26 Mart 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 25.03.2026 22:14 | Son Güncelleme: 25.03.2026 22:38

İBB davasında Murat Çalık'tan 5 saatlik savunma

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, 5 saat süren savunmasında, Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçüldüğünü ve bunun yetersiz kaldığını savundu. Çalık, “Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diye sordu
İBB davasında Murat Çalık'tan 5 saatlik savunma
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB davasında, yaklaşık bir yıldır tutuklu bulunan ve cezaevi sürecinde sağlık sorunlarıyla da mücadele eden Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunma yaptı.

İddianamede, Beylikdüzü Belediye Başkanı olmadan önceki dönemine ilişkin faaliyetlerinin, Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirildiğini, birden fazla suç işlediğinin ileri sürüldüğünü belirten Çalık, ana hatlarıyla Ekrem İmamoğlu’nun kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen bir suç örgütüne üye olduğu, hatta diğer üyelerden farklı olarak doğrudan kendisine bağlı hareket ettiğinin iddia edildiğini aktardı. Çalık, soruşturma aşamasında irtikap suçlaması yöneltilmişken, iddianamede bu suçlamadan vazgeçilerek yalnızca rüşvet suçuna ilişkin 7 ayrı isnadın ileri sürüldüğünü belirtti.

Mehmet Murat Çalık, kanunla kurulmuş, meşru ve denetime açık kamu kurumları olan belediyelerin suç örgütü olarak gösterilmesinin son derece ağır bir itham olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir. Ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur. Dört bin sayfalık iddianamede, tarafımla ilgili tek bir telefon kaydı bulunmamaktadır. Teknik takip yoktur. Gizli tanık beyanı yoktur. Elde ettiğim iddia edilen somut bir menfaatten dahi söz edilememektedir. Bu durum, örgütlü suç isnadının ne denli temelsiz olduğunu açıkça göstermektedir. Kaldı ki suç örgütü kavramının ne anlama geldiğini elbette bilirim. Hayatımın hiçbir döneminde suç teşkil eden herhangi bir yapının parçası olmadım. Kişisel değerlerim, mesleki ilkelerim ve kamu görevine bakış açım bunun mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Peki geriye ne kalmıştır? Sürekli değişen, kendi içinde çelişen sanık beyanları. Bu beyanlar, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan kişilere aittir. Ancak burada dikkat çekici bir çelişki bulunmaktadır. Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler, aynı zamanda örgütün varlığını reddetmektedir. Örgütün varlığını reddeden kişilerin, örgütlü suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinden nasıl yararlandıkları izaha muhtaçtır. Aynı çelişki, rüşvet suçu bakımından da geçerlidir. Aleyhime yöneltilen bu beyanları iftira niteliğinde görmekteyim. Avukatlarım hukuki değerlendirmelerini ayrıntılı şekilde sunacaktır. Ancak şunu ifade etmek isterim ki; özgürlüğü kısıtlı kişilerin, somut delille desteklenmeyen beyanları tek başına mahkumiyet için yeterli değildir."

Çalık, rüşvet suçunun, yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilen bir suç olduğuna işaret ederek, "İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim. Bu nedenle rüşvet suçunun faili olmam teknik olarak mümkün değildir. Bu durum dahi, isnat edilen suçun hukuki dayanağının ne denli zayıf olduğunu göstermektedir" ifadelerini kullandı.

"Alnımın akıyla bu sürecin içinden çıkacağım"

Mehmet Murat Çalık, belediye bünyesinde kamu yararına gerçekleştirilen tüm hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğini dile getirerek, "Çünkü bunlar, belediyecilik anlayışımızın en önemli onur göstergeleridir. Emin olun sizleri çok fazla mevzuata boğmadan isnatlara meslek insanı olarak cevap vereceğim. Allahın izniyle alnımın akıyla bu sürecin içinden çıkacağım" dedi. Hakkındaki iddialara yanıt vermeden önce meslek geçmişini anlatan Çalık, 1997 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun, yaklaşık 29 yıllık şehir plancısı olduğunu söyledi. Çalık, şöyle devam etti:

"Mesleğim, yalnızca şehirsel mekanları değil, aynı zamanda doğayı, yaşamı, insan hayatını ve adaleti etkileyen tüm unsurları birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Şehir plancılığı, keyfilik değil, plan bütünlüğü, kişisel çıkar değil kamu yararı, belirsizlik değil, mevzuata uygunluk demektir. Bu anlayış, teknik gereklilik ile hukuki çerçevenin birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.

"Baki olan hukuk düzenidir"

Meslek hayatım boyunca, tüm görev ve karar alma süreçlerimde bu ilkelere bağlı kaldım. Hiçbir zaman kişisel menfaat odaklı, hukuka aykırı ya da kamuyu zarara uğratabilecek bir tasarruf anlayışını benimsemedim. Aksine, şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyi hem mesleki hem de vicdani bir sorumluluk olarak gördüm. Benim için makam hiçbir zaman amaç olmadı. Makamlar geçicidir. Yetkiler geçicidir. Kalıcı olan devlettir. Baki olan hukuk düzenidir. Kalıcı olan ay yıldızlı bayrağımızdır. Devlet, şahısların üstündedir. Makamlar ve mevkiler, kişilere emanet edilen sorumluluklardır. Hayatım boyunca bu emanete sahip çıkmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca belediyecilik faaliyetlerini hiçbir zaman kişisel çıkar için kullanmadım. Keyfi kararlar almadım. Siyasi saiklerle hareket etmedim. Kent yaşamına ve mesleki birikimimin gereğine uygun olarak, kent yönetiminde daima planlamayı esas aldım.”

“29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü’ne adadım”

Çalık, 1997’de mezun olduktan sonra planlama ofisini Trabzon’da kurduğunu, ilk ortağı rahmetli olduktan sonra 1998’de İstanbul’a taşındığını anlattı. Beylikdüzü Belediyesi’nin o dönemki adıyla Kavaklı Belediyesi’nin plan ve kadastral haritalarının sayısallaştırılması işini aldıkları için İstanbul’a geçtiklerini, sonrasında, kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü’nde planlama faaliyetlerini sürdürdüklerini belirtti. Beylikdüzü’nün 2009 yılında ilçe statüsü kazandığını söyleyen Çalık, “Beylikdüzü’nün beş farklı plan bölgesi bulunmaktadır. Bu beş plan bölgesinin dördünün plan müellifi benim. Başka bir ifadeyle; Beylikdüzü’nün planlarını yapan meslek insanlarından biriyim. Hatta abartı olmayacaktır; 29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü’ne adadım” dedi.

Beylikdüzü’nü yalnızca görev yaptığı bir yer olarak değil, emek verdiği, sorumluluk aldığı ve gelişimini yakından takip ettiği bir yaşam alanı olarak gördüğünü aktaran Çalık, 1998-2014 yılları arasında, yaklaşık 17 yıl boyunca Beylikdüzü’nde kesintisiz planlama faaliyetlerinde bulunduğunu, bu süreçte dört farklı belediye başkanıyla, üç farklı siyasi partiye mensup yöneticiyle çalıştığını söyledi.

"Uzun yıllar planlamasında yer aldığım bir kenti yönetme onurunu yaşadım"

Murat Çalık, şöyle konuştu:

"2014-2019 yılları arasında, Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak görev yaptığında da birlikte çalışma imkanımız oldu. O dönem, siyasi parti değişimi yaşayan tek ilçe belediyesi Beylikdüzü idi. Ancak şunu özellikle ifade etmek isterim, bizim anlayışımızda belediyelerin siyasi partisi olmaz. Belediye Başkanı seçildikten sonra rozet çıkarılır, yakaya Türk bayrağı takılır ve o bayrağa hizmet edilir. İmamoğlu’nun belediye başkan danışmanlığını yaptım. Sonrasında belediye başkan görevini yaptım. 2019’da ilk kez bir şehir plancısı belediye başkanı olarak görev yapacaktı. Kendi planladığı kenti yöneten biri var mıdır bilmiyorum ama ben bunu yapacaktım. Bir kenti yöneten bir belediye başkanı olmak nasıl bir duygudur? Açıkçası herkes adına konuşamam. Ancak bir şehir plancısı açısından bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilirim.

Bir şehir plancısına ‘hayaliniz nedir?’ diye sorarsanız, emin olun çoğu bir kenti yönetmeyi, belediye başkanı olmayı arzu eder. Çünkü planlamak ile yönetmek arasındaki o mesafeyi kapatmak, mesleğin en üst idealidir. Ben de uzun yıllar planlamasında yer aldığım bir kenti yönetme onurunu yaşadım. Kendi planladığınız bir kenti yönetmek… Bu, bir meslek insanı için yalnızca bir görev değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve gurur vesilesidir. Ben, hayalimin içinde yaşarken, yapmak istediklerimi adım adım hayata geçirirken, Beylikdüzü’nü hayalini kurduğum şehir yaşamına doğru taşımaya çalışırken, bugün bu noktada bulunmaktan elbette üzgünüm. Ancak bunda da bir hayır olduğuna inanıyorum. 2024 yerel seçimlerinde, 2014’ten bu yana Beylikdüzü’nde yaptığımız çalışmaların ve 2019 sonrasında Ekrem İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla ilçenin yıllarca ötelenmiş sorunlarına çözüm üretilmesinin bir karşılığı olarak, yeniden aday oldum. Ve en yakın rakibimize 42 bin oy fark atarak ikinci kez Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildim.”

İmamoğlu ile nasıl tanıştı?

Çalık, Ekrem İmamoğlu ile tanışıklığını da şöyle anlattı:

“2005 yılında, kendisinin de ortakları arasında bulunduğu bir arsa için planlama ve danışmanlık hizmeti verdik. Beylikdüzü’nün oldukça değerli bir lokasyonunda bulunan bu projede, yanlış hatırlamıyorsam dört ortak vardı. Bu tür hizmetlerin bir bedeli olur ve bu bedel ortaklar arasında paylaştırılır. Ancak ben o dönemde yalnızca İmamoğlu İnşaat’tan ödeme alabildim; diğer ortaklardan herhangi bir ödeme almadım. Daha sonraki süreçte, kendisinin Trabzonlu olması, bölgede iş insanı olarak faaliyet göstermesi ve yaş olarak da yakın olmamız sebebiyle, Beylikdüzü’ne geliş gidişlerimde zaman zaman görüşmelerimiz oldu.

2009 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden Beylikdüzü Belediye Başkan aday adayı olduğunda bu durumdan memnuniyet duymuştum. Ancak o dönem aday gösterilmedi, sonrasında ilçe başkanı olarak görevlendirildi ve yaklaşık dört buçuk yıl bu görevi sürdürdü. Bu süreçte zaman zaman bir araya geldik, mesleki konular üzerine değerlendirmelerde bulunduk.

"İddianamede belirtildiği gibi teknik başkan yardımcısı ya da başkan yardımcısı değildim"

Beylikdüzü, üç farklı belde belediyesinin birleşmesiyle oluşmuş, planlama açısından karmaşık bir yapıya sahip bir bölgedir. Farklı plan notları, farklı teknik yaklaşımlar ve farklı uygulamalar bulunmaktadır. Özellikle Gürpınar bölgesinde yaklaşık 10 bin konutluk bir kooperatif alanı vardır ve bu bölge kentsel dönüşüm açısından en kırılgan alanlardan biridir. Bir toplantıya tesadüfen katıldığımda, bu bölgeye ilişkin teknik raporları inceleme fırsatım oldu. Raporları gördüğümde açıkçası dehşete düştüm. Beton dayanımları son derece düşüktü, neredeyse yok denecek seviyedeydi. Donatılarda ciddi korozyon vardı. Ancak o dönemde büyükşehir belediyesinin yoğunluk azaltıcı plan kararları nedeniyle, örneğin 40 dairelik bir yapı yıkıldığında yerine ancak 20 daire yapılabiliyordu. Bu durum da kentsel dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri haline gelmişti. Bu sorun uzun süre çözülemedi. 2014 yılında, Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olduktan sonra, proje süreçlerinde bu konuları kendisiyle de değerlendirdik. Bizden görüş aldı. Daha sonra kendisi bana ‘danışmanım olur musun?’ teklifinde bulundu. Yıllarca belediyelerin işleyişini eleştiren, sistemin aksayan yönlerini dile getiren bir meslek insanı olarak, bu kez sistemin içinde yer alıp katkı sunma imkânı bulacağımı düşündüm ve bu teklifi kabul ettim. Belediyede her yıl yenilenen sözleşmelerle, sözleşmeli personel olarak görev yaptım. Burada özellikle vurgulamak isterim, iddianamede belirtildiği gibi teknik başkan yardımcısı ya da başkan yardımcısı değildim."

"Beylikdüzü’ne rant üretmeye değil, kamusal alan üretmeye geldik"

Murat Çalık, adaletin, yalnızca mahkeme salonlarında değil, bir kentin parklarında, sokaklarında, meydanlarında ve kamusal alanlarında yaşatılması gerektiğine inanan bir meslek grubundan geldiğini söyledi. Çalık, “Biz Beylikdüzü’ne rant üretmeye değil, emin olun kamusal alan üretmeye geldik” diye konuştu. Mahkeme heyetine evraklarla da sunduğunu, Belediye Meclisi’nde 2016’da aldıkları bir kararı anlatan Çalık, şunları kaydetti:

“Bu karar, kamu parsellerinin hisselendirilmiş alanlarının malikleri tarafından yazılı olarak hibe edilme taleplerini kabul etme hususunda belediye başkanına yetki verilmesine ilişkindir. 5393 sayılı Yasa’da bu husus zaten mevcut, ancak bizim bunu Meclis kararı ile alenileştirmemizin bir gerekçesi vardı. Beylikdüzü bölgesinde, özellikle belde belediyesi olduğu dönemlerde, maalesef kamunun eline geçmesi gereken alanlar bazı çıkar gruplarına tapu edilir ve kişisel zenginleşme unsuru olarak kullanılırdı. Biz 2014’ten bugüne son veriyi söylüyorum, 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare. Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı, yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesi’ne kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir, Sayın Başkan. 57,2 milyar TL. Bu alanlar içinde 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı ve sosyal-kültürel alanlar bulunuyor. Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de biz üstlendik. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik bir yük.

"Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki"

Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi, o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki, milyonlarca lira ödedik. Vatandaş da haklıydı, çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan kullanmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu belediyeden talep etmişti. Benim bütün siyasi ve idari hayatımın özeti budur.Daha fazla kamu alanı, daha fazla park alanı, daha fazla sosyal donatı alanı ve daha yaşanabilir bir kent inşa etmek.

Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş ve bu 30 yılın 6 yılında belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil; halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır. 2014 öncesi Beylikdüzü ile 2014 sonrası Beylikdüzü arasındaki fotoğraf, emin olun bunun net göstergesidir.

"Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik"

2014 öncesinde Beylikdüzü; kopuk, kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan ve ranta kurban edilmeye hazır bir kent iken, biz herkes için daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir kent inşası için yoğun çaba sarf ettik. ‘Ranta kurban edilmeye hazır’ cümlesini neden kurdum, Beylikdüzü bölgesini mutlaka bilirsiniz; Büyükçekmece’ye doğru giderken sağ taraf Esenyurt, sol taraf Beylikdüzü’dür. Esenyurt, ‘kent suçları açık hava müzesi’ gibidir; Beylikdüzü ise insanların huzurla yaşadığı bir şehre dönüşmüştür ve bu dönüşüm hâlen devam etmektedir. Sadece kentsel mekanları değil, aynı zamanda kentsel hayatı da dönüştürdük. Ne yaptıysak çocuklar, gençler ve kadınlar için yaptık. Ve emin olun, Sayın Başkan, bunu gururla söylüyorum: Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik.”

“En büyük projem…”

Çalık, en büyük proje dediği “beslenme saati” projesine bazıları için çok anlam ifade etmeyebileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Ama biz beş yıldır ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına gıda paketleri gönderiyoruz. Kendi mutfağımızda yaptığımız unlu mamuller, mevsim sebzeleri, kuruyemiş, içecek, kahvaltılık ürünler ve yumurta… Her gün bu operasyon gerçekleştiriliyor. Bugün sayı yaklaşık 2.500 civarında; bu paketleri çocuklara, ailelerin evlerinde teslim ediyoruz. Okullarda değil, evlerde. Bugüne kadar beş yıl boyunca 800 bin paket ulaştırmışız. Ve bu 800 bin paketin hiçbir yerinde ‘Mehmet Murat Çalık’ yazmaz; hiçbir yerinde Beylikdüzü Belediyesi’nin “B”si de bulunmaz. Çünkü biz şu anlayışla hareket ediyoruz: Veren el, alan eli görmeyecek. Hele çocuk yoksulluğu konusunda… Çocuğun yaşayacağı yoksulluk üzerinden siyaset yaparsak, inanın o koltuklar bize nasip olmasın. Bir çocuğun asla yoksulluğu olamaz, aç kalamaz. Ailesi fakir olabilir, ama devletin sorumluluğu vardır; devletin sıcak eli her zaman o yoksul çocukların üzerinde olmalıdır. Ben ne yaptıysam, çocuklar için yaptım.”

“Beslenme Saati” projesindeki kuruyemişler için belediyenin tek kuruşunu harcamadığını, tümünü ayni olarak hayırseverlerden aldıklarını anlatan Çalık, “Bir hayırsever, ‘bunları almak istiyorum’ diyordu; bize kasa kasa elmalar, portakallar gönderiyordu. Dolayısıyla bu hassasiyetle değerlendirmenizi arzu ediyorum. Bu kamuya gelmesi gereken kaynak, kişisel zenginleşme aracı olarak mı kullanılıyor; yoksa kamunun menfaatine, tekrar o kente mi dönüyor? Kanunla kurulan, her türlü denetime açık ve devletimizin yereldeki eli kolu olan belediyelerimizin organizasyon yapısının ‘suç örgütü’ yapısıymış gibi gösterilmesini kabul edemem. Mecburen belediyemizin hizmetlerini anlatmak zorundayım” şeklinde konuştu.

Murat Çalık, pandemi döneminde, o zamanki İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Ekrem İmamoğlu ve dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın başkanlığında bir pandemi toplantısı yaptıklarını anlattı. O dönemde filyasyonun çok zor bir süreç olduğunu, Bakan Koca’nın belediyelerden, yakıtıyla, şoförüyle 30 aracı ilçe sağlık müdürlüklerine teslim etmesini istediğin aktaran Çalık, “Sonra da birçok belediye başkanı arkadaşımın şahit olduğu şu cümleyi kullandı: ‘Ben size nasıl yapacağınızı anlatmayayım; bölgenizde müteahhitler vardır, iş insanları vardır; gidin durumu anlatın’ Biz de gittik ve durumu paylaştık. O dönemde 30 aracı kiralayıp ilçe sağlık müdürlüğüne teslim ettik ve 30 şoför arkadaşımızı da kaymakamlık bünyesinde görevlendirdik” dedi.

Yakuplu’daki 50 bin metrekarelik kent ormanı ile ilgili tahsis işlemlerini de anlatan Murat Çalık, şunları söyledi:

“Kent ormanımız Orman Bakanlığı’na bağlı. 2014 yılında tahsis istedik, ancak yapılmadı. Sonrasında ihale edileceğini öğrendik ve Beylikdüzü Belediye şirketiyle katılmak istedik; ancak ihale bir gün kala iptal edildi. Sonra o alan Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edildi. O dönem Sayın İmamoğlu ilçe belediye başkanıydı. Büyükşehir’in vekilleri ve daire başkanlıklarıyla görüştük, alanın düzenlenmesini arzu ettik; fakat maalesef yapılamadı. 2019 seçimlerinden sonra, Sayın İmamoğlu seçilince, oranın kent ormanı olarak yapılması sağlandı.”

"600 kilometre uzaktan geliyorum, sadece ben değil ailem ve savunma hakkım cezalandırılıyor"

Mehmet Murat Çalık, kendisi dahil, hiçbir arkadaşının hukukun üstünde olmadığını, "yargılanmayayım" demediğini ifade ederek, "Ancak halkın oyuyla göreve gelmiş bir belediye başkanının, çok güçlü ve somut gerekçeler olmaksızın tutuklu yargılanmasının yalnızca şahsıma değil, milletin iradesine de vurulmuş bir pranga olduğunu düşünüyorum. Tutukluluk asla cezaya dönüştürülmemelidir. Bugün bu duruşma salonuna gelmek için yaklaşık yirmi gün önce Silivri’ye getirildim; 600 kilometre uzaktan geliyorum, Sayın Başkan. Bu sadece beni değil, hem ailemi hem de savunma hakkımı cezalandırmaktadır. Ben ayrıcalık asla talep etmedim, etmiyorum; hiçbir dönem talep etmedim. Yalnızca hukukun temel ilkelerine uyulmasını arzu ediyorum. Tutuksuz yargılanarak görevime devam etmek ve Beylikdüzü halkına vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmek istiyorum. Hukukun üstünlüğünü korumak hepimizin elindedir” diye konuştu.

"Görev yaptığım hiçbir dönemde kamu gücünü kişisel çıkar için kullanmadım"

İddianamedeki 143 eylemin 7’sinden sorumlu tutulduğunu, ancak soruşturma aşamasında bunlardan sadece 2’siyle ilgili tarafına soru sorulduğunu aktaran Çalık, şöyle devam etti:

"Şahsıma yöneltilen ‘suç örgütü’ ve ‘rüşvet’ isnatları, hayatım boyunca savunduğum meslek etiğimle, devlete olan bağlılığımla ve kamu yararını önceleyen yönetim anlayışımla bağdaşmamaktadır. Görev yaptığım hiçbir dönemde kamu gücünü kişisel çıkar için kullanmadım. Beylikdüzü halkının menfaati aleyhine hiçbir kararın parçası olmadım. Hukuka aykırı bir talimat vermediğim gibi, hukuka aykırı bir talimat da almadım. Kamu görevini yerine getirirken siyasi saikleri veya herhangi bir talebi kamu yararının önüne geçirmedim. Ay yıldızlı şanlı bayrağımızın temsil ettiği müşterek değerleri korumak ve bu güzel vatanın topraklarına hizmet etmek benim için bir tercih değil, anayasal ve vicdani bir yükümlülüktür."

"Suçlamalara tek tek cevap vereceğim"

Hakkındaki suçlamaları tek tek yanıtlayacağını söyleyen Çalık, kendisi hakkında ifade veren Uğur Güngör’ün, 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal sürecin, iddia makamı tarafından göz ardı edildiğini, daha önce kendisi hakkında şikayette bulunan Güngör’ün bu başvurusunun Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlikle sonuçlandığını aktardı. Bu karara yapılan itirazın da Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi’nce reddedilerek, takipsizlik kararının kesinleştiğini anlatan Çalık, Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunun görüleceğini söyledi.

İddia makamının, 2015-2016 yıllarına ilişkin olaydan yaklaşık 9-10 yıl geçtikten sonra ifadesini değiştiren ve kendisini “rüşvet veren” olarak konumlandıran ihbarcı Uğur Güngör’ün iddialarına dayandığını ifade eden Çalık, Güngör’ün ifadelerindeki çelişkileri anlattı. Uğur Güngör her ifadesinde bir önceki beyanını değiştirdiğini belirten Çalık, “Aynı zaman diliminde gerçekleştiği iddia edilen bir vakayı farklı kişiler anlatsa anlayabilirim, ama aynı kişi tarafından bu kadar farklı şekilde anlatılması ve iddia makamının bu çelişkileri dikkate almaması, heyetinizin takdirine sunulmuştur. Farklı zaman dilimlerinde farklı tutarlar söylenmiş; resmi evraklar incelendiğinde anlattıklarımın doğruluğu ortaya çıkacaktır” savunmasını yaptı.

"Güngör'ün UYAP kaydına bakın, 200'den azsa bütün iddiaları kabul edeceğim"

Mehmet Murat Çalık, “Uğur Güngör’ün UYAP kaydına bakılması halinde iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim. Bu kadar iddialı söylüyorum” dedi. Dosya kapsamında Zafer Gül ve Uğur Güngör’ün tüm beyanları değerlendirildiğinde, şahısların ciddi bir ticari uyuşmazlık içerisinde olduklarının görüleceğini ifade eden Çalık, "Ceza hukuku zeminine taşınan kendi hesaplaşmalarını dosya kapsamında yaptıkları açıkça görülmektedir. Beyanlar sürekli değişmekte, bir beyan diğerini çürütmekte, taraflar birbirine iftira atmaktadır. İddia makamı, önceki takipsizlik kararını, fazla inşaat alanı oluşmadığını ve ruhsat tarihlerindeki kronolojik çelişkiyi görmezden gelmiştir. Dosya yalnızca sanık ve tanık beyanlarıyla kendi içinde çelişkiler barındırmaktadır” diye konuştu.

"İddiadaki işlem tarihine göre araştırılması gereken kişi, o dönemin belediye başkanı"

Davut Akay’ın ifadelerinin de "Duymuştum, vakıf değildim" şeklinde olduğunu aktaran Çalık, şunları söyledi:

"İddia makamı bu anlatımların doğruluğunu hiç araştırma ihtiyacı hissetmemiş. Ben iddia makamı adına bunları araştırdım. Bilirkişilere bir ücret ödenir mi, ödenmez mi bilmiyorum ama ben bir bilirkişi edasıyla her şeyi inceledim ve iddia makamının önüne koydum. Davut Akay; her blokta 9 kat olması gerekirken 5 kat fazla yapıldığı yönünde bir iddiada bulunuyor. Eğer ruhsat ve projeler incelenmiş olsaydı, imar planına ve imar durumuna bakılsaydı; tanığın yanıltıcı beyan verdiği iddia makamı tarafından açıkça görülecekti.

Oysa söz konusu projeye ilişkin en son idari işlem, Perla Vista’nın ruhsatlarını da ek klasöre koydum, 27 Mart 2008 tarihinde düzenlenmiştir. Sayın Başkan, bu tarih itibarıyla belediye başkanı kimdir? Velittin Küçük! Şayet iddia makamı, 'Bakın burada da bir usulsüzlük yapılmış, bu isimler bu işi ilk kez yapmamışlar, daha önce de dükkâna dönüştürme işi yapmışlar' diyerek bu beyanı delil olarak dosyaya koyuyorsa; iddia edilen işlem tarihi dikkate alındığında araştırılması gereken kişi, o dönemin belediye başkanı Velittin Küçük olmalıdır."

"Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum"

İddialara konu menfaat iddiasının tutarı, türü, zamanı ve taraflarının somut şekilde ortaya konulamadığını, resmi belgeler ile beyanlar arasında ciddi çelişkiler bulunduğunu, bu nedenle dosyada, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığını söyleyen Çalık, "Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, Eylem 1 yönünden üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı, Murat Çalık'a, "Uğur Güngör’ün Uyap kaydına bakın. En az 200 suç kaydı yoksa ben üzerimdeki bütün suçlamaları kabul edeceğim" şeklindeki sözleri nedeniyle "Uğur Güngör konusunda emin misiniz? Sizi bağlamasın sonra" dedi. Çalık da "Ne bağlayacak! Beni bağlamaz Sayın Başkanım, ben kendimden eminim. İnanın, UYAP kaydına baksanız benim hiçbir şey söylememe gerek kalmaz" yanıtını verdi.

Murat Çalık, iddianamede “Eylem 2” olarak geçen "Kübist" isimli projeyle ilgili iddialara yanıt verdi. İddianamede, Kübist projesinin iskan alamadığı, bu nedenle Metin Gül’ün rüşvet vermeye zorlandığının iddia edildiğini belirten Çalık, projeyle ilgili resmi belgeleri mahkemeye sunduğunu, resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığının görüleceğini ifade etti. Çalık, projelerin iskan ve ruhsat süreçlerinin tamamen teknik konular olduğunu aktararak, "İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bu projeye ait yapı ruhsatı, 24 Ocak 2008 tarihinde Gürpınar Belediyesi’nden, dönemin Belediye Başkanı Velittin Küçük zamanında alınmıştır. Daha sonra yapı ruhsatı tadilat görmüş ve 23 Mart 2009 tarihinde, yine Velittin Küçük’ün belediye başkanı olduğu dönemde tadilat ruhsatı alınmıştır. Ardından iş bitirme belgesi, 13 Mart 2014 tarihinde bu kez Beylikdüzü Belediyesi tarafından, Yusuf Uzun’un belediye başkanı olduğu dönemde verilmiştir" diye konuştu. Projeyle ilgili iskan süreçlerini anlatan Çalık, "Metin Gül’ün beyan ettiği gibi iskanın verilmemesi ya da gerçeğe aykırı gerekçelerle bekletilmesi söz konusu değildir" dedi.

"Bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına aykırı"

"Metin Gül'ün İskan belgesinin alınabilmesi için daire devri yaptığına" ilişkin iddiaları da reddeden Çalık, "İskan 23 Mart 2015 tarihinde alınmıştır. Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 2016 tarihinde daire devirlerinin yapıldığı görülmektedir. İskan verilmiş, süreç tamamlanmış ve dosya kapanmıştır. Bu kadar süre sonra yapılan bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir" ifadelerini kullandı.

Murat Çalık, Adem Soytekin’in ifadesinde yer alan "beton kalitesi ve statik problemlere" ilişkin iddialarını da "Bu iddiaların hiçbiri bizim görev yaptığımız dönemle ilgili değildir. Ruhsat ve tadilat ruhsatı Gürpınar Belediyesi döneminde verilmiş, iş bitirme belgesi ise Yusuf Uzun döneminde düzenlenmiştir" dedi.

"Mülkiye başmüfettişleri, teknik bilirkişiler tarafından da incelendi"

Kübist projesine ilişkin imar dosyası ve yapı kullanma sürecinin yalnızca belediye iç yazışmalarıyla değil, İBB müfettişleri, Mülkiye Başmüfettişleri ve teknik bilirkişiler tarafından da incelendiğini, yapının projeye uygun olduğunun tespit edildiğini belirten Çalık, "İstanbul Valiliği’nin 23 Haziran 2015 tarihli makam oluru ile başlatılan inceleme kapsamında, 30 Temmuz 2015 tarihli ön inceleme raporunda da herhangi bir mevzuat aykırılığı veya kamu zararına yol açan bir işlem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle ilgili belediye görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiştir. Ayrıca dosyaya sunulan teknik raporlarda beton değerlerinin C40–C45 aralığında olduğu ve bu değerlerin deprem yönetmeliği ile TSE standartlarının üzerinde bulunduğu görülmektedir" bilgisini verdi. Çalık, "Dosyada hakkımda soyut iddialardan başka, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, kesin ve yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle Eylem 2 bakımından da üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum" ifadesini kullandı.

"Tapu kayıtlarında Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açık"

Hasan İmamoğlu'na daire verilmesini istediği" iddialarını da yanıtlayan Çalık, şunları söyledi:

"Konuyla ilgili çok sayıda kişinin beyanı bulunmakta ve bu beyanlar birbiriyle çelişmektedir. Hasan İmamoğlu’na daire devri yönünde tarafımdan herhangi bir talimat veya yönlendirme söz konusu değildir. Daire devri iddiasına ilişkin olarak dosyada birçok çelişki bulunmaktadır. Hasan İmamoğlu’nun söz konusu taşınmazları ticari ilişki çerçevesinde satın aldığı açık ve net bir şekilde ortadadır. Ayrıca birçok ifade, 'Adem Soytekin’e devrettiğimiz dairelerin Hasan İmamoğlu’na geçtiğini duyduk' şeklindedir. Oysa Adem Soytekin’e devredildiği iddia edilen taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açıkça görülecektir. Bu durum, söz konusu beyanların yanıltıcı olduğunu ortaya koymaktadır."

"Kamu alanlarında meydana gelen zararların giderilmesi istendi"

"İskan için 3.000.000 TL tutarında çek verildiği" yönünde iddiaların da yer aldığını aktaran Çalık, şöyle konuştu:

"Ancak bu iddialar, resmi belgeler ve muhasebe kayıtları birlikte değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyle ki; ruhsat aşamasında mevzuat gereği terk edilmesi gereken alanlar kamuya devredilmeden ruhsat düzenlenmesi mümkün değildir. Nitekim bu projede de gerekli terk işlemleri yapılmış ve Beylikdüzü’nün önemli alanlarından biri olan, belediyenin karşısındaki çamlık alan belediyemize devredilmiştir. İnşaat sürecinin doğası gereği ağır iş makineleri ve beton mikserleri sahaya girmekte, bu durum yolların bozulmasına ve çevre alanların zarar görmesine yol açmaktadır. Söz konusu kamu alanlarında meydana gelen zararların giderilmesi amacıyla, belediyenin denetimi altında gerekli yol, altyapı ve çevre düzenleme çalışmaları zararın kaynağı olan müteahhit firmaya yaptırılmıştır. Zira zararı giderme yükümlülüğü, zarara sebebiyet veren tarafa aittir. Nitekim Adem Soytekin de beyanında söz konusu 3.000.000 TL’lik ödemenin yol yapımına karşılık verildiğini açıkça ifade etmiştir.

"Belli ki bu 'adi ortaklık' ismine yakışır şekilde kurulmuş"

Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım. 1 senedir tutukluyum. Niye? Bu arkadaşlar para kazanacaklar, biz de belediye olarak yardım edeceğiz... Daha fazlasını söylemek istemiyorum, beni uyardınız aleyhime dönmesin diye. Ama belli ki bu 'adi ortaklık' ismine yakışır şekilde kurulmuş. Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan, yanıltıcı beyanlarda bulunacaklar; bizi de buraya meze edecekler."

"Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum"

İddianamede, “Şüpheliler Mehmet Murat Çalık ve Fatih Keleş suçlamaları kabul etmedi” denildiğini, oysa kedisine herhangi bir soru yöneltilmediğini aktaran Çalık, "Ne kollukta ne savcılıkta ne de daha sonra. Fatih Bey’e sorulup sorulmadığını ise bilmiyorum. Yaklaşık bir yıldır tutuklu yargılanıyorum. Bu tür ifadeler, inanın Sayın iddia makamı, bizi gerçekten üzmektedir. Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum. Açıkçası anlatmak istemiyorum, üzülürsünüz diye… Ancak gerçek bu, 12 metrekarelik bir alanın içinde yaşamımı sürdürüyorum. Yatağım, televizyonum, dolabım hepsi aynı alanda. Bu şekilde bir hayat… Elbette, varsa bir kabahatimiz yargılanalım; zaten hiçbir zaman 'yargılanmayalım' demedim" şeklinde konuştu.

"Evraklar incelenseydi, olayın gerçek mahiyeti net şekilde anlaşılacaktı"

Mehmet Murat Çalık, "Randevu istedim, bir yıl vermediler ve ruhsatı geciktirdiler" iddiasının da gerçek dışı olduğunu, bu iddiaya konu Hamit Demir'in, ruhsat almaya haiz hale 2017'de geldiğini, 30 Haziran 2017 tarihinde proje ruhsat başvurusunun hazır edildiğini anlattı. Çalık, şunları kaydetti:

"Yani Ekrem İmamoğlu’yla görüştükten yaklaşık 2 yıl sonra, müteahhit kendi yükümlülüklerini yerine getirerek projesini tamamlamıştır. Yaklaşık 75.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip proje, 28 Temmuz 2017 tarihinde, yani 1 aydan kısa bir sürede ruhsatını almıştır. Ruhsat sürecinde herhangi bir gecikme yoktur. Tamamı resmi kayıtlarla belgelenmiş bu durum, savcılıkça talep edilmesi halinde maddi gerçeğin ortaya konulmasını sağlayacak niteliktedir. Maalesef bu evraklar incelenmiş olsaydı, olayın gerçek mahiyeti iddia makamı tarafından da net bir şekilde anlaşılacak ve belki de takipsizlik kararı verilecekti."

"İddia makamının yanıldığını ve yanıltıldığını düşünüyorum"

İbrahim Babacan’ın, Beylikdüzü'nde yapacağı inşaat için sosyal donatı alanı yapılmasının talep edilmesine ilişkin anlattıklarının, iddianamede aleyhine yorumlandığını söyleyen Çalık, şunları söyledi:

"İddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen, burada ciddi bir hata olduğunu düşünüyorum, iyi niyetle böyle kabul etmek istiyorum, imar işlem dosyasının askıda tutulması üzerinden rüşvet eyleminin devam ettiği ve yeni bir talep olarak kreş yapılmasının olasılığı üzerinden rüşvet suçunun işlendiğini iddia etmektedir. Bu anlatı gerçeği yansıtmamaktadır. İddia makamı, sanki İbrahim Babacan ile onun planları askıdayken ilave kreş yapmasını talep etmişim; kendisi bana 'Yer gösterin, ben yapayım' demiş, ben de 'Yok, sen bize parayı ver' demişim gibi bir diyalogdan bahsetmektedir. Asla böyle bir diyalog yaşanmamıştır. Bu sürecin gerçekleştiği tarihler 24 Mart 2025 – 22 Nisan 2025 arasıdır. Yani 19 Mart’ta gözaltına alınmış bir belediye başkanının, Adalet Bakanlığı’nın izni olmadan böyle bir görüşmeyi yapması, hatta rüşvet pazarlığı yürütecek durumda olması imkânsızdır. Askı ve askı indirme tutanakları heyetinizin dikkatine sunulmuştur. İddia makamının bu hususta yanıldığını ve yanıltıldığını düşünüyorum; hakikatin en önemli özelliği asla bükülememesidir.

İddia makamının dayandığı diğer husus, Adem Soytekin’in ifadesidir. 'Babacan Grup tarafından toplam 4.000.000 TL tutarında 12 adet çek verildi.' Ancak Soytekin, bu çeklerin hangi iş karşılığında verildiğini bilmediğini açıkça belirtmektedir. Buna rağmen iddia makamı, bu çeklerin ruhsat alabilmek amacıyla verilmiş olabileceği varsayımı üzerinden, maddi menfaatin belediye yerine ASOY İnşaat aracılığıyla temin edildiğini ve bunun rüşvet suçunun unsurlarını gizleme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Oysa bu iddiayı destekleyen hiçbir somut delil dosyada yer almamaktadır. Adem Soytekin’in beyanları incelendiğinde, söz konusu çeklerin hangi iş ve işlem karşılığında verildiğine dair tarih, yer, görüşme içeriği veya tarafların hangi kapsamda bir araya geldiğine ilişkin belirgin bir bilgi sunulmadığı görülecektir.

"Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yok"

Dolayısıyla, bu çeklerin rüşvet konusu olduğunu kesin bir dille ifade etmek mümkün değildir. Zira iki özel ticari şirket arasında gerçekleşmiş olan işlemleri bilmem de mümkün değildir. Dosyada maddi menfaat temin ettiğime dair tek bir belge, tek bir delil veya tek bir beyan bulunmamaktadır. Buna rağmen maddi menfaatin irtibatlı kişiler üzerinden temin edildiği şeklindeki değerlendirme soyut kalmıştır. Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yoktur. Hangi müteahhitten, hangi eylem kapsamında, hangi tarihte ve ne miktarda para alındığı belirtilmemiştir; aynı para hareketi bir yerde rüşvet, bir yerde ücret olarak nitelendirilmiştir. Çeklerin hangi iş karşılığı verildiğini bilmediğini bizzat kendisi ifade etmiştir. Bu rüşvet suçunun maddi ve manevi unsuru dosyada somut biçimde ortaya konulamamıştır. Halil Babacan’ın beyanı ise soyut niteliktedir; verdiği çeklerin nereye harcandığını bilmediğini açıkça ifade etmektedir. Dosyada şahsımla para arasında doğrudan, kesin ve inandırıcı bir bağlantı kuran hiçbir delil yoktur. Bu nedenle, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığından 11. eylem yönünden üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum."

Savunması 5 saat sürdü

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın savunması 5 saat sürdü. Çalık, savunmasında son dönemde ailesel ve sağlık sorunları yaşadığını belirterek, bu süreçlere girmeyeceğini ifade etti. İzmir’in Buca ilçesinde, bulunduğu yerden 600 kilometre uzakta tutuklu olarak yargılandığını söyleyen Çalık, yaklaşık bir yıldır özgürlüğünden mahrum olduğunu ancak inancını kaybetmediğini dile getirdi.

“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda hiçbir karanlık ayakta kalamaz” diyen Çalık, tek talebinin hakikatin ortaya çıkması olduğunu vurguladı.

“Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor”

Dosyada “etkin pişmanlık” kapsamında yer alan beyanlara değinen Çalık, bu ifadelerin çelişkili olduğunu savundu. “Bir yalan başka bir yalanı yalanlıyor, bir çelişki diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor” diyen Çalık, somut ve kesin delillerle desteklenmeyen iddialarla mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını ifade etti. Avukatlarının bu çelişkileri tek tek ortaya koyacağını belirten Çalık, “Yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır” dedi.

“Hukuksuz hiçbir işin içinde olmadım”

Görev yaptığı dönemlere ilişkin açıklamalarda bulunan Çalık, başkan danışmanlığı ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince hukuksuz hiçbir işin içinde olmadığını söyledi. Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı tek bir kararda yer almadığını ifade eden Çalık, “Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Doğruluğu kendime pusula edindim” dedi. Görevi bir emanet olarak gördüğünü belirten Çalık, yaptıklarını şöhret ya da alkış için değil, çocukların daha iyi bir gelecekte yaşaması için gerçekleştirdiğini kaydetti.

“Hiçbir evrakı okumadan imzalamam”

Görev anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çalık, önüne gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamadığını belirtti. “Alt metnini bilmeden hiçbir belgenin altına ismimi koymam” diyen Çalık, bu nedenle birlikte çalıştığı kişilerin zaman zaman zorlandığını ifade etti. Beylikdüzü’nü bir görev alanı değil, “evladı” olarak gördüğünü söyleyen Çalık, yöneltilen isnatların hem kendisi hem de ilçe halkı açısından üzüntü verici olduğunu dile getirdi.

“İzmir’e neden sevk edildiğimi hala bilmiyorum”

Savunmasının bir bölümünde sağlık durumuna da değinen Çalık, geçmişte ciddi hastalıklar geçirdiğini belirtti. 2000 yılında lösemi tedavisi gördüğünü, 2008 yılında ise lenfoma nedeniyle iki kez ameliyat olduğunu ifade eden Çalık, bu bilgileri “ajitasyon amacıyla” paylaşmadığını vurguladı. Yoğun bakım sürecinde dahi ailesine moral verdiğini belirten Çalık, tutuklandığı ilk gün sağlık durumunun gündeme getirilmesini istemediğini söyledi.

Çalık, tutukluluğu sırasında İzmir’e sevk edildiğini ancak sevk gerekçesini hala bilmediğini belirtti. Bulunduğu yerden yaklaşık 600 kilometre uzağa gönderildiğini söyleyen Çalık, sevk edildiği gün açık görüş hakkının bulunduğunu da ifade etti. Sevk kararının kendisine ani şekilde bildirildiğini anlatan Çalık, yaşamında ilk kez bir mahkeme karşısında savunma yaptığını, daha önce böyle bir tecrübesi olmadığını dile getirdi.

"Kısa sürede 25 kilo verdim”

İzmir’e sevk edildikten sonra ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirten Çalık, 20-25 gün içinde yaklaşık 25 kilo verdiğini söyledi. Bu süreçte avukatlarının sağlık durumunu gündeme getirdiğini ancak kendisinin başlangıçta buna karşı çıktığını ifade etti. Daha sonra İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildiğini kaydeden Çalık, burada 16 gün boyunca tetkik, tedavi ve biyopsi işlemleri yapıldığını söyledi. İki kez biyopsi uygulandığını, kemik iliği biyopsisinin son derece acılı bir işlem olduğunu belirten Çalık, boynundan da iki kez biyopsi alındığını ve iki ameliyat geçirdiğini anlattı. Doktorların büyüyen nodüllerden şüphelendiğini ifade eden Çalık, kanser ve lenfoma riskinin artabileceğine ilişkin değerlendirmelerin raporlara da yansıdığını söyledi.

"Şehir hastanelerinin rapor garantili yerler olduğunu bilmiyordum"

Hastane süreçlerinin ardından Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini belirten Çalık, Adli Tıp’ın söz konusu raporları kabul etmediğini ifade etti. Daha sonra şehir hastanesine yönlendirildiğini aktaran Çalık, burada görev yapan çok sayıda doktora teşekkür ettiğini, ancak bazı hekimlerin yaklaşımının kendisinde hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Şehir hastanelerine bakışının değiştiğini belirten Çalık, “Şehir hastanelerinin hasta garantili hastaneler olduğunu biliyordum ama rapor garantili yerler olduğunu bilmiyordum” ifadelerini kullandı.

“Adli Tıp’a tam rapor gönderilmedi”

Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen belgelerde yalnızca kemik iliği biyopsisinin sonucunun yer aldığını, diğer bulguların rapora yansıtılmadığını öne sürdü. Rahatsızlığının remisyon sınırları içinde olduğunu ancak bu durumun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini ifade eden Çalık, Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nde doktorların kendisine bu süreci ayrıntılı biçimde anlattığını belirtti. Remisyonun, hastalığın kontrol altında tutulduğu ancak sürekli izlenmesi gereken bir tablo olduğunu kaydeden Çalık, hastalığın nüks etmesi halinde blast oranlarının yükseldiğini söyledi.

“Değerlerim sürekli düşüktü, sadece son üç gün yazıldı”

Şehir hastanesinde 18 gün kaldığını anlatan Çalık, bu süreç boyunca kan değerlerinin sürekli düşük seyrettiğini, nötropeni ve lökopeni gibi hematolojik risklerin bulunduğunu ifade etti. Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nin, yalnızca löseminin nüks etmesi değil, ani ateş, organ yetmezliği ve benzeri komplikasyonlar bakımından da risk bulunduğunu belirten rapor hazırladığını kaydeden Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen raporda ise yalnızca son üç güne ait görece iyileşmiş değerlerin yer aldığını öne sürdü. Çalık, “Değerlerimin düşük olduğu günler değil, son üç günüm yazıldı” diyerek buna tepki gösterdi.

“Anayasa Mahkemesi kararına üzüldüm”

Avukatlarının Anayasa Mahkemesi’ne de başvurduğunu belirten Çalık, kararın içeriğini okuduğunu ve bu nedenle üzüldüğünü söyledi. Tutukluluk tedbirinin kaldırılmamasına ilişkin değerlendirmeye itiraz etmediğini belirten Çalık, asıl üzüntüsünün kararın ikinci bölümüne ilişkin olduğunu ifade etti. Çalık, Anayasa Mahkemesi’nin rahatsızlıklarının ciddi olduğuna ve maddi-manevi bütünlüğünü koruyacak önlemlerin alınması gerektiğine işaret ettiğini söyledi.

“İlaç alımında bile kamerayla takip edildim”

Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçüldüğünü belirten Çalık, bunun yetersiz kaldığını savundu. “Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diye soran Çalık, bir süre sağlık personelini kırmamak için bu uygulamalara izin verdiğini ancak daha sonra buna tepki gösterdiğini anlattı. Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini bozduğunu ifade eden Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla takip edildiğini, bu durumun kendisini olumsuz etkilediğini söyledi.

Savunmasını şiirle tamamladı

Çalık, savunmasının sonunda kaleme aldığı bir şiiri okuyarak sözlerini tamamladı. İki kitap çıkaracak kadar şiir yazdığını belirten Çalık, savunmasını şu dizelerle bitirdi:

“Görüş zamanını sınırlasalar da,
Hak etmediklerini yaşatsalar da,
Önüne zorluklar koysalar da,
Çaresizlik değildi yaşadıklarım.

Bileklerine kelepçeler taksalar da,
Gecenin içinde saklasalar da,
Duygularını serbest bıraksalar da,
Yalnızlık değildi yaşadıklarım.

Demir kapıları kapatsalar da,
Günleri sana saydırsalar da,
İçinde yangınlar çıkartsalar da,
Umutsuzluk değildi yaşadıklarım.”

“Adaletin mutlaka tecelli edeceğine inanıyorum”

Şiirin ardından konuşmasına devam eden Çalık, hakikatin ortaya çıkacağına yürekten inandığını belirterek, adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan güveninin tam olduğunu ifade etti. Yüce Türk adaletine duyduğu saygı gereği tahliyesine karar verilmesini talep eden Çalık, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Özgürlük sadece üç hece. Ama kaybedince ne çok şey anlattığını anlıyorsunuz.”

Kaynak: ANKA