CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 24 yılda AK Parti tarafından gerçekleştirilen özelleştirmelerin bu yıl ödenecek faiz tutarına eşit olduğunu belirterek, "24 yıllık özelleştirmenin geliri 2,7 trilyon TL, 2026'da faize ödenecek para 2,7 trilyon lira. Yani Atatürk'ün, cumhuriyetin on yılda 15 milyon genç yaratıp, anayurdu dört taraftan demir ağlarla ördüğü, basma fabrikalarından termik santrallere kadar cumhuriyeti cumhuriyet yapan bütün bu kurumları sattılar ve o parayı bu yıl faize ödüyorlar. Bu mirası alıp bir gecede kumarda batıranlar var ya memleketi batıran AK Parti'nin o hayırsız evlattan hiçbir farkı yok bu milletin gözünde" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, son 23 yılda 35 bin işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini, 301 madencinin yaşamını yitirdiği AK Parti iktidarı boyunca 2 bin 204 madencinin yaşamını yitirdiğini yani yedi tane Soma faciası yaşandığını belirterek, "Size söz veriyoruz: Türkiye işçi sınıfının önünde and içiyoruz ki CHP gelecek, tüm işçiler sendikal haklarına kavuşacak" açıklamasında bulundu.
BB davasında dün itibarıyla 14 itirafçının ifadesini geri çektiğini hatırlatan Özel "Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler unutmasın, biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız" dedi.
Özgür Özel, partisinin grup toplantısına, tazminat ve maaş alacakları ile özlük hakları için Kurtuluş Parkı'nda dokuz gündür açlık grevi yapan Doruk Madencilik işçileriyle girdi. Salondakiler Özgür Özel’i ve madencileri alkışlarla karşılarken, "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganları attı.
Özel, geçtiğimiz hafta tutuklu büyükşehir belediye başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mustafa Bozbey'i ziyaret ettiğini belirterek, "Tüm başkanlarımızın, tüm mücadele arkadaşlarımızın dimdik duruşlarıyla onur duyduk ve sizlere onların dayanışma duygularını ve selamlarını getirdik" sözlerini kaydetti.
"Mücadeleye tüm Anadolu’da ve Trakya’da yeni bir nefesle, yeni bir inatla ve inançla devam etmeye karar verdik"
Özel, "Bundan sonrası için bir santim eğilmeden, bir kelime eksik konuşmadan, bir adım geriye atmadan, mücadeleden asla taviz vermeden, haklılık zeminini koruyarak, milletin elimize verdiği bayrağı tüm saldırılara rağmen bırakmadan; sendelesek bile birbirimize tutunarak ayağa kalkarak, birbirimize omuz vererek Türkiye’nin en köklü ve en güçlü ailesi CHP ailesinin tüm fertlerinin birbirine sıkı sıkı sarıldığı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti cumhuriyete sıkı sıkı sarıldıkları bir mücadeleyi sürdürmeye karar verdik. Bizi var eden kuruluş ilkelerimize sahip çıkmaya ve onlar için var olduklarımıza; başta bugün aramızda olan emekçilerimize, ömürleri boyunca emek verip emekli olan, sefalete terk edilen emeklilerimize, yarından kaygısı olan, umudu bu iktidarın değişiminde olan tüm gençlerimize, çiftçimize, esnafımıza, ev kadınlarına; yani cumhuriyetin kimsesizlerin kimsesi olduğunu bilip bugün ülkeyi yönetenlerin geride bıraktıklarına, umursamadıklarına sahip çıkarak onlar için ve bu ülkenin ortak geleceği için sonuna kadar direnmeye ve mücadeleye tüm Anadolu’da ve Trakya’da yeni bir nefesle, yeni bir inatla ve inançla devam etmeye karar verdik" ifadesini kullandı.
"Digel Tekstil işçileri bugün mahkemede haklarını arıyorlar"
Salonda Doruk Madencilik işçilerinin yanı sıra Çiftay Madencilik işleri, Temel Conta işçileri, Özgüneş İşçileri ile Belediye-İş’in, Genel-İş’in örgütlediği çok sayıda emekçinin bulunduğunu söyleyen Özel, "İzmir’de 466 gündür direnen Digel Tekstil işçileri bugün mahkemede haklarını arıyorlar. Gönüllerimiz onlarla birlikte. Gaziantep’te işçilerin haklarını savunduğu için Türkiye’nin ortalamasının üç katı iş kazalarına ve uzuv kayıplarına, makinelerin durdurulmadan temizlenmesine, bakımına sessiz kalmayan, bütün Türkiye’nin dikkatini bu haksızlığa, bu katliamlara çeken Mehmet Türkmen’i, Birtek-Sen’in Genel Başkanı Mehmet Türkmen’i 44 gündür tutuklu olduğu cezaevinde Cumhuriyet Halk Partisi grubundan en derin dayanışma duygularımızla selamlıyoruz. Özel İtalyan Lisesi’nde eşit işe eşit ücret mücadelesini veren ve 86 gündür işten atılan ve mücadele eden eğitimcileri, öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyoruz" dedi.
"İnsan ibret alıyor"
Bugünün Dünya İş Sağlığı ve İş Güvenliği Günü olduğunu, Soma Maden Faciası öncesinde araştırma komisyonu önerisinde bulunduğunu ancak bu talebin AK Parti oylarıyla reddedildiğini hatırlatan Özel, şöyle konuştu:
"Ben de bugünden tam 12 yıl önce, 28 Nisan 2013 günü Manisa milletvekili olarak elimde biraz önce arkadaşların burada yere vurduğu sarı bir madenci bareti ile birlikte Meclis kürsüsüne çıkmıştım. Dünya İş Kazalarını Önleme Günü’nde Soma’da yaklaşmakta olan faciaya dikkati çekerek, 'İyi haberler gelmiyor. Madencileri siyasi mitinglere götürüp getirmekle bu işler olmuyor. Madenden şikayetler çok fazla. Büyük bir felaket gündeme gelebilir' deyip araştırma komisyonu kurulmasını istemiştik. Dönemin bakanının yolladığı bilgi notuyla Adalet ve Kalkınma Partisi, 'O maden Türkiye’nin belki de dünyanın en güvenli madenlerinden biri' demişti. AK Parti oylarıyla reddedildikten 15 gün sonra hep birlikte Soma katliamını yaşadık. Ve o günden sonra Soma’nın dağlarında dünyanın bütün televizyonları, Türkiye’nin bütün televizyonları, bütün bilindik gazeteciler, herkes oradaydı. Haftalar, aylar süren yayınlar yapıldı. Hep birlikte 301 madencimizi ağladık. 'Yüreğimiz kurusun unutursak' dedik. İlk mahkemeye 10 bin kişi gittik. 86 mahkeme takip ettim. Bittiği gün 156 kişiydik. Ve o gün 301 kişi öldüğünde günlerce Türkiye’nin, ülkenin gündeminde olan konuya şöyle bir dönüp bakınca insan ibret alıyor gerçekten.
"Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti ama madencilerin çilesi bitmedi"
O günden bugüne dört Soma daha olmuş sadece madenlerde. Bin 267 madenci hayatını kaybetmiş. AK Parti’nin iktidarı döneminde bir Soma olmamış. Hani 'Bu mesleğin fıtratında var, olur' dediği Soma’dan bir tane olmamış; yedi tane olmuş. 2 bin 204 tane madenci AK Parti döneminde madenlerde hayatını kaybetmiş. Ama biz bir Soma hatırlıyoruz. Niye bir Soma hatırlıyoruz? Çünkü Soma’daki madenciler ölürken işçi sınıfına bir vasiyet bıraktılar. Ne yaparsanız yapın, sesinizi duyurmak için, fark edilmek için birlikte yapın, örgütlenerek yapın, 'Tek başınıza, bir başınıza kalmayın' dediler. Gerekirse ölürken bile '301’i birlikte öldü' diye herkes konuşuyor ama AK Parti döneminde madenlerde yedi Soma oldu. İşin o tarafına kimse bakmıyor. Onun için Somalı, neredeyse tamamının elini sıktığım, madene uğurladığım, madenden karşıladığım, sonra da aylarca, yıllarca aileleriyle birlikte onların hak mücadelesini verdiğim 301 madencinin Türkiye işçi sınıfına vasiyetidir: Örgütlenin, sendikalı olun, birlikte mücadele verin. Ayrıca son 23 yılda 35 bin işçinin Türkiye’de iş kazalarında, cinayetlerde hayatını kaybettiğini; 35 binin bir sayı, bir rakam olmadığını, bu 35 binin gözü yaşlı anne, gözü yaşlı baba, dul kalmış eş, babasız kalmış çocuklar demek olduğunu hepimiz hatırlayalım. Ve son 23 yılda Türkiye işçi sınıfının tam 116 Soma faciası kadar evladını kaybettiğini, neferini kaybettiğini hatırlayalım. Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti ama madencilerin çilesi bitmedi. Doruk Madencilik işçileri 16 gün önce Eskişehir’den yola çıktılar, Ankara’ya geldiler.
"Ne yapmış bu madenciler, ne yapmış? Suç mu işlemişler?"
Dokuz gündür Ankara’dalar, açlık grevindeler. Ücretsiz izin ücretlerini ve tazminat haklarını istiyorlar. Uzun süredir ödenmeyen maaşlarını almak istiyorlar. Sürekli ücretsiz izne çıkarılmaya isyan ediyorlar. Ben kendilerini ziyaret ettim. İşçilerin çocuklarıyla 23 Nisan gününde gözyaşları içinde nasıl bir araya geldiklerini gördük. Ve neredeyse o günden bugüne her gün polis ablukası var, gözaltılar var. Ne yapmış bu madenciler? Suç mu işlemişler? Birinin malına göz mü dikmişler? Birinin huzurunu mu bozmuşlar? Ne yapmışlar polis her seferinde tam karşılarında? Kimsenin karşısında durmadıkları kadar dik ve kararlı duruyorlar. Adımını atana gözaltı yapıyorlar, içeriye koyuyorlar. Ve bugün sabahleyin gazeteleri açtık. İşte Salih Yurdakul kardeşimiz; cebinden çıkan ve eşinin evden çıkarken ona verdiği '1 kilo domates, 1 kilo salatalık, 3-4 kilo patates, 4-5 tane limon, 1 demet maydanoz, 1 kilo soğan' deyip bunları alamadım, eve gidemiyorum dediği fotoğrafıyla uyandık. İşte bu mücadele Türkiye’de hepimizin mücadelesidir. Bu mücadele sokakta kazanılacak, direnerek kazanılacak, eylemle kazanılacak ama böyle bir fotoğraf bir daha çektirilmesin diye hiç yolu yok; o ilk seçim kazanılacak. Hiç yolu yok. Bir tarafta Salih Yurdakul evden çıkarken kendisine verilmiş alışveriş listesini alamıyor. Diğer yanda Yıldızlar diye bir holding, Yıldızlar SSS Holding, 2 bin 364 maden ruhsatı almış AK Parti döneminde. Yanlış duymadınız. 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca AK Parti gelene kadarki Cumhuriyet hükümetleri toplam bin 186 maden ruhsatı vermiş. AK Parti sadece Doruk Madencilik'in sahibine 2 bin 364 ruhsat vermiş. Çantasında duruyor. Birini orada, birini orada işletiyor ama bu arkadaşların çocuğunun harçlık parasını verecek maaşlarını ödemiyor. Aylardır ödemiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi toplam 386 bin maden ruhsatı dağıtmış iktidarı boyunca. Kendinden önceki 80 yılda bin 186, AK Parti 386 bin tane. Yani kayırdığı şirkete, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetinde verilen ruhsatların iki katını layık gören AK Parti; kuru soğan almak için, patates almak için, 4-5 tane limon almak için gerekli maaşı arkadaşlardan esirgiyor. Onların arkasında değil, şirketin arkasında duruyor. Tercihini her zaman emekçiden değil, emeği sömürenlerden yana kullandılar.
"Doruk Madencilik işçilerinin gördüğü muamele ilk değil"
Doruk Madencilik işçilerinin gördüğü muamele ilk değil. Onları önlerine düşen, örgütleyen, buraya getiren Bağımsız Maden-İş; bugün Gökay Başkan burada. Bağımsız Maden-İş’i kuran Tahir Çetin Soma’da, Kınık’ta mezarında yatıyor. Aynı bu mağduriyetin benzeri Manisa’da yapıldı. Kimse onlara sahip çıkmadı. Bağımsız Maden-İş Manisa’da bu sebepten kuruldu. Birlikte yola çıktılar. Soma’dan çıkarken baretleri vurdular. Kırkağaç’ta vurdular, durduruldular. Yalınayak yürüdüler. Manisa Gölmarmara’da durduruldular. Süleyman Soylu geldi, söz verdi, geri döndürdü. Sözü tutmadı, bir daha yürüdüler. Söz verdi, geri döndürdü. Sözü tutmadı, bir daha yürüdüler. Ankara’nın girişine geldiler. Süleyman Soylu durdurdu, aynı bugün gibi. Önlerine polis koydu, jandarma koydu. Yedi gün bir benzin istasyonu önünde uykusuz bekletti onları. Arife günü 'Soma’ya dönelim, bayramdan sonra geri gelelim' dediler. Tahir Çetin dönüş yolunda, uykusuz uykusuz trafik kazası geçirdi. Ali Faik İnter ile beraber. Ali Faik, babası madende ölen, babası öldüğünde 13 yaşında çocuktu. 24 yaşında hayatını kaybetti. Tahir Çetin, emek mücadelesi için kurduğu sendikanın önünde yürürken trafik kazasında hayatını kaybetti. Ne yaptılar biliyor musunuz? Bayramdan sonra Tahir’in dediği paraları ödediler. Çünkü millet buraya gelmişti, sinirliydi. Tahir’in, Ali Faik’in ölümü üzerine hemen sustular. Patrona bastılar. Parayı aldılar, dağıttılar, mevzuyu kapattılar.
"Bir an önce bu sorunu çözün"
Şimdi burada Gökay Çakır ölürse mi ödeyeceksiniz? Şimdi burada bu, hayatını kaybederken mi ödeyeceksiniz? Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da birisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün. Bir an önce bu sorunu çözün. Ayrıca bu iktidar 24 yıldır tam 23 büyük işçi grevini sudan sebeplerle yasakladı. Anayasa cumhurbaşkanına yetki veriyor: 'Milli güvenliği tehdit eden hususlarda' diyor. Yani ne biliyor musunuz? Makine Kimya Enstitüsü’nde sendika olacak, tam savaşa girmişiz; MKE’deki işçiler 'Biz tüfek üretmiyoruz' diyecekler. Orada devreye girecek cumhurbaşkanı, diyecek ki: 'Milli güvenlik tehdit altında, olmaz' Ya da yok, jandarmanın sendikası olacak, askerin sendikası olacak; o süreçte tam kritik bir anda eyleme gidecek, greve gidecek, onu yasaklayacaksın. 'Milli güvenliğin tehdit edildiği hususlarda' deyip işçilerin grevlerini ertelediler. 200 bin işçinin grev yasağı yüzünden işten olmaya direnmesinin önüne geçtiler. Onların işlerinin elinden alınmasına sessiz kaldılar, arka çıktılar. Bugün Türkiye’de işçilerin yüzde 14’ü sendikalı. Yedisi özel sektörde, yüzde 7’si kamuda. Kamuda örgütlenene 'örgütlenme' diyen yok. Yani özel sektörde örgütlenebilen yüzde yedi. Özel sektör ve kamuda grevli, toplu sözleşmeli, sendikal haklara sahip olanların oranı sadece yüzde 9. Yıl 2026, yüzde 9. Biz 1980, 11 Eylül 1980, darbeden bir gün öncesi; bütün sendikalar kapatılmadan bir gün öncesi, dört işçiden üçünün grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları var. İşte bir yanda 'Biz darbelerle hesaplaşacağız, darbelerin ürünlerinden kurtulacağız, YÖK’ü kaldıracağız, sendikal örgütlenmenin önünü açacağız, 1 Mayıs’ı serbest yapacağız' diyen Adalet ve Kalkınma Partisi; şimdi YÖK’ün etinden, sütünden, yününden yararlanıyor. Yıllarca geldiği gün siyasi partilere uygulanan barajı sıfırlayacağını söylemişti; etinden, sütünden yıllarca yüzde 10 olarak yararlandı. '1 Mayıs’ı bayram yapacağım' demişti. Hepimizin oylarıyla güya o sözü tuttu. Bakın, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı bunu 'Artık 1 Mayıs hem bayram hem de Taksim’de' diye 2010 yılında billboard’larla duyurdu. 2010 Taksim var, 2011 var; 14 yıldır Taksim yasak. 1 Mayıs’ı önce bayram edip sonra bayramı zehir edenlere, Taksim’i önce serbest edip 14 yıldır Taksim’den korkanlara inat; 1 Mayıs bir bayram olacak, Taksim sonuna kadar serbest olacak. AK Parti’nin kara düzeni Türkiye’de 100 işçiden 91’ini grev yapma hakkından, sendikalı olma hakkından uzak tutmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin işçi haklarını savunan, sendikal özgürlükleri savunan, işçilerin sigorta alanlarında geniş haklar elde etmesini savunan ve Türkiye’de iklimi değiştiren hem emek mücadelesi hem de Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyaseti dört işçiden üçünü bu haklara kavuşturmuştur. 24 yıldır iktidardalar. 100 işçiden 91’i bu haklardan mahrum. Size söz veriyoruz: Türkiye işçi sınıfının önünde and içiyoruz ki CHP gelecek, tüm işçiler sendikal haklarına kavuşacaklar."
"Özelleştirilen şirketlerde en az 60 bin işçi işinden oldu"
"Özelleştirmelerle hem kamuyu zayıflattılar hem üretimi azalttılar hem işçileri önce güvencesiz sonra işsiz bıraktılar. Cumhuriyetin fabrikaları, şirketleri haraç mezat satıldı. Sümerbank, Seka, Tekel, Türk Telekom, Petkim, Tüpraş, Şeker Fabrikaları ve madenler teker teker şeffaf olmayan süreçlerin sonunda ve hep yandaşları bularak satıldı. İşte bu Doruk Şirketin sahibi 2 bin 368 tane maden ruhsatını depolamış AK Parti'nin yarattığı ve kendisinin AK Parti'ye yarattığı imkanlar dahilinde. İşte AK Parti'nin kara düzeni budur. Bu işletmelerin çoğu kapandı, kapanmayanın üretimi azaldı. Devletin gücü zayıfladı, üretim düştü, işçiler güvencesiz ve işsiz kaldı. Özelleştirilen şirketlerde en az 60 bin işçi işinden oldu. Soma'da Ermenek'te patronların para hırsı yüzünden canlarından oldular.
Sonuç; devletin resmi rakamlarına göre 100 özelleştirmeden 89'unu AK Parti yaptı. Toplamda bundan 60 milyar dolar aldılar. Devleti satarak 60 milyar dolar elde ettiler. 2,7 trilyon TL yapıyor bugünkü kurla. Öyle acı, öyle dayanılmaz bir iş ki bu. 24 yıllık özelleştirmenin geliri 2,7 trilyon TL, 2026'da faize ödenecek para 2,7 trilyon lira. Yani Atatürk'ün, cumhuriyetin on yılda 15 milyon genç yaratıp, anayurdu dört taraftan demir ağlarla ördüğü, basma fabrikalarından termik santrallere kadar cumhuriyeti cumhuriyet yapan bütün bu kurumları sattılar ve o parayı bu yıl faize ödüyorlar. Bu mirası alıp bir gecede kumarda batıranlar var ya memleketi batıran AK Parti'nin o hayırsız evlattan hiçbir farkı yok bu milletin gözünde.
"Asgari ücretin satın alma gücü olarak Almanya ile Türkiye arasında 12 kat fark var"
Bu kara düzen maalesef her iki işçiden birini asgari ücretli yaptı. Kimi rakamlar yüzde 55, kimi yüzde 50'nin biraz altında ama asgari ücret ve hemen üzerinde ücret alanlar iki kişiden biri. Asgari ücret, emekçinin ilk bir yıl aldığı ücrettir dünyada. Sonrasında kıdemle birlikte bu ücretten hızla uzaklaşılır. Bugün asgari ücret kayıt dışı istihdamla birlikte neredeyse ortalama ücret olmuş durumda. O yüzden de Türkiye'de hem asgari ücretliler hem bütün maaşlar ona göre şekillendiği için geri kalan ücretliler zorda. 2015 yılında Türkiye Avrupa'da asgari ücret olarak 14 ülkeden iyiydi. O günden bugüne hala AK Parti yönetiyor. Bugün sondan altıncı ülkeyiz. Bunlar Avrupa Birliği üyesi değil, orada zaten hepsinden gerideyiz. Almanya'da asgari ücret 2 bin 343 Euro, Türkiye'de 654 Euro. Türkiye'de kur bu kadar baskılandığı halde böyle. Gerçek anlamda asgari ücret 350-400 Euro'larda olacak. Almanya'da ilerleyen yıllarda bu ücret sabit kalmıyor. Almanya'da asgari ücret alanların oranı yüzde 9. Türkiye'de yüzde 55 bu oran. O gidince dana kıymayı bizim parayla 350 liraya alıyor, bizimki 950 liraya alıyor. Hem gıda alımında aleyhimize üç kat var hem de maaşta dört kat fark var. Yani asgari ücretin satın alma gücü olarak Almanya ile Türkiye arasında 12 kat fark var.
"Fiilen 20 bin liralık emekli maaşı 18 bin liraya düşmüş durumda"
Daha yılın yarısı gelmeden maaşlar enflasyon karşısında eriyor. Üç aylık enflasyon yüzde 10. Bu üç aylık enflasyonla asgari ücretin alım gücü 3 bin lira azaldı. Asgari ücret ilan edildiğinde bin 870 ekmek alıyordu, bugün bin 605 ekmek alıyor. 265 ekmek enflasyona kurban gitmiş durumda. Asgari ücretin hemen üstünde alan, 60 bin lira net ücret alan bir mavi yakalı yılda 138 bin lira vergi veriyor. 70 bin lira alan 180 bin lira vergi veriyor. Yani 80 bin lira maaş alan birisi üç maaşını doğrudan vergiye veriyor. Maaşlarda bir gelir vergisi sorunu var. Vergi yükü, bordrolu çalışanların üstünde. Bu soygunun bir an önce sona ermesi lazım.
En düşük emekli maaşı 20 bin liranın alım gücünde, üç ayda 2 bin lira azaldı. Fiilen 20 bin liralık emekli maaşı 18 bin liraya düşmüş durumda. Daha önümüzde 9 ay var. En düşük memur maaşı 61 bin 900 lira. Üç ayda 6 bin 100 lira azalarak 55 bine düştü. Üç ayda elektriğe zam, doğal gaza, iğneden işçiye her şeye zam geldi ama ücretler aynı kaldı. Bu şartlarda artık geçim mümkün değil. Ara zam bir zorunluluk haline gelmiştir. Bütçe imkanları vatandaş için zorlanmalı ve mutlaka bu üç ayda enflasyonun yarattığı tahribatı giderecek bir zam planlanmalıdır.
"CHP, kiralık sosyal konut fikrini Türkiye'ye getiren partidir"
Kiralar öyle yükseldi ki bu işin sonunda öyle bir noktaya gelindi ki alınan emekli maaşlarıyla, asgari ücretle ya kirayı ödeyip aç kalacaksın ya karnını doyurup sokakta kalacaksın dönemi geldi. Buna dünyada bizim siyasi akrabalarımız çok etkili bir çözüm ürettiler, bunun adı kiralık sosyal konut. Biz de Türkiye'de kiralık sosyal konutu ilk kez dile getiren ve uzun çalışmalar sonunda parti programına yazan ilk partiyiz. 2 Nisan'da Çeşme'de ve Menemen'de iki farklı model kiralık sosyal konutların temelini attık. Bu haftasonu İstanbul'da sosyal konut kuraları çekildi, temeli atılmadı. Bu kura töreninde AKP'liler 'Türkiye'de ilk kez kiralık sosyal konut yapımı AK Parti döneminde başlıyor' diye müjde veriyorlar. Bizde duyarsınız, parti programımızda görürsünüz, apar topar sosyal konutların yüzde 5'ini kiralık yapacağız dersiniz. Biz temel attıktan sonra kura çekersiniz. Bu şu demek; günün birinde temel atacaklar, günün birinde inşaatı yapacaklar, günün birinde bunun bir kısmını kiralığa ayıracaklar, günün birinde kiracılara teslim edecekler ama 2 Nisan'da yapılan işi görmezden gelecekler.
Buradan Türkiye'de barınma sorunu çeken herkese söylüyoruz; CHP, kiralık sosyal konut fikrini Türkiye’ye getiren, savunan ve planlayan; iktidarında da her dört konuttan birini kiralık sosyal konut haline getirecek olan partidir. CHP'nin hem sosyal belediyecilikte hem sosyal politikalarda hem de sosyal konut alanında kötü taklitlerinden sakınınız.
"Çiftçiye verdiğinin 15 katını faizciye ödeyen bir iktidarın yönettiği ülkedeyiz"
Ülkede para var ama herkese yok. Bu iktidar millete değil faizcilere çalışıyor. İlk üç ayda toplanan her 100 lira verginin 26 lirası faize gitmiş durumda. Üç ayda tam 876 milyar lira faizcilere, tefecilere para ödediler. Yıl bittiğinde 2,7 trilyon liraya ulaşacak. Bir tarım ve gıda krizinin ortasındayız. OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda en kötü durumda olan ikinci ülkeyiz. Ama dünyaya bakıyorsunuz Covid'de bir gıda krizi baş gösterdiğinde herkes çiftçisine sahip çıktı ve bu sorunu aştılar. Dünyada gıda enflasyonunda sondan beşinci, OECD ülkelerinde sondan ikinci durumda olan ülke üç ayda tarımsal desteklemeye sadece 60 milyar lira para ayırdı. Yani faize 876 milyar lira, bütün çiftçilere 60 milyar lira. Arada 15 katlık bir fark var. Çiftçiye verdiğinin 15 katını faizciye ödeyen bir iktidarın yönettiği ülkedeyiz.
Antalyalı gençler maalesef ikinci el kıyafet satışı yapan bir dükkanın önünde izdiham halindeler. 200 lira satılıyor ikinci el kıyafetler. 7 yaşında evladımızı veresiye ile tanıştıran, 77 yaşında emeklimizi kuyruklarda perişan eden, 17 yaşındaki gencimizi ikinci el kıyafet kuyruğuna sokan bu AK Parti'nin kara düzenidir. AK Parti'nin kara düzenini yıkıp genciyle, yaşlısıyla, işçisiyle bu halkın gerçekten hakkını alacağı bir cumhuriyet düzeni kuracağız."
Yabancı yatırımcı nasıl kaçtı?
19 Mart darbesinden sonra yargıya güven yüzde 18 ölçüldü. Diyelim yurtdışında bir yabancı yatırımcı var, ülke arıyor yatırım yapacak. Uzmanları çağırıyor, ülkeleri soruyor. Türkiye nasıl deyince 'Uzak durun şaka gibi memleket' yanıtını alıyor. Adam anlatıyor:
Türkiye şaka gibi memleket, İstanbul'da seçim oldu, sosyal demokratlar kazandı yapılmayan kalmadı. Seçimi iptal edip yenilediler, sosyal demokratlar daha büyük farkla kazandı, bunu yine hazmedemediler, bu seçimi kazananın 31 yıl önceki diplomasını iptal ettiler, insanların dededen-babadan kalma şirketlerine çöktüler, muhalif bir kanal vardı, kanalı kuranı içeri attılar, oğlunun olan kanala el koydular, haraç mezat satışa çıkardılar...
Yeni bir adalet bakanı var, "Yatırımcının Türkiye'ye gelmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz" demiş, iktidar değişmiş olabilir mi, ya da hukuka inanan bir bakan atamış olabilirler mi? Danışmanları uyarıyor: O bakan her türlü hukuksuzluğu yapan kişi, o bakan o bakan diyor...
Batmış, bitmiş bir ekonomiyle, faizin kara deliğe dönüştüğü israf düzeniyle karşı karşıyayız. Her şeyi bilen ekonomist Erdoğan yine çözümü bulmuş, varlık barışı yapacakmış.
Bu ülke iki barıştan çok çekti, biri imar barışı. 8 kere çıkardılar, dirençsiz yapılar yasallaştı, depremde çürük yapılarda on binlerce insanımızı kaybettik.
İkincisi varlık barışı, onun da 8'incisini getiriyorlar.
Tamamı Erdoğan'ın icadı. Kim getirdi nasıl getirdi bilinmez, bilinen şu: nasıl kazandıysan kazandın önemi yok yeter ki getir.
Uyuşturucu baronu Çetin Gören demiş ki "Cumhurbaşkanımız deyince Hollanda'daki paramı getirdim" demiş, uyuşturucu baronu Petrak varlık barışından yararlanmış. İkisi de tutuklu şimdi.
Bu tip kara paralar ne oluyor? Uyuşturucu paraları yasallaştırıp içeri getiriyorsun, o da Türkiye'deki bütün operasyonunu artık yasal hale getirdiği paralar üzerinden yürütüyor.
Mehmet şimşek 2 yıl önce "Başardık" diye duyurmuştu, gri listeden çıkmıştık. Aylarca yıllarca uğraştık, biz de uğraştık. Şimdi çıkmış, yeni Adalet Bakanı diyor ki "Kara para ile mücadelemiz sürecek"...
Kara paranın tanımına bakmak lazım. Suçla elde edilmiş, nasıl elde edildiği açıklanamayan para.. 190 yıl maaş alsa alamayacağı 18 tapuyu almış birinin parası nasıl oluyor ak para?
"Siz kara deliksiniz"
Şirkete çöküp İBB borsası kurup 'Ya satarız ya yapımızı alırız' diyenlerin parası, soğuk cüzdanlarla taşınan para nasıl oluyor ak para da sen nasıl mücadele ediyorsun kara parayla?
Operasyon yapacaksın, dosya gizli olacak ama bazı avukatlar -birini yurtdışına çıkarken yakalattık- dosyaya hakim olacak, alacak dosyayı aileleri bulacak, cezaevine gidip "Senin suçun bu, bunu söylersen çıkaracaklar" diyecek, ben bunu ifşa edeceğim, o da atlayıp yurt dışına kaçarken yakalanacak, gizli belgeyi nereden bulduğu sorulmadan ev hapsine konulacak, sonra serbest bırakılacak...
Bir başkası elinde kağıtla Murat Kapki'ye gidecek, "Bunu imzalarsan savcı seni salacak, tarife de bu" diyecek, sonra siz bu ülkeyi kara paradan kurtaracaksınız öyle mi? Bu AEK Parti'nin kara düzeninin en kara noktası bu adalet sisteminin geldiği noktadır. Kara deliksiniz siