İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün, “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı ve İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın üçüncü duruşması Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 4 No’lu duruşma salonunda görülüyor. İmamoğlu'nun savunmasının ardından ara mütalaasını açıklayan savcı, "siyasi casusluk" davasında İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün'ün tutukluluk halinin devamını istedi.
Duruşmaya, Yeni Parti Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu ve Evrim Rızvanoğlu, İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, eski Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve sanatçı Orhan Alkaya ile tutuklu aileleri de katıldı.
“Partinin içini doldurun”
Hasan İmamoğlu’na “Hoş geldin baba” diye seslenen Ekrem İmamoğlu, izleyicilere de “Kötüler kötü, biz iyiyiz” dedi. İmamoğlu ayrıca gazetecilere “Ayağınıza sağlık. İyi ki varsınız” diye teşekkürlerini iletti.
Kendisine “Seni bekliyoruz başkanım” diye seslenen kişiye İmamoğlu, “Beni beklemeden harekete geçin, biz sonra katılırız aranıza. Partinin içini doldurun” şeklinde seslendi.
"Temel-Dursun fıkrası anlattı"
İBB Davası’nın görüldüğü salonun büyüklüğüne atıfta bulunan İmamoğlu, “Orada öyle bir salondayız ki kimseyi göremiyoruz. Bağıra bağıra fıkra bile anlatılmıyor. Temel’le Dursun statta buluşalım demişler ama yanlışlıkla karşı tribünlere düşmüşler. Dursun bağırmış, ‘Temel! Temel’. Temel’den ses yok. Dursun, ‘Bir dürbün verin de bakayım, belki oradadır’ demiş. Dürbünü vermişler. Dursun karşı tribüne bakmış, sonra kısık sesle bağırmış ‘Temel! Temel’” fıkrasını anlattı.
"Ben hangi bilgiyi temin etmişim?"
İBB Davası’nın devam ettiğini belirten İmamoğlu, “Orada çıkan her sanığın benim için önemi var. O nedenle burada öncelikle söz hakkı istiyorum” dedi. Duruşmada ilk olarak İmamoğlu'na söz verildi.
Mahkemenin Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) kendisi ve diğer sanıkların casusluk faaliyetine ilişkin bir rapor ya da tespit bulunup bulunmadığını sorduğunu belirten İmamoğlu, dört aydır yanıt gelmediğini söyledi. İmamoğlu, “Ben hangi bilgiyi temin etmişim? Kime aktarmışım? Hangi talimatı vermişim? İddianın ağırlığı ile hukuki bir ciddiyet olsun. Hadi oradan! Hangi talimatı vermişim? Hangi bilgiyi kime aktarmışım? Mahkeme heyeti böyle bir soru sormadı. Ama bununla yargılanıyoruz. Hangi eylemle devletin güvenliğini tehdit ediyormuşum? Hangi ülkeye casusluk yapmışım? Elimizde bir şey yok. NATO buradaydı, 'İmamoğlu casus mu?' diye sorup öğrenip öyle gelseydiniz. Bu ülkede bir emekli polis canına kıyarken fon soygunun failleri korunuyor"
Savunmasında casusluk suçlamasına sert tepki gösteren İmamoğlu, dosyada kendisinin devlet güvenliğini tehlikeye atan hangi eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin somut bir delil bulunmadığını öne sürdü. İmamoğlu, “Hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz biz? Hangi ispatla? Elinizde hangi delil var?” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, iddianamede seçim kampanyalarında yürütülen seçmen analizi, dijital strateji ve veri toplama faaliyetlerinin milli güvenliği tehdit eden faaliyetler olarak değerlendirildiğini belirterek, suçlamaların 2019 İstanbul seçimlerinde yürütülen kampanya çalışmalarından üretildiğini savundu. “Seçmen analizi yapıyormuşum, dijital strateji kuruyormuşum, veri topluyormuşum ve bu milli güvenliği tehdit ediyormuş” diyen İmamoğlu, 2019 seçim sürecindeki faaliyetlerden casusluk suçlaması çıkarılmasına itiraz etti.
“MİT’e 4 soru soruldu, 0 yanıt"
Savunmasının en dikkat çeken bölümlerinden birinde İmamoğlu, mahkemenin MİT’e gönderdiği müzekkereleri gündeme getirdi. Mahkemenin MİT’e iki kez başvurduğunu belirten İmamoğlu şöyle konuştu:
"Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na bu mahkeme sordu. Bir değil, 2 kez sordu. Mayıstan bu yana 4 aydır MİT'in çok basit 2 soruya yanıt vermesini bekliyoruz.
