Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 77'si tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB davasının 10. haftası davanın 35. celsesiyle devam ediyor.
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 37 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, tutuklu sanıklar Emrah Yüksel, İsmet Korkmaz, Mehmet Çağlar Kuru, Ulaş Yılmaz, Yusuf Utku Şahin, Çağlar Türkmen, Adem Soytekin, Seyhan Özcan, Nuri Cem Ceylan, Esma Bayrak, Murat Keleş, Fatih Özçelik, İsmail Akkaya, Harun Cengiz Beğenmez, Mehmet Kaya hakkında tahliye kararı verdi.
33. duruşmada, tutuklu sanık Yağmur Cansu Yeşilyurt ile Mustafa Keleş ve avukatları savunma yaptı.
"Ben 59 numaralı eyleme nasıl dahil olduğumu henüz anlamış değilim"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay, savunmasında Eylem 59'a ilişkin konuştu:
“Ben bu 59 numaralı eyleme, yani Cebeci'ye nasıl dahil olduğumu henüz çok fazla anlamış değilim aslında. 139. eylemde olduğu gibi burada da soruşturma aşamasında tarafıma yöneltilen hiçbir iddia olmadı. Yine dile kolay 8 gün gözaltı ve 5 buçuk ay tutukluluk süresince savcılıkla da, savcılık tarafından da, iddia makamı tarafından da bu kadar önem atfedildiği anlaşılan bir olaya ilişkin ifademe başvurulmadı, savunmam alınmadı. Aslında garip olan ifademin alınmamasından ziyade eyleme eklenme biçimim biraz.
Soruşturmada kolluk tarafından hazırlanan fezleke 100 sayfayı aşmaktadır, bunu az önce belirtmiştim. Binlerce sayfadan oluşan da ekleri var; açtım baktım 59, 59 A, B, C... 13, 14 dosya. Burada da bir şey yok. Ne var ki iddianame şüphelisi haline geldim. Hem de ne ifadelerle... Bu arada ikinci bir polis fezlekesi daha var, o daha sonra orada da yok diye görüyorum tutanaklarda. Ve şöyle geçiyoruz: Şüpheliler Murat Gülibrahimoğlu, Yağmur Cansu Yeşilyurt, Fatih Keleş, İbrahim Bülbüllü tarafından Cebeci maden bölgesinde birçok maden sahası farklı yollarla alınarak bölgedeki hakimiyet sağlandıktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla -burayı açıklayacağım- İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla hafriyata yetkilendirilmiş belediye iştiraki İSTAÇ'ın işletmekte olduğu farklı hafriyat döküm sahalarının örgüt yöneticisi, işte Fatih Keleş talimatıyla kullanımından devre dışı bıraktığı, söz konusu işlem ve burası, burada geçiyorum yani o şöyle. 100 sayfa en son bir yerde bu geçiyor. Söz konusu işlemlerin İBB bünyesindeki organizasyonlarının örgüt üyesi şüpheli Arif Gürkan Alpay tarafından yürütüldüğü anlaşılmıştır.
Ben de burada görüyorum o cümleyi. Çünkü o dediğim gibi başlarda vesaire bilirkişi ve o raporda yok. Hani oralarda yok. Burada geçiyor, sondan bir önceki sayfa.
Sonra da şöyle bir açıklama yapılıyor iki sayfa sonra yani bu suçlarla ilgili; burada ayrım yapılmış hani kim, hiç olmazsa hani şu şunu yaptı bu bunu yaptı diye ama tabii onlar da yok. Diyor ki; şüphelinin İBB Genel Sekreter Yardımcısı olduğu, örgüt yöneticisi Fatih Keleş'in talimatıyla yürütülen resmi gazete ile maden işletme ruhsatı verilen güney ve kuzey Cebeci alanlarına döküm yapılması için gerekli resmi işleri uhdesinde bulunan birimler marifetiyle organize ettiği, kaçak hafriyat dökümü yaptırarak maden sahalarına ve orman alanlarına zarar verdikleri, örgüt liderinin talimatıyla -şimdi burası işte az önce aslında meclis o başka bir meclisti özür diliyorum, buradaki meclis kararı- Belediye Meclisi kararlarıyla döküm fiyatlarının fahiş bir şekilde artırıldığı, yani ben bağlı birimlerle dökümü organize ettiriyorum ve meclis kararıyla da fahiş bir şekilde artırarak maden kaçak sahalarına usulsüz fişler kestim. Bunu kim yapıyor? İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ben. Öyle görünüyor. Örgüt hiyerarşisi içerisinde de şeye bağlı... Şimdi bunlara bir cevap vermem gerekiyor tabii.
Öncelikle şu açıklamayı yapmak isterim. İddianamedeki iddiaların, iddialar neyin ne olduğunu yani biraz böyle işler karıştırılmış; zaten siz de dinlediniz gördünüz. Biraz taşları da yerli yerine oturtmak istedim en azından kendi açımdan. Yoksa birazdan anlatacaklarım aslında anlatmamam gerek- gerekmiyordu- zira ben veya makamım bu anlatılanların bu şekilde bir parçası olmadı. Bana bağlı birimlerde bu şekilde bana bak- yani öyle bir şey. Zira ben veya makamım bu anlatıları- özür diliyorum- benim Cebeci'ye ilişkin belli tanıklıklarım veya deneyimlerim var. Ancak bunlar iddianamedeki iddialara ilişkin değil.
Ancak şimdi ben bu deneyimlerimi ve sonradan dosyayı çalışarak öğrendim; sonradan buradaki dosyayı hakikaten iddianame çıktı Cebeci dediler çalışarak öğrendim. Buradaki çalışma arkadaşlarımızla aşağıda herkes soruyor tabii "sizin eylemleriniz nedir?" Diyorum ki işte bir kart meselesi var, bir reklam alanı var, bir de Cebeci var. "Nasıl yani?" dediler. Döküm, yani hangi birim ne bakımdır diye. Herkeste böyle bir durum da var. Ama işte bir kontrol- şey- projenin yönetilmesi meseleleri herhalde oradan şey.
Cebeci'ye ilişkin fiili durumu, hukuki durumu, sürecin gelişimini çalışarak tarafları ve sorumlulukları kısaca açıklamak istiyorum. En son söyleyeceğimi de başta söyleyeyim: Ben bu hakikaten eyleme sanki hani buradaki iddialara bakınca ve şeylere bakınca paraşütle inmiş gibi bir de kesmişler en son tam ortasına, böyle düşmüşüz tam inerken; böyle bir durumdayız. Fiili durum ya da gerçeklikler tamamen göz ardı edilmiş gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumları ve süreçleri de yok. Hani bizim şeyde öyle yazılan, diğer kurumlar hiç yokmuş gibi görünüyor. Bunları bu şekilde anlatmak benim şeyim değildi aslında. Yine de anlatmak isterim.
Sayın başkan, 2010'lu yıllarda Cebeci bölgesi ocakları birçoğunda günlük üretim politikaları uygulanmaktaymış. Bu durum ocakların plansız ve programsız bir şekilde işletilmesine neden oluyormuş. Ruhsat alanlarının küçüklüğü nedeniyle bölgede birbirinin içine düzensiz bir biçimde girmiş, ortak sınır bölgelerinde yüksek şevler içeren ocakların oluşmasına neden olmuş. Bölgedeki derin ocaklar özellikle sahanın güneyinde İstanbul için beton imalatında hakikaten çok önemli, beton mukavemetini, dayanımını da artıran kalker taşların üretildiği Güney Cebeci alanında yaygınca görülmekteymiş ki zaten eylemi diğer arkadaşlarımız net bir şekilde bu detayları anlattılar.
Bunun nedeni mevcut ruhsat alanlarının çok kişi var, herkes kendi alanında bir çalışma yapınca o geniş sahada herkesin kendi palyatif çözümleriyle oluyor ve mücavir ruhsatlar nedeniyle de orada tampon bölge olarak duvarlar bırakılıyor. Küçük ruhsatlar bütün sahayı delik deşik, derin ve madenciliği sürdürülebilir olmaktan çıkarmış; ciddi bir rezerv kaybına neden olan pas duvarları oluşturulmuş. Bu aynı zamanda iş güvenliği riskleri ve artan çevresel problemleri de beraberinde getirmiş.
Bölgede aynı zamanda tesisler, plentler, beton tesisleri gibi bunların birçoğu kaçak imalatlar; 2018'de yapı kayıt belgeleri aldı ben de birazdan anlatacağım. Valilik Maden Komisyonu'ndayken özellikle bu yapı kayıt belgeleriyle aslında bu sahada kalınmaması gerektiği, kaçak yapıların kaldırılması gerektiğiyle ilgili kararları da göreceksiniz. Kurulmuş artık tam bir keşmekeşin yaşandığı; madenciliği, üretimi kontrolsüz, can ve mal güvenliği açısından sorunların hat safhaya geldiği alana dönmüş. Ulaşım yollarının olmadığı, her bir işletmenin kendince geliştirdiği palyatif çözümlerle tam bir de gecekondu alanına dönüşmüştü ki İstanbul'un artık merkezi sayılabilecek bir alan burası.
Ayrıca yapılan bu kontrolsüz üretim mi diyeyim, tüm nakliye ve üretilen hammadde ve mamullerin yaşam alanları, köylerin ve kentleşen Sultangazi'nin içerisinden geçerek şehre ulaşması söz konusu. Bunların altyapıya zararının yanında büyük iş kamyonlarının, iş makinelerinin çıkması nedeniyle de halkın can ve mal güvenliğini de tehdit eder hale gelmiş. Birçok kaza ve ölümlü kazalar yaşanmış. Bölgedeki çevredeki yaşamı tehdit eden bir taraftan da çöküntü bir alan olarak kriminal bir bölge gibi oluşmuş. Bunlar eski rapor dediğim gibi çalışmalardan ve proje raporlarından özellikle sonradan birçoğunu çalışarak anlatıyorum. Ben de bölgede bu haldeyken burada pek de hoş olmayan bir hakikaten ben de bir tecrübe yaşadım. Bir, çok özür diliyorum bir görsel var, bir şey. O Cebeci'deki lojistik merkezi. Evet, bu. Bir aşağıya in, biraz daha bir aşağıda şey var binanın görüntüsü.
Şimdi 2019 yılında bana bağlı bir birim vardı daire başkanıyken. Cebeci'deki bu şu lojistik merkezi yaklaşık 160.000 metreküp depolama hacimli ve 10.000 adet euro paletli 20 tır, şurada göreceksiniz şu aşağıda, 20 tır birden yanaşabilecek bir alan burası. Cebeci maden bölgesi de şuradan başlıyor. Bu TEİAŞ alanı, burası bizim yapımız ve burası da işte Güney Cebeci sınırları. Tam burada inşaata başlanmıştı 2019 yılı öncesi ve şantiye ziyaretine gitmek istedim. Ama tabii alanı da çok bilmiyorum, bir göreyim istedim Levazım Ayniyat Müdürlüğü'nün inşaatıydı, yapısıydı burası. Fakat bizi navigasyon ta bu taraflardan köy içinden yani şuralara düşen köy içinden bir yerden getirdi bizi ve ben o Cebeci şu anda açıklanan Cebeci maden sahasının içine köy içi yerleşmesinin oradan girdim. 10 dakika gösteriyor hani navigasyon öyledir ya mesafeyi en kısa yerden gösterir. Fakat 10 dakika gösterilen mesafeden ben 2 saatte çıkamadım. Çünkü yollar zaten çok kötü, kamyonlar sürekli çalışıyor. Bir yerden yola giriyorsunuz, siz o yolu normal yol zannediyorsunuz zaten stabilize yapı. Bir giriyorsunuz bir tesisle karşılaşıyorsunuz, yol bitti. Her yer o az önce anlattığım hikayeyi ben bu tecrübeyi yaşadım.
Yaklaşık 2 saat sonra varabildim buraya tersten gelip. Ve dedim ki ya biz bu binayı bitirirsek o zaman Cebeci alanıyla bir şeyimiz yok. Ya biz bu binayı bitirirsek buraya tırlar gelecek. Bu bina hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Bayrampaşa'da büyük bir depo alanı var orayı taşıyacak, hem buraya tırlarla malzeme gelecek, hem afetlerde vesairede biz buraya nasıl gireceğiz? Bu araçlar nerede süzülecek? Ta şu yerleşimin içinden dolaşmak lazım. Neden? Şurada Kuzey Marmara Otoyolu bağlantısı var ve şu anda bu bağlantıdan gelip direkt, direkt gişeler kuruldu buraya o tarihten sonra, direkt olarak gelip buradan binanın önüne geliyorsunuz. Son derece rahat işte şu arka yol. Şurası direkt Kuzey Marmara'ya bağlanıyor. O 2 saat dediğim yol dakika sürmüyor artık. Yani şuradan geliyorsunuz ve hemen giriyorsunuz, çıkışlar da buradan oluyor. Benim buradaki hani ilk düşüncem oldu ki burayı ne yapacağız diye.
Dolayısıyla ilk orayla hani buradaki ilgi oydu. Diğer yandan İstanbul'un ihtiyacı agrega bu bölgede de %25-30'unu, büyük bir kısmı 60 yıldan fazladır Cebeci havzasındaymış ve buradaki rezerv 5 ila 7 yıla düşmüş raporlardan gördüğümüz kadarıyla. Tüm bu vaziyet bizler göreve gelmeden önce tespit edilmiş, gayet doğru. Ve 1/8/2018 tarihli 30496 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan kararla 7.900.000 metrekare olan Cebeci maden bölgesi ilan edilmiş. Bunları zaten arkadaşlarımız detaylı anlattı. 16 şirket, 20 ruhsat, 16 ocak’tan oluşan yapı; iki şirket, iki ruhsat, iki ocağa dönüşecek diye Resmi Gazete raporu var. Ben buradaki Resmi Gazete raporu ve özellikle proje notlarından bakınca şöyle bir mottoyla karşılaşıyorum: Güvenlik, çevre ile barışık, sürdürülebilir. Yani buranın bu şekilde olmasını kısıtlamış; güvenli, çevre ile barışık, sürdürülebilir. Bu hem Resmi Gazete'de hem de proje notlarında.
Bu motto ışığında maden bölgesinde mevcut ocakların şehrin ihtiyaçları doğrultusunda çalışmaya devam etmesi, çevreye duyarlı madencilik faaliyetleri ve bu faaliyetler kapsamında oluşan trafik ve de trafik kaynaklı kirliliğin engellenmesi, madencilik faaliyetleri sonucunda bölgede kapanan dere yatakları ve zarar gören altyapı hatlarının uygun şekilde yenilenmesi ve madencilik faaliyetleri sonucunda üretilen agreganın ülke ekonomisine çevreci bir şekilde hizmet etmesi amaçlı proje de 2017 yılında hazırlanmış.
2017 yılında bir proje hazırlanmış yani 2014'lü yıllarda başladığı. Fakat 2018 yılında o Resmi Gazete'den sonra ruhsatlar iptal edilince ruhsat birleştirme sürecine rağmen sahada çalışmalar durmamış. Ve topoğrafyanın değiştiği gözlenmiş o oradaki raporda, dediğim ondan çalıştım yani şeyi o süreci. Ve 2017'de hazırlanan proje tamamen kullanılmaz hale gelmiş. Bunlar dediğim gibi valiliğin toplantı raporlarında da var. Durumun tespiti sonrası da İstanbul Valiliği tarafından ocaklarda üretimler durdurulmuş ve tesisler kapatılmış. Şimdi buradayken hani bilirkişi raporunda da yazıyor, işte orta foto 2018 yılında alınmış zaten. Ondan sonra da çalışmalar devam etmiş. Kimin nasıl bir çalışma olduğu da belli değil o raporda o söyleniyor 2018'den alındığı ilki. Sonra bu taraf; oysa 2018'de zaten valilik raporu var diyor ki burada çalışma durdurulsun, devam ediyorum.
2017'deki proje çerçevesinde 2018 yılında MAPEG ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında, burada sanki şöyle bir algı da var yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSFALT'a iş yapmıyor onunla protokol imzalıyor, yok. 2018 yılında MAPEG, döneminde MİGEM, ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasındaki sözleşmenin yani o protokolün ben maddesinden birebir alıyorum neyle ilgili olduğuna, bu protokol neyle ilgili? Yani MİGEM, dönemi MİGEM şimdi MAPEG, İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında nasıl bir sözleşme? Kanalizasyon, su, elektrik tesisatı gibi altyapıların deplasesi ve bunların yeniden yapılması, iki derenin ıslahı, bu alanın etrafına yapay tepe sütre yapımı, iç ve dış ulaşım yolunun inşası ve yapay tepenin ağaçlandırılması yatırımı. Bu bizim daha sonra yapılan protokol, bu, madde bu. Sadece buradaki işler: Altyapı deplasesi, bunların yeniden yapılanması, dere ıslahı, yapay tepe o orta refüj gibi düşünün orayı yapay tepe ya o çok yüksek, çok büyük bir işte, yapay tepe yapılması, iç ve dış ulaşım yolunun inşası, yapay tepenin ağaçlandırılması yatırımları için İBB'nin proje müellifliğine dair bir protokol imzalanıyor.
2018 yılında MAPEG tarafından proje kapsamındaki altyapı yatırımlarının yapılması karşılığında maden bölgesindeki ruhsatsız alanlara ilişkin maden ruhsatı ihalesi yapılmış ve ihaleyi İSFALT kazanmış. İhaleyi yapan MAPEG, ihaleyi alan İSFALT. Özetle MAPEG İSFALT'a kendi aralarında bir sözleşme var. İBB ile de protokol imzalanmış bu protokolün yani ilk protokolün istinaden yüklenici firmayla da, İSFALT, onunla da protokol imzalanmış ve burada müelliflik var. Bunu da, yani buradaki bu protokol de yine ilk protokoldü ki maddelerle sınırlı.
İlk protokoldeki maddeler, çünkü bizim öyle bir ilk protokolden hariç bir madde olmadı. Valilik, Bakanlık ve diğer kurumlar isteseler de kanun ve yönetmelik çerçevesinde bu raporu siz yapın, çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin madenle ilgili bir kısıtlı çalışması, Fen İşleri'nin bir çalışması. Niye Fen İşleri diyorum, yani bana bağlı diğer adı oradan bir şey. Maden bölgesi ayrı bir şey. Şimdi bir daha çok özür dileyerek açabilir miyiz tekrar? Yukarı doğru. Evet. Şimdi maden bölgesi bu bölge. Kırmızıyla çizilen 2017'deki o hazırlanan proje; yollar, dere ıslahları kırmızıyla ilgili. Siyahla çizili kısımda altyapılar, yollar yeni proje anlatacağım birazdan. Bizim, yani şöyle söyleyeyim bu protokolden yetkimiz bu çizgiler. Yol altyapı geçecek yer bu çizgiler. Yol, yol, yol dere ıslahı, dere ıslahı burası. Burası da maden bölgesi, bu alan. Çünkü burada dediğim gibi modlu sürdürülebilir ve çevreyle barışık, burada maden ocağı bitti burayı rehabilite ediyoruz değil, bir taraftan madencilik faaliyeti yürüyor. Bu yürürken altyapıları diyor ki Fen İşleri siz yapın. Yani sınırlarımız altyapı ve yollarla. Bu ne demek? Yani bir ilde yol veya çevre düzenlemesi yapacak Karayolları. Oradaki bankasından, oradaki diğer esnafından, oradaki binalardan ne oluyor diye sorumlu değil mi ki o yoldaki aksla ilgili?
Çünkü burası Türkiye tek maden bölgesi dolayısıyla madencilik faaliyetinin ayrı bir hukuki rejimi olması sebebiyle Fen İşleri burada madencilik o disiplinde yok. Daha sonra 11.09.2019 tarih ve 89792 sayılı İstanbul Valiliği'nin yazısında belirttiği üzere paragraf; "çok riskli güncel saha koşulları ile gelişen süreçte ortaya çıkan saha içi kısıtlar dikkate alınarak projenin ivedi olarak revize edilmesi zarureti oluştu." Yani ne olmuş bu 2019'da 9. ayda bir toplantı yapılmış ve şu denmiş: ya burayı projelendirdiniz 2017'de ancak biraz sonra anlatacağım başlıklar nedeniyle bu projenin burada artık şeyi kalmamış. O iki senede, iki buçuk senede çok daha kötü bir hale gelmiş ve ivedi olarak projelendirilmiş. Saha içi kısıtlar da güncel durumun vehametini ortaya koymuş. Ve bizim o dönemki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca hazırlanması sebebiyle proje revizyonunuzun da yani proje revizyonu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılsın denmiş.
Ve 04.02.2019 tarihinde yapılan bir önceki toplantıda da Profesör Doktor Atiye Tuğrul koordinatörlüğünde hazırlanacak Cebeci Maden Bölgesi revizyon projesinin acilen yapılması, ilk projeyi hazırlayan İBB tarafından bu projenin revizesinin yaptırılması ve revizyon bedelinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden karşılanması, sahada sürekli mühendisler tarafından kontrol gerektirdiği nedeniyle Profesör Doktor Atiye Tuğrul koordinatörlüğünde müşavirlik bütçesinin Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından karşılanması yönünde karar alınmış. Yani artık demiş ki sahada kontrolü de bu böyle kurulan bir koordinatör çevresinde ekipler yapacak.
Buradaki süreçte projenin imalatlarının gerektiği gibi yapılmasının ötesinde bölgeye ve madencilik faaliyetlerine etkisine ilişkin olarak teknik incelemeler ve denetimler, müşavirlik tarafından kontrol edilecek. Arkadaşlarımız hepsini bilgileriyle daha önce verdiler, ben en son olduğu için biraz bazı şeyleri tekrar ediyorum ama başka bir yerden daha şey yapmış olayım. Böylece bu duruma göre proje revizyonu çalışması başlamış. Proje ve uygulama süreçleri arasında idaresince durdurulamayan madencilik faaliyetleri, bunu raporda yazıyor tabii, bu benim şeylerim değil cümlelerim değil. Madencilik faaliyetlerinden dolayı ocak ve şubat tasarımı yenilenmesi, buna bağlı dere, yol, altyapı projelerinin revize edilmesi gerektiğini söylüyor. TEİAŞ'a ait enerji iletim hatlarının deplase edilememesinin sahaya erişim için tasarlanan yolların imal edilmemesine neden oluyor. Yani TEİAŞ'a deniyor ki sen bazı şeyleri deplase et, o edemiyorum diyor galiba ki saha erişimi için tasarlanan yolları değiştirmemiz lazım diyor.
Açılışı yapılmış olan Kuzey Marmara Otoyolu projesinde imalat sürecinde revizyonlar gerçekleşmiş olup yol bağlantılarının bu yeni duruma göre düzenlenme ihtiyacından bahsediliyor gerekçe proje neden revize edilmesi gerekiyor. Tasarlanan yol gibi yapıların mevcut orman alanları ve kültür varlıkları ile olan ilişkileri değerlendirildiğinde izin başvurusu yapılan alanlarla ilgili kurumlarca ifade edilen projenin revize edilmesi gerekiyor. Az önce gördük ya o yolda böyle bir yeni giriş alan orman alanına giriyor. Orman diyor ki izin nasıl alınır? O bölgede ilk projeye göre yaparsak izin alamayız. Artı Cebeci Köyü'ndeki Kırkçeşme suları kültür varlığı, Cebeci Köyü'ndeki Kırkçeşme suları koruma kuşağı, Cebeci Antik Mağarası ve yaklaşma alanındaki mağara civarındaki antik ağaçların varlığı. Bunları da kaldıramayız diyor. Yani izin iste, izin verildi, yapamayız ki diyor. Dolayısıyla bu alanın da projede revize edilmesi gerekiyor. Bence asıl şey bu. Bunlar olmadığı için 2017 projesi bunlara temas etmeyecek şekilde revize edilmesi gerektiğini söyledi. Bu 2019'daki işte o şeyden sonra tekrar hocanın ve bizim başladığımız proje, yani bizim müdürlüğün başladığı proje.
Ayrıca 2017 yılında tasarlanan ilk projede ihtiyaç duyulan ve İBB tarafından gerçekleştirilmesi gerekecek yaklaşık 1.100.000 metrekarelik kamulaştırma işleminin proje ve imalat sürecini olumsuz etkilemesi. Bugünkü fiyatlarla burada yaklaşık bir 5-6 milyar liralık kamulaştırma gideri olmuş neredeyse 12-13 milyarın bir kamulaştırma hedefi. Bu da protokole göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde. Bir açabilir miyiz tekrar ekranı? Onu göstermek istiyorum. Şöyle, şurası evet. Burada mülkiyet haritası görünüyor. Dolayısıyla oradaki bu mavi alanlar özel alanlar. Bu yolla buradaki alanlardaki kamulaştırmaya yönelik şu bölge özel mülkiyet alanları, kaydırılarak siyah bölgeden geçilmesi sağlanarak şu bölgeden kaldırılarak buradaki kamulaştırmayı aza indirmiş kamu faydası. Proje revizyonu yapılmış bu yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı. Tüm bu olumsuzluklar yeni proje çalışmasıyla düzeltilmiş, ilgili kurum izinleri de buna göre alınmış.
Proje 18.03.2022 tarihinde ilgili yazısıyla Cebeci Maden Bölgesi için hazırlanan revize maden projesi ve çevre koruma ve altyapı yatırımları projesi, proje ekibi tarafından birleştirilmiş. Tamam. 07.03.2022 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi tarafından da onaylanarak nihai proje onaylanmış ve imalatlar da buna göre başlamış.
MAPEG, İstanbul Valiliği Yatırım İzleme Komisyonu, MAPEG burada hüküm ve tasarrufu altındaki denetimleri de devam ediyor. İstanbul Valiliği Yatırım İzleme Komisyonu'nun gözetiminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı protokole göre altyapı projeleri için bahsediyorum her cümlede. Altyapılardaki İsfalt'ın yüklenici olmasıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin projelendirdiği, kaçak işletmelerin kaldırılması ve sahadaki olumsuzlukların kontrolü için Sultangazi Belediyesi'nce, Sultangazi Emniyet Müdürlüğü'nce gerekli kontroller ve güvenlik tedbirleriyle, Profesör Doktor Atiye Tuğrul koordinatörlüğündeki teknik kendisi ve teknik ekiplerle ve daha sonra görüyoruz TEİAŞ kendi alanını kontrol için gelmiş gibi. Bu projenin uygulanması ve denetimleri gerçekleştirilmiş ve 4.8.2023, 4.8.2023 tarihi itibariyle az önce sınırlarını anlattığım buradaki projedeki sınırlarını anlattığım siyahla olan yerler tamamlanmış.
Ve orada protokole göre iş bitmiş. 2023'te geçici kabul yapılmış, gelmiş bütün kurumlar da denetlemiş. Bundan sonra artık burası maden bölgesiydi zaten. Altyapı yatırımları bitti, artık zaten bütün alanın kontrolü neredeyse orası olmuş olacak. Geçici kabulle şunlar yapılsın denmiş, tamam onlar da yapılmış kontrollerle. Zaten bu süreçte teknik koordinatörlüğün 12.12.2022 tarihinde hazırladığı ve MAPEG'in ara raporunda "sahada yapımı devam etmekte olan ve kısmen tamamlanmış imalatların Cebeci maden bölgesinin güvenli, çevreyle barışık ve sürdürülebilir işletme fonksiyonu söyleyerek kullanımına büyük ölçüde yeterli olduğu görülmektedir" diyerek rapor da veriliyor. Ek bazı imalatlar projeyle tamamlanmış, geçici kabul öncesinde altyapılarla ilgili tamamlanmış.
Sonuç olarak yüklenici İsfalt tarafından altyapı, yol ve çevre düzenlemesi imalatları tamamlanmış. Cebeci maden bölgesinin yerleşim alanlarıyla ilişkisi kesilmiş, artık yerleşim alanlarının ulaşımı yeni yapılan yollarla bölge içinden değil direkt bağlantı yollarıyla ulaşım sağlanmış, bölge kamyon kontrolsüz trafiğinden arındırılmış. Özellikle Cebeci köy içinde de meydan tasarımı, yapıları ve park düzenlemeleriyle eskiden o köyün içinden geçen ayrı bir yoldan geçiyor. Az önce Cebeci Lojistik Merkezi için gösterdiğim direkt Kuzey Marmara bağlantısı sağlanması çok kritik, çok önemli bir konuydu. Cebeci'nin buradaki maden sahasının direkt olarak girişi sağlanmış, altyapı işleri tamamlanmış.
Alibeyköy Barajı havzasını besleyen dere yatakları uzun yıllar izinsiz ve kontrolsüz yapılan madencilik faaliyetleri neticesinde fiziki ve topografik niteliğini kaybetmişken yapılan imalatlarla akarsu hattı da güvenli hale getirilmiş, rehabilite edilmiş. Atık su ve yağmur suyu hatları yapılacak, Cebeci köyü içi yerleşim yerlerinde yeniden yapılan hatlarla altyapı sorunları ortadan kaldırılmış. Peyzaj alanlarında ağaçlandırma yaparak toz, gürültü ve görüntü kirliliği ile karbondioksit emisyonu azaltılarak proje alanı çevreyle barışık hale gelmiş. Birçok ilgili tesis alanı için alanlar tesis edilmiş yani alan yapılmış, alan dizayn edilmiş, alanlar bırakılmış ve onların altyapısı, Kuzey Marmara otoyolundan bahsetmiştim, bizim İBB lojistik merkezi ile ilgili de sorunu çözdüğümüzü ve aslında buradaki şuradaki bu bağlantı yolunun direkt olarak buraya yapılmasıyla bütün bu Cebeci köyünün de Sultangazi'nin de trafiği rahatlamış.
Özetle MAPEG, İsfalt bir iş yüklenici idari sözleşmesi yapılmış, İBB de daha önce MAPEG'le imzaladığı projenin müellifi olmuş. Ancak burada maden bölgesinin İBB'ye maden bölgesinin teslim edilmesi gibi bir durum yok. Valilik, Bakanlık ve diğer kurumlar zaten bu işin içinde olmuş. Sonuçta projenin tamamlanmasıyla maden sahası güvenli, çevreyle barışık, sürdürülebilir hale gelmiş.
Fezlekede bu iddianamede bundan kaynaklı bir ihmal ve sorumluluk da tarafımıza iletilmedi. Yani bu yolların yapımı kötü olmuş işte şu olmamış, altyapı tadil edilmemiş. Öyle bir durum da yok yani fezlekede. Bu süreçlerde kontrollerde kabullerde de imzam yok yani bu devlet örneği de ama arkadaşlarımız da gerekli kendi üstüne düşeni yapmışlar. Tam aksi iddianamenin sonunda benim görev yetkime hiç yani hiç öyle olmayan şeyler soruluyor. Kuzey Güney Cebeci alanlarına döküm yapılmasıyla o fen işlerinin nasıl bir şeyi varmış? 1 yıl, 3 yıl, 5 yıl boyunca. Bunları ben, bana bağlı birim değil, bu adı geçen onunla nasıl dökümü organize edebilirim?”
Alpay'dan Sherlock Holmes benzetmesi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay, savunmasında Sherlock Holmes ve Agatha Christie benzetmesi yaptı. Alpay, Eylem 117'e değindi:
"Burada suçlanan kişilerin bir kısmını belediyeden de tanıyorum, biliyorum. Bir kısmını hiç tanımıyorum. İddianameden de hangi kişinin tam olarak neyle suçlandığını anlamamaktayım. Buradaki "birçok insanı tanımıyordum" cümlesi biraz yanlış oldu; tanımıyordum, iki tur nezaret bir de burada tanıştık; birçoğuyla ailece tanıştık ona bakıyordum. "Kim onun yeğenidir, kim onun bir şeyidir" onları nezarethanede görüyordum, şimdi de aşağıdaki nezarethanede buradaki iş insanı olan tarafını tanıdım. Akraba, eş dost artık ailece bunlarla da tanışmış olduk.
Kendi açımdan da ve birimim bakımından da neyle suç olarak değerlendirildiğini ve burada şüpheli olma nedenini çok anlayamıyorum. Tevdi raporundan çıkarım yaparak bir şeyler anlamaya size de anlatmaya çalışacağım. Çünkü bu konu biraz şöyle bir konu yani böyle bir şey düşünelim; dedektif meselesi, işte Sherlock Holmes'lu, Agatha Christie'li..
Bir konu olur. İşte bir suç işlenir, bir yerde, gidersiniz orayı bir incelersiniz. Kim nerede işte deliller toplanır, işte diğerlerine bakılır, alanlar tespit edilir. Kişilerle konuşulur, tek tek konuşulur. Hani suç var da suçlu kimdir diye bakılır, edilir. Uzun bir süre sonra bütün deliller, işte incelemeler, konuşmalar, geçmişle ilgili kayıtlar ve çıkar dersiniz ki "Sen suçlusun." O da "Yok." diyemez. Çünkü araştırılmış, elde edilen belgeler var.
Şimdi bu eylem 117'nin durumu biraz şöyle: Hani suç var diye birisi kayda gitti. Dedik ki; topla. Kim var? Topla. Kim varsa al. Kimsen şu, bu, kimse hepsini al. Hepsi alınmış burada. Hepsi alınmış. Bak bunu şey için anlatmıyorum, hakikaten diyorum. Herkes alınmış. Onu aldık; işin ne? Genel. Geneli de al, ne? Yardımcılarını da al. Kim varsa toplanmış".
"Bir kişinin soyut beyanları dışında hiçbir delille suçlanmadığım eylemle karşınızdayım"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay'ın savunması devam ediyor. Alpay, Eylem 139’a ilişkin konuşuyor:
“Bir kişinin soyut beyanları dışında hiçbir delille suçlanmadığım 139 numaralı eylemle karşınızdayım. İddianame Eylem 139’la ilgili başlamak istiyorum.
Eylem 139. İddianamede bu eylem anlatımında şüpheli Selim Özderya, 24.06.2025 tarihindeki ifadesinde, bunu buradan okuyacağım, "Ben her ne kadar bu şahısların benden talep ettiği menfaatleri kabul etmesem de, 2022'de 750 bin TL, 2023'te 1 milyon 200 bin TL, 2024'te 1,5 milyon TL'lik gıda kartı yıllarında İBB Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay benden dağıtmak için gıda kartı talep etmiş, ben de hayır işi olacağı düşüncesiyle zekât olarak kartları verdim. Miktarlardan da tam emin olmamakla beraber bu kartları nereden temin ettiğimi tam hatırlamıyorum." demektedir ve daha sonra delil olarak da sonradan bir daha geri geliyor, MakroYol firmasının yani kendi şirketinin Yeni Mağazacılık deniliyor, A101 imza sirküleri, yani bu şey kart, yardım kartı işi, Yeni A101 Anonim Şirketi'ne yaptığı EFT'yi gösteriyor. Yani "Ben buradan aldım" diyor.
Yine iddianamede faturalardan da anlaşılacağı üzere yardım başlığı altında muhtelif tarihlerde şüpheli Arif Gürkan Alpay'a da alışveriş kartı verildiği anlaşılmıştır denilmiş. Bu eylemle ilgili bana yöneltilen itham gerçekleştirilmiş olduğu, itham var ve gerçekleştirilmiş kesinlikle benim ortağı olmadığım ve herhangi bir ilişkimin olmadığı iki şirket arasında bir alışveriş var. Makro ve A101 ile de benim bir ilişkim yok. A101 o bana EFT göndermiş, çok detaylı anlatacağım bunları, bir EFT. Başka da bir şey yok efendim. O eylemlerde çok konu var ama siz de hâkimsiniz zaten baştan beri konuya. Yani bu konuda da detaylı, benim için geçen bu kadar burası. Yani "Bunu aldı da şöyle oldu da şu vardı da bu nedenden dolayı verdim vermesem de ya da şöyle" o yok. Yok, bu cümle bu kadar. Bu var. Diğerleri değil, zaten göreceksiniz sonunu.
Eklere bakıldığında ise başka dikkat çekici durumlar var. Şimdi bir bakalım. Yani bu soru değil mi, sizin "Niye adam bu böyle bir şey söylesin?" şeklinde devam edeyim. Selim Özderya, bir kez tanık, üç kez de şüpheli olarak ifade verdiği görülüyor dosyanın eklerine bakınca. Dosya üzerinde görülmeyen şey, hem tanık hem de şüpheli olduğu dönemlerde kendisine ne sorulduğu. Çünkü burada daha önce de konuşuldu bu, hani böyle geldi "Tanığım ben bildiklerimi anlatayım", anlattı, yazıldı, bitti değil. Çünkü yazılarda da göreceğiz soru-cevap, o soru-cevap olmadı, bir daha soru-cevap diye hissediyorum, nasıl bizim için olmadan söyleniyor ben de onu öyle söyleyeyim yani, ben de hissedeyim. Ama yazılar bazı şeyleri gösteriyor.
Şüpheli olduğu konularda ifade verirken özellikle 24.06.2025 tarihli ikinci ifadesinde, "Bundan sonrasını bilmiyorum orası önemli değil demek ki, 2020 veya 2021 yılında katılmış olduğum açık ihalede İstanbul geneli yağmur suyu ve baca ızgara işinde teklif veren firmalardan birinin ihaleden yasaklı olması gerektiği ihale neticesinde tespit edilmiştir. Bu suretle diğer firmaların aşırı düşük limitinde kalıp işin bana verilmesi gerekirken ihaleden yasaklı olan firmanın fiyatı aşırı düşük hesaplamasına dâhil edilerek ihale başka bir firmaya verildi. Peki, bu işe ilişkin dava açtık. Bu konu ile ilgili Trabzon Havalimanı'nda da Fatih Keleş ve Arif Gürkan Alpay ile karşılaştım. Bana dava açmamla ilgili sitemde bulundular. Yine 2023 yılı köprülü kavşak işini aldım, burada ben aşırı düşükte kalarak birinci oldum, savunma vermeme rağmen savunmam kabul edilmedi. Ben bu yapı ile ortak hareket ediyor olsaydım bu bahsettiğim işlerin tamamı bir vesile ile benim şirketime verilirdi. Bu yaşadığım olaylar benim bu şahıslarla olan durumumu açıkça ortaya koymaktadır." Güzel, son cümleyi bir kez daha başka bir yerde söyleyeceğim. "Bu yaşadığım olaylar benim bu şahıslarla olan durumumu açıkça ortaya koymaktadır." Durup durup bu şahıslar, ne soru nereden bu? Üstte de var altta da var. "Bu şahıslar" demek ki bir şey tanık olarak ya da sanık olarak".
Arif Gürkan Alpay: "25 günde iki kez sabah 6'da evim basılarak Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay savunma yaptı. Savunmasından öne çıkanlar şu şekilde:
"Ben niye tutukluyum?' diye bir soruyla başlayacağım. Ancak tabii ki bizler şimdiye kadar tutuklu olduğumuz süre boyunca ve gözaltı süreçlerinde sadece kendi ifadelerimizi kollukta ve savcılıkta alınan kendi ifadelerimizi görebildik ve daha sonra iddianameyle kıyas yaptık. Dolayısıyla bu kendi adıma bu savunmaları hazırlarken tabii öncesinde hazırlıyoruz ama öyle bir hal ki "Ben niye tutukluyum?" diye böyle bir vurgulayayım dedim ama sonra bir baktım ki buradaki birçok kişinin durumu aynı. Yani sadece bana özgü bir durum değilmiş. Ben oysa bana mı öyle niye böyle oldu derken gördüm ki hemen hemen herkesin durumu aynı. Ama ben yine de kendi kişisel savunmamı yapacağım için bu konuyu bu şekilde söylemek istiyorum.
Biraz disiplinler de farklı ya. Bende diğer arkadaş alınmış başka bir yere ama belki sadece cezai konular değişmiş, ama bende disiplinler de değişmiş, bölümler de değişmiş, anlatacağım. 11 ayı geçti, hatta 12. aya giriyoruz işte. 27 Mayıs hemen hemen bir yıllık tutukluluk. Tutuklama gerekçesi yapılan konu 140 nolu eylem aslında yani raylı sistemlerin bir meşhur SYK bozucu meselesi var ona da bahsedeceğim. O işle ilgili ve yol bakım bir işi vardı ki onların ikisi de, bir tanesi iddianame dışıdır, diğeri de zaten benim ilgi alanım olmadığı için iddia makamı da bu konuda beni o eyleme dâhil etmemiş ki normal.
İddianamede yer almıyorum doğal olarak ve ancak iddianamede belirtilen konulara ilişkin de ifadem alınmadı. Tekrara da düşüyorum bir taraftan sürekli niye bunlar diye ama kendi açımdan da önemliydi. Daha sonra tutukluluğun devam ettiği o 5,5 ayda anlatamadım Sulh Ceza Hâkimliğine ki bunlar bana bağlı birimler değil, ben burada değilim, raporlarda ismim, makamım yok vesaire ama anlatamadım onu. O dönem avukatlarımıza soruyorum "Ya bu böyle midir? Hani ben daha önce böyle bir şey yaşamadım, 28 yıllık devlet memuruyum ben böyle bir şey yaşamadım" onlar da bana bir cevap veremediler. Dolayısıyla daha sonra tutuk incelemelerinizi heyetiniz, sayın heyetimiz yaptı ve orada da çok genel bir değerlendirme yaptığınız için orada da detay yazmadınız. Dolayısıyla ben niye tutukluyum, halen bir şeyde herhalde son kararda çıkacak.
Bir taraftan da şunu diyordum: "Bir isim, şahsiyet, unvan olarak tutuklanmam gerekiyordu da o nedenle mi tutuklandım?" bunu aklımdan bile geçirmedim, hiçbir zaman geçirmek istemiyoruz çünkü hukukta olmaz diyoruz. Ülkemiz hukuk devleti ve hukukta böyle bir şey olmaz diyorum. Dolayısıyla böyle bir sürecim vardı. Dolayısıyla birinci gözaltı süreçlerim ve tutuklama kararlarıyla ilgili konudan başlamak isterim.
Meşhur 2024/22-82-33 numaralı soruşturma kapsamında ilk olarak 26 Nisan 2025 tarihinde gözaltına alındım ve 28 Nisan'da emniyette kollukta ilk ifadem alındı. Tarafıma yöneltilen ilk eylem ki iddianamede 117 geçiyor. 117 numaralı eylem, Sedat Kapıdağ’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermiş olduğu şikâyet dilekçesiyle başladı. Bu ismi hem 117'yi anlatırken hem daha sonra da bir daha kullanmak istemiyorum. Herhangi bir şekilde tanıdığım ya da bildiğim bir isim değil. İsim olarak çok da zikretmek istemiyorum bundan sonra bu konuyla ilgili konuşacaklarım şahsın dediği yer. Çünkü özellikle buradaki zabıta müdürü, Avrupa yakası zabıta müdürü arkadaşımızın tutuk incelemede bir evrak var yani bunlar sonuçta iş insanları vesaire, kimse için bir şey söylemem ama kollukla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kolluk gücünün ne girmeleri hani onları kullanarak girmeleri bu çok üzücü bir şey biz kamu yöneticisiyiz. Ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Türkiye'nin en büyük kamu kurumu. Bu şekilde bir şey olması hakikaten beni orada bir yönetici olarak bana bağlı ya da değil beni çok üzmüştür.
Böyle bir şeyin olması çok iyi bir şey değildi. Tabii siz bunu zaten anlatacak, biraz dertleşme... Bir avukat arkadaşımız çok güzel bir tabir kullanmıştı incelemede, "dertleşiyoruz" dedi. Evet, doğru, çünkü kolluktan sonra kimseyi görmedik, sizin karşınızdayız, size güveniyoruz. Bunları bu şekilde algılayın efendim. Ben kendi yaşadıklarımı anlatıyorum, ne bir yer ne bir kimse, ne oraya ne buraya öyle bir algı operasyonu, herkes kamu görevlisi burada sizlerle birlikte. Dolayısıyla böyle bir şeyim yok.
Ve ben, bu şahsın dilekçesini de yazıyor... Şikâyetlerin yapıldığı, dilekçenin verildiği tarih Etüt Projeler Daire Başkanlığı'nın bana bağlı olduğu Haziran 2022 tarihinden çok önce. Ben Haziran 2022'de Etüt Projeler... Ve işte bu şahsın verdiği dilekçeye ait konunun geçtiği kısım 2019 yılıydı. Burada emniyet ifademde bana yöneltilen bir somut isnat yoktu. Hatta o günkü ifade tutanağıma bakarsanız şöyle bir cümle de geçiyor: "Yani galiba, belki de bundan dolayı olabilir mi? Niye benim savunmam..." Yani böyle bir şey yoktur ama tahminimce bunu soruyorlar. Çünkü oradaki durumu siz takdir edersiniz, nezarethane çok iyi, sağlıklı bir şey yapılabilecek yer değil.
Ve sonuçta günün sonunda bunlarla ilgili bir görev ve yetkim bulunmamaktadır. Tüm bu durumlara paralel olarak soruşturma aşamasında 29 Nisan 2025 tarihinde savcılığın sevkiyle, adli kontrol sevkiyle zaten serbest bırakıldım. Ancak yine ikinci bölümde, yani 117 numaralı eylemle konuyla ilgili geniş bir şekilde bahsedeceğim. Tarafıma yöneltilen ikinci konu ise gizli tanık "Ladin". O sıralar açılıyor efendim işte fotoğraflar, işte şey, sonra sırayla ne konuşuluyorsa... Ladin... Evet, önü arkası kesilmiş, hakikaten öyleydi tutanağa bakarsanız. Üç nokta var altta, üç nokta diğer tarafta, kesilmiş bir cümleyle bana "Arif Gürkan Alpay Başkan olarak atandı" cümlesi soruldu.
Şimdi efendim, belediyeye bir başkan atanmışım ama belediyede de şeydir, bir iş sıkışırsa "başkan" diye geç derler ama burada ne olduğunu anlamadım pek. Bir baktım ki Mimari Estetik Komisyonu'na başkan olarak atanmadan bahsediyor tahminimce orada öyle bir durum var. Böyle bir atamanın olduğu doğrudur dedim. Evet, çünkü az önce dedim ya Etüt Projeler Daire Başkanlığı bağlanınca oranın genel sekreter yardımcısının Mimari Estetik Komisyonu'na da başkanlık getirir ve evet dedim. Peki, ne yaptım? Bir şey yok. Yani devamı yok, orada kesildi başkanlıktır, sonra başka hiçbir izi, ilişkisi yoktur. Nitekim iddianamede de bu konuda tarafıma yöneltilen bir suç isnadı ya da eylem yoktur. Gene dediğim gibi bu birinci gözaltı, serbest bırakıldı.
Tüm hesap hareketlerim incelenmiş, şimdi bu iki konu sorulduktan sonra tüm hesap hareketlerim incelenmiş olmalı ki bana bir diğer genel sekreter yardımcısı olan Gürkan Akgün ile aramda -ki kendisi de buradadır- üç buçuk yıllık bir tarih aralığında gerçekleşen toplamda 11.060 Türk Lirası... 11.060 yani bu da o kadar büyük bir şey değil. Hatta biraz kalın puntolar vardı emniyetteki polislerin elinde, "ya bu 11 milyon 500 mü?" "Yok" dedim, "benim hayatımda öyle bir para yok." Bir baktık, hakikaten 11.060 lira bir para. 11.060 Türk Lirası hesap hareketi soruldu. Ki bu 11.000 herhalde böleceğiz ikiye, o 5.000 lira falan hani gitti geldi meselesi.
Burada biz ailecek tanışırız, çok da severim kendisini. Seyahatlerde uçak biletidir, yemektir, yeriz içersiniz, ikimiz de devlet memuruyuz. Bu paralar bizi sarsmaz. Bunlar "hak geçmesin" transferleri. Hani siz dediniz ya "hak geçmesin" diye, o üç buçuk yılda 11.500 TL bu kadardır. "Hak geçmesin" transferleri yapmışız. Yine tarafımda 2020 yılında o dönem Kültür A.Ş. Genel Müdürü olan Serdal Taşkın ile aramda olan bu sefer 1.500 TL... Ya 1.500 TL bir şey soruldu. O da aklıma geldi, pandemi dönemi, o dönemde bazı ürünler var, koli şeklinde alırsanız mesela birim fiyatı tekli aldığınızdan daha ucuz. Altılı paket var mesela, onu bölüşürseniz, yani koli alırsanız ucuzdu. Onun bedeli dedim. Yani iki kişi hatta üç kişi bir koliye girmişiz yani, üç kişiye bölüştürülen para bu. Dolayısıyla bunun da cevabını verdim ki hepsi kayıtlarda mevcuttur.
İşte hesap hareketlerinin incelenmesinde bulunan ve bana sorulan tüm paraların toplamı 12.560 Türk Lirasıydı. Suç muydu bunlar? Tabii ki değildi çünkü zaten iddia makamı da bunlara iddianamede yer vermemiştir, bunlar iddianamede yer almamaktadır. Sonraki sorular HTS ve baz kayıtlarına ilişkindi. Hemen hemen hepsi İBB'de görevli insanlardı. Nitekim adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım. İkinci gözaltı süreci... Ve ben adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım. O gece saat 11'di, saat 5-6'ya kadar oradaydım. Ondan sonra evime gittim. Sabah görevime başlayacağım diye bir telefon geldi, "Maslak'ta yol çöktü." Belki haberiniz vardır, Maslak'ta ana yol çöktü. O gün de tekrar işimin başında şantiyede, yol bakım ekipleriyle, teknik ekiplerle ben sahadayım.
"25 günde iki kez sabah 6'da evim basılarak Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm"
İkinci gözaltı süreci... Çalışmaya devam ediyorum İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde. 25 gün sonra, 24 Mayıs'ta ikinci kez evimde gözaltına alındım. 25 günde iki kez sabah 6'da evim basılarak, eşimin ve 17 yaşında ikiz çocuklarım var benim, evim arandıktan sonra polis gözetiminde Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm tekrar. Oysaki imza atmam, adli kontrolüm vardı zaten. Yurt dışına çıkış yasağım da devam etmekteydi ve bunlara da uyuyordum. Nereye gidecektim ki? Görevimin başındaydım, 28 yıllık kamu personeliyim Sayın Başkanım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde beş daire başkanlığının bulunduğu bir genel sekreter yardımcılığına bakıyorum. 7.000'den fazla kamu personelinin bağlı olduğu bir genel sekreter yardımcısıyım. Sadece kendimden sorumlu değil, hem personelden hem de tüm İstanbul'dan sorumluluklarım var. Nereye gidecektim?
Nitekim tam da bu nedenlerle daha önce biz önceden arkadaşlarımla, kendi özel hayatımdaki arkadaşlarımla Ocak ayı 2024'ün Ocak ayı... Şey 2025'in ya da 2024'ün sonlarında bir yurt dışı seyahati almıştık, 11 Nisan olmalı. 11 Nisan'da yurt dışına daha çok önceden alınmış işte iki günlük bir seyahat... Bu konular olunca 19 Mart'tan sonra ben her şeyin hazır olmasına rağmen çıkmadım. O zaman da yurt dışı adli kontrol şartım yoktu çünkü çocuklarımın yeşil pasaportu, onlar çıkış yaptılar. Ben çıkmadım çünkü savcılık makamından belgeler talep ediliyor vesaire. Bir taraftan da her an belge istenebilir, bilgimize başvurulabilir diyebiliyoruz o zaman. Belki bir şey olacak ve ben hani yurt dışına gitti bir şey oldu diye dedikodu vesaire bunlara da asla, dediğim gibi personelin yükünü... Ben gitmedim o zaman da. Yani yurt dışına gidebilecekken de kesinlikle dedim "hayır, ben burada kalacağım." Bir taraftan işler yoğun, bir taraftan da sürekli belge talep ediliyor, tabii ki bunları yapacağız. Hem çağırılsam gitmek mecburiyetindeyim. Hiç çağırılmadım işte, evden alındım iki kere.
Özetle adli kontrolün devam ettiği süreç boyunca çağırılmamla savcılığa gitmem arasında geçecek süre sadece trafikteki süredir. Beşiktaş'ta oturuyordum, Kasımpaşa'daki o Çağlayan Adliyesi zaten önünden geçiyordum. Ama daha 25 gün önce evim aranmış, hesaplara bakılmış, tekrar dört gün nezarethane... Bir ay içerisinde sekiz gün nezarethane. Tabii buradaki insanların çoğu aşina, o nezarethane normal bir yer değil. Ha şöyle aslında nezarethane dediğiniz şeyin o kadar konforlu olması beklenmez burada da bir şeyimiz yok. Çünkü hani bir olay olur, bir şey olur, derler ki "atın bunları nezarethaneye de akılları başına gelsin." Yani orası aklı başına getirilecek bir yerdir, bir gece kalsınlar. Ama buradaki kamu personeli için, hani orada dört gün sekiz gün tutulmak insanlar için ağır bir şok. Yani bu nezarethaneden bahsetmiyorum, buradaki insanlar için söylüyorum, 300 kişiye yakın olmalı değil mi? 300 kişi...Nezarethaneyi gördük. Hani tutuklular değil sadece, tutuksuz olanlar da nezarethaneyi gördü. Dolayısıyla bu zordur. Allah düşürmesin kimseyi.
Eğitim hayatım da benim başarılı geçmiştir sayın başkanım. Bir sene kaybım olmadı, öyle teşekkür de almadım, hep takdirle geçmiştir. İlkokul, ortaokulu birincilikle Trabzon Merkez’de okudum ve liseyi de ikincilikle veya üçüncülükle bitirdim. 80’li 90’lı yıllarda okuyanlar iyi bilir, o zaman bir argüman vardı "çift dikiş". Ben "çift dikiş" ile tutuklandım. 50 yaşından sonra nasip oldu bana, tutuklanarak attım.
Yine aynı soruşturma numarası, içerik... Bu defa hesaplanması istenen, cevaplanması istenen sorular; Raylı Sistemler ve Yol Bakım ihaleleriydi. Raylı Sistemler’e ilişkin Kirazlı-Halkalı ihaleleri; 2024/124347/5 ve 2024/1524796 sayılı ihale kayıt numaralı ihaleler soruldu bana. Bazı ifadeler ve bilirkişi raporlarına baktım şimdi ama herkes öncelikle bir bilirkişi raporunu okurken, bakarken içeriğine değil nereye indiğine bakar. Şey budur.
Ya baktım yok, içeriğinde de pek bir şey yok. Sonra bir daha okudum ve şöyle bir ifade kullandım: "Raylı Sistemler Daire Başkanlığı’nın benim görev alanımda bulunmamasından dolayı bu iki ihale ile ilgili benim bir dahlim yoktur. Bilirkişi raporunda da doğal olarak benim hiçbir şekilde ismim ya da makamım ilgili bir konuyla ilgili geçmemektedir" diye yanıtladım.
Ayrıca Yol Bakım Daire Başkanlığı’nın 2020/218883 ihale kayıt numaralı ve 2022/425385 ihale kayıt numaralı ihaleleri soruldu bana. Bu 2020 ihale kayıt numarasıyla başlayan ihalede; 4 Şubat 2020, 4 Şubat 2020’de yaklaşık maliyeti yapılmıştı. 14 Nisan 2020 tarihinde ihale onay belgesi düzenlenmiş ve 24 Temmuz, Temmuz ayında da ihalesi yapılmış.
Orada bilirkişi raporundaki yazan kısım ihalenin ilk süreciyle ilgili. Yani benimle ilgili bir konu yok, sözleşmeye dair bir şey yok. İhalenin yapıldığı zamana kadarki süreçle ilgiliydi ve benim Yol Bakım Dairesi’nin bağlı bulunduğu Genel Sekreter Yardımcılığı görevine atanmamsa Eylül 2020. Yani bu süreçte ben görevde değildim, başka bir daire başkanıydım. Orada iddia edilen süreç benden iki ay önce yapılmıştı. Bilirkişi raporunda da haliyle imza, isim vesaire konular yoktu ve Genel Sekreter Yardımcısı değildim.
2022/425385 ihale kayıt numarası; evet tamam, görev tarihi. İhalenin yapıldığı dönemde Genel Sekreter Yardımcısı'ydım, doğru. Ve bilirkişi raporunda ifadedeki sonuç bölümünü yanımda taşıyorum, bilirkişi raporu burada:
"Soruşturma konusu ihaleye ilişkin idari şartname, teknik şartname ve sözleşme tasarısında mevzuat tipleri ve rekabet engelleyici suç teşkil edecek herhangi bir şarta rastlanmadı. İhale ilanı, ihale komisyonu oluşturulması, tekliflerin alınması, tekliflerin değerlendirilmesi, ihalenin sonuçlandırılması, ihalenin onayı, ihale uhdesinde kalan ortak girişimdeki şirketlere ilişkin sorgularıyla diğer işlemlerde mevzuata aykırı ve suç teşkil edecek usulsüzlüklere rastlanmadı. 4734 sayılı Kanun’un 17. maddesindeki (yani ihaleye fesat) yasak fiil ve davranış kapsamında değerlendirilemeyecek."
Bilirkişi raporu bunun altında da diyor ki; "bilirkişi raporunda detaylıca açıklanan hususlar hakkında açıklama yapınız." Tam zaten yapılmış açıklama, bir şey yok. Sadece burada birkaç isim verilerek, bu "Asfalt Yama Dosyası" demiş ki; "bununla ilgili lokasyon vermediniz." Dolayısıyla lokasyon vermediğiniz için de diyor ki; "iki üç kişinin ismini yazıp görevi kötüye kullanma suçu oluşturuyor."
Ve onlarla arkadaşlarımız çok güzel okuyup cevap vermişler zaten. Bu yama işi tam olarak nerede, ne kadar metraj olacağı belli değil. Bir yıl içinde çıkabilecek arızalar diye yazan ve bölge bölge aslında ayrılmış, ekine de birim fiyat teklif cetvelinin ekine de ek standart formlara da neden birim fiyatlı bu ihalenin çıktığına dair belgeyi de koyup açıklamayı da yapmışlar. O görülmemiş herhalde. Dolayısıyla zaten bu ve bir önceki iddianame dışıdır. Yani bunlar zaten iddianameye konu olmamış işler.
Böyle bir şey vardı, tek görevim... Dolayısıyla özeti şuydu o işin: Görevde olmadığım üç ihale ve zaten ihaleye fesat karıştırmanın olmadığı bir bilirkişi raporunun da bunu ortaya koyduğu bir ihale. Tutukluluğa sevk edildim.
Hani Savcı Bey’le zaten şeyde konuştuk, gayet hani böyle bir soru-cevap gibi ben anlattım. "Tamam" dediler ve ben dışarı çıktım bekliyorum hani ikinci kez aynı şey olacak diye. Ve bir anda savcılığa sevk yazısı şöyle geldi:
"Dosyada mevcut İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından tanzim edilen tevdi raporunda belirtildiği üzere; şüphelinin söz konusu usulsüz ihalelerin yapıldığı dönemde İBB’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığı, milyarlarca Türk Lirası kamu zararına ve örgüt üyelerinin haksız kazanç elde etmesinde sorumluluğunun bulunduğu..."
Şimdi "milyar" deyince Yol Bakım milyar değil yani. Raylı Sistemler’e dönüyor çünkü bu tevdi raporu da galiba oradaydı. Ben bunları sormadım bu taraftan, hani bunlar açık değil çünkü.
"Örgüt lideri ve yöneticisine bağlı olarak diğer örgüt üyeleriyle eylem birliği içerisinde hareket eden şüphelinin üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmaktadır." denilerek tutukluluğa sevk edildim. Rüşvet almak... İddianameyi okurken rüşvet almak, suç işlemek, işte kamu kurum kuruluşuna ihaleye fesattan tutuklandım.
O zaman avukatım da anlatacaktır yani bizim tutuklama gerekçemiz diye yukarıda okuduğum bu savcılığa sevk yazısı sonradan eklendi herhalde, o zaman değil. Ben de anlatmaya çalışıyorum ben ne için buradayım, bunu da bilmiyoruz. "Genel" dediler. Yani "Genel Sekreter" çünkü ben Genel Sekreter Yardımcısı'ydım diye tutuklandım. Yani raporlarda veya şeylerde ismim geçmiyor ama sayın başkan; ben de Genel Sekreter Yardımcısı onlarda değilim, bunlar bana bağlı değil ve tarihi de tutmuyor. Yani Genel Sekreter Yardımcısı değilim.
Görüldüğü üzere Mülkiye Müfettişi tevdi raporu doğrultusunda "Eylem 140" size anlatılan... Eylem 140’tan tutuklandım. Benim ismim, unvanım geçmediği hiçbir işim de yoktu. "Kuvvetli suç şüphesi" diye devam etti. Bilirkişi raporlarında, bir yerlerinde ismim makamım geçmiyor. Diğer şüpheli arkadaşların da sonradan gördük eklerde, öyle bir ifade yok. Yani "şu an Genel Sekreter'sin imza sorumluluğun harcama yetkilisi değiliz ama hani birine demişsin herhalde şöyle yap böyle yap" gibi bir şey, hiçbiriyle bir alakam yok.
Sonrasında 11 ay geçti işte, tutukluluğum devam ediyor. Asıl durum iddianame ortaya çıkınca gördüm ki bunların Eylem 140’ta dediğim gibi şüpheli değilim normalde. Diğer eylemde de diğer iki eylem de iddianamede yok zaten. Yani bir anda şey oluyor... İhaleler de dava dışı, Yol Bakım’ın ihaleleri de dava dışı zaten bilirkişi raporu da öyle diyor.
Dolayısıyla tutukluluk bu şekilde devam ediyor. Tabii diğer eylemler eklenmiş, bunlara da tek tek anlatacağım ama şunu söylemek isterim: İhaleye fesat... Herhangi bir ihale yok benim eylemlerimde. Yani incelenenlerde ihaleye fesat, rüşvet almak yok. Bunlar şu anda iddialar arasında da öyle devam ediyor süreç. Ben bu 140’la ilgili tutuklandığım için bununla ilgili dedim kısa bir paragraf açmak istiyorum o tutuklanmışlık ayıbından yaptım; bir de tabii kuvvetli suç şüphesi yokmuş demek ki, yani işin içinde kuvvetli de suç şüphesi yokmuş ki iddianameye girmedi. Yani böyle bir durum.
140 numaralı eylem üzerine bir şeyler anlatmak isterim. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun... Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebepleriyle işledikleri suçlardan yargılanabilmeleri için izin vermeyi yetkili mercileri belirleyen bu yolları, usulleri düzenler. Madde 4’le başlar; Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet geldi, o da konusunu ilgilisine, bilgileri topladı ve ön incelemeler, araştırmalar, atamalar... Bunun yeri gelir valilik makamı, yeri gelir bizler için özellikle belediye, İçişleri Bakanlığı makamıdır. Buralardan müfettişler, bilirkişi vardır; ne derseniz onlar atanır. İncelemeler yapılır; evraklar, bilgi belge talepleri istenir ve daha sonra belki o konunun özelinde teknik insanlardan destek alınır, ifadeler alınır öncelikle ve bir rapor hazırlanır. Bu rapor doğrultusunda da, bu hazırlanan rapor doğrultusunda da soruşturma izni yetkili makam tarafından verilir ya da soruşturma izni verilmez. Devamında da siz bu karara karşı, eğer verilirse, verilmezse -böyle şey olmaz da- Danıştay dairesine itiraz yolunuz açıktır.
Danıştay, idarenin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine tabi olması, keyfiliğinin önlenmesi ve birey haklarının korunması için zorunlu bir durum. Danıştay, idare ile birey arasındaki dengeyi kuran kritik bir kurum. Dolayısıyla bir ihbar, bir şikayet, şüphe, hatta basit şüphe ile başlayan soruşturma kanunda belli kurallara tabi olmalı. Yani bizler kamu görevlileri; sizlerin ağır ceza mahkemesinin karşısına, heyetinin karşısına çıkmadan önce, tutuklanmadan önce belli normlardan oluşan süreçleri geçeriz normalde. Geçmeliydik yani, yıllardır böyle oldu.
Evet, 3628 sayılı Kanun belli suçlarda, 17. maddesi belli suçlarda buna bakılmaz der, doğru. Burada ben buradaki işlem böyle niye oldu diye söylemiyorum, sadece bir noktaya geleceğim. Bu izne tabi değil; neler? İrtikap, rüşvet, basit nitelikli zimmet, ihaleye fesat karıştırma... Bunlar o kapsam dışı. Az önce anlattığım süreç kapsamı dışında; bunu sizler çok iyi biliyorsunuz ama ben tekrar tekrar söylemek istedim. Sayın başkan doğru bunlar izne tabi değil ama sonuçta ne oldu? Siz ve heyetiniz çıkan işte peki ne? Diğer bilirkişi raporunda bir bilirkişi bunu nasıl yazabildi, yani niye yazdı?
Bilmiyorum, Yol Bakım İhalesi’ndeki yani iş deneyim belgesi kısmında konuyla ilgili tenzidi de açarak "daha fazla firma girsin" denilen yerde temizlik işleri, çöp işleri de işin içine konmuş. "Böyle bir şey olur mu?" diyerek ihaleye fesat yazılan bir bilirkişi raporundan bahsediyoruz. SGK borcu meselesini yazılan bir bilirkişi raporundan bahsediyoruz. 59’da söyleyeceğim oradaki bilirkişi raporundan bahsediyoruz ki bunlara bilirkişi raporu hakikaten değil. Hakikaten değil. Ne oldu? Siz de bunu sormak durumunda kaldınız. Oysa sizin karşınıza gelene kadar bunları bence iddia makamını da o bilirkişi raporları yönlendirmiş oldu; ayrı, farklı, böyle bir şey oldu.
Velhasıl şöyle: Buradaki durumlar nasıl hatalı yazılar ya da bu şekildeki durum 4483 sayılı Kanun’a uymayıp direkt 3628’den çıktığı zaman tutuklama yapıldı, doğru. Hiç kimseye... Hiç bu rapora göre tutuklandık, biz de aynı şekilde diğer raporlara göre tutuklandık, doğru. Adalet sağlanıyor mu sayın başkanım? Sizin karşınıza geçiyoruz, siz de biz... Mecbur bu cümleleri kurmak zorunda kalıyoruz. Ne oldu adalet sağladık mı? Yok. Bu süreçleri atladık doğru, hukuki müebbet. Ama ne oldu adalet? İşte onu görecez, size güveniyoruz sayın başkan. Çünkü biz hakikaten bu dertleşme meselesi, bu ne oldu... Bizi mazur görün yani bunları niye uzadı anlattık diyoruz ama dertleşiyorum çünkü biz arada bir süreç yaşamadık. Şimdi görüyorum; "ben ben" diye yapacaktım ama çoğul kullanmak zorundayım çünkü birçok kişi şu ana kadar -sanmasın mıyım bilmiyorum- birçok kişi bunu yaşamadı.
Ben dahil birçok kişi polis operasyonu marifetiyle evimizden alındık. Şöyle bir argüman vardı bilirsiniz hani; "alın bunları derdinizi karakolda anlatırsınız" meselesi Türk toplumunda. "Alın bunları derdinizi ağır ceza mahkemesine anlatırsınız" süreci oldu. Dedim ya; normalde sizle ilgili bir eylem var, bir iddia vardır; kollukta anlatırsınız, savcılıkta anlatırsınız, tutukluluğa sevk edilirsiniz, iddianamesi hazırlanır çıkarsınız. İddianamede yoksunuz, öbürleri çıkmış, ee biz sizin ilk kez, ilk kez sizin karşınızda anlatmış olduk. Ve argüman böyle oldu yani; aldılar, bir yıl sonra size anlatıyoruz. Ne oldu bir yıldır bu insanlar, bizler tutuklu kaldık. Derdimizi size anlatıyoruz.
Diğer bir taraftan da ben tabii mimarım yani sadece uzun yıllar devlet memurluğu yaptığım için mevzuat vesaire bu konularda mecburen kendinizi -mecburen değil- olması gereken şekilde yetiştiriyorsunuz. Ben bir tartışma konusu da yani mahkeme veya şey değil bundan sonrası için veya öncesi için... Bu 4483 sayılı Kanun kapsamı ve bu devlet memurları açısından hangi kanunla değerlendireceğini; örgüt üyeliğini... Hani şu anda örgüt üyeliği... Çünkü buradaki şu anda bizim yaşadığımız durumdaki örgüt üyeliği meselesi belediyenin kurumsal yönetim şeması. Ben belediyenin kurumsal yönetim şeması içerisindeyim, suç örgütü şeması gibi bükülerek iddianamedeki iddialar da bu. Ben Genel Sekreter Yardımcısı, oradaki görevinden dolayı görev suçu; bakıyorum öbür üstte "örgüt" diyor hani örgüt üyeliği buna tabi değil diye. Ben, siz çok değerli başkanım ve heyetiniz ve diğer hukukçu arkadaşlarımdan da bu konunun da bir iyice ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Yani örgüt üyeliği 4483 kapsamında mıdır, değil midir diye. Çünkü özellikle bu davayla ilgili...Evet tutukluluğum geçti, gerekçe Genel Sekreter Yardımcısı olmamdı. İddianamede böyle bir iddia da yok; kamu ihalelerine fesat karıştırmak da yok, rüşvet almak da yok şu anda iddianamede.
Evet, geldim iki numaralı başlığıma sayın başkanım; iddianamede bana yöneltilen suçlar ve eylemler kısmına. Az evvel açıkladığım üzere tutuklandım ve sizin huzurlarınıza gelene kadar tarafıma yöneltilen iddialar bakımından belki de tutuklu olmam gerekirdi, en azından iddianame çıktı vesaire ayrı bir işlem; geçtim onu. Birinci gözaltında tarafıma sorulan gizli tanık ifadesine dayanan ve şahsi hiçbir somut isnat yöneltilmeyen, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 117 numaralı eylem. 100 sayfayı aşan polis fezlekesinde yer almadığı, 100 sayfayı aşan iddianamedeki eylem anlatımında tarafıma hiçbir somut fiil addedilmediği, sanık gösterildiği 59 numaralı eylem. Genel Sekreter Yardımcılığı görevim ve ilgili eylemde belirtilen hususlarda zaten bir şey yok, anlatacağım.
Yani hakikaten ilk bu dosya geldi hani iddianame geldi ben bekliyorum işte ihalelere çalışıyoruz; dediler ki "59 numaralı eylem." Dedim "o nedir işte?" Bir bakalım neredesin, nasıl... Bir baktık polis ekler geldi; ü. Eklere bakıyoruz eklerde yok, polis fezlekesinde ekler geldi. Biz bilgisayarla haftanın üç günü ben direkt oraya baktım çünkü diğerlerinde de tarattım; 59 açıyorsunuz, 59 numaralı eylem ekliyle ilgili dosyalar oluşturulmuş iddianamede CD verildiği için. 59 var; dosya için 250-300 sayfa. 59-A, 1, 2, 3... 5... 11’e kadar. 12 tane şey var dosya. Hepsine tek tek baktım ya dedim; yokum ben, göremiyorum bir şey. Sonra arkadaşlarımız baktılar yine bir şey yok. Sonradan polis fezlekesine bir şeyler eklenmiş, orada da yoktu böyle bir eylem”.
Savunmalar devam edecek
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
Son olarak tutuklu sanık Yağmur Cansu Yeşilyurt ile Mustafa Keleş ve avukatları savunma yaptı.