Duruşma yarın, İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatının savunmasıyla devam edecek. Ardından İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasına geçilmesi bekleniyor.
İBB Davası'nda 25. gün sona erdi
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 25. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam etti.
Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıkmıştı.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Dün savunmasına başlayan İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, bugün savunmasını tamamladı. Ardından çapraz sorgusuna geçildi. Çapraz sorgudan sonra Karaoğlu’nun avukatı savunmaya başladı. Yaklaşık bir saat savunma yapan avukat, yarın kaldığı yerden devam edecek.
Sonrasında ise İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunma yapması bekleniyor.
Ekrem İmamoğlu, Elçin Karaoğlu'na soruyor
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; Elçin Bey'i tabii dinledik. Çok teferruatlı bir açıklama ve savunma sürecini dinledik. Birçok konuya burada detaylı bir şekilde vakıf olduk. Yani şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten bunu söyleyerek sorularıma başlamak istiyorum Sayın Başkan. Bu tür bir iddianame ve bürokrasinin bu şekilde tutuklu yargılanma biçimi üzerinden, bu liyakat dışı ve gerçekten gerçeklere, hakikatlere ve delile dayanmayan bir iddianame uydurulur ve devamı da bu şekilde yürütülürse, Türkiye'de ne bir belediye başkanı kalır görevinin başında ne bir bürokrat kalır ne bir meclis üyesi kalır. Herkes mahkemelere doluşur, cezaevlerine doluşur. Kendini bilmez iddia makamları yüzünden de bu ülkenin devlet kurumu yerli bir, yerli yeksan olsun. Çok net ifade ediyorum.
Çünkü yargılama, hesap verme elbette ki kamu görevi yapan herkesin asli görevidir, hususudur. Ama bu şekilde izahların yapılabileceği ortamların usulleri var zaten. Soruşturmaları yapılır, bir sürü aşamalardan geçer insan ve yargılama, tutuklama hani en son işken, bizim yaşadığımız süreç Sayın Başkan, gerçekten önce yargılama değil, “önce tutuklama ve sonrasında bu işler gelir” şekilde yürütülüyor ve birçok alanı da manipüle edilerek yürütülüyor. Hem bilirkişi raporları manipüle ediliyor hem az önce ismi geçen birtakım kurumlar, Şehircilik Bakanları… Nasıl yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Nasıl baskı altında yazı yazdıklarını ya da siyasi talimatla yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Kendi yaşamımdan yaşıyorum şu anda. Şu anda ben, kendi kişisel yaşamımda yaşıyorum. Kendi iş yaşamımdan, ailemden yaşıyorum. Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere.
O bakımdan bunun bu şekilde bir yargılamaya dönüştüğünü sizin huzurunuzda beyan etmek benim için bir sorumluluk. Siz de farkında olduğunuz hususlar vardır, olmadığınız hususlar olabilir. Bu bağlamda bilmenizi isterim. Böyle kasıtlı ve gerçekten kötü bir durum yani. Niye kötü bir durum? Gurur duyduğum bir bürokrat arkadaşımı dinledim. Bir kez daha onur duydum, birlikte olmaktan ve birlikte çalışmaktan. Elbette çok detaylı anlattığı için kendi meslek yaşamını nasıl tanıştık, nasıl göreve başladın sorularını sormayacağım kendisine. Ama başarılı bir devlet memuru ve bürokratla çalışmaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim. Tam da bundan bir şey sorarak başlamak, sonra bir açıklamayla ikinci soruma geçmek istiyorum.
Elçin Bey, size direkt veya dolaylı, gayrimeşru, asla kabul edilmeyecek, bir hukuka uygun olmayan, hukuksuz bir talimatım, kişiye özel bir irtimas, ‘ya şunu şöyle yap bunu böyle yap’ tarzında bir yaklaşımla herhangi bir diyaloğumuz, bir konuşmamız, bir talimatım olmuş mudur?
Elçin Karaoğlu: Olmamıştır Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Elçin Bey, şimdi bir soruma daha geçeceğim. Ama o sorumdan önce, şunu da sormak istiyorum: Boğaziçi, önemli bir hat. Az önce Göksu’yu bahsettiniz. Aynı şeyi Emirgan'da yapmıştık. Yine aynı şeyi Ortaköy'de yapmıştık. Ki Emirgan'ı komple temizleyerek, insanların o ön bölümdeki kaba bütün yapıları ortadan kaldıran uygulamaları yapmıştık.
Elçin Karaoğlu: Başkanım, Sarıyer Meydanı var. Beykoz Silolar var…
Ekrem İmamoğlu: Aynen öyle. Yani birebir sahaya çıkıp, bunları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son 30 yıllık tarihinde azdır diye söylüyorum. Birebir toplantılar, brifingler yaptık; topluca, sizin de olduğunuz, başka arkadaşların da olduğu. Oralarda da İstanbullunun lehine işlerin dışında, yine bir kişiye özel bir mekan ziyareti, bir alan ziyareti yapıp, bunları mı konuştuk, yoksa neyi konuştuk? Yani bunu biraz kısa bir şekilde anlatabilir misiniz? Hangi alanlarda neleri konuştuk? Göksu örneğini verdiniz ama yine de birkaç örnek ve ondan sonra yapılan uygulamalar, yıkımılar… Bunları bahseder de misiniz?
Elçin Karaoğlu: Şimdi Başkanım, bizim Boğaziçi ön görünümdeki çalışmalarımızla ilgili, sizinle olan koordinasyonumuz, alandaki bölgeye değer katacak, bölgede kentsel tasarım anlamında yeni fonksiyonlar alana yükleyecek birtakım çalışmalar minvalinde sizle görüşmelerimiz olmuştur. Yani bu projeler bağlamında, bu projelerin üretilmesi, planlanması, koordinasyonu ve bunun diğer birimlerle birlikte çözümlenmesi anlamında görüşmelerimiz olmuştur. Bunun haricinde, buradaki genel anlamda geçmişten bugüne birikmiş bir problem olan kaçak yapılaşmalarla ilgili, depreme dayanıklı olmayan binaların nasıl güçlendirileceğiyle ilgili mevzuata dair bakanlıkla da birlikte hareket ederek neler yapılabileceğiyle ilgili, bu tarz görüşmelerimiz olmuştur. Onun dışında kişiye özel, yapıya özel, konuya özel herhangi bir görüşümüz olmamıştır. Alan, değerli bir alan. Türkiye'nin göz bebeği bir alan. Bu alanı daha da değerli kılmak için yaşanabilir, sürdürülebilir, gelecek nesillere aktarılabilir kılmak için bununla ilgili rutin çalışmalarımız dışında, İBB'nin diğer birimleriyle birlikte çalışmalar yapmışızdır.
Ekrem İmamoğlu: Evet. Sayın Başkan, bunlar önemli. Çünkü burada şehri kirletmeden, çevre kirliliğinden, şundan bundan üst üste koya koya 2500 yılla yargılayan bir insan burada karşınızda. Bunu tepki olarak söylemiyorum yanlış anlamayın. Dolayısıyla bunların açıklığa kavuşması lazım. Zira bir hususta, mesela bir yıkıma gittiğinizde, ki birçok rapor anlatırken, birçok yürütmeyi durdurmadan bahsettiniz. YD deyince anlıyorsunuz da ben yürütmeyi durdurma deyince anlıyorum. Yürütmeyi durdurma işlemiyle birçok yıkım ve işleminizin engellendiğini ifade ettiniz. Bence yargının da bu anlamda kendine bir özelleştiriyle geçirmesi gerektiği bir husus olduğunda altını çizmek isterim. Bir de özellikle bir şeyden bahsettiniz. Ben onu merak ediyorum. Kaymakamlığın, bir işte ismi geçen kişiye ait villada ya da yapıda her neyse, kaymakamlığın özel bir hususta -ismini söyleyemeyeceğim- özel ben onu merak ettim, -Üsküdar’da- tekrar kayda geçmesini istiyorum.
Elçin Karaoğlu: Benim göreve gelmeden önceki dönemde yaşanmış bir hadise. Ben dosyaya baktığımda, dosyada bunu gördüm. Tutulan ikinci yapı tatil tutanağından sonra alınan yıkım kararına ilişkin olarak, mahalline gidiliyor yıkım ekipleriyle, ekipmanlarıyla birlikte. Yıkım esnasında Üsküdar Kaymakamlığı’nın “tecavüzün ve müdahalenin men’i” kararı tebliğ ediliyor, sunuluyor.
Ekrem İmamoğlu: Ne anlama geliyor bu?
Elçin Karaoğlu: Yani buraya müdahale edemezsiniz anlamına geliyor.
Ekrem İmamoğlu: Bunu kaymakam alıyor değil mi? Yani bir mahkeme kararı değil?
Elçin Karaoğlu: Kaymakam alıyor. Kaymakam alıyor. Kaymakam Bey'in bu kararıyla birlikte yıkım gerçekleşmiyor. Bu yıkımın gerçekleşmediğine dair bir tutanak bulunuyor. Bu karardan dolayı gerçekleşmediğine dair.
