görmelisiniz. “Birçok kişi hasta oldu, öldü. Okula gitmek istiyoruz, gidemiyoruz. Büyükler kurallara hiç dikkat etmiyor ki! Çok basit, maskeni tak, mesafeye dikkat et, elini yıka.” 7 yaşındaki Çınar eksiği tamamlıyor: “Bir de aşı ol!”
"Büyükler yüzünden okula gidemiyoruz!"
Editör Editör
Mine Şenocaklı
minesenocakli@gmail.com 23 Nisan’da söz çocuklarındır ya, pandemi kısıtlamalarında çocuklar neler düşünüyor bir soralım, onlarla dertleşelim istedim. Yağmurlu, soğuk bir günde, bomboş parklarda, sokaklarda çocuk aradım. Çocuk sandıklarımın her biri yetişkinlerden çok daha akıllı çıktı. Kimisi rakamlarla halimizi özetledi, kimisi yetişkinlerin sorumsuzluğunu bir cümleyle ifade etti.
Çınar (7):
Çınar (7): "Okulu çok özledim"
İlk durağım Kağıthane-Nurtepe, zira aklımda hep çok sevdiğim, ikinci sınıfa giden yeğenim Çınar var. Neredeyse 1.5 aydır görüşmüyoruz. Hem onu bir göreyim, hem de nasıl olsa o arkadaşlarını toplar, onlarla da konuşurum diyorum. Bir gözüm yol boyunca çocuk parklarında ve ortada tek bir çocuk yok. İşin garibi sokaklarda da in cin top oynuyor. Oysa bu semtte sokaklarda çocuk sesleri hiç eksik olmaz. Derken Covid-19 bir kez daha çıkıyor karşıma, öğreniyorum ki Çınar’ın en yakın arkadaşı ve kuzeni Çağdaş da virüse yakalanmış ve ailece hastalar...  En azından Çınar’ı korumak için eve gitmiyoruz, parkta buluşuyoruz. Koca parkta ben, Çınar ve annesi, bir de foto muhabiri arkadaşım, başka tek Allah’ın kulu yok. Hep birlikte park park dolaşıyoruz, tek bir çocuk bulamıyoruz! Bari Çınar’la konuşayım diyorum ama o da pek istekli değil. Galiba bu kasvetli hava onu da etkilemiş. Neyse ki rakamları çok sevdiğini bildiğimden, bir şekilde konuşturuyorum. 

“İsrail’de artık kimse maske takmıyor, ben de İsrail’e gitmek istiyorum”

“Covid-19’da rakamlar ne durumda?” diye soruyorum. Bana hep ismimi iki kez tekrarlayıp hitap eder. “Mine Mine biliyor musun...” diye başlıyor söze: “Eskiden Türkiye haritasında siyah yoktu, artık var, yeni çıktı, Çanakkale ve İstanbul siyah... Çünkü bu şehirlerde neredeyse 100 bin kişide bin kişi hasta. Galiba İstanbul’da 920, Çanakkale’de 962... Ama Çanakkale’nin bir köyünde sıfır hasta var, çünkü köylerine yabancıları sokmuyorlarmış, kendileri de köyden çıkmıyorlarmış.” Çınar, henüz yedi yaşında, ama çok meraklı bir çocuk ve rakamlara da pek çok yetişkinden, hatta yetkiliden daha hakim. Bakın: “Dün vaka sayısı 55 bindi, ölenlerin sayısı 312 oldu. Bir gün önce de vaka sayısı 62 bin kişiydi, 288 kişi ölmüştü. Hasta sayısı azalıyor ama ölümler artıyor.”  O böyle akıllı akıllı konuşurken bir soru daha soruyorum, “Sence bu gidişle ne olur?” Hiç düşünmeden cevaplıyor: “Artar... Çünkü dışarı çıkanlar çok, biz çocuklar çıkmıyoruz ama büyükler hep dışarıda. 1.5 metrelik mesafeye de uymuyorlar. Maske de takmıyorlar. Biliyor musun Mine Mine, İsrail’de artık kimse maske takmıyor, herkes rahatça dışarı çıkıyor, dolaşıyor. Çünkü onlar zengin ülke, herkese aşı yaptılar. Ben de İsrail’e gitmek istiyorum.” 

“Mine Mine, biz fakir ülkeyiz herkesi aşılayamayız ki!”

Sözünü kesiyorum, umut vermek istiyorum. “Çınarcığım, biliyorsun bizde de aşı yapılıyor, hem bizim bilim insanlarımız da aşı üretmeye çalışıyor, yakında bizim de kendi aşımız olacak” diyorum. “Türkiye’de de aşı yapılıyor ama az. Sizin gazetenizde okumuştum, bir liste vardı… Biz aşağılardaydık. Mine Mine, biz fakir ülkeyiz, herkesi aşılayamayız ki!” diyor. İçim cız ediyor, onun için, ülkemin pırıl pırıl, tüm çocukları için... 
Ata Aktaş anaokuluna gidiyor.
Ata Aktaş anaokuluna gidiyor.

“Ben mutluyum, çünkü annem 1 yıldır işe gitmiyor”

Çınar’la park park, sokak sokak dolaşmaya devam ediyoruz... Sonunda anaokuluna giden sevimli mi sevimli bir çocuğa rastlıyoruz, annesiyle alışverişten dönüyor. Adı Ata Aktaş, Covid-19 yasakları onu pek etkilememiş gibi konuşmaya başlıyor. “Ben mutluyum, çünkü annem artık evde... Bir yıldır işe gitmiyor, hep beraberiz” diyor. Belli ki pek durumun farkında değil, annesi bir yıldır maaş alamıyor. Sohbet devam ederken, fikir değiştiriyor, biraz da utanarak, “Mutluyum dedim ama galiba değilim. Dışarı çıkarsam hasta olurum diye parka gidemiyoruz, arkadaşlarımla oynayamıyorum… Ama annem yanımda. Babam ve 13.5 yaşındaki ağabeyim de!” Öylesine ‘çocuk çocuk’ anlatıyor ki, onu kucaklamak istiyorum. Tabii ki kucaklayamıyorum…
Baldan (10):
Baldan (10): "Maskeden sıkıldım"

Baldan’ın 23 Nisan dileği koronanın gitmesi ve hamile sokak kedisi Cadı’nın bir yavrusu! 

Bugün Nurtepe’de çocuk bulmak zor gibi, Çınar ve annesiyle vedalaşıp, Çeliktepe’ye geliyoruz. Taksiden iner inmez parkta tek başına salıncakta sallanan bir kız çocuğu görüyoruz, yanında da babası. 10 yaşındaki Okyanus Baldan Türkyılmaz’la sohbete başlıyoruz... İsme bakar mısınız! Roman bir kız çocuğunun ismiymiş Baldan, çok da başarılı bir kızmış, babası ondan esinlenip bu ismi vermiş kızına. Baldan tatlı olsun diye...  Okyanus Baldan’a, “Koronavirüsten sonra hayatın nasıl değişti?” diye soruyorum. “Artık ben bayılacağım, maske takmaktan da çok sıkılıyorum ama zorunluyum. Etrafta çok korona olan var. Okula gittiğimde çok zorlanıyorum, teneffüste maskeyle koştururken zor nefes alıyorum, kimse yokken burnumu açıp nefes almaya çalışıyorum. Sosyal mesafeye de dikkat etmek zorundayım” diye anlatmaya başlıyor dertli dertli. “23 Nisan’da elinde sihirli bir değnek olsa ne dilerdin?” diye soruyorum, şu dertli halinden biraz çıksın diye... 10 yaşında ama erişkin bir insan gibi konuşuyor: “Bir, koronanın sonsuza kadar gitmesini ve bir daha hiç geri gelmemesini. İki, annem ve babamla mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamak. Ve üç, mahallenin kedisi Cadı hamile, yavrularından birini almayı ya da bir kardeşim olmasını istiyorum.” Uyanık araya babaya mesajı da sıkıştırıverdi!

9 yaşındaki Elvan sabah akşam dua ediyor “Allahım ne olur bu korona bitsin” diye

Çeliktepe’den Gültepe’ye doğru yürürken, kalabalık bir aileye denk geliyoruz. Beş kişiler, anne, hala, amca ve iki çocuk... Hakkari Yüksekovalı bir aile, Elvan dokuz yaşında üçüncü sınıfta, kardeşi Ayaz daha dört yaşında. “Eskiden hep sokağa çıkardık. Ama şimdi dışarı çıkınca insanlar hasta oluyor, ateşleri çıkıyor, 15 gün evde kalıyorlar” diyor. Sözünü Ayaz kesiyor, bir yandan karate hareketleri yaparak, “Ben o koronavirüse böyle bir vuracağım!..” diyor. Hep birlikte gülüyoruz. Elvan, “Oğlum elimizi kolumuzu vurursak korona bize de bulaşır, hasta oluruz” diyor ve devam ediyor: “Ben her gün dua ediyorum. ‘Allahım inşallah bu koronavirüs biter’ diye... Çünkü bu koronavirüs evimizi başımıza yıktı. Haberlerde izliyorum, şehrimizin yarısı ölmüş. Çok üzülüyorum.” Elvan, okula gitmek istiyor, arkadaşlarıyla oynamak istiyor, onlara dokunmak istiyor ve hepsi yasak. Belli ki bir felaket gibi görüyor bu salgını ve bu yüzden de biraz abartıyor, “Şehrimizin yarısı ölmüş” derken... Sohbet esnasında öğreniyorum ki Elvan ve Ayaz’ın amcası Ferdi Taş da koronazede, ama hastalıktan değil, işsiz kalmaktan!

Çattı kaşlarını tek kelime etmedi

Seyrantepe’ye geçiyoruz. Durakta dedesiyle otobüs bekleyen bir çocuk görüyorum. Konuşmak için dedesinden izin alıyorum. Dede izin veriyor, ama Yusuf Sami’ye daha “Koronavirüs” der demez öyle bir çatıyor ki kaşlarını, ne desem konuşturamıyorum. O bakışlar ise hiç değişmiyor. Birinci sınıfa giden Sami, ne sorarsam sorayım hiçbirine cevap vermiyor. Belli ki çok sıkılmış, üstelemiyorum, uzaklaşıyorum.
Azra (7):
Azra (7): "Okula gitmek istiyorum"

“Öğretmeniz teneffüsü bile yasakladı bize!”

Annesiyle alışverişe çıkmış Azra Hayak Muhammed ile sohbet ediyorum bu kez. Azra’nın babası Iraklı, annesi Türk. Yedi yaşındaki Azra’ya da, “23 Nisan’da bir dilek tut deseler ne olur dileğin?” diye soruyorum. O da bütün çocuklar gibi, “Koronavirüsün bitmesini ve okula gidebilmeyi” diye cevaplıyor ve ekliyor, “Bir de ablamlara gitmeyi...” Sonra birden açılıyor, “Bizim öğretmenimiz de takıntılı biraz. Teneffüsleri yasakladı, yerimizden kaldırmıyor. Diğer sınıflar teneffüse çıkabiliyor ama... Kendisi de çift maske takıyor zaten!” Konuyu değiştiriyorum, “23 Nisan için hazırlık yapıyor musunuz peki?” diye soruyorum. “Şimdi 23 Nisan için şiir ezberleyeceğiz, bir de dans edeceğiz.” “O nasıl olacak öyle?” diye soruyorum. “Tabii ki online olarak, çok eğlenceli olacak, çok güleceğiz kendimize” oluyor cevabı. Sonra duruyor şöyle bir, işi iyice mizaha vuruyor: “Biliyor musun, YouTube’da şarkılar var, çok komik... Mesela ‘Korona korona çıktı dünya turuna’ diye…” Belli ki o da tüm çocuklar gibi sıkıntıdan patlıyor, online kutlama saçmalıklarına ayrıca sinirleniyor.
6 yaşındaki Merve, “Hastalık bitsin, her yeri gezelim. Eğer büyükler de her yeri gezmeyi istiyorlarsa dikkat etsinler” diyor
6 yaşındaki Merve, “Hastalık bitsin, her yeri gezelim. Eğer büyükler de her yeri gezmeyi istiyorlarsa dikkat etsinler” diyor

“Büyükler yüzünden okula gidemiyoruz!”

Saat 18.00’e geliyor, yasak başlamak üzere, artık sokakta çocuk bulmak neredeyse imkansız. Metroya doğru gidiyoruz. Karşıdan bir aile geliyor, sevimli mi sevimli bir kız çocuğuyla... Merve Pehlivan yakında altı yaşına girecekmiş. “Koronavirüsten sıkıldın mı?” diye soruyorum, beni pişman ediyor. Ellerini açıp, “Yaaniii...” demesini görmelisiniz. “Evde nasıl zaman geçiriyorsun?” soruma cevabı da şu: “Resim çiziyorum, benim yeteneğim de resim yapmak.” Büyümüş de küçülmüş, zeki mi zeki... Yine soruyorum, “Koronavirüs deyince aklına ne geliyor?” Söz Merve’de: “Tanıdığımız tanımadığımız birçok kişi hasta oldu, öldü. Okula gitmek istiyoruz, gidemiyoruz. Zaten ben okulların da açılacağını zannetmiyorum. Büyükler hiç dikkat etmiyorlar ki! Maske takmıyorlar, kapalı yerlerde çok toplanıyorlar, yan yana geliyorlar. Büyükler yüzünden okula gidemiyoruz.” Hatırlatayım, Merve anaokuluna gidiyor ve işte bunları söylüyor. TV’lerde ise dip dibe düğünler, partiler, kongreler gırla...

O koltuklara bu çocuklar layık

Tüm çocuklara sorduğum soruyu ona da soruyorum, “23 Nisan’da bir dilek tut deseler, ne olur dileğin?”... “Hastalık bitsin, her yeri gezelim. Her yeri görmeyi, her şeyi bilmeyi istiyorum. Eğer büyükler de her yeri gezmeyi istiyorlarsa dikkat etsinler. Çok basit, maske takacaksın, mesafeye dikkat edeceksin ve elini yıkayacaksın... Lafım bitti!” diyor Merve. Duramıyor ama, “Anneme diyorum ki ‘Dışarı çıkalım’, ‘Hastalık geçince’ diyor. Geçmiyor işte ya, bıktım artık, hep büyükler yüzünden” diye isyan ediyor. Yağmurlu, kasvetli, parkların bomboş olduğu bir günde, rastlayabildiğim çocukların hemen hepsinden öğrendim ki, bu ülkede sırf çocuklar yaşıyor olsaydı, pandemi bu hale asla gelmezdi. Bir yandan umut doldu içime, ama daha çok utandım. Bu çocukları eve hapseden de, bu kasveti yaşatan da biz yetişkinleriz. Oysa ki çok basit, Merve söylüyor işte, maskeni tak, mesafeye dikkat et, elini yıka... Ve Çınar’ın da dediği gibi herkese aşı bul! Düğün, kongre, parti yapanlara buradan diyeceğim her şey ceza yer, o sebeple susayım. Ama ben çözümü buldum, pandemisiz ilk 23 Nisan’da o koltuklara outran çocuklar asla bir daha kalkmasın!
Tunahan (10):
Tunahan (10): "Korona artık gitsin"

“Koronavirüs uzaya gitsin, biraz da uzaylılar çeksin bu acıyı!”

O benim Cihangir’den ‘kedi’ arkadaşım. Gelip sokakta beslediğim kedileri seviyor. Onlara isimler veriyor. Gece, Portakal ve Tavşan gibi… Tunahan, henüz 10 yaşında ama mahallenin hatırı sayılır büyüklerinden biri gibi… Herkesle selamlaşıyor, sohbet ediyor. Onun çocuk olduğunu bir tek kedilerle oynadığında anlayabiliyorum. Ona da “Koronavirüsten sıkıldın mı?” diye soruyorum. Neyse ki cevabı yaşına uygun geliyor: “Sıkıldım tabii. Korona lafından bile bıktım. Bu yüzden televizyon bile seyretmek istemiyorum. Dışarı çıkamıyorum, okula gidemiyorum, arkadaşlarımla oynayamıyorum. Büyükler kurallara hiç dikkat etmiyorlar ki! Etseler şimdiye kadar koronavirüs kalmazdı. Her yere ellerini sürüyorlar. Kedileri sevdikten sonra ellerini yıkamıyorlar. Yeter artık korona uzaya gitsin, biraz da uzaylılar çeksin bu acıyı.”
Ada Söztutan (4)
Ada Söztutan (4)

4 yaşında ama hatasız koronavirüs diyebiliyor!

Bıcır bıcır küçük bir kız geliyor yanımıza. Şemsiyesi, yağmurluğu, ojeleri, tepeden tırnağa pembe. Sanki bir akide şekeri, adı Ada Söztutan... Henüz 4 yaşında. Kedisi Badem’e kum almaya gidiyorlarmış annesiyle birlikte. “Niye maske takıyorsun?” diye soruyorum, “Bilmem, unuttum” diyor önce. “Niye dışarı çıkamıyorsun?”, yine cevap “Unuttum.” Sonra annesine dönüyor, utangaç bir gülücükle, “Anne ben heyecanlandım” deyiveriyor. Gülüşüyoruz… Heyecanı birdenbire geçiyor, başlıyor konuşmaya, “Dışarı çıkamıyorum, çünkü koronavirüs var, dışarı çıkarsak hasta oluruz. Çıkmıyoruz, yasak. Polis amcalar da bizi koruyor” diyor ve uzaklaşıyor. Dikkat ediyorum, koronavirüs hayatımıza öyle bir yerleşmiş ki, 4 yaşındaki bir çocuk bile mükemmel bir şekilde koronavirüs diyebiliyor…
İkizler Öykü ve Murat Kırış
İkizler Öykü ve Murat Kırış

İkizler Öykü ve Murat özgürlük hayali kuruyor

Gültepe’deyiz... İki çocuk görüyorum uzakta, anneleriyle beraber, yanlarına gidiyorum. 5. sınıfa giden Öykü ve Murat Kırış, ikizlermiş, ama öyle birbirinin aynısı gibi olanlardan değil. İkisi de okula gitmeyi çok özlemişler, “Yeter artık, bıktık, gitsin şu koronavirüs, eve hapsolduk” diyorlar. Anneleri araya giriyor, o da dertli: “Okulu çok seviyorlar, ama okula gitmeyince ne uyanmak, ne de ders çalışmak istiyorlar. Zorladım mı da, cevap hep aynı, ‘Okula gitmeyeceksek niye ders çalışalım ki!’ Böyle geçiyor günlerimiz” diyor. Öykü ve Murat da bu salgında dışarıda özgürce dolaşmanın ne değerli bir şey olduğunu öğrenmiş, salgının bitmesini iple çekiyorlar.