CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB davasının bugünkü duruşmasında, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan savunma yaptı. Tüm yurttaşların bayramını kutlayan Şahan, bu yıl Nevruz ile Ramazan Bayramı'nın güzel bir çakışmayla birlikte kutlandığını belirterek, "İnşallah bu ülkeye bahar, demokrasiyle, adaletle, barışla gelir. Temennim budur. İnşallah bu salondan da böyle çıkarız" diye konuştu.
"Tam bir boşluğa anlatıyoruz, boşluğa"
Yaklaşık bir senelik tutukluluktan sonra Mahkeme heyetinin karşısında bulunduğunu ifade eden Şahan, şunları kaydetti:
"Hakkımızda binlerce sayfadan oluşan iddianameler, ne olduğunu bilmediğimiz, yaratılmış suçlamalar, iddialar… Hepsine karşı milletin, yurttaşın, bu salondaki arkadaşlarımızın, dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugünlere kadar geldik. 12 metrekarelik hücremde yüzlerce mektup, binlerce mesaj aldım. Yarına ilişkin samimiyetle söylenen sözlerle ayakta kaldık. Kendisini hiç tanımadım, hiç bilmem. 'Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle...' Erzurum’dan mektup yazan, Hanife teyzenin direnciyle karşınızdayım. Tam bir senedir önümüze konan kağıtlar, sorgular, bana 'suçlusun' diyor. Dönüp diyorum ki, 'Neyle suçlu olduğumu bilmiyorum', 'Suçlusunuz, ispat ettik' deniyor. Tam bir boşluğa anlatıyoruz, boşluğa…
"Bizi evlatlarımızdan ayıran herkes Ulu Divan'da hesap verecek"
Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyorduk. Hep birlikte. Ama baştan beri şunu görüyoruz, burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkesi sevdiklerinden uzak tutan herkes, bu divanda değilse milletin vicdanında, ama en önemlisi Ulu Divan’da hesap verecektir. Beş buçuk yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olan inanır. Doğruyu yanlıştan ayırmak akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte: Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir."
"Bir kamu görevlisine bu şekilde davranılması, devlet normunun yok sayılmasıdır"
Kendisi açısından sürecin 19 Mart sabahının ilk saatlerinde, "PKK’ya yardım" suçlamasıyla gözaltına alınarak başladığını anlatan Şahan, şöyle devam etti:
"Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı olarak, 11 aylık görev süremde maruz kaldığım bu gözaltı ve tutuklama yöntemi, ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, belediye başkanı arkadaşlarımız ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar açısından da bu yöntem, bilgiyle, hukukla ve doğrulukla bağdaşmamaktadır. Devletten beklenen bu değildir. Sayın Başkan, ben bir bürokrattım, bugün belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli Belediye Başkanı olduğumda çok daha iyi gördüm, hissettim, tecrübe ettim. Kurumların birbiriyle diyaloğu, bürokrasinin kendi içindeki ilişkisi, devlet görevinde bulunan insanların kişiden bağımsız şekilde yürüttüğü iletişim hayati önemdedir. Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirine ihtiyaç duyan, birlikte çalışan yapılardır. Hatta simgesel bir örnek vereyim: Çağlayan Adliyesi’nin bulunduğu parsel, geçmişte Şişli Belediyesi tarafından verilmiştir. Benim dönemimde de bu kurumsal diyaloglar devam etti. Adliyede, savcılık makamlarıyla pek çok konuyu konuştuk. Kurumlar arası ihtiyaçlar oldu, bunları karşıladık. İstanbul’daki önemli bir idari bina ihtiyacı için Şişli Belediyesi olarak çalışma başlatmıştık. Daha bir gün önce, 18 Mart’ta, savcılıkla bu konuları konuşuyordum.
"Çağırsalardı gelirdim"
Çağırsalardı gelirdim. Bir kilometre mesafedeydik. Hepimiz giderdik. Ama sabahın erken saatinde, beş buçuk yaşındaki kızımın ve eşimin önünden alınmak… Daha bir gün önce diyalog içinde olan bir kamu görevlisine bu şekilde davranılması; normale saygısızlıktır, devlet normunun yok sayılmasıdır. Benim bildiğim devlet bu değildir. Benim çocuğuma anlatmak istediğim devlet bu değildir. Devlet dediğimiz şey; ana gibi, baba gibi koruyan, güven veren bir yapıdır. O gün kızım kapıya bir not astı: 'Bu eve polisler giremez'. Bu hepimize ders niteliğindedir. Bugün devlet koltuğunda oturan herkes için… Çünkü devlet; bu topraklarda ana ve baba olarak anılır. Bu, içi boş bir benzetme değildir. Toplumun her kesiminin kendini güvende hissettiği, hakkının korunduğunu bildiği şefkatli bir yapıdır. 19 Mart sabahı, bu hikâye benim evimde başladı. Ama aslında o sabah, devlet ile toplum arasındaki güven bağına zarar verilmiştir. Devlet normu yok sayılmıştır.
"Esas mesele Şişli halkının iradesidir"
Benim tutukluluğum yalnızca şahsıma ya da aileme ilişkin bir mesele değildir. Esas mesele Şişli’dir. Şişli halkının iradesidir. Ben Şişli’de, her 10 seçmenden yaklaşık 7’sinin oyunu alarak seçilmiş bir belediye başkanıyım. Şişli tarihinin en yüksek oy oranıyla seçilmiş belediye başkanıyım. Bu tutuklama, bana oy veren ya da vermeyen tüm yurttaşların anayasal hakkına müdahaledir. Bu, sadece bir parti seçmenine değil, tüm seçmenin ortaya koyduğu demokratik iradeye yapılmış bir müdahaledir. Bugün benim koltuğumda kayyum oturuyor.
Sayın Başkan, hatırlatmak isterim, 4 gün gözaltından sonra tutuklama kararı verilen Çağlayan Adliyesi nerede? Cumhuriyetin, milli mücadelenin izlerini taşıyan bir yerde, Abide-i Hürriyet Anıtı’nın yanı başında. Mahmut Şevket Paşa’nın, Mithat Paşa’nın, Talat Paşa’nın, Enver Paşa’nın hatırasının bulunduğu yerde.
"Bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir"
Böyle bir mekanda yürütülen bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Çünkü hürriyet anıtının yanında, yurttaşların hürriyetine müdahale edilmiştir. Tarih bunu böyle yazacaktır. Şişli herhangi bir ilçe değildir. Şişli, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini taşıyan bir ilçedir. Gündüz nüfusu 3,5 milyona ulaşan, İstanbul’un atardamarıdır. Ticaretin, kültürün, gündelik hayatın merkezidir. Ama aynı zamanda Şişli, Kuştepe’de 10 kişinin tek göz odada yaşadığı yoksul Roman ailenin evidir. Paşa Mahallesi’nde geçimini çantacılıkla sağlayan genç babanın evidir. Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde kentsel dönüşüm bekleyen Alevi yurttaşın evidir. 19 Mayıs Mahallesi’nde tutunmaya çalışan Kürt emekçinin evidir. Feriköy’de 100-150 yıllık Ermeni komşunun evidir. Nişantaşı’nda, bu semtle gönül bağı kurmuş insanların evidir. Şişli bir İstanbul özetidir. Bir Türkiye özetidir ve bu tutuklama, tam da bu çeşitliliğin, bu iradenin, bu ortak yaşamın iradesine yönelmiştir. Sayın Başkan, mesele budur."
"Şişli halkının yüzde 72’si bu davanın siyasi olduğunu söylüyor"
Hakkındaki suçlamaların meşru olmadığını söyleyen Şahan, "Bir yıldır ne yapılırsa yapılsın millet inanmadı. Millet nezdinde meşru olmayan bu davanın siyasi olduğuna dair yurt dışında çok güçlü bir kanaat var. Bunu duyuyorum. Yüzde 60’lar, yüzde 65’ler konuşuluyor" ifadelerini kullandı. Şahan, daha geçen hafta yaptıkları bilimsel bir çalışmanın sonuçlarını Mahkeme heyetine sunarak, "Şişli halkı üzerinde yapılan bu çalışmada sonuçlar çok net. Şişli halkının yüzde 72’si bu davanın siyasi olduğunu söylüyor. Üstelik bunun içinde AK Partilisi var, MHP’lisi var, her kesimden yurttaş var. Yüzde 80’i, 'Belediye başkanlarının suçlu olduğuna inanmıyorum' diyor. Yüzde 85’i, 'Tutuklu yargılanmaya karşıyım' diyor. Ama en çarpıcı olan şu, serbest bir soruya verilen yanıt. '19 Mart operasyonu sizde hangi duyguyu yarattı?' diye soruluyor. Yüzde 92’si, 'üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korku' diyor. Bu tablo çok acı. Çünkü millet zaten bir gelecek kaygısı içinde. Zaten başka sorunlarla mücadele ediyor. 19 Mart sonrasında Şişli’nin, hatta ülkenin içine sokulduğu ruh haline bakın. Bu veriler çok nettir Sayın Başkan" şeklinde konuştu.
Şişli'nin, tıpkı Türkiye gibi, bu operasyonun siyasi olduğu yönünde bir kanaat ortaya koyduğunu aktaran Şahan, yurt dışında da Türkiye’ye ilişkin olumlu kanaatlerin azaldığını, tutuklamalara karşı üzüntü ve tepkinin arttığını anlattı.
"Tarihsel bir sorumluluğun altındasınız"
Hukuk ile toplum arasındaki bağın tahrip edildiğini. bunu herkesin görmesi gerektiğini vurgulayan Resul Emrah Şahan, şunları söyledi:
"Bu noktada siz ve Sayın heyetiniz tarihsel bir sorumluluğun altındasınız. Bunu, bir belediye başkanı ve karşınızda yargılanan bir kişi olarak hatırlatmak isterim. Hukuk devleti yalnızca karar üretmekle yükümlü değildir; aynı zamanda o kararın meşruiyetini korumak ve sağlamakla da yükümlüdür. Adaletin özü budur. Tarih önünde, milletin vicdanında meşru olmayacak bir karar, hangi deftere yazılırsa yazılsın, hukuki de olamaz.
"Oturduğunuz koltuğa peygamber postu denir"
Bugün burada yargılanan bir belediye başkanı olarak; beni seçmiş yurttaşlarım adına, tüm Şişlililer adına, ülkem adına beklentim şudur, hakkımda adaletle verilmiş bir karar. Buna inancım tamdır. Çünkü Anadolu’da oturduğunuz koltuğa 'peygamber postu' denir, Sayın Başkan. Ve şimdi soruyorum, ben neden tutukluyum? Bunu da anlatmak isterim. Kent uzlaşısından tahliye kararı verilmişti. Ancak İBB dosyası üzerinden tutukluluğumun devam etmesi için bir önlem alındı. Bu nedenle ikinci kez tutuklandım."
Görevde bulunduğu 11 ay boyunca, tutuklanmadan önce ne yaptığını, neden hedef olduğunu anlatmak istediğini söyleyen Resul Emrah Şahan, Şişli’de kimlikler üzerinden değil, hizmet üzerinden siyaset yaptıklarını, çoğulcu demokrasiyi esas aldıklarını, ortak bir hikaye kurmaya çalıştıklarını dile getirdi.
"Bugün bunların hiçbiri yapılmıyor, hepsi durduruldu"
Şahan, "Kutuplaşmadan yorulmuş bir toplum vardı. İnsanların gerçek sorunları vardı. Biz bu sorunlara çözüm üretmeye çalıştık. 11 aylık belediye başkanlığım boyunca yaklaşık 150 proje hayata geçirdik. Çocuğun, kadının, yoksulun, emeklinin yanında olduk. Şişli’de 1500 öğrenciye, toplamda 100 bin öğün yemek verdik. Kırtasiye destekleri sağladık. 10 binin üzerinde yurttaşa kış aylarında fatura desteği verdik.
5 bin emekliye 5 bin TL pazar desteği sağladık. Kent market açtık, temel gıda ürünlerini zincir marketlerden daha ucuza sunduk. Okulların temizliği için özel ekipler kurduk. Diyabetli çocuklara ücretsiz sensör desteği sağladık. Gençlere ücretsiz ulaşım ve burs imkânı sunduk. 800 öğrenciye 15 bin TL burs verdik. Şişli’de çocukların oynayacak alanı yoktu. 75 sokağı hafta sonları trafiğe kapattık. Çocuklar oynasın, komşular birbirini tanısın istedik. Bu uygulamadan 60 bin çocuk faydalandı. Ama bugün bunların hiçbiri yapılmıyor. Hepsi durduruldu" diye konuştu.
"11 ayda belediyeye 36 yeni mülk kazandırdık, bir gecede iptal edildi"
Tüm bunları yaparken mali açıdan zorlandıklarını, Şişli Belediyesi'nin, Türkiye’nin en borçlu belediyelerinden biri olduğunu, kaynak yaratmak için yoğun şekilde çalıştıklarını aktaran Şahan, şöyle devam etti:
"11 ay boyunca, AK Partili ve CHP’li belediye başkanları arasında, en fazla bakanla görüşen belediye başkanlarından biri oldum. 2 kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ile 1 kez Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüştüm. Sadece nezaket ziyaretleri değil, uzun ve somut toplantılar yaptık. Bürokratlarla birlikte çalıştık. Amacımız kurumu güçlendirmekti. Çünkü güçlü kurum, hizmet üretir. Bu kapsamda çok önemli bir çalışma yaptık.
11 ayda Şişli Belediyesi’ne 36 yeni mülk kazandırdık. Toplam değeri yaklaşık 46 milyar TL, yani 1 milyar doların üzerinde. Bu, kamuya ait alanların tespiti ve tapulanmasıyla elde edilen bir kazanımdır. Hepsi yasal, hepsi resmidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bu işlemleri yazılı olarak doğrulamıştır. Ancak ne oldu biliyor musunuz? Cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşanan bir durum gerçekleşti. Şişli Belediyesi’ne kazandırılan bu tapular, bir gecede elektronik sistem üzerinden iptal edildi. Bir gecede… Biz Bakanlığa yazı yazdık, 'Bu işlem doğru mu? diye sorduk. Bakanlık 'Doğrudur' diye cevap verdi. Teknik olarak da bu işlemin doğru olduğu teyit edildi. Ama buna rağmen iptal edildi. Daha da önemlisi; bu işlemin başka belediyeler tarafından yapılmasını engellemek için hemen yasal düzenleme getirildi. Yani bir kapı açıldı, sonra hızla kapatıldı.
"Bu kaynakla Şişli’deki kentsel dönüşüm sorununu çözmek mümkündü"
Sayın Başkan, bu neyi ifade ediyordu biliyor musunuz? Bu kaynakla Şişli’deki kentsel dönüşüm sorununu çözmek mümkündü. Şişli’deki binaların yüzde 92’si depreme dayanıksız. Bu kaynakla tüm binalar yenilenebilirdi vatandaşın cebinden tek kuruş çıkmadan. İnsanlar aynı metrekarede yeni evlerine kavuşabilirdi. Bu, Şişli için tarihi bir fırsattı. Ama 'olmaz, yapamazsın' dediler. Biz de dava açtık. Tedbir kararı aldık. Hakkımızı hukuk içinde arıyoruz. Ve inşallah alacağız. İnşallah görevime döneceğim ve Şişli’nin kaynaklarını Şişli için kullanacağım."
"O gökdelen, bugün benim karşımda"
Bir kere daha bu kentin hakkına girilmesin diye çalıştığını, bir kere daha çocuğun, gencin, yoksulun hakkı yenmesin diye mücadele ettiğini dile getiren Şahan, "Şişli’de bu hikayelerden çok var. 7 metrelik bir yolun bir tarafında milyon dolarlık daireler vardır, hemen karşısında ise derin bir yoksulluk. O 7 metrelik yolun karşısındaki o gökdelen, bugün benim karşımda. İşte mesele tam da burada başlıyor, Sayın Başkan. Tam da burada. Ben, o tek göz odada yaşayan Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken hakkı savundum. Kul hakkını savundum. Kent hakkını savundum. Bu yüzden buradayım. Peki ben bu yola nasıl çıktım? Bütün bu isnatlara tek tek cevap vereceğim. Ama önce, bu yolun nereden başladığını görmeniz gerekir. Çünkü bu sadece bir dava değil. Bir hikâyedir. Ve o hikâyeyi anlamadan, bu dosyayı anlamak mümkün değildir" şeklinde konuştu.
6306 sayılı yasanın, 1999 depreminden sonra, kentleri depreme karşı daha dirençli hale getirmek için çıkarıldığını ama bu yasanın, parsel bazlı plan değişiklikleriyle, kentlerin merkezine yoğun yapılaşma getirmek için kullanılmaması gerektiğini ifade eden Şahan, şunları kaydetti:
"Şişli’nin tam ortasında, 24 dönümlük bir araziye 72 katlı bir gökdelen yapılmak istendi. Biz buna karşı çıktık. Bir basın toplantısı yaptık ve açıkça söyledik, 'Şişli’nin buna ihtiyacı yok. Şişli’nin ihtiyacı gökdelen değil, yeşil alan, nefes alanı, deprem toplanma alanıdır' dedik. Şişli’de kişi başına düşen yeşil alan 1,2 metrekare. Mezarlıkları da dahil ederseniz 0,7 metrekare. Biz bunu savunduk. 'Olmaz, yapmayın' dedik. Bu plan, o dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı, bugünün Bakanı Sayın Murat Kurum’un imzasıyla çıktı. Ama biz yine de karşı çıktık. Çünkü Şişli’nin ihtiyacı belliydi. Sayın Başkan, yapılmak istenen proje neydi biliyor musunuz? Yaklaşık 1 milyon metrekarelik bir inşaat alanı. Etrafındaki tüm yapılar 4-5 katlı, depreme dayanıksız binalar… Ama tam ortasına devasa bir yapı.
"Demek ki bu ülkede bir insanın canı, bir metrekare inşaattan daha değersiz görülüyor"
Bulunduğu mahalledeki tüm binaların toplamı yaklaşık 950 bin metrekare. Yani bir mahalleden daha büyük bir yapı inşa edilmek istendi. Biz buna da 'olmaz' dedik. Çünkü bu kentlerin artık kaldıracak hali kalmadı. Şişli’nin deprem toplanma alanına ihtiyacı var. Şişli’nin gerçek bir planlama anlayışına ihtiyacı var. Göreve geldikten sonra, 26 Nisan’da bu alanda denetim yaptık. Ruhsata aykırılıklar tespit ettik. Bakanlığa yazı yazdık. Bakanlık da bu aykırılığı kabul etti. İnşaat durduruldu. Ama ne oldu? İnşaat devam etti. Mühürledik. Yine devam ettiler. Suç duyurusunda bulunduk. Yine devam ettiler. Ve daha da acısı, mühürlü bir inşaatta çalışan beton mikseri, 70 yaşındaki bir kadına çarparak ölümüne sebep oldu. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir işlem yapılmadı. Demek ki bu ülkede bir insanın canı, bir metrekare inşaattan daha değersiz görülüyor.
"Müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için buradayım"
Biz görevimizi yaptık diye üzerimize yoğun bir baskı kuruldu. Sayıştay denetimleri, müfettişler, bilirkişiler… Sürekli denetim, sürekli baskı. Ama biz geri adım atmadık. Çünkü kamu adına doğru olanı yaptık. Şimdi açıkça söylüyorum, benden beklenen, bu gökdelen anlayışıyla uzlaşmamdı. Görmezden gelmemdi. En kolayı buydu. O gökdeleni yapmak isteyenlerin anlayışına karşı olduğum için tutukluyum. Ben tutuklandım Taşyapı 16 kat çıktı o projede, ben girdiğimde böyle değildi. Eğer müteahhitlerin istediğini yapsaydım, kentin hakkını savunmasaydım, görmezden gelseydim bugün burada olmazdım. Bu dosya da olmazdı. Bu tutuklama da olmazdı. Ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için buradayım. Ama bu bir 'müteahhit karşıtlığı' değildir.
"Benim tarafım belli"
Benim tarafım bellidir, halkın yanındayım. Sokağın yanındayım. Kamu yararının yanındayım. Devletin gerçek anlamının yanındayım. Ve bugün durduğum yerden gurur duyuyorum. Çünkü ben bu yola nasıl çıktıysam, aynı yerde duruyorum. Bu, bir şehir plancısı olarak sorumluluğumdur. Bir kamu yöneticisi olarak görevimdir. Bir belediye başkanı olarak da şerefimdir. Nasıl ki Kent Uzlaşısı sürecinde siyasi sorumluluklarımı yerine getirdiğim için tutuklandıysam; bugün de idari görevimi yerine getirdiğim için, bu ikinci tutukluluğu yaşıyorum."
"Siyasette ve devlette hizmet edeceksen; servetten, şöhretten ve şehvetten uzak duracaksın"
Resul Emrah Şahan, Ankara’da iki odalı bir devlet lojmanında, bakanların ve siyasilerin gelip gittiği bir evde büyüdüğünü, ailesinin SHP geleneğinden geldiğini söyledi. Şahan, "Şehir plancısı olma nedenim Murat Karayalçın'dır. Siyasette ve devlette hizmet edeceksen; servetten, şöhretten ve şehvetten uzak duracaksın. Ben böyle büyüdüm. Böyle öğrendim. Üniversite eğitimimi Mimar Sinan Üniversitesi’nde tamamladım. Okudum, çalıştım, mezun oldum. İstanbul’da kalmaya karar verdim. Şişli’de yaşarken Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. Ama benim için siyaset sadece bir parti faaliyeti değildi. Meslek örgütlerinde, kentsel dönüşüm alanlarında, mahallelerde aktif olarak yer aldım. İnsanların yerinden edilmemesi için sahada mücadele ettim" diye konuştu.
Belediyecilik hayatına 2005 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İstanbul Metropoliten Planlama bünyesinde başladığını, rahmetli Kadir Topbaş döneminde, Süleymaniye projesinde görev aldığını, bir yandan da Sulukule başta olmak üzere birçok dönüşüm sürecinde, insanların yerinden edilmemesi için mücadele ettiğini anlattı.
"Liyakatimle bu süreçlerin içinde yer aldım"
Sonrasında farklı belediyelerde, farklı projelerde çalıştığını 2014 yılında Ekrem İmamoğlu ile tanıştığını aktaran Resul Emrah Şahan şunları söyledi:
"Şehir plancılarının, mimarların, meslek odalarının katıldığı bir toplantıya davet edilmiştik. Seçilmiş bir belediye başkanı olarak projelerini ve vizyonunu anlatıyordu. Açık söyleyeyim, o toplantıda beni etkileyen şey, bir belediye başkanının kenti planlamayı, ortak aklı ve tasarımı bu kadar iyi bilmesiydi. Bir derdim vardı çünkü. Bu kent için bir derdim vardı. O vizyon beni etkiledi. Sonrasında birlikte çalışmaya başladık. O dönemde Türkiye’nin en prestijli uluslararası proje yarışmalarını gerçekleştirdik. Yaşam Vadisi projesi gibi, 1 milyon metrekarelik alanı kapsayan uluslararası yarışmalar yaptık. Danimarka’dan, Tokyo’dan, dünyanın dört bir yanından tasarımcılar projeler gönderdi. O dosyaları gördüğümüzde şunu diyorduk, 'Doğru yerdeyiz, doğru iş yapıyoruz.' Ben bu süreçlerde raportör olarak görev aldım. Önce şirket çalışanı, sonra sözleşmeli memur olarak çalıştım. Liyakatimle bu süreçlerin içinde yer aldım. Türkiye’nin ilk cemevi proje yarışması da o dönemde yapıldı. Bu benim için ayrıca çok kıymetlidir. Bir Alevi yurttaş olarak bunun altını özellikle çizmek isterim. Vizyon 2030 Beylikdüzü projesi hazırlandı. Türkiye’de ilk kez bir ilçe belediyesi uzun vadeli bir vizyon planı ortaya koydu. Bu süreçlerde yoğun bir şekilde çalıştım. Mesaim arttı, sorumluluğum arttı.
"Ekrem İmamoğlu beni mesleğimle ve emeğimle değerlendirdi"
Ekrem İmamoğlu beni; kimliğimle, inancımla, kökenimle değil, mesleğimle ve emeğimle değerlendirdi. Benim Alevi olduğumu bile üç buçuk yıl sonra öğrendi. Bu benim için çok önemliydi. Çünkü alışık olmadığımız bir durumdur bu. Memleketlerimiz farklıydı ama derdimiz ortaktı: Bu kent için, bu ülke için adil ve demokratik bir yaşam kurmak. Sayın Başkan, 2019 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden, 22 yıldır yaşadığım Şişli’den belediye meclis üyesi seçildim. Şişli Belediyesi’nde iki müdürlük yaptım. Planlama ve Kentsel Dönüşüm. Bugün bana yöneltilen 'eş başkanlık' iddiaları ise gerçek dışıdır. Somut veriyle konuşalım, 114 meclis oturumunun sadece 23’üne katılmışım. Bu, yüzde 18’e tekabül ediyor. Eğer eş başkanlık gibi bir durum olsaydı, bu mümkün olabilir miydi?
"İmtiyazlı kullanımda olan alanları kamusal alanlara dönüştürdük"
Benim esas yoğun çalıştığım yer İstanbul Planlama Ajansı’dır. İstanbul Planlama Ajansı, bu hikâyenin en kıymetli sayfasıdır. 2020 yılında kuruldu. Amaç şuydu, bu kentin geleceği, tek bir kişinin iki dudağı arasında olmasın. Bilimsel yöntemlerle, ortak akılla planlansın. Biz bunu kurduk. Bu bir niyetti, bir iradeydi. Orada yapılan çalışmaların büyüklüğünü anlatmak isterim, 16 uluslararası yarışma, 250 yayın, 200 bülten, binlerce çalıştay ve toplantı, 2500 kurum temsilcisiyle yürütülen süreçler… Bu kentin geleceği için bilimsel, katılımcı bir planlama anlayışı oluşturduk. Daha önce imtiyazlı kullanımda olan alanları kamusal alanlara dönüştürdük. Örneğin, bir zamanlar özel kullanıma ayrılmış bir orman alanı bugün kültür merkezine dönüştürülmüş durumda. Akademisyenler, araştırmacılar, şehir plancıları orada bu kentin geleceği için çalışıyor. Bütün bunları şunun için anlatıyorum: Benim hayatımın her aşaması çalışmakla, üretmekle, kamu yararı için mücadele etmekle geçti. Bu dosyada anlatılan kişi ben değilim."
"Hiçbir şüpheli ifadesinde, tanık beyanında, raporda, hatta şüpheli listesinde dahi adım yok"
Hakkındaki suçlamalara yanıt veren Şahan, "kişisel verileri başkasına verme, yayma ve ele geçirme" suçunun isnat edildiğini, bu konuda kimsenin ifadesine başvurmadığını söyledi. Şahan, "Ben sürprizi, iddianame geldiğinde öğrendim. Hiçbir şüpheli ifadesinde, hiçbir tanık beyanında, hiçbir raporda, kolluk fezlekesinde, hatta şüpheli listesinde dahi adım yok! Ortada bir iddia var ama delil yok, tanık yok, ifade yok. Benden bu iddianın yanlış olduğunu ispatlamam bekleniyor. Tam da savunmanın başında dediğim gibi 'Suçlusun!', 'Neyle?', 'Bilmiyorum, suçlusun, ispat et!' Suçlamada İstanbul Planlama Ajansı Başkanı sıfatından hareket ediliyor. Sizlere İstanbul Planlama Ajansı’nın neler yaptığından bahsettim. Kaldı ki ben İPA Başkanlığı’ndan ayrılalı çok oldu. 2024’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki bu görevimi, usule uygun olarak bağlamak için BİMTAŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı görevim vardı, o görevden de belediye başkanlığı için istifa etmişim. Ama İPA’daki çalışma arkadaşlarımız ve ben; 2023 Kasım sonu veya Aralık başında gerçekleştiği iddia edilen bir panel üzerinden suçlanıyoruz. Bu dönemde, istifa etmiş ve sahada kampanya yapan bir belediye başkan adayı olarak talimat verdiğim iddia ediliyor. İddianın temelsizliği zaten burada başlıyor; fiilen mümkün değil. Kuruma dair bir talimat vermem mümkün değil" şeklinde konuştu.
"Adım geçsin diye kurgulanan suçlamalar"
"İBB Hanem" uygulamasını ilk defa burada duyduğunu söyleyen Şahan, "İBB içerisinde web sitesi ve yazılım yapan birimin daire başkanı bile 'Bu uygulama hayata geçmedi' diyor. Ben ve arkadaşlarım hayata geçmemiş bir uygulamadan dolayı sorgulanıyor ve tutukluyuz. Arkadaşlarım İPA’ya emek vermiş, özveriyle çalışmış yol arkadaşlarımdır; sırf benimle aynı dosyada adları geçsin diye tutuklandılar. Sırf adım geçsin diye kurgulanan bu eylemi ve isnat edilen suçlamaları, kendim için de arkadaşlarım için de kesinlikle reddediyorum" ifadelerini kullandı.
"Drum adeta gelin-kaynana programına döndü"
Savcılığın tüm isnatlarına, son iki-iki buçuk haftadır buraya gelip gidenlerin ifadelerine ve bu aktörlere ilişkin açıklamalarda bulunacağını söyleyen Şahan, "Yoksa gerçekten burası, samimiyetle söylüyorum, bir kadın programına dönüyor, 'O bunu demiş, bu onu demiş…' Herkes bir şey anlatıyor, herkesin arkada canı sıkılıyor, durum adeta gelin-kaynana programına döndü. Delil yok, bir şey yok; sadece 'duydum'lar var. Biz de burada aksini ispatlamaya çalışıyoruz" dedi.
Hakkında ifade veren Adem Altıntaş ve Timur Soysal ile özel bir hukukunun olmadığını söyleyen Şahan, "Şişli Belediyesi'nden yılda iki yüze yakın ruhsat talep ediliyor. Her konunun ölçeğine göre işi takip eden birileri vardır. Müteahhit kendi takip eder; ölçek büyürse bir tasarımcı takip eder; ölçek daha da büyürse müşavir takip eder. Bazen biri gelir bilgi sorar, kim olduğunu bilemezsiniz. Böyle bir kakofoni vardır; ortada iki yüz tane iş var. Timur Soysal… Eski İBB AK Parti İmar Komisyonu üyesi. Hatırladığımız kadarıyla İBB’de AK Parti'nin etkili bir imar komisyonu üyesi olarak bilindi hep" dedi.
"Timur Soysal, Sayın Vali'nin danışmanıdır"
Resul Emrah Şahan, Soysal'ın, eski İBB AK Parti İmar Komisyonu üyesi olduğunu, şu an pek çok belediyede iş yaptığını belirterek, "Kendi ifadesi de var, danışmanlık yapıyor. Hatta Sayın Vali'nin danışmanıdır. Ben bizzat Sayın Vali ile Timur Soysal’ın katıldığı toplantıları biliyorum" dedi. Soysal'ın, 2019-2020 döneminde İBB İmar Komisyonu’nda olduğunu, AK Parti’nin çoğunlukta olduğu komisyonda yönetici konumunda bulunduğunu belirterek, "Arkadaşlarını ziyarete geldiğinde orada tanıştık, konuştuk, tanışıklığımız bundan ibarettir. Özel bir hukukumuz yoktur" diye konuştu.
Şahan, Adem Altıntaş'ın da 2019 öncesi hem İBB müdürlüklerine hem de projelere iş yapmış bir şirketin sahibi olarak kendisiyle tanışmak istediğini anlatarak, şunları söyledi:
"Şimdi Adem Altıntaş’ın ifadelerini okuyorum. İddianamede yazılan şeyleri mantıklı bir yere bağlamaya çalışıyorum. Savunma yapacağız ama neyi anlatacağız? Ortada bir illüzyon mu oynanıyor? Kültür Merkezi, sosyal tesis gibi bir şeylerden bahsediliyor. Ben dedim ki: 'Evladım, böyle şey olur mu?' Benim seçim dönemimde, 2024 yerel seçim politikaları ve projeleri kitapçık haline getirilmiş; her şey şeffaf. Parsel parsel; hangi ada, hangi parselde hangi iş yapılacak, kaç metrekare olacak, hepsi yazılı. Gizli saklı bir sınır yok. Ne olmuş peki? Bunu mu konuştuk? Bahçesindeki ayrıntıyı bile bilmiyor. Gelmiş, Belediye Başkan Yardımcılığı ile tanışmış; dışarıda bunları danışmanlık almak için anlaşmaya çalışmış, çabalamış. Şimdi ben bunun neresindeyim? Ne Adem Altıntaş ne Timur Soysal ne Ahmet, ne Mehmet… Bir de Süleyman Atik var. Adam kim? Ben teknik eleman zannediyordum, baktım hukukçuymuş. Hiçbiriyle ne kültür merkezi ne kreş ne de başka bir iş karşılığında para, pul vesaire gibi bir ilişkimiz olmadı. Ben ve bürokrat arkadaşlarım böyle bir şey istemedik, isteyemeyiz. Böyle bir şey olmadı, olamaz Sayın Başkanım! Olamaz; çünkü yaptığımız projeler zaten bizim aynamızdır."
"1999 depreminde mahallelinin sığındığı tek açık alan burasıydı"
"Yapı ruhsat ve iskan süreçlerini menfaat karşılığı uzatma iddiası"yla da suçlandığını hatırlatan Şahan, "Bu konu teknik bir konu. Olayı sadece buradan anlatıldığı haliyle konuşursak, az önce bahsettiğim gibi gerçekten bir gündüz kuşağı programına döneriz" dedi.
Marmara Üniversitesi Nişantaşı Kampüsü olarak bilinen bir kamu arazisinin fotoğraflarını heyete gösteren Şahan, şöyle devam etti:
"Alan Nişantaşı’nın göbeğinde. 2017’ye kadar, 52 yıl boyunca Marmara Üniversitesi Nişantaşı Kampüsü olarak bilinen bir kamu arazisiydi. Kamuoyu için öyle değerli bir yer ki, 1999 depreminde mahallelinin sığındığı tek açık alan burasıydı. Etrafı 5–6 katlı, depreme dayanıklı olmayan yapılarla çevriliydi. Sadece o mahallede deprem olsa, binaların yıkılmasıyla kapanacak sokak sayısı 40’tır. Bu verileri niye veriyorum? Çünkü 40 tane sokak… Bina yıkıldığında sokağa giremiyorsunuz. e-Devlet’te burası uzun süre 'deprem toplanma alanı' olarak göründü.
"Önce TOKİ'ye devrediliyor, sonra ticaret ve konut alanına açılıyor"
2018’de Bakanlık, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’u kullanarak parsel bazında plan tadilatıyla burayı önce TOKİ’ye devrediyor, sonra plan yapıp 'Ticaret ve Konut' alanına açıyor. Mavi alan da kamuya ayrılıyor. Aynı yıl Emlak Konut tarafından satışa çıkarılıyor; 435 milyon dolarlık bir hasılat paylaşımı modelinden bahsediyoruz. Çevredeki binalar hâlâ kentsel dönüşüme girmiş değil; mahalle hâlâ deprem bekliyor ve çözüm bekliyor. Deprem yasası kullanılarak 500 milyon dolara yakın bir kaynak sağlanıyor. Oysa bu parayla mahalledeki tüm binaları yıkıp yeniden yapabilirsiniz; insanlara evlerini teslim edersiniz, üstüne beş kuruş da almazsınız. Proje süreci Ankara’da devam ediyor ve 2020 yılında ilk kepçe vuruluyor.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 11. Maddesi, 'Belediyeden ruhsatını alamazsan, iki ay içinde gel, ben sana veriyorum' diyor. Hatta biz tutuklandığımızda Bakanlık yeni bir düzenleme daha çıkardı; 'Ruhsatı geçtim, iskanı bile alamazsan gel, ben veririm' noktasına getirdiler işi. Sonra projenin plan çalışmaları başlıyor. Projenin adı: 'Nişantaşı Koru.' PR çalışmalarında kullanılan görsel budur; basına servis edilen, 'ballandıra ballandıra' anlatılan meşhur görsel… Pandemi döneminde 'koru komşu, sağlıklı ev' temasıyla pazarlanıyor. Gördüğünüz üzere kamu arazisi de projenin içinde yer alıyor. Adeta küçük bir orman olan koru alanından gelen oksijen sayesinde, 'şehir merkezinde ormanda yaşamın zindeliği' gibi sloganlarla pazarlanıyor. Emlak Konut ve Dap Yapı ortaklığının ana satış stratejisi, pandemi döneminde bu yeşil alanın projeye dahil edilmesi üzerine kuruluyor. Adam balkonuna havuz yapmış.
Apartmana giriyorsunuz, asansörle çıkıyorsunuz, şu an orada bir daireyi 500–600 milyon liraya satıyorlar. Pazarlama bu şekilde yapılıyor. Balkonlarda havuz var ama firma diyor ki: 'Ben havuz yaptım ama bu havuzları emsal harici tutmalıyım.' Yani 'Havuzlar inşaat alanı hesabına katılmasın ki daha fazla daire yapabileyim' diyor.
"Kamu yararının takipçisi olduk"
Görselleri göstermek isterim: Nişantaşı’nın göbeğinde, balkonunda havuz olan 600 milyonluk daireler… 2021’de İmar Yönetmeliği’nde projeye özgü bir değişiklik yapılıyor. Bunu niye anlatıyorum? 'İcbar' (zorlama) diyorsunuz ya; ben mi birilerini zorluyorum? Asıl 'icbarı' onlar bana yaptı! 2021’de yönetmelikte yapılan değişiklikle 'zemine basmayan havuzlar emsal haricidir' deniliyor. Allah Allah! Zemine basmayan havuz havada mı duracak? Hemen plan tadilatına başvuruyorlar; havuz emsal dışı kalınca daha fazla metrekare inşaat hakkı kazanıyorlar. Gelelim benim tutuklanma sebebime… Ben bir 'park yaptırma' meselesiyle tutuklandım. Dediler ki: 'İskanı geciktirmişsin, şunu yapmışsın, bunu yapmışsın.'
Sayın Başkan, ortada bir protokol var, bir taahhüt var. Bu taahhüt 2020 yılına dayanıyor. Firma, 2020 yılındaki taahhüdü anlatmıyor; 2024 yılında parkı bitiremediği için mecburen yenilemek zorunda kaldığı taahhüdü gerekçe göstererek suç unsuru oluşturmaya çalışıyor. 2021’de verilmiş bir söz var; 2024 yılında, benim dönemimde 'parkı yetiştiremedim' diyerek taahhüdü yenilemişler; çünkü o alanda yıkılması gereken bazı gecekonduların süreci beklenmiş. İddianamede 2020 yılındaki asıl taahhütten hiç bahsedilmiyor. Peki sonuç nedir? Proje sahibinin bir park sözü var; konut sahiplerine verdiği, projenin ana stratejisini üzerine kurduğu bir yaşam alanı sözü var. Biz de bu kamu yararının takipçisi olduk. Süreçleri kasten uzatmakla suçlanıyoruz ama gerçeği anlatayım.
"Süreci işlettiğim için 'icbar' ile suçlanıyorum"
Gerçek bir hikaye: 4 Nisan 2024 tarihinde, yani göreve geldikten hemen sonra süreç başladı. Firma başvuruyor, arkadaşlarım iskan belgelerini inceliyor. O dönemde kadroyu yeniliyorum, şefler değişiyor, ama işlemler aksamadan devam ediyor. 4 Eylül 2024’te firmaya deniliyor ki: 'Kardeşim, burada yangın güvenliği açısından ciddi bir risk var, bu eksikleri gidermeniz lazım.' 500–600 milyon liraya konut satıyorsunuz; böyle bir eksiklik kabul edilemez! Sayın Başkanım, belediyelerin bu noktadaki sorumluluğunun ne kadar ağır olduğunu çok acı tecrübelerle gördük; Kocaeli’de anneler, çocuklar yandı. Hep birlikte yaşadık. Biz firmadan itfaiye görüşü almasını istiyoruz; 'Yangın kompartımanı' yapmamışsınız diyoruz. Kompartıman nedir? Bir binada, tavan ve taban döşemesi dahil, her yerin en az 60 dakika boyunca yangına, dumana ve ısıya dayanıklı yapı elemanlarıyla ayrıldığı kritik bölgedir. Afet anında hayat kurtarır. Diyoruz ki: 'Kompartıman yapmamışsın, orayı standartlara uygun hale getir, itfaiye raporunu al, öyle gel iskanını verelim.' 14 Ocak’ta eksiklikleri gideriyorlar, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden rapor alıyorlar. Arkadaşlarım yerinde kontrol ediyor ve 10 Mart’ta iskanlarını alıyorlar. Şimdi süreci anlattım; ben bu süreci işlettiğim için 'icbar' ile suçlanıyorum. Özetle durum şudur: Türkiye’de bir üniversite arazisi, 6306 sayılı kanun ve parsel bazlı plan tadilatıyla 500 milyon dolarlık bir ranta çevriliyor. Balkonunda havuz olan daireler satılıyor. Firma, satış stratejisini kamuya ait koru alanı üzerine kuruyor, taahhüt veriyor, 'Kamuya açık alanı ben yapacağım' diyor. Havuzlarını emsal dışı bırakmak için yönetmelik değiştiriliyor. Ben başkan oluyorum ve diyorum ki: 'Bir dakika kardeşim, yangın güvenliği eksikliğin var, bunu tamamla.' İnanılır gibi değil ama bu yüzden Türkiye’de tutuklu olan tek kişi benim!"
"Kamuya ayrılmış alanı tekrar kamuya kazandırdık"
Resul Emrah Şahan, iddianamede, eylem 39’da yer alan iddiaların da "Profilo AVM" olarak bilindiğini, 2024 Mart seçimleri öncesi bir görüşmeden bahsedildiğini belirterek, şunları söyledi:
"Benim başkanlığım döneminden bahsediyorlar ama ortada somut bir durum yok; kimsenin para verdiği veya aldığı bir olay yok. Gerçek şu: Proje yapmak istedikleri parsel 2.600 metrekare ve yaklaşık 520 milyon TL değerinde kamu arazisidir. Artaş Grubu’nun burayı kamuya terk etmesi gerekiyordu. Parselin fonksiyonu 'Katlı Otopark'tır. Ruhsat almak veya proje yapmak istiyorlarsa, bu parselin ayrılması ve kamuya terk edilmesi şarttır. Bu prosedür tapuya giderek onaylanır. Oysa proje şirketi diyor ki: 'Hayır, burayı site bahçesi ve özel otopark olarak kullanacağım.' Kendi belgelerinde bu görünüyor. Biz de 'Olmaz' dedik. Tek konu budur; bizim tek yaptığımız kamu hakkını savunmaktı. İşin trajikomik tarafı: Belediye başkanıyken bu işlemleri biz başlattık. Firmanın 'süreç geciktiriliyor' dediği şey, bizim plan kararını uygulama kararlılığımızdır. Ve sonuç ne oldu? 19 Ağustos 2025’te bu alan resmen Şişli Belediyesi’nin mülkiyetine geçti. Artık o 2.600 metrekarelik, 520 milyon liralık alan Şişli halkınındır. Kamuya ayrılmış alanı tekrar kamuya kazandırdık. Plan hükümlerini uyguladık ve yasanın öngördüğü zorunlulukları yerine getirdik."
"İddialar birer şehir efsanesine dönüşmüş durumda"
Şahan, idari olarak yapması gerekenleri yaptığı için yargılandığını belirterek, "İdari olarak yapmam gerekenleri ben ve arkadaşlarım yerine getirdiği için tutuklandım. Belediye ve firma arasında hiçbir maddi menfaat ilişkisi yoktur. İddianameyi okudukça şaşırıyorum; iddialar adeta birer şehir efsanesine dönüşmüş durumda" şeklinde konuştu.
Yılbaşı aydınlatma konusunun da "dosyada efsane gibi yer aldığını" ifade eden Resuh Emrah Şahan, "Yirmi yıldır Şişli’de, Nişantaşı’nda uygulanan bir yöntemdir. Markalar gelir, kendi reklamlarını koyar, sokağı süsler. Bu sene Şişli Belediyesi olarak direkleri biz kendimiz yaptık ve ihale yoluyla gerçekleştirdik. Tablo net: Kentin merkezindeki bir parselde devasa bir iş yapılmaya çalışılıyor. Karşımızda Türkiye’nin en büyük müteahhitlerinden biri var. Biz Şişli Belediyesi olarak kamuya ait olanı kamuya kazandırmak istediğimiz için dik durduk, bu yüzden işin geciktirildiği iddia ediliyor. Müteahhidin her istediğini kabul etmediğimiz için, işin içine resmi emlakçıdan tutun şehir efsanelerine kadar her şey eklenmiş. İhaleyle, resmi usulle yaptığımız aydınlatma işini bile suç gibi gösteriyorlar" ifadelerini kullandı.
"Konu tamamen mevzuata aykırı bir talep ve bizim bu talebe karşı sergilediğimiz yasal duruş"
Şahan, "Şimdiye dek, bir belediye başkanı olarak kamusal sorumluluklarım ile müteahhitlerin mevzuata aykırı esneklik talepleri arasında kalmam nedeniyle haksız yere nasıl tutuklandığıma dair birkaç örnek verdim. Şimdi dosyadaki diğer konu olan Torunlar Center, yani kamuoyunda bilinen adıyla Eylem 40 meselesine değineceğim. Bu olayda da durum farklı değildir; konu tamamen mevzuata aykırı bir talep ve bizim bu talebe karşı sergilediğimiz yasal duruştur" diye konuştu.
"Ali Sami Yen Stadı'ydı, milyarlık bir rant projesine dönüştürüldü"
Süreci adım adım açıklayacağını söyleyen Şahan, firmanın, imar mevzuatına aykırı bir tadilat yapmak istiediğini, belediye ekiplerinin de bunu tespit ederek, yasal tarifeye uygun cezai işlem uyguladığını anlattı. Bu aykırılık giderildiğinde ise cezanın otomatik olarak düştüğünü belirten Şahan, şunları kaydetti:
"Burası 2010–2011 yılına kadar Ali Sami Yen Stadı’ydı. 1999 depreminde toplanma alanı olarak kullanılan, çevresindeki yapılaşmanın en fazla 5–6 kat olduğu bir bölgeydi. Ancak 2012 yılında burası ‘Özel Proje Alanı’ ilan edildi ve parsel bazında yapılan plan tadilatıyla İstanbul’un göbeğinde milyarlık bir rant projesine dönüştürüldü. Fotoğraflara bakıldığında, yan taraftaki binaların değişmediği, hala depreme dayanıksız 5–6 katlı yapılar olduğu görülür. Torunlar Center projesi 2017 yılında büyük oranda tamamlandı.
Teknik detaylara girmeden şunu vurgulamalıyım: Şikâyete konu olan olayların tamamı, benden önceki dönemlerde, ya Bakanlık eliyle ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önceki yönetimi tarafından yapılan parsel bazlı imar artışlarının bir sonucudur. Mecidiyeköy’ün göbeğindeki bu yapı, olası bir İstanbul depreminde en kritik noktalardan biridir. Önündeki duraktan günlük 750 bin kişi geçmektedir; bu, Şişli nüfusunun üç katıdır. Olası bir afette en küçük risk bile ‘afet içinde afet’ yaratabilir. Peki, firma bizden ne istiyor? Statik ve mekanik detaylara girmeden anlatayım: Firma, 17. ve 25. katlar arasındaki taşıyıcı unsurları birleştirerek mekan genişletmek istiyor. Bunu bir maket gibi düşünün; ortasındaki taşıyıcıları keserseniz, sarsıntı anındaki davranışı aynı kalır mı? Bu kadar basit ve hayati bir mesele. Firma, 11.916 metrekarelik devasa bir alanı kapsayan bu esaslı tadilatı hızlıca bitirmek istiyor. Biz ise ‘Bir dakika, bu yapılamaz’ diyoruz. Çünkü bu müdahale sadece binayı değil, kentin ve Şişli’nin deprem güvenliğini doğrudan ilgilendirir. ‘Bu sadece sizin meseleniz değil, İstanbul’un meselesidir’ diyoruz.
Süreç şöyle işliyor: 11 Haziran 2024’te firma, yapmak istediği işlemi ‘basit tadilat’ başvurusu olarak sunuyor. 27 Haziran’da biz diyoruz ki: ‘Bu iş böyle olmaz. Bu, binanın ana mimari ve statik projesini etkileyen esaslı bir tadilattır; dolayısıyla esaslı tadilat ruhsatı gerekir.’ Buna rağmen, 19 Temmuz’da aynı dilekçeyi tekrar veriyorlar. 8 Ağustos’ta yine reddediyoruz. Üçüncü kez başvuruyorlar; 11 Eylül’de yine aynı yanıtı veriyoruz: ‘Esaslı tadilat ruhsatı alınması gerekir.’ Dördüncü dilekçe 17 Eylül 2024’te geliyor. Bu sefer, ‘Tadilat talebimizden vazgeçtik, sadece basit onarım izni istiyoruz’ diyorlar. Biz de buna onay veriyoruz. İsnat edilen suç şudur: ‘Basit tadilat izni verildi, bu izin arkasına sığınılarak esaslı tadilat gizlice yapıldı.’ Ancak burada önemli olan şudur: Şişli’de, Torunlar Center gibi bir yapıda böyle bir usulsüzlüğe göz yumulması mümkün değildir. Belediye başkanı ‘yap’ dese bile, hiçbir memur bu evraka imza atmaz."
“Dosyada herhangi bir para transferi, maddi menfaat veya somut bir rüşvet iddiası yok”
Müdürlüğün, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri uyarınca açıkça uyarı yaparak işlem tesis ettiğini, 17 Ekim 2024’te denetime giden ekiplerin ekiplerin daha önce üç kez reddedilen işlemin fiilen yapılmaya çalışıldığını tespit ettiğini belirten Şahan, bunun üzerine yapı tatil zaptı tutulduğunu kaydetti. Şahan, şunları söyledi:
"Müştekinin ‘bankaya yatırdık’ dediği 28 milyon TL, yapılan tadilatın tarifeye uygun harç bedelidir. Bu, belediye meclisi tarafından belirlenen idari bir bedeldir; hiçbir memur veya başkan bu rakamı keyfi belirleyemez. Bu süreçte cezanın uygulanması da düşmesi de benim takdirimde değildir; tamamen yasal ve idari süreçlerin sonucudur. Dosyada herhangi bir para transferi, maddi menfaat veya somut bir rüşvet iddiası bulunmamaktadır. Firma sahibi Mehmet Torun ile görüşmem doğrudur. Kendisine süreci tüm şeffaflığıyla anlattım. 28 milyon TL’nin idari harç, diğer kalemin ise hukuki ceza olduğunu ifade ettim. Kendisi de süreçte kendi yetkilisinin hatalı davrandığını belirtmiştir. Bu görüşmede menfaate dayalı herhangi bir konuşma olmamıştır. Özetle; Mecidiyeköy’ün merkezinde, eski bir spor alanından milyar dolarlık projeye dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. Firma, 12 bin metrekarelik alanda taşıyıcı sistemi etkileyen bir müdahale yapmak istemiştir. Biz ise ‘Dur’ demişizdir. Usulüne aykırı başvurular reddedilmiş, aykırılık tespit edilince yasal ceza uygulanmıştır."
"536 konuttan 1060 konuta çıkarılıyor, normalde ÇED raporu alınmalıydı"
Resul Emrah Şahan, "icbar suretiyle irtikap" iddiasına ilişkin de Rotana Projesi ile ilgili işlemleri anlattı. Burasının, 175 bin metrekarelik, üç bloktan oluşan bir gökdelen projesi olduğunu, 2007 yılında, dönemin İBB yönetimi tarafından bu parsele 3 emsal verildiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Çevredeki yapılaşma 5-6 katlıyken, savunmamın başında belirttiğim 7 metrelik dar yolun hemen karşısında, dönüşemeyen mahallelerin ve 3-4 katlı yapıların ortasında yükselen devasa bir kuleden bahsediyoruz. Bu proje 2020 yılında 536 konuttan 1060 konuta çıkarılıyor. Metrekare artmasa bile kapasite iki katına çıktığı için hane, nüfus ve araç sayısı artıyor; bu da altyapı ve trafiğe ciddi yük bindiriyor. Normal şartlarda bu kapasite artışı nedeniyle ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporu alınması gerekir. Eğer ÇED sürecine girilseydi; Kent Konseyi, belediye ve diğer paydaşlar ‘Burada bu yoğunluk olmaz’ diyecek ve süreç farklı bir noktaya evrilecekti. Ancak 5 Mart 2021 tarihinde Valilikten ‘ÇED gerekli değildir’ yazısı geliyor. Bunları şunun için anlatıyorum: ‘İcbar’ (zorlama) diyorsunuz ya; 536’dan 1060’a çıkarken o yazıyı aldırabilen bir siyasi güç var ortada. Süreç, Şişli Belediyesi ile doğrudan bir ilgisi olmadan devam ediyor ve sıra iskan (yapı kullanma izni) aşamasına geliyor. Tarih 13 Eylül 2023. O dönemde imar ve ruhsat birimleri bana bağlı değil; ben Planlama ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’ne bakıyorum. İlçe belediyelerinde bu müdürlük, kaba tabirle Bakanlığın sekretaryasını yapar; evrak takibi yürütür, aktif bir karar mekanizması yoktur. 5 Aralık 2024 tarihine gelelim; yani benim belediye başkanı olduktan 8 ay sonrasına. A Blok için iskan başvurusu yapılıyor. 27 Aralık’ta SGK’dan gerekli son evraklar geliyor. Yapı Kontrol Müdürlüğü yerinde inceleme yapıp son raporunu tutuyor ve sadece üç gün sonra, 30 Aralık 2024’te yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Toplam süre yalnızca 25 gün. Arkadaşlarıma sordum: Devasa bir gökdelenin iskan süreci nasıl 25 günde tamamlanabilir? 2023 yılında Ankara Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, özellikle İstanbul’daki belediyelerde bu süreçlerin 90, 50, 40 gün gibi sürelerde tamamlandığı görülüyor. Ben ‘25 gün normal’ desem inandırıcı gelmeyebilir ama ortalama zaten 25-30 gündür. Ayrıca Bakanlık da ‘Eğer belediye olarak bu izni vermezsen, ben veririm’ diyerek süreci hızlandırmaktadır."
“Tabiri caizse dosyada taraflar birbirini dolandırmış"
Şahan, DAP Yapı’nın, Torunlar’ın sahipleriyle, Medicana yetkilileriyle görüştüğünü, ancak isnatlara konu olan Süleyman Çetinsaya ile seçimden önce, Kurtuluş’ta bir markette ayaküstü karşılaştığını belirten Şahan, "Ne şirketlerini tanırım ne de kendilerini. Bir kez bile randevu talepleri olmadı. Firmadan kimseyle bir temasım yok. Kimse de çıkıp ‘Bir sorun var, belediye başkanıyla görüşelim’ demedi" şeklinde konuştu.
Resul Emrah Şahan, Feriköy pazar alanıyla ilgili projenin de çarpıtılarak dosyaya farklı şekilde yansıtıldığını savundu. Tutuklanma gerekçesi olarak, "Süleyman Atik parayı alıp Fatih Keleş’e götürdü" denildiğini söyleyen Şahan, "Oysa ben Süleyman Atik’i tanımam. Sadece belediyede bir kez ayaküstü karşılaşmış, ‘Ne oluyor?’ diye sormuşumdur. Onun dışında bir ilişkim yoktur" ifadelerini kullandı.
"Süreç tamamen bakanlıklar eliyle yürütüldü"
Rotana projesinde, 25 günde tamamlanan ve hiçbir aşamasında geciktirme yapmadıkları süreçlerin tamamen yasal akışında ilerlediğini aktaran Şahan, "Bunun dışında, ödeme için herhangi bir aracı göndermediğimiz, kimseyi zorlamadığımız bir durumda; tamamen hayal ürünü bir kurgu üzerinden bir belediye başkanının tutuklanması kabul edilebilir değildir" dedi.
İddianamede yer verilen Medicana Hastanesi konusuna da değinen Şahan, şunları aktardı:
"Konunun özeti şudur: ‘İstanbul’un ortasında bir ofis binasının, yapı kayıt belgesi ve cins değişikliğiyle hastaneye dönüşme süreci.’ Bu, Şişli Belediyesi’nin dahil olmadığı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında yürüyen bir süreçtir. Bina Esentepe’dedir ve dışarıdan bakıldığında modern bir yapıdır. 2011 yılında ofis olarak ruhsatlandırılmış, 2017’de yine ofis olarak tadilat ruhsatı almıştır. 2019’da ise yapı kayıt belgesi alınmıştır. Bu belgeyle birlikte, normalde 24 bin metrekare olması gereken yapı 32 bin 800 metrekareye çıkmıştır. Yaklaşık 8 bin 800 metrekarelik kaçak alan bu şekilde yasallaştırılmıştır. Bakanlık bu belgeyi verirken sorumluluğu yapı sahibine bırakmıştır. 2021 yılında bu bina Medicana Grubu tarafından hastane yapılmak üzere kiralanmıştır. İstanbul’da, yapı kayıt belgesiyle yasallaşıp sonrasında hastaneye dönüşen başka bir örnek olmadığını düşünüyorum. Bu dönüşüm süreci iki bakanlık arasında yaklaşık iki buçuk yıl sürmüştür. Sağlık Bakanlığı’nın 2021 yılında gönderdiği yazıda, ‘Yapı kayıt belgesi bulunan binalarda, sağlık kuruluşu açılırken iskan aranmayacaktır’ denilmektedir. Yani süreç tamamen bakanlıklar üzerinden yürütülmüştür. Bu aşamada belediyeye ait herhangi bir işlem veya belirleyici bir rol bulunmamaktadır. Bize gelen yazı üzerine yaptığımız tek şey şudur: ‘Yetkimiz doğrudan olmasa da teknik olarak inceleyelim.’ Çünkü sonuçta bir hastane söz konusudur. Statik bir sorun varsa bunu ilgili makamlara bildirmek zorundayız. Bu inceleme süreci benim göreve geldiğim 4 Nisan ile 24 Haziran arasındaki yaklaşık iki buçuk aylık dönemi kapsamaktadır. Ortada herhangi bir onay yoktur. Geciktirme’ iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Süreç zaten bakanlıklar üzerinden yürütülmektedir. Yapılan görüşmeler de tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Mehmet Fatih Bozkurt’un ziyareti de bu kapsamda kısa bir nezaket görüşmesidir ve kendisine de aynı şekilde ‘Bizlik bir durum yok, süreç bakanlıkta yürütülüyor’ denilmiştir."
Gelelim ‘şehir efsanesi’ haline getirilen yılbaşı süslemesi ve aydınlatma konusuna. 25 günde tamamlanan bir iskan süreci için 4 milyon, 10 milyon dolar gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Delil kısmına girmiyorum; ‘Rüşvet verildi, paramız yoktu, yönetim kurulu kararıyla kar dağıtımı yapıp ödedik’ dedikleri tarihte ben zaten tutukluydum. En somut iddia bile olgularla çelişiyor."
Resul Emrah Şahan, iddialara konu bağış meselesinin de açık ve şeffaf olduğunu belirterek, "Biz kimseden bağış talep etmedik. Yapılan bağış açık, kayıtlı ve denetlenebilir bir işlemdir. Biz de bu kaynağı şeffaf şekilde kullandık. Süreç boyunca yaptığımız tek şey, teknik bir inceleme ve kamu güvenliği açısından gerekli değerlendirmeleri yapmaktır. Özetle; hastane olmayan bir yapının hastaneye dönüştürülmesi süreci tamamen bakanlıklar eliyle yürütülmüştür. Bizim dahil olduğumuz kısım, yalnızca iki buçuk aylık teknik incelemeden ibarettir. Bu süreçte herhangi bir ayrıcalık, yönlendirme veya menfaat söz konusu değildir" ifadelerini kullandı.
"AK Parti’nin çoğunluk oylarıyla geçmiş bir plandan dolayı yargılanıyorum"
Şahan, yaklaşık 4 saat süren savunmasını şu cümlelerle bitirdi:
“Gelelim Hakkı Demir konusuna. Gerçekten inanılır gibi değil; ortada somut bir konu dahi yok. İsnat edilen suç ne? Güya İmar Komisyonu’ndaki CHP’li üyeler olumlu oy verecek, kurum görüşleri olumlu çıkacak, ben de bunun karşılığında kreş vb. menfaatler sağlayacağım…
Sayın Başkan; birincisi, ben imar komisyonu üyesi değilim. İkincisi, o dönemde komisyonda çoğunluk AK Parti’dedir. Üçüncüsü, bu plana CHP hem komisyonda hem mecliste ret oyu vermiştir. Dördüncüsü, tüm kurum görüşleri olumsuzdur. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. AK Parti’nin çoğunluk oylarıyla geçmiş bir plandan dolayı ben burada yargılanıyorum.
Teknik detayda boğulmayalım diye bir örnek vereyim: Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü’nün ‘şartlı olumlu’ görüş verdiği söyleniyor. Oysa müdürlük açıkça ‘Mikro bölgeleme çalışması yok, elimde görüş verebileceğim veri bulunmuyor’ demektedir. Bu, teknik olarak olumsuz bir görüştür; ancak komisyon bunu ‘şartlı olumlu’ olarak dosyaya işlemiştir.
Eylem 44 ve 45 de aynı şekildedir. Parsel bazlı plan tadilatı yapılamayacağını az önce hukuki dayanaklarıyla açıkladım. İsmail Hakkı Yüksel veya Türkmen Grubu… İddia edilen tarihlerde ben zaten belediye başkanı değilim. Bu kişileri tanımam, parsellerin nerede olduğunu dahi bilmem. Ortada ne bir plan değişikliği ne de benim sürece bir dahiliyetim vardır. Tamamen soyut iddialar ve dedikodular üzerinden suç isnadı yapılmaktadır.
Üstelik mağdur olduğu iddia edilen kişilerin dahi reddettiği bir rüşvet iddiası söz konusudur. İddia makamına şunu söylemek isterim: Benim üzerimde olmayan bir buluttan nem kapıp suç üretmeye çalışacağınıza, geçmişte yapılan somut işlemlerin hesabını soralım. 2014–2019 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 6 bin 134 adet parsel bazlı plan tadilatı yapılmıştır.
Sadece bir örnek: Fatih’te bir aile, 2011 yılında cami ve yeşil alan olan bir adayı 16 milyon dolara topluyor. Ardından parsel bazlı plan değişikliği yapılıyor ve yerin değeri katlanıyor. Sonrasında 2017’de bu alan, hiçbir gerekçe olmaksızın 116 milyon dolara geri satın alınıyor. 2018’de ise tekrar plan değişikliğiyle yeşil alana çevrilerek değeri düşürülüyor. Bu örnekte hem kent hakkı hem kamu zararı hem de rant açıktır.
Savunmamın başında da ifade ettiğim gibi; ben bir şehir plancısı ve Şişli Belediye Başkanıyım. Müteahhitlerin her istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için bugün buradayım. Bu ‘yedek tutuklama’ da bunun sonucudur. Depremi, afeti ve vatandaşın güvenliğini önceledim; kamu mülklerini korudum.
Bugün ise soyut rüşvet ve irtikap iddialarıyla suçlanıyorum. Oysa ben kamu malına emanet gözüyle baktım; hiçbir zaman kişisel menfaat için hareket etmedim.
"Kadıköy’de kirada oturuyorum"
Sayın Başkanım, karşımda Türkiye’nin en güçlü iş insanları ve müteahhitleri var. Ancak bu iddiaları değerlendirirken benim hayatıma da bakılmasını isterim. Ben Kadıköy’de eski bir binada kirada oturuyorum. Eşim öğretmen, ben şehir plancısıyım. Tek lüksümüz, biriktirdiğimiz parayla çocuğumuzu özel okula göndermektir. Bunun dışında bir yaşam standardımız yoktur. Yaşam tarzımla suçlamalar arasındaki farkın takdir edilmesini istiyorum.
Türkiye’de uzun süredir ‘siyasetçiysen zengin olursun’ algısı yerleşmiştir. Oysa geçmişte farklı örnekler de vardır. Bülent Ecevit mütevazı bir yaşam sürmüştür. Necmettin Erbakan da benzer şekilde sade bir hayat yaşamıştır. Bu isimler devletin en üst makamlarında bulunmuş, ancak gösterişten uzak durmuşlardır. Bugün toplumda siyasete olan güvenin zedelendiğini görüyoruz. Biz ise tam tersine, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla bu algıyı değiştirmek için yola çıktık. Hakkımızda oluşturulmaya çalışılan bu asılsız iddialar da aslında bu değişim çabasına yöneliktir. Ben bu yola, mevcut düzeni ve bu düzenin aktörlerini reddederek çıktım. Bu süreçten alnımızın akıyla çıkacağımıza inanıyorum.
"Tutukluluğum, bu ülkenin geleceği adına ödenen bir bedelse, buna razıyım"
Sayın Başkanım, tutuklu olmasaydım Şişli’de binlerce insan için çalışmaya devam edecektik. Bir çocuğun aç kalmaması, bir kadının şiddet görmemesi, bir ailenin soğukta kalmaması için mücadele edecektik. Eğer bu tutukluluk, bu ülkenin geleceği adına ödenen bir bedelse, buna razıyım. Ancak artık asli görevlerimize dönmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Tutuklanmadan kısa süre önce Sırrı Süreyya Önder ile yaptığım bir görüşmede, kendisi bana ‘Bu işleri siz gençler yapacaksınız’ demişti. Sayın Başkan, bırakın biz de bu sorumluluğu yerine getirelim. Bu ülke ve bu kent için çalışalım. Daha önce ‘Kent Uzlaşısı’ dosyasından tahliye edildiğim gibi, bu dosyada da tahliyemi talep ediyor ve adalete güveniyorum.”
Kaynak: ANKA