Ekrem İmamoğlu: Sizden önce derken… Yine 2019… Bizim seçimden sonra yani.
Elçin Karaoğlu: Evet. Bu karar, daha sonra yargıya konu ediliyor. Bununla ilgili itirazlar yapılır, yapılmaktayken, sanırım 5. İdare Mahkemesi'nin karşı tarafın açtığı dava üzerine aldığı bir yürütmeyi durdurma kararından sonra, kaymakamlık,
Ekrem İmamoğlu: Hangi eylem?
Elçin Kararoğlu: Palazoğlu…. Bu itirazların devam ettiği kararını, yeni bir yazıyla ortadan kaldırıyor. Hani ben aslında bu müdahaleyi, yıkım açısından durdurmadım. Hani buraya dolgu yapamazsınız gibi anlamda bu karar alındığı gibi ifadeyle sonra tabii o arada da mahkemenin adlı yürütmeyi durdurma kararı alındı.
Ekrem İmamoğlu: Yani bu torpilli şahıs, önce kaymakamın üzerinden, sonra da nasıl oluyorsa bir mahkeme üzerinden… Önce kaymakamın bir irade yetkisiyle -neyse o yetkinin adı- İstanbul Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü püskürtüyor. Ardından da yine bir mahkeme kararıyla, bu vatandaş zaman kazanıyor. Yani bir nevi zaman kazanıyor. İşte yanlış anlamayın, sizin kutsal cübbenizden bahsetmiyorum ama bazı cübbelilerin çok işe yaradığı da belli oluyor galiba. Ve o iş, bir şekilde torpile dönüşebiliyor, ‘cübbeli’ diye meşhur olan insanların ve yakınların üzerinden. Şimdi buradan yola çıkarak, bana göre, size göre değil. Size göre söylemek istemem. Ben, üzerime alarak bu ifadeyi kullanıyorum: İstanbul’un en yağmacı, en bir şeye dönüşmüş, ne diyelim adına, ranta dönüşmüş, yağma edilmiş, bir katliama dönüşmüş, İstanbul Boğaziçi süreci, 2019 süreci öncesi yaşanmıştır. Niye derseniz? Az önce 2009’dayapılan, sıfırdan yapılan yapılar gibi Boğaz, bu yapılarla doldurulmuştur. Özellikle 1994-2019 arası.
Hatta… Buradan bir soruya geleceğim. Hatta şunu söyleyeyim. Mesela Boğaz'da… İşte o kararı veren genel sekreter yardımcımız burada. Buradaydı ama şimdi yok. İmar Daire Başkanımız Ramazan Bey. Ki yüzü gözü darp edilmiş bir şekilde olaya maruz kalmıştır. Boğaz'ın kıyısındaki yapıları yıkarken, Üsküdar Meydanı'nda, Boğaz'ın kıyısında, yine 2019 öncesi yağma edilen, fetret dönemini İstanbul'da yaşatan AK Parti döneminde yağma edilen İstanbul'daki oy yapıları yıkarken, önümüze 250 tane polisi diken dönemin İçişleri Bakanı ve dönemin İstanbul Valisi… Sonradan İçişleri Bakanı olan kişi ve emniyet müdürü vasıtasıyla, önümüze polisleri dizerek bizim yıkımımız engellenmiştir. Bu yıkımın engellenmesi, aslında fetret döneminin İstanbul'da bittiği, ama aynı şekilde merkezi idarede devam ettiğini yaşadığımız bir döneme dönüştüğünün işaretidir.
Buradan şu soruya gelmek istiyorum Elçin Bey: Bizim dönemimizde, 2019’dan bu yana sıfırdan ya da gözümüzden kaçarak şu bu… Boğaziçi'nde, Boğaz hattında tek bir yapı yapılıp, bir restoranta… Az önce iddia makamı soruyor. İşte oraya yemeğe gitme, buraya yemeğe gitme vesaire gibi sorgulama yapıyor. Haklı olarak insan olarak yapıyorsa haklı olarak yapıyor. İnsani olarak yapıyorsa, haklı olarak yapıyor. Ama kasıtlı yapıyorsa… Mesela, 2009’dan bu yana niye yıkılmadığına dönük, keşke o cesareti gösterse de iddia makamı mesela o dönem görev yapanlara hakkında bir suç duyurusunda bulunsa mesela. Veya bunun gibi başka detaylarda suç duyurusunda bulunsa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Bizim dosyalarımız 2019 öncesi ihaleleri muhatap dahi almayarak hazırlanmıştır. O bağlamda 2019'dan bu yana, 7 yıldır herhangi bir yapı sıfırdan yapılmış, bir işletmeye dönüşmüş, buna müsamaha gösterilmiş, buna ruhsat verilmiş veya bir şekilde göz yumulmuş tek bir yapı... Bırakın bir binayı, bir tavuk kümesine dahi müsaade eden bir dönem yaşattık mı?
Mahkeme Başkanı: İddia makamı da benzer soruyu sordu. Orada da avukatımızın TCK 201 kapsamında itirazı oldu. Size de aynı itirazı ileri sürmesini beklerdim zaten. Yani şimdi bu soru müvekkilinize soruluyor, o anlamda itirazı...
Ekrem İmamoğlu: Hayır, kendi yetki alanında da olsun, esprisi olarak yapıyorsanız gülelim ama espri değilse Sayın Başkan; çok ciddi bir soru.
Mahkeme Başkanı: Sayın Başkan, Avukat Bey'in de itirazı üzerine o sorunun sorulmasını engelledik.
Avukat: Soru aynı soru değil. İkincisi, malum Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avukatlık Kanunu'na göre müdafilerin görevi sanığın savunmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla ben müvekkilin lehine bir soru olduğunu düşünüyorum. Aynı soru değil, aynı soru değil! Sayın Savcımız diyor ki: "Siz kaçak olduğunu bildiğiniz yapılara..."
Mahkeme Başkanı: Siz ona itiraz ettiniz, biz de o sorunun sorulmasını engelledik. Yani isnat kapsamında böyle bir şey yok dedik. Aykırılıklara ilişkin neden işlem yapılmadığı, yıkılmadığı yönündeki soruya itiraz ettiniz. Biz de o soruyu sorup...
Ekrem İmamoğlu: Hayır, "yıkılmadı" diye bir soru sormuyorum zaten. Sizin döneminizde, bizim 2019 döneminden bugüne ya da kendi döneminde; İstanbul'da tek bir yapıya müsamaha gösterilmiş mi? Bundan daha kıymetli bir soru mu var?
Mahkeme Başkanı: Şimdi görevinin gereklerini yerine getirmediği yönünde bir isnat var mı bizim iddiamızda? Yoksa öyle...
Ekrem İmamoğlu: Hepsi öyle. Savcı’nın bütün soruları öyle! Savcının bütün soruları öyle. Cevabını duyalım; hem kıyaslama yaparız AK Parti'nin fetret dönemiyle ve İstanbul'u yağmalamalarıyla...
Mahkeme Başkanı: Cevap vermek zorunda değilsiniz, takdir sizindir.
Ekrem İmamoğlu: Müsaade ederseniz Başkanım, bu sorumu tekrar şöyle sorayım: AK Parti'nin İstanbul'a yaşattığı 1994-2019 arası fetret döneminden sonra, 2019 yılından itibaren o yağma döneminden sonra; herhangi bir sıfırdan yapı, sıfırdan bir bina yapılmış mıdır, yapılmamış mıdır?
Mahkeme Başkanı: Müsaade edin, sorular araya girdikçe bulandırıyor yani.
Ekrem İmamoğlu: Yok, anlamıştır merak etmeyin.
Mahkeme Başkanı: Cevap vermek istiyor musunuz?
Ekrem İmamoğlu: Usulsüz bir yapı var mı yani? Bu kadar net.
Elçin Karaoğlu: Tabii cevap vereyim. Benim dönemimde böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Yani biz böyle sıfırdan herhangi bir kimseye kaçak inşaat yaptırmadık. Göz yumduğumuz herhangi bir yer de yok.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, teşekkür ederim. Müdahale ettiniz ama yine de ben cevabımı aldım, kayıtlara geçti. Bunlar önemli. Çünkü bu davanın tek bir amacı vardır; siyasi bir davadır. Kendileri yazmıştır iddianameye siyasi olduğunu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın "Ahtapotun kolları" diye ilan ettiği davanın başlangıç cümlesidir "Ahtapotun kolları". Bu iddianamede ve bunun gibi daha benzeşen çok cümleler vardır. 2019 öncesine de elini değdirmeyen, "cıs" yapan bir İddia Makamı vardır. Bu iddiayı hazırlayan Başsavcı da şu an Adalet Bakanı'dır. Nokta. Teşekkür ederim.
Mahkeme Başkanı: Başka sorusu olan var mı? Avukatlardan?
Ekrem İmamoğlu: Yok cevabımı aldım.
İmamoğlu'ndan gazetecilere: "Hepinizin varlığı çok kıymetli"
Duruşmaya bir saat ara verildi.
İmamoğlu'nun duruşmadan çıkarken gazetecilere “Satır satır okuyorum teşekkür ederim. Çok az gazetemiz kaldı, çok az televizyonumuz var. Hepinizin varlığı çok kıymetli. Teşekkür ederim” dediği aktarıldı.
"Burada rüşvet konusu olabilecek bir mesele yok ki"
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu, Sarıyer Emirgan’daki bir yapıya güçlendirme ruhsatı düzenlenmesine ilişkin iddia hakkında savunmasını şöyle yaptı:
"Şimdi Sayın Başkanım, eylem 47; Süleyman Çetinsaya. Kısa bir eylem. Eylemin konusu özetle Sarıyer Emirgan’daki bir yapıya güçlendirme ruhsatı düzenlenmesine ilişkin olarak menfaat temin edildiği iddiası var. Ben neyle suçlanıyorum? Ben de bu güçlendirme ruhsatını, bu talebi Yakup Öner’e yönlendirmekle suçlanıyorum. Fakat bakıyoruz iddianameye, Yakup Öner şüpheliler arasında yine yok. İfadesi dahi yok, eylem örgüsü içerisinde de yok. Yani aslında olmadığı için yok yani. Fakat ben onu yönlendirmekle suçlanıyorum. Üstelik güçlendirme ruhsatı başvurusu 7 Şubat 2024. Ek 21’de bunu size sunduk, ek 51’de sunduk başvuru dilekçesini. Şimdi bu görüşmelerin yapıldığı söylenen 2023 yılında daha ortada ruhsat başvurusu yok. Dolayısıyla benim bilgim de yok yani ortada herhangi bir başvurunun olmadığı bir konuyu kime nasıl yönlendireceğim? Bir de böyle bir husus var. Dediğim gibi zaten yönlendirdiğim söylenen kişi de eylemde yok.
Eylemle ilgili ifadeye dayanılıyor; Süleyman Atik ifadesi ve Süleyman Çetinsaya’nın ifadesi. Bu ifadelere bakıldığında da dediğim gibi iki kişi arasında geçen konuşmalar ve eylemler var. İfadelerin hiçbir yerinde, hiçbir satırında, hiçbir kelimesinde benim adım yok. Bahsi geçen konuşmalardan da olaylardan da herhangi bir bilgim yok, bir dahlim de yok. Böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini de bilmem mümkün değil. Takdir edersiniz bu konuyla ilgili yani bu ifadeler ve bahse konu olayla ilgili de herhangi bir değerlendirme yapma imkanım yok. Şimdi ruhsat konusuna gelirsek, verilen güçlendirme ruhsatının usulsüz olduğuyla ilgili bir tespit de yok. Zaten olması da mümkün değil. Tamamıyla yasal bir süreç takip edilmiş. Ruhsata müracaat edilmiş, projeler sunulmuş, incelenmiş, onaylanmış. Sözleşmeler, taahhütnameler, tüm evraklar tamamlanmış, harçlar yatırılmış. Ruhsat formu merkezi adres kayıt sisteminde, bakanlığın sisteminde girişi yapılmış, çıktısı alınmış, imzalanmış. Benim önüme gelmiş ekli klasörle birlikte, ben de imzalamışım. Benden sonra Genel Sekreter Yardımcısı imzalamış, onaylanmış çıkmış.
Kaldı ki verilen ruhsat bir güçlendirme ruhsatı. Bir ilave alan yok, bir kat yok, emsal yok. Mevcut bir bina var; eni, boyu, yüksekliği belli. Aynı boy, aynı en, aynı yükseklik, aynı metrekare için sadece binanın güçlendirilmesi için verilmiş bir yapı ruhsatından bahsediyoruz. Yani burada hani bu rüşvet konusu olabilecek bir mesele yok ki yani mevcut binanın güçlendirilmesi konusu. Ayrıca bir de başka bir husus var. Güçlendirme ruhsatı için yapıldığı iddia edilen görüşmeler 2023 tarihi, yani 2023’ün sonları gibi, sonları ya da 2023 yılı içerisinde yapıp bitirilmiş. Ama sonrasında ilgilisi 4 Ocak 2024’te basit onarıma müracaat ediyor ve basit onarım düzenleniyor. Şimdi burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor; yani güçlendirme ruhsatına basit onarımdan sonra 7 Şubat 2024’te müracaat etmiş. E madem böyle bir görüşmeler yapıldı ise bu görüşmelerin sonrasında niye bu kişiler basit onarıma müracaat etmiş, direkt güçlendirme ruhsatına müracaat etmemiş? Dolayısıyla hayatın akışına, mantığa da ters bir durum var. Öyle güçlendirme ruhsatını konuşuyorsanız müracaatınızı güçlendirme için yaparsınız. Basit onarım için yapılmış sonra dönülmüş güçlendirme ve benim de o tarihte bilgim olmuş; bakılmış, arkadaşlar incelemiş önümüze getirmiş biz de vermişiz. Yani bunun dışında bu eylemi böyle kısa anlatacağım başkanım çünkü başka da söyleyecek bir şeyim yok.
Bir diğer eylem. Eylem 48. Bu eylem, Mehmet Torun’a ait bir inşaatla ilgili. Burada da bir isim değişikliği ruhsatı konusu ele alınmış. Sayın Başkanım, hakkımdaki bu iddiaya ilişkin değerlendirme kısmını okuduğumda, birbirinden çok farklı, büyük bir kısmını da ilk kez bu vesileyle öğrendiğim olayların bir şekilde bana bağlandığını ya da bağlanmaya çalışıldığını gördüm. Şimdi eyleme baktığımızda bu eylemin bazı ifadeler üzerine kurgulandığını görüyorum. Bu ifadelerin dışında da yine Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın bir raporu var ve tüm bunların neticesinde de savcılığın yaptığı bir değerlendirme var. Tabii ben savunmamda zaman zaman ifade içeriklerine de yer vererek bunları -bu eylem için konuşuyorum- tek tek irdeleyeceğim. Ancak savunmamı sade ve anlaşılır kılmak için ifadelerin tamamını da okuyarak savunmamı da boğmak istemiyorum. Çünkü şunu söylemek zorundayım ki; bu ifadelere göre bu eylemdeki olay örgüsü, benim içinde olmadığım, içinde olduğum yönünde de bir iddia bulunmayan ve bilgimin olmadığı, hatta gerçekleşip gerçekleşmediğini dahi bilmediğim birtakım görüşmelerden ibaret. Bu görüşmelerde ben yokum. Bu ifadeleri ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın da raporunu dayanak alan savcılık değerlendirmesinde de aynen şöyle söylüyor: İmar Kanunu’na göre tadilat ruhsatı olarak düzenlenmesi gerekirken isim değişikliği ruhsatı olarak düzenlendiği ve bunun karşılığında da Mehmet Torun’la Feshane’nin restorasyonu için protokol yapılmak suretiyle şartlı bağış alındığı ve bunun bir rüşvet eylemi olduğu iddia edilmektedir. Eylemin kısa özeti budur.
Sayın Başkanım, ben burada hiçbir bilgimin ve dahlimin olmadığı görüşme ve konuşmalara dair bir açıklama yapmanın ötesinde, Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak yaptığımız iş ve işlemler üzerinden ve ondan hareketle savunmamı yapmaya çalışacağım. Ama öncesinde konunun anlaşılması için 2017 yılından, yani bu yere ilk ruhsat verildiği tarihten başlayarak bugüne değin nasıl bir süreç yaşanmış, bunu da kronolojik olarak anlatmak istiyorum. Konunun evveliyatını bilmemiz bu eylemle ilgili savunmamın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Burada bahsedilen yer Beykoz Paşabahçe'de. İlk olarak 2017 yılında otel olarak ruhsat almış, temel kazıları ve iksa perdeleri yapılarak o tarihten bugüne mevcut haliyle kalmış bir yer ve bir şantiye alanı. Uygulama imar planına bakıldığında bu parselin turizm konaklama alanında, kısmen de mesire alanında kaldığı görülmektedir. Planda, plan notlarından okuyorum; Planda turizm tesis alanı olarak ayrılan alanlarda maksimum KAKS (Kat Alanı Kat Sayısı) 0.50 ile maksimum H:11 metre (parantez en çok 3 kat) irtifa avan proje tekliflerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın uygun bulması ve ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu kararı ile uygulama yapılabilir.
Bu alanlarda asgari bahçe mesafesi 10 metredir. Bir parselde birden fazla yapı varsa yapılar arasındaki mesafenin tayininde ilgili Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu yetkilidir. KAKS parsel alanının %70’i üzerinden hesaplanacaktır. Bu alanlarda 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu ilgili yönetmeliğindeki fonksiyonlar için bahçe mesafeleri içinde maksimum 2 adet bodrum kat kullanılabilir şeklinde tarif edilmektedir. Şimdi Sayın Başkan, kıymetli heyet; 2017 yılında sunulan avan proje 7A, 7B, 7C, 7D, 7E, 7F, 7G, 7H, 7I, 7K, 7L, 7O1, 7O2, 7O3, 7O4, 7O5 ve 7O6 olmak üzere toplam 17 bloktan ibaret iken; müdürlükçe plan ve planlı alanlar tip imar yönetmeliği çerçevesinde birlikte değerlendirilerek -2017 ilk verilen ruhsatı konuşuyoruz- değerlendirilerek 7G ve 7H blokları projenin vaziyet planında çarpılanarak iptal edilmiş ve kalan 15 blok için 07.09.2017 tarihinde 52 sayılı yapı ruhsatı düzenlenmiştir.
Şimdi bu ruhsattan sonra nasıl bir süreç izlenmiş bu parselle ilgili? Rica etsem görsel 13'ü yansıtabilir miyiz? Evet... Şimdi bu biraz karmaşık bir kronoloji. Bu kronoloji ama meselenin özde nasıl bir süreçle ilerlediğini bize anlatması açısından karmaşık da olsa, benim için buradan anlatması zor da olsa anlatacağım. Şimdi ekranın sol tarafında yapılan müracaatlar, talepler var yani sayfanın sol tarafında. Sağ tarafında ise müracaatların sonuçları var. Yani ruhsat talebi reddedildiyse o var, düzenlendiyse o var. Şimdi ilk olarak 2017'de ilk ruhsat düzenlenmiş; 07.09.2017. Şimdi ilk ruhsat düzenlendikten sonra yaklaşık iki ay sonra; 14.11.2017. Ya ruhsatı almış, cebine koymuş, aradan iki ay geçmiş; 7G ve 7H blokları için bir tadilat ruhsatına müracaat etmiş".
Karaoğlu: İddianamede enteresanlık var
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun Eylem 46'ya ilişkin savunmasında ise şu ifadeler yer aldı:
"Burada Eylem 46… Doğuş ile devam etmek istiyorum. Şimdi ben bu eylemi, hiç okumadıysam iddianamede en az yirmi sefer okudum. Anlamaya çalıştım. Hani ne demek istemiş? Kendimce çıkarımlar yapmaya çalıştım. Yani tam olarak anlayabildiğimi de söyleyemem. Dolayısıyla burada da okuyup yani sizleri de yormak istemiyorum. Şimdi özetlemeye çalışacağım. Diyor ki, bu özetlediğimde de belki ne olduğu da anlaşılmış olacak bilemiyorum. Burada birçok farklı iddia zoraki bir şekilde bir araya getirilmiş. Şimdi bir yere bakıyorum, iddianamenin bir yerinde "Karaköy Galataport" deniyor. Bir yerde depremle ilgili hususlardan bahsediliyor. Sonra bir anda Reyna isimli yerin güçlendirme konusu gündeme geliyor. Sonra da konu dönüyor, Doğuş Grubu'nun raylı sistemlerdeki alacağına ve bu hak edişten feragate bağlanıyor. Bu birbirine benzemez konuları birbirine bağlamaya çalışan bir iddianameyi bu şekilde özetlemeye çalıştım sizlere.
Şöyle başlayayım: Galataport ve Karaköy... Önce buradan başlamış mesele. Galataport ve Karaköy Meydanı'ndaki otoparktan söz açılıyor. Bunları Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne bağlama çabası var ama buralar Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün yetki alanında değil. Belki ilk anda öyle düşünülür, hani Boğaz hattı o kıyısı falan oradan o alanı kapsar mı gibi. Bizim yetki alanımızda değil. Sonra raylı sistemlerde Doğuş'un hakedişten feragatinden bahsediliyor. Benim de bunu bilmem mümkün değil. Yani raylı sistemlerde hakediş alacağı varmış. Yani bunlar benim Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile ilgisi olan bir konu değil. E ne var? Doğuş'un deprem için İBB'ye yaptığı bir bağış varmış. Hatay depremi olmuş, firmalar, herkes seferber olmuş, bağış yapmış. Ha ben televizyondan izlediğimi gördüm mesela. Orada bir yardım toplanmasıyla ilgili bir program yapılmıştı. Cengiz İnşaat'tan Kalyon'a herkes sırasıyla dediler ki "biz şu kadar bağışta bulunuyoruz", "biz bu kadar". İşte banka, devlet bankası genel müdürleri, holdingler... Ondan sonra hepsi dedi ki, oradan gördüm. Hani oradan gördüm. Vatandaş olarak, kişi olarak onu biliyorum ben. Başka bir şey bilmiyorum. Hani Doğuş bağış yapmış yani Hatay depremi için. Benim alanımda olan bir konu değil, dolayısıyla onu da bilmem mümkün değil. Şimdi bu ilgisiz alakasız konular birbirine bağlanarak, böyle uzunca kaleme alınmış ama aslında Boğaziçi İmar ile ilgili boyutu çok kısa. Yani benim yaptığım çıkarım o. İddia o ki ben Reyna isimli yerde menfaat karşılığında güçlendirme ruhsatı vermişim ve bazı imara aykırılıklara göz yummuşum. Yani imara aykırılıklara göz yummuşum. İddia aslında bundan ibaret.
Şimdi Süleyman Atik'in 30 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesiyle başlayayım. Burada özetle; tadilat ruhsatı işlerinin hızlandırılması için, hızlandırılması için on milyon dolar değerinde A101 ve BİM kartı alınarak, İBB Sosyal İşler Daire Başkanlığı'na yönlendirilmiştir demiş. Şimdi Başkanım, ben bu kart işine hiç girmek istemiyorum. Ya bu benim ağzıma da yakışmıyor. Dün de biraz konuştum, pişman da oldum o bir kart meselesi. O yüzden o konuyla ilgili avukatlarım gerekli şeyi şey yapar. Çünkü hakikaten çok çirkin. Yani BİM'den 10 milyon dolar... BİM kime vermiş 10 milyon dolarlık kart? Tarihinde var mı? 10 milyon dolarlık BİM kart mı yani? Öyle bir şey. Bu konuya ben girmeyeceğim. Şimdi burada yalnız bir de enteresan bir şey söylemiş. Demiş ki "Ben bunu" demiş "Doğuş Grubu'nda çalışan birisinden duydum" demiş. "Bir arkadaşımdan duydum" demiş. Arkadaşının ismini de hatırlamıyorum. Sonra dosyaya sunacağım. Sunmuş mu? Yok. Ya senin Doğuş Grubu'nda çalışan bir arkadaşın var, diyor ki "Şuradan işte şu 10 milyon dolarlık şuradan bilmem ne alındı, kart alındı". E bu arkadaşın ismi kim? İsmini hatırlamıyorum. Duydum. Ya böyle bir soyut bir şey. Ya bu da böyle iddianameye girmiş.
Şimdi yine iddianamede bir başka da enteresanlık daha var. Diyor ki Süleyman Atik ifadesinde, "tadilat ruhsatın hızlandırılması" diyor. Dediği o, hızlandırılması. İmara aykırılıklara göz yummaktan bahsetmiyor. Fakat savcılık değerlendirme kısmına Süleyman Atik sanki bunu demiş gibi yazıyor. Yani Süleyman Atik "imara aykırılıklardan dolayı" diye dedi diyor şeyi iddianamede okuduğumuzda o. Başka bir ifadesi var da biz mi göremedik bilmiyorum. İfade iddianameye gelen ifadesinde öyle bir şey yok. Yakup Öner ne demiş etkin pişmanlık ifadesinde 23.06.2025 tarihli? Güçlendirme talebinin olduğunu, Ekrem İmamoğlu'nun bu konuyla ilgilenmesini söylediğini ifade etmiş. Şimdi burada da başka bir şeyden bahsediyor, güçlendirme talebi. Can Akın Çağlar ne diyor? Metro işinden, Galataport'tan ve Karaköy'deki katlı otoparktan bahsediyor. Bu katlı otopark projesinin maliyetinin 10 milyon dolar olduğundan bahsediyor. Ha şimdi 10 milyon dolar da böyle bir konuyla karşımıza geldi. Orada proje de 10 milyon dolar, öbür tarafta bir 10 milyon dolar daha var. Rakam böyle bir rakam dolanıyor ortalıkta.
Şimdi Sayın Başkanım, burada konu nedir? Tadilat ruhsatı için sürecin hızlandırılması mı? Güçlendirme ruhsatı başvurusu için raylı sistemlerin hakedişlerinden feragat etmesi mi? Katlı otopark mı? Galataport için bir görüşme mi? Bunların hiçbiri belli değil. Konu 10 milyon dolarlık katlı otopark projesinden 10 milyon dolarlık BİM kartına evriliyor. Bir başka yerde az önce dedim 190 milyon TL'lik deprem yardımından bahsediliyor. Sonra konu dönüyor dolaşıyor, bakın 10 milyon dolar dedik, 190 milyon TL dedik; dönüyor dolaşıyor 500 bin TL'lik A101 market kartıyla bana geliyor. Bunu da birazdan açıklamaya çalışacağım. Bu kartların bana nasıl geldiğiyle ilgili yine somut hiçbir belge, bilgi hiçbir şey ortada yok. Bu iddialar arasında ben neredeyim? Bakıyorum, göremiyorum. Benim dahlim ne de bu sayılan yerlerle ilgili de az önce de söyledim; görev ve yetki alanımda olmayan yerler ve konular. Şimdi Doğuş Grubu, İBB ile ya da devletin resmi kurumlarıyla birçok işler yapan bir büyük bir firma ve ben de İBB'de nihayetinde Boğaziçi İmar Müdürü. Yani Doğuş'un Büyükşehir Belediyesi'yle ne işi olduğunu bilmem, raylı sistemi bilmem, Galataport'u bilmem, Karaköy'ü bilmem, katlı otoparkı bilmem; bilmem de mümkün değil. Dolayısıyla bu konuşmaların muhatabı da olamam yani biri bir şey söylemiş, ne diyeyim yani şimdi?
İddiası ne savcılığın?
Az önce de dedim yani düşünmeden edemiyorum; acaba ilk andaki ilk soruşturma esnasında buraları Karaköy, Galataport bizim alanımızda mı sandı? Peki, ben kendi görev alanımdaki taşınmazla ilgili konuya cevap vereyim. İddiası ne savcılığın? Güçlendirme ruhsatı için ve imara aykırılıklara göz yumması için; her iki husus da birleşmiş, güçlendirme hem güçlendirme ruhsatı hem imara aykırılıklara göz yumma. Bu imara aykırılıklara göz yumma nereden çıkıyor? Hangi delile göre tespit yapılmış? Belli değil, şöyle belli değil: Bir rapor var ama o rapor tamamıyla yanlış bir rapor yani bana dönük, daha doğrusu kuruma dönük yaptığı suçlama bağlamında yanlış bir rapor. Birtakım tespitler var yok değil. Şimdi bununla ilgili bu imara aykırılıklar kısmına da cevap vereceğim, cevap vereceğim; hem de ruhsat düzenlenmesiyle ilgili hususta da cevap vereceğim. O konular biraz tafsilatlı, anlatacağım çünkü. Ama daha kısa şu yönlendirme konusunu burada yine böyle bir yönlendirme konusu var; yönlendirme meselesine cevap veriyorum, vermek istiyorum.
Burada yine imar konusundaki talepleri ben Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Yakup Öner'in ifadesinde benim adım geçmiyor. Kendi anlatımına göre güya Ekrem İmamoğlu'nun konuyla ilgilenmesini istediğini söylemiş. Savcılık yine açıkça bence hatalı bir şekilde cezalandırılmamı istemiş; gerçi şöyle de bir durum var: Savcılık değerlendirme kısmında diyor ki 'Doğuş İnşaat'ın Boğaz ön görünümünde bulunan mülkündeki imara aykırılıkları ve inşaat güçlendirme başvurusu bulunduğu bilgisinin örgüt üyesi Elçin Karaoğlu tarafından tespit edilerek örgüt liderine aktarıldığının değerlendirildiği' söylenmiş. Değerlendirildiği neye göre? Ben şunu anlıyorum; savcılık beni nereye koyacağını bilememiş. Mesela benim bu talebi Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimi söylemiş ama bu tespiti hangi delile göre yapmış? Elimin hiçbir yerinde böyle bir ifade yok.
Özetle; mevcut beyanlarda ve delillere göre de benim bu talebi herhangi bir kişiye yönlendirmem de yok. Yani Ekrem İmamoğlu'na yönlendirdiği, aktarıldığı değerlendirilmektedir demesine rağmen de Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlamış; yani böyle bir çelişki içerisinde. Şunu da söyleyeyim; ya ben şimdi Boğaziçi İmar Müdürü olarak gideceğim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'na, Ekrem İmamoğlu'na diyeceğim ki 'Sayın Başkanım burada bir güçlendirme ruhsatı talebi var'. Ya bana der ki 'E bunu bana niye söylüyorsun ki? Neyse yasal mevzuat bak, gereğini ver'. Ben çıktıktan sonra da arkamdan der ki 'Herhalde bu bu arkadaş bu işi beceremeyecek, bunun yerine bir başkasını koyalım'. Öyle ya, hani ben bir rutin bir güçlendirme ruhsatı işlemini tutup Ekrem İmamoğlu'na mı soracağım? Böyle bir şey olabilir mi? Bu iddiaların hepsini reddediyorum Sayın Başkan".
Karaoğlu'nun savunması devam ediyor
Duruşmaya İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun savunmasıyla devam ediliyor. Karaoğlu savunmasında SİNPAŞ iddiasına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Eylem 56, Avni Çelik, SİNPAŞ. Sayın Başkanım, aleyhime iddianamede gösterilen bu 8. suçlama Eylem 56 başlığı altında yer alıyor. Şimdi eylem değerlendirme kısmı özetlenecek olursa; bu suçlamaya konu olayda Edip Bey Köşkü olarak bilinen mülkün ruhsat alımı için -yani o değerlendirme kısmında böyle geçiyor aslında iskan, ruhsat değil; biz yazdığı şekliyle söyleyelim- ruhsat alımı için Avni Çelik tarafından yapılan başvuru neticesinde Ekrem İmamoğlu talimatıyla Yakup Öner'in Avni Çelik'e gittiği ve bir tarihi eserin yenilenmesi adı altında maddi menfaat talep edildiği, ancak suç eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı ileri sürülüyor. Bu iddiada benim adım geçmiyor ama ben diğer birçok suçlamada olduğu gibi imar konusundaki talepleri Yakup Öner'e yönlendirmiş olmakla suçlanıyorum. Şimdi en başta söyleyeyim ki; burada bahsedilen rüşvet teşebbüs olayından, bu iddia edilen görüşmelerden benim hiçbir bilgim yoktur. Bana intikal eden bir şey de yoktur. Bunların tamamını ben ilk kez iddianamede okuyorum.
Sayın Başkanım, bu eyleme de baktığımızda eylemin şüpheli Yakup Öner, müşteki Avni Çelik ve yine şüpheli Kamuran Ataç'ın ifadelerine dayandırıldığını görüyoruz. Bu ifadeler üzerinde de savcılığın yaptığı bir değerlendirme var. Dediğim gibi ne ifadede ne eylem değerlendirmesinin herhangi bir yerinde benden bahsedilmiyor, adım dahi geçmiyor. Cezalandırılmamın istendiği, sevk olduğum ceza maddesine göre ise kişilerin imar konusundaki taleplerini Yakup Öner'e yönlendirdiğim iddiasıyla iştirak hükümlerinden sorumlu tutulmam gerektiği söylenmekle birlikte; bunun nasıl, ne zaman, ne şekilde yaptığım ile ilgili olarak ne tek bir açıklama, ne tek bir tespit, ne de tek bir bulgu var. Dolayısıyla hiçbir somut veya soyut delile dayanmayan bu isnada ilişkin tek bir satırın olmadığı iddianameyle ilgili açıkçası nasıl bir savunma yapacağımı da bilmiyorum. Yani anlaşılan o ki benim burada olmayan bir şeyin olmadığını benim ispat etmem bekleniyor. Dediğim gibi bunu nasıl yapacağımı tam olarak bilmemekle birlikte yine de savunmamı yapmaya çalışacağım. Öncelikle az önce söylediklerimin havada kalmaması için bu ifadeleri bir okumak istiyorum:
Yakup Öner, etkin pişmanlık ifadesinde; "Sinpaş, 2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru Üsküdar korusunun içinde bulunan, eski Halide Edip Adıvar'a ait olduğunu düşündüğüm yeri satın alan Avni Çelik, ruhsat yenileme işlerine ilişkin olarak Tarabya'da bulunan İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi işi için talepte bulunduk, ancak kendisi bunu kabul etmedi. Ruhsat işlemleri rutin yürüdüğü için ya da resmi olarak yürümesi gereken işler olduğu için işleri durdurmadık. Ben bu talebi Ekrem İmamoğlu'nun isteği üzerine bu şahıslara ilettim. Bu tadilatın maliyeti yaklaşık o gün için 3 milyon dolar civarındaydı. Ben bu talebin bu şahıslar tarafından kabul edilmediğini Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimde 'zaten kabul edeceklerini düşünmüyordum' şeklinde bana bir yanıt verdi," diye bir ifadesi var.
Avni Çelik ifadesinde ne diyor? "Ben Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanıyım. Uzun yıllardır inşaat sektöründe faaliyet göstermekteyiz. Bana okumuş olduğunuz Yakup Öner'e ait ifadeyi anladım. Söz konusu ifade doğrudur. Benim kendim kullanmak için satın almış olduğum Üsküdar Paşalimanı'nda bulunan Edip Bey Köşkü olarak bilinen köşkün ruhsatı alınmıştı. Buranın iskan ruhsatı için başvurmuştum. Bu süreç Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada -yine ortada bir beklemeye atıf yapıyor- beklediği esnada KUDEB (Kültür Varlıkları Koruma Kurulu) gibi kurumlardan gerekli tüm olurlar çıktı. Ancak dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada, tarihini tam hatırlamamakla beraber, kendisini Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı olarak tanıtan Yakup Öner isimli şahsın benimle görüşmek için randevu istediği tarafıma iletildi. Kendisi geldiğinde bana 'Boğaziçi İmar'da bir başvurunuz var, bu başvuruya ilişkin işlemler devam ediyor. Şu an İstanbul'da İtalyan Büyükelçiliği'nin eski eser olan bir yeri var, buranın yenilenmesini üstlenmenizi istiyoruz' dedi. Ben de kendisine 'bunun keşfi nedir?' diye sordum. Kendisi bana 3-4, 3,5-4 milyon euro civarında bir masrafı olduğunu söyledi. Ben kendisine 'bunu aklınıza bile getirmeyin' demek suretiyle kesin bir dille reddettim." şeklinde beyanda bulunuyor.
Kamuran Ataç'ın ifadesi eyleme özgü bir ifade değil, daha çok genel bir ifade. Sadece bir iki yerde, iki üç kez Yakup Öner'i Sinpaş Holding'e götürdüğünü söylüyor. O yüzden bu ifadeyi okumayacağım. Şimdi Başkanım, ifadeleri okuduğumuzda Yakup Öner, doğrudan Avni Çelik ile görüştüğünü söylüyor. Avni Çelik de kendisini Yakup Öner'in aradığını söylüyor. Ama ben yine burada Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Şu diyalogdan benim iddianameyi okuduğumda haberim olmuş. Bu iddianamenin dayanağı delili nedir, anlamıyorum ve bunu reddediyorum.
Değinmek istediğim başka bir husus daha var; o da şimdi bu bekletme meselesini yine burada irdelememiz lazım. Şimdi Avni Çelik'in ifadesinde diyor ki: "KUDEB, Kültür Varlıkları Koruma Kurulu gibi kurumlardan gerekli tüm olurlar çıktı, ancak dosya Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde beklediği esnada... Tarihini tam hatırlamamakla beraber kendisini Ekrem İmamoğlu danışmanı olarak tanıtan Yakup Öner isimli şahsın benimle görüşmek için randevu istediği tarafıma iletildi." Az önce de söyledim, hatırlatmak için tekrar okudum. Şimdi bu kısım... Peki bu ne zaman olmuş? Burada bir tarih vermemiş ifadesinde. Şimdi bunun cevabı da Yakup Öner'in ifadesinin başlangıç kısmında var: "2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru." Avni Çelik de ifadesinde diyor ki söz konusu ifade doğrudur diyor. Yani Yakup Öner doğru diyor. Ha demek ki biz neyi anlayacağız ifadelerden anlaşılan o ki iskan belgesi 2023 seçimlerinden önce yılın ortalarına doğru yani ne zaman ya haziran başı ya da mayıs ayı gibi gerekli tüm olurlar çıkmasına rağmen Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde bekliyormuş. Bunu anlayacağız. Şimdi tabii savcılık makamı muhtemeldir ki soruşturma esnasında imar işlem dosyalarını söz konusu yerin imar işlem dosyalarını incelemiş ve bu dosyayı incelediğinde de bir bekletme olmadığını görmüş ki iddianamede bu hususta müdürlüğe veya şahsıma bir suçlama ortaya koymamış. Bununla ilgili bir değerlendirme de yapmamış az önce yapmıştı orada da demek ki orada da incelememiş. Ancak müsaade ederseniz ben yine de bu hususu bir açıklamak istiyorum.
Şimdi Sayın Başkan, burada kıymetli KUDEB ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu gibi olurların çıkmış olduğu doğrudur. Ancak bu olurların çıkmış olması iskan için tüm koşulların sağlandığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu bahsedilen bekleme iskanın müdürlükçe bekletildiği şeklinde anlaşılacak bir bekleme değildir. İskan için yapı sahibi tarafından tamamlanması gereken hem yerinde yerinde tamamlanması gereken işler ve sonrasında da temin etmesi gereken evraklarla ilgili yani yapı sahiplerinden kaynaklıdır. Şimdi bunun detaylarına değineceğim. Ancak öncelikle iddiaya konu yerin bir durumundan bir evveliyatından da bahsetmek istiyorum. Ha nedir bu iskanın bekletildiği söylenen yer? Şimdi bu parselde geçmişte var olmuş eski eser yapıları yani bu yerinde boş bir parsel fakat geçmişte bundan 100 sene 150 sene önce burada bir eski eser kültür varlığı olduğu koruma kurulunca tescil altına alınıyor. İkinci grup tescilli kültür varlığı olarak tescilleniyor ve rölöve restorasyon projeleri onaylanıyor kurulca. Bunlarda bizim hiçbir dahlimiz yok. Rölöve restorasyon projelerinin onaylanmasını takiben 2014 yılında Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nce rekonstrüksiyon ruhsatı düzenleniyor A, B, C blokları için. Yani 2014 yılında bu parselde 2014 yılında A, B, C blok için düzenlenmiş rekonstrüksiyon ruhsatlarının olduğu bir yerden bahsediyoruz.
Şimdi Başkanım, bu yapılar, yapı ruhsatının süresi İmar Kanunu 29. maddesine göre 5 yıldır. Şimdi bu ilk ruhsat süreci içerisinde tamamlanamamış ve 2019 yılında başka bir ruhsat almış. Yani iskanın beklediği söylenen 2023 yılı ortalarında karşı karşıya kalınan durum 9,5 senede 9,5 sene devam eden ama bir türlü tamamlanıp iskan aşamasına gelmemiş bir yer. Yerinde birtakım imalatların dosyasında birtakım eksiklerin olduğu bir yer. Vatandaş 9,5 senede inşaatı tamamlayamamış, sonra diyor ki benim müdürlükte dosyam 2 aydır, 3 aydır bekliyor. Ya bu 9,5 senede ne oldu da sen burayı bitiremedin bir işin bir de bu tarafı var. Onu koyuyorum kenara. Şimdi hangi belgeler eksiktir ki ki bu belgeler aynı zamanda yerindeki imalatların da eksik olduğu anlamına gelen belgelerdir. Bunları ortaya koyarak bu bekletme iddiasını da somut şekilde çürütmek isterim. Hani geçmiş geçmişte kalmış 9,5 sene bitirememiş o onu ilgilendirir. Ben ne yapmışım? Şimdi A ve B blok için asansör tescilinin yapılması ile ilgili dilekçe müdürlüğümüze 06.09.2023 tarihinde sunulmuş. Yani bekletildiği iddia edilen tarihten 3-4 ay sonra. Ek 43. Başkanım tarih referansımız neydi? Mayıs 2023’tü ifadelerden onu anladık ve doğruladık. Şimdi mayısı referans aldığımız zaman 4 ay sonra sunduğu bir asansör tescilinin yapılmasıyla ilgili bir dilekçe A ve B blok için zaten A, B, C blokları.
Şimdi bu dilekçe ekinde bunu ekleri kalabalıklaştırmamak için sunmadık. Bu dilekçe ekinde periyodik takip kontrol raporu var tarihi 30 Ağustos 30.08.2023. Başka ne var? Teslim tarihine istinaden teslim tarihini istinaden yani asansörü alıp teslim ediyor diyor ki burası çalışır vaziyettedir sorunsuzdur teslim tarihine istinaden düzenlenmiş garanti belgesi var ne zaman 23 Ağustos 2023. Başka ne var? Avrupa Birliği uygunluk beyanı var onun tarihi ne o da 23 Ağustos 2023. Ve bu asansör işletmeye alınacak duruma geliyor bütün onayları kontrolleri garanti belgeleri her şeyi tamamlanıyor vatandaş 9. ayda bize dilekçe veriyor diyor ki benim her şeyim tamamdı benim iskanım bekliyor. Ya sen asansörü yapmamışsın ki. Her gün her gün ekranlarda görüyoruz asansör kazası Allah korusun ölümlü kazalar yaşanıyor. Yani asansör şöyle de önemli bir konudur yapı ruhsatında da yapının ekipmanları unsurları diyeyim daha doğrusu unsurları içerisinde var olan işaretlenen yani ruhsata baktığınızda şunu görürsünüz burada asansör var mı yok mu? Orada asansörler yanındaki kutucuk işaretlidir. Dolayısıyla iskana esas belge ne yapı ruhsatı o yapı ruhsatının ekleri neler projeler eklerinde ne var asansör var projeler var mimari projesinde var. Şimdi bu belgeler aynı zamanda asansör imalatının tamamlanıp işletmeye açıldığı tarihe de işaret etmekte. Zaten dilekçe de dediğim gibi bu tarihten yani bu imalatın tamamlanmasından sonra verilmiş".
Duruşmaya ara verildi
Duruşmaya bir saat ara verildi.
Elçin Karaoğlu savunmasına devam ediyor
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun savunmasının devamı ise şu şekilde kaydedildi:
"Bugün eylemlere kaldığım yerden devam edeceğim; 58 numaralı eylemle başlamak ve devam etmek istiyorum. Sayın Başkanım, 58 numaralı eylemle ilgili oldukça uzun kaleme alınmış bir değerlendirme kısmı var, bu sebeple bu kısmı özetleyeceğim. Buradaki iddia; Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetki sınırı içinde olduğu söylenen ve Mehtabiye Köşkü olarak bilinen mülkün ruhsat onayının müdürlükte bekletildiği yönündedir. Müşteki olarak geçen mülk sahibi Murat Özyeğin’in, bunun üzerine kendiliğinden Yakup Öner ile iletişime geçtiği, konunun daha sonra bir rüşvet talebine konu edildiği, bu talebin tarafınca kabul edilmediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı öne sürülmektedir. Sonrasında müşteki Murat Özyeğin’in Ekrem İmamoğlu ile görüşerek, ruhsat onayının hızlandırılmasını istediği, Ekrem İmamoğlu’nun da Yakup Öner’e talimat vererek, ruhsat sürecinin ilerletilmesini talep ettiği iddia edilmektedir. Yakup Öner’in de bana talimat vermesiyle ruhsat onayının yapıldığı şeklinde özetlenecek bir değerlendirme mevcuttur.
Bu eylemdeki iddia yine iki ifade üzerinde kurgulanıyor; ancak esas anlamda tek bir ifadeye dayanıyor. Yani etkin pişmanlıktan yararlanarak ifade veren Yakup Öner ve daha sonra soruşturmaya dahil olan müşteki Murat Özyeğin’in ifadeleri söz konusudur. Bu ifadeleri tek tek irdeleyeceğim. Burada, diğer eylemlerde olduğu gibi iddia tamamıyla gerçek dışıdır. Bunu da Boğaziçi İmar Müdürlüğü olarak tesis ettiğimiz işlemleri tarih tarih ortaya koyarak somut belgelerle kanıtlayacağım. Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu eylemde ben, Türk Ceza Kanunu’nun 37/1. maddesi uyarınca Yakup Öner’e yönlendirme yapmakla suçlanıyorum. Bu yönlendirme iddiası da esasen ruhsat onayının önce bekletilmesi, sonra konunun yönlendirilmesi ve ardından talimat üzerine sürecin devam ettirilmesi aşamalarına dayanıyor. Yönlendirme bu iki ayak üzerine oturduğu için, ben öncelikle bu "bekletme" meselesini açıklığa kavuşturmak istiyorum.
Murat Özyeğin, 1.10.2025 tarihli ifadesinde şunu söylemiş: "2023 yılının mayıs ayında Anıtlar Kurulu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın izinleri çıkmıştı. Son izin için Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden onay bekleniyordu." Baktığımız zaman ruhsat süreci bu şekilde ilerlemiyor. Ben, Murat Özyeğin’in, bu ifadeden önce sürece ilişkin yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Bunu neye dayandırıyorum? Neticede yaptığımız tüm işlemler, olması gereken usul ve mevzuata uygun şekilde ilerlemiştir. İddianamede söz edildiğinin aksine hiçbir yavaşlama da söz konusu değildir. Burada müsaade ederseniz Ekran 9 görselini alabilir miyiz? Başkanım, eklerde 41 olarak görünüyor. Evet, şimdi bu ekrana yansıttığımız görüntüde…
Mahkeme Başkanı: Eğer 41 yansıyorsa bizde bir hata vardır. Bizde 56 nolu eylemden sonra 41. ekten itibaren devam ediyor, 58 ile ilgili evrak bulamadık. Problem değil, biz buradan takip ederiz. Yansıtılan dilekçeye "Eylem 56" yazılmış, bir yanlışlık olmuş olabilir ama dilekçe burada.
Elçin Karaoğlu: Sayın Başkanım, Murat Özyeğin ifadesinde ne demişti? "2023 yılının mayıs ayında Anıtlar Kurulu ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın izinleri çıkmıştı; son izin için Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden onay bekleniyordu." Buradan ne anlarız? Bir ruhsat talebiyle ilgili ocak, şubat ya da mart ayında bir dilekçe verilmiş olması ve bu dilekçe üzerine sürecin yürüyerek izinlerin çıkmış olması gerekirdi. Oysa dilekçe ne zaman verilmiş? Tarihe dikkat çekiyorum: 1 Haziran 2023 tarihinde verilmiş. Dilekçede, projelerinin koruma kurulunca onaylandığı belirtilerek tarafına ruhsat verilmesi talep ediliyor. Yani "Mayıs ayında her şeyim tamamdı, bekliyordum" dediği noktada, dilekçesini henüz haziran ayında vermiş. Peki, Ekran 10’u yansıtabilir miyiz? Şimdi burada da baktığımız zaman 20.09.2023 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü komisyon kararı, Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu kararı. Ne diyordu Murat Özyeğin? "Benim Çevre Şehircilik Bakanlığı'ndan da izinlerim çıkmıştı" demişti değil mi? Ne zaman? Mayısta. İzin ne zaman gelmiş? 20 Eylül 2023'te. Biz neyi beklemişiz burada? Yani bu ifade tamamıyla dediğim gibi yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını düşünüyorum.
Bir de şöyle bir şey var, ben bunu Yakup Öner'in de ifadesiyle bağlamak istiyorum aslında. Şimdi Yakup Öner ifadesinde diyor ki, "Proje, ben önce konuyu Ekrem İmamoğlu ile görüştüm. Ekrem İmamoğlu, bana sürecin hızlandırılmasını söyledi. Ben de Elçin'e gittim, söyledim durumu, proje onaylanıp kurula gönderildi diye biliyorum" diyor. Yani proje onaylanıp kurula gönderildi diye biliyorum diyor. Şimdi projeyi zaten biz onaylamışız Başkanım. Proje Koruma Kurulu’nda, yani iki tane kurul var. Bir tanesi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, bir tanesi de Çevre Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, iki tane. Zaten Murat Özyeğin'in de atıfta bulunduğu bu. Koruma Kurulu'nun onayı mayısta gelmiş. Biz, mayıstan önce projeyi zaten onaylayıp kuruma göndermişiz. Ekran Özyeğin olarak bir yansıtabilir miyiz ekran Özyeğin? Son eklenen evet.
Sayın Başkan, bu ekran eklerde yok, şimdi bunun tarihi 15.12.2022. 15.12.2022'de vatandaş müracaat ediyor kuruma, diyor ki "Ben ekte sunduğum projeleri, rekonstrüksiyon ve set altı otopark projesini onaylayıp Koruma Kurulu'na gönderin" diyor. Biz de bunu bu dilekçe üzerine bu projeleri onaylayıp Koruma Kurulu'na gönderiyoruz. Koruma Kurulu kararı da 9 Mayıs 2023 tarihinde çıkıyor. Mayısta geldiği söylenen izin Koruma Kurulu'nun izni. Yani izinler... İzin iki ayaklı olduğunu düşünelim, ayaklardan bir tanesi tamamlanmış Koruma Kurulu'nun izni. Ve Koruma Kurulu'na giderken de proje onaylanmış. Proje onaylanmış. Fakat hangisi eksik? Çevre Şehircilik Bakanlığı izni eksik. Ne diyordu? "Benim Çevre Şehircilik Bakanlığı iznim de tamamdı" diyordu. Oysa biz neyi gördük? Evet Koruma Kurulu izni var fakat ruhsat dilekçesini haziranda vermiş, Çevre Şehircilik Bakanlığı da 9. ayda onaylamış.
Şimdi ifadelere baktığınızda ne Yakup Öner'in dediği bir yere oturuyor, yani hiçbir yere oturmuyor. Diyor ki "Ben söyledim, projeler onaylandı diye biliyorum". Ya projeleri biz zaten 2023'ün mayısından önce onaylamışız zaten. Onaylanmış. Mayısta da Koruma Kurulu'nun izni çıkmış. Ama Çevre Şehircilik'in izni çıkmamış. Çevre Şehircilik'e de bu konu nasıl gitmiş? Hani Çevre Şehircilik Bakanlığı'na siz mi göndermediniz? Yok. Koruma Kurulu kararının üst yazısında, üst yazısında bu konu yazı dağıtımlı olarak, dağıtımlı olarak hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilgili birimlerine, Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı'na ve de İstanbul Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne gönderilmiş zaten. 18.05.2023. Yazı bu. Bu yazının ekinde de karar var. Diyor ki "Bu karardan bilgi alınması ama gereği için de Çevre Şehircilik Bakanlığı'na bilgi vermiş." Demiş ki "Ben bunun projesini onayladım, yani Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün onaylayıp bana gönderdiği projeyi onayladım, bunu siz de gereği neyse siz de yapın, onaylayın.” Dolayısıyla Çevre Şehircilik Bakanlığı bu konudan 18.05.2023 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Koruma Kurulu'nun yazısıyla haberdar zaten. Bu konuya muttali. Biliyor bu konuyu. Bilmesine rağmen bu izin, bu izin 9. ayın 20'sinde geliyor.
Şimdi geldik tekrar ifadelere döndük. Neydi? 2023 yılıydı, aylardan mayıs ayıydı. Onaylar gelmişti. E hani gelmiş? Hiçbir tanesi gelmemiş. E biz Yakup Öner ne diyordu? "Projeler ben söyledim de öyle onaylandı." Yani tarih skalasına bakarsanız ondan şu anlam çıkıyor: Mayıs ayından bütün izinler çıkmış olmasına rağmen şöyle bir tarih skalası çıkıyor: Mayıs ayında tüm izinler çıkmıştı, 9. aya kadar çünkü 3-4 ay beklettiler bizi diyor, 9. aya kadar, 9. ayın sonuna kadar bekletildi. Ondan sonra projeler onaylandı, onaylandı, ondan sonra ruhsat verildi. Ya biz projeyi 7-8 ay önce onaylamışız, izinlerden bir tanesi çıkmış, öbür izin de 9. ayda gelmiş. Şunu da söyleyeyim, yani burada yine bir başka detay daha var. Şimdi Çevre Şehircilik Bakanlığı, bu Koruma Kurulu'nun yazdığı yazı üzerine ne yapmış? 2 ay beklemiş. 2 ay bekledikten sonra "Dağıtım Yerlerine" diye bir yazı yazmış, bu yazı bize gelmiş. Diyor ki: "Yazının ilgisi de İstanbul 3 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 18.05.2023 tarihli yazısı."
Yani bana Koruma Kurulu böyle bir yazı gönderdi, bana şunları gönderin bu parselle ilgili:
- İmar durum belgesi
- 1/1000 ölçekli meri plan paftası,
- Onaylı meri plan notları,
- 1/1000 ölçekli halihazır pafta harita plan örneği,
- İnşaat istikamet rölevesi,
- Aplikasyon krokisi,
- Kot kesit belgesi,
- Varsa ağaç röleve planı ve teknik raporu; Orman Fakültesi'nden veya Orman Mühendisleri Odası'na kayıtlı orman mühendisi tarafından hazırlanmış, Orman Mühendisleri Odası'nca onaylanmış,
- Teklif mimari proje açıklama raporu,
- İmar plan paftası,
- İmar plan notları,
- Onaylı vaziyet planı,
- Alanda ağaç varsa vaziyet planı üzerinde ağaçların işlenmesi,
- Vekaletname,
- Fotoğraf albümü ve uydu görüntüleri.
Bakın burada dikkat ederseniz bu saydığım evraklar içerisinde proje yok. Çünkü proje var zaten onlarda ve onaylı proje var. Şimdi bu yazıyı da bize ne zaman yazmış? Neredeyse 2,5 ay sonra. Hani "beklettiniz" diyor ya, burada bekleten bir kurum varsa Çevre Şehircilik Bakanlığı, Koruma Bölge Komisyonu. Biz bunun üzerine, şu yazı üzerine, burada saydığı aşağı yukarı 10-15 tane dokümanı -ki bunlar hazırlık gerektiren dokümanlar- bir ay içerisinde... Müdürlük içindeki iç yazışmalar var, onlara hiç değinmek istemiyorum. Var yani yazışmalar yapılıyor; diyor ki "bu ilgi yazı üzerine bilgi belgeleri tamamlayın". Bir ay içerisinde bütün bu belgeleri tamamlayıp Bakanlığa gönderiyoruz. Bakanlık 9. ayın 20’sinde bu izni, bu kararı bize gönderiyor. Evet.
Şimdi esasında biz tabii ifade üzerinden, ifadenin çelişkisi, yani çelişkiyi bırakın yani ifadenin gerçekle hiçbir yerinden kesişmediği üzerinden konuyu değerlendirmeye çalıştık. Ama bu ifadenin dışında zaten imar işlem dosyasının içine girildiğinde bu mesele sadece şu izinlerle de alakalı değil. Bununla ilgili ruhsat verilebilmesi için tamamlanması gereken başka evraklar ve dokümanlar var. Bunlar yine ilgilisinin tamamlaması gereken evrak ve dokümanlar.
Şimdi bunlar ne? Bunları da saymak istiyorum size. Ha tamam, izin gelmiş ama izin geldi ama orada da görülüyor ki biz bekletmemişiz yani. Böyle bir şey yok. Projeyi de onaylamışız, Çevre Şehircilik Bakanlığı iznini beklemişiz. Neler var şimdi burada? Eksik neler var?
- 04.10.2023 tarihinde Fiba Holding'in ticaret sicil belgesi geliyor dosyaya giriyor. Olması lazım, ruhsat için gerekiyor.
- 05.10.2023 tarihinde Boğaziçi İmar Müdürlüğü projeyi itfaiyeye gönderiyor. Tabii itfaiyeye göndermesi için haklı olarak Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın onayının gelmesini bekliyor. Çünkü orada Çevre Şehircilik Bakanlığı eğer ki projede revizyon yapmış olsaydı, yangın kaçışları ve yangınla ilgili yapılan düzenlemelerle ilgili tekrar bir değerlendirme yapmak gerekecekti. Dolayısıyla proje geldikten sonra, yani o sıralı bir işlem, öncesinde yapılabilecek bir işlem değil. Proje onaylanmış, her iki kuruldan da gelmiş, itfaiyeye gönderiliyor.
- 11.10.2023 yılında proje müellifi inşaat mühendisi taahhütnamesi geliyor. Bunlar olmadan ruhsatın verilebilmesi mümkün değil.
- 16.10.2023'te fenni mesul talimatnamesi geliyor.
- 13.10.2023 tarihinde şantiye şefi hizmet sözleşmesi dosyaya sunuluyor.
- 16.10.2023'te inşaat mühendisi fenni mesul taahhütnamesi sunuluyor.
- 24.10.2023'te asbest envanter raporu sunuluyor.
Bunlar ilgilisinin az önce saydığım evraklar, proje müellifleri ve yapı denetim şirketinin -burası 4708 sayılı yasaya göre denetlenen bir inşaat- bununla ilgili yapı denetim firmasının ve proje müelliflerinin sunması gereken evraklar. Özünde de malikin bir yerde hazırlayıp sunması gereken evraklar.
Bunlar yine devam ediyorum;
- 24.10.2023'te asbest envanter raporu sunuluyor. Bu raporu hazırlayacaksın, asbest envanter raporunu, kuruma sunacaksın. Bize getirmiş 24.10'da.
Sayın Başkanım devam ediyorum;
- Jeofizik proje müellifi taahhütnamesi o da 05.09.2023'te geliyor.
- Yapı müteahhiti imza sirküleri 04.09.2023'te geliyor.
- Mimar ile yaptığı sözleşme; fenni mesul inşaat mühendisi Canan Nilüfer Erbay ile sözleşme yapıyor, bu sözleşmenin tarihi 08.11.2023. Ruhsattan 9 gün önce. Daha fenni mesul ile yaptığı sözleşme daha 9 gün önce geliyor dosyaya giriyor".
Elçin Karaoğlu: "Hiçbir ilgimin olmadığı bu suçlamayla ilgili nasıl savunma yapacağımı bilmiyorum"
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu yarım kalan savunmasına devam ediyor.
HALK TV'den Gamze Altunay'ın aktardığına göre Mehtabiye Köşkü'ne ilişkin iddialara yanıt veren Karaoğlu, "Murat Özyeğin'in yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Mevzuata göre ilerlenmiş, iddianamenin aksine ruhsata ilişkin hiçbir yavaşlama söz konusu değil" dedi.
İBB'nin köşkle ilgili izin verdiğini dile getiren Karaoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın haziran ayında yapılan başvuruyu eylül ayında onayladığını öne sürdü.
Karaoğlu, Yakup Öner'in sözlerinin tutarsız olduğunu belirtti.
Karaoğlu, "Bakanlığın iznine odaklandık ama 20 tane evrak eksik. Yönlendirme iddiası tamamiyle gerçek dışı" ifadelerini kullandı.
Edip Bey Köşkü'ne ilişkin iddia hakkında ise "Ne eylemde ne de eylem değerlendirilmesinde benim adım geçmiyor. Hiçbir ilgimin olmadığı bu suçlamayla ilgili nasıl savunma yapacağımı bilmiyorum" şeklinde konuştu.
Duruşma başladı
İBB davasında 25. gün başlıyor.
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nın savunması bugün de sürecek.
Mahkeme heyeti geldi ve duruşma başladı.
Fransa Konsolosluğu Siyasi İşler Müşteşarı Kilian Vivien, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Milena Büyüm ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb duruşmayı takip eden isimler arasında yer alıyor.