1: Benim ve diğer yargılanan arkadaşlarımın casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT'in elinde bir rapor veya tespit var mıdır?
2: Sayın Hüseyin Gün'e ait olduğu söylenen veriler ve ibb.gov.tr'ye ait olduğu söylenen veriler, TCK'nın 328'e 1 maddesi kapsamında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerden midir?"
Artı bu soruyu ben sordum. Sayın Hüseyin Gün'le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli Milli İstihbarat Teşkilatının başına getirilirken, ben Hüseyin Bey'le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum diye sordum.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı adına Sayın Fuat Oktay tarafından kendisine verilen yetkilendirme yazısını gündeme getirdim ve bunun anlamını sordum. 4 soru soruldu, 0 yanıt.
Milli İstihbarat Teşkilatı, 4 aydır bu sorulara cevap vermiyor ya. Milli İstihbarat Teşkilatının bunlara bu cevapları vermesi bir gün bile değil. Kutsal, hepimizin kıymetli teşkilatı Milli İstihbarat Teşkilatının bunlara cevabı bir gün bile değil. 0 yanıt.
“Hangi somut deliller?”
İmamoğlu, mahkemenin tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarına da itiraz etti. Son kararda kendisi, Hüseyin Gün, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu” ifadesinin yer aldığını aktaran İmamoğlu, bu delillerin açıklanmasını istedi.
Kararda “aşamalardaki beyanlar, dijital veri inceleme raporlarında yer alan tespitler ve ilgili araştırma tutanaklarına” atıf yapıldığını belirten İmamoğlu, “Hangi somut deliller? Bir senedir hapiste bu insanlar, hangi somut deliller? Hangi tutanaklar?” diye konuştu.
İmamoğlu ayrıca önceki mahkeme heyetinin talebi üzerine hazırlanan bilirkişi raporunun sanıkların lehine olduğunu öne sürdü. Söz konusu raporun dosyada bulunduğunu ancak mevcut heyet tarafından dikkate alınmadığını savunan İmamoğlu, MİT'ten gelecek yanıt beklenirken tutukluluğun sürdürülmesini eleştirdi.
İbrahim Kalın üzerinden Hüseyin Gün itirazı
İmamoğlu, davanın sanıklarından Hüseyin Gün’ü tanımadığını, kendisiyle yalnızca bir kez fotoğraf çektirdiğini söyledi. Hüseyin Gün üzerinden kendisine yöneltilen suçlamalara karşı MİT Başkanı İbrahim Kalın'ı örnek gösteren İmamoğlu, “Hüseyin Gün’le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli Milli İstihbarat Teşkilatının başına getirilirken, ben Hüseyin Bey’le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum?” diye sordu.
İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkındaki casusluk suçlamalarına da tepki gösterdi. Özkan’ı yakından tanıdığını söyleyen İmamoğlu, suçlamanın ağırlığıyla orantılı bir hukuki süreç ve somut delil ortaya konulması gerektiğini savundu.
“Hangi gizli bilgileri kime vermişiz?”
Savunmasının ilerleyen bölümünde MİT Başkanı İbrahim Kalın’a doğrudan seslenen İmamoğlu, kendisi ve diğer sanıklar hakkında casusluk faaliyeti tespiti bulunup bulunmadığının açıklanmasını istedi.
İmamoğlu, “Benim ve diğer yargılananların casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT elinde bir rapor veya tespit var mıdır? Dört aydır cevap vermeyen MİT’e, başındaki İbrahim Kalın’a tekrar soruyorum” dedi.
Ardından suçlamanın temelindeki bilginin ne olduğunun açıklanmasını isteyen İmamoğlu, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken hangi bilgileri kime vermişiz?” ifadelerini kullandı. Bu soruya somut yanıt verilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, mahkemenin MİT'ten gelecek cevabı daha ne kadar bekleyeceğini de sordu.
Fon soruşturmasını gündeme getirdi
İmamoğlu savunmasının önemli bir bölümünü son dönemde sermaye piyasalarında gündeme gelen fon soruşturmasına ayırdı. SPK, BDDK ve Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi denetleyici kurumların süreçte ne yaptığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, “Kimler kazanç elde etti, kimler zarara uğradı? Hangi denetim mekanizmaları işletildi?” diye sordu.
Seçim kampanyasındaki veri ve seçmen analizlerinin casusluk suçlamasına konu edildiğini, buna karşılık sermaye piyasalarındaki iddiaların yeterince soruşturulmadığını savunan İmamoğlu, “Casusluk diye seçmen analizini mahkemeye taşır, milyarlarca dolarlık soygunu ise ‘soruşturuyoruz’ diye rafta tutar” ifadelerini kullanarak şunları söyledi:
Ben bu salonda dün seçim kampanyasının dijital stratejisinden yararlanıyordum ama bu ülkenin gerçek davası bu salonun dışında. Ali Şekeroğlu, rahmetli, bu ülkede artık emeklik maaşıyla geçinemediği için Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyarken, birilerinin fon soygununun faillerini koruduğu bir Türkiye'deyiz. Ey halkım bunu duyun! Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyan bir emekli polis bu ülkede yaşandı. Allah rahmet eylesin, öldü gitti; yoksulluğunu, açlığını bile yaşayamadı. Ama aynı anda bu ülkede birilerinin fon soygununun failleri ko-ru-nu-yor! Bir kişiye bakmamızı istiyorlar. Yüzlerce kişi var orada. Aldanmayın! Aldanırsanız yokuz, aldanmazsanız varız ey halkım!
İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:
Okuyunca şok oldum, düşünsenize: Devlet Denetleme Kurulu—yeni Cumhurbaşkanlığı sistemindeki en önemli Devlet Denetleme Kurulu'nun başkanı—aynı zamanda Borsa İstanbul yönetim kurulu üyesi! Haydi bakalım! Buna ne deriz, bunu nasıl anlatırız? Buradan soru çıkacak. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış!
Ha, ben akrabamı olduğum yere sokmadım ya! Akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik; bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bak bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir. Ayıptır ya! Biz bu kurallarla devlette görev yaptık 11-12 senedir. Niye? Milletin evlatları olsun diye. Niye? Milletin evlatlarına burs verilsin diye. Bir kadına, genç bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş, 110 bin dolar! Ekrem İmamoğlu ne yapmış? 5,5-6 senede bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. 12,5 milyar lirayı... Onun için ben buradayım.
“Siz yere düşen Türk yargısına tekme mi atacaksınız?"
İmamoğlu, casusluk davasını kendisine ve muhalefet belediyelerine yönelik daha geniş bir yargı sürecinin parçası olarak değerlendirdi. Hakkında yaklaşık 20 dava açıldığını, halen 13 ceza davasıyla karşı karşıya bulunduğunu söyleyen İmamoğlu, bu davalarda çok sayıda hakim değişikliği yapıldığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidara yönelik eleştirilerde de bulunan İmamoğlu, devlet kurumlarının siyasi rekabette taraf haline getirilmemesi gerektiğini söyledi.
“Siyasi mücadelemiz devam edecek ama devletin kurumları, hiçbir siyasetçinin kişisel hesaplaşmasının aracı olmamalıdır” diyen İmamoğlu, “İktidarlar değişir, partiler değişir, bakanlar değişir, milletvekilleri değişir, cumhurbaşkanı değişir ama devlet kalır” ifadelerini kullandı.
Savunmasının sonunda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin eleştirilerini sürdüren İmamoğlu, mahkeme heyetine, “Siz yere düşen Türk yargısına tekme mi atacaksınız yoksa yere düşen Türk yargısını ayağa kaldıran insanlardan mı olacaksınız?” diye seslendi.
İmamoğlu sözlerini, “Ben asla ve asla ümidini kaybeden değil, burada verdiği mücadeleyle her gün ümidini yükselten Ekrem İmamoğlu’yum” diyerek tamamladı.
Ne olmuştu?
Savcılığın hazırladığı 162 sayfalık iddianamede, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" suçlamasıyla 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davada ilk duruşma 11 Mayıs 2026'da yapıldı. Üç gün süren duruşmada mahkeme, MİT müzekkere yazarak sanıkların "casusluk faaliyetinde bulunduğuna" ilişkin herhangi bir rapor veya tespit bulunup bulunmadığının sorulmasına ve sanıkların tutukluluklarının devamına karar verdi.
Davanın 6 Temmuz 2026’da görülen ikinci duruşmasında ise mahkeme, MİT'ten yazının ulaşmadığını bildirerek dört ismin de tutukluluklarının devamına karar verdi.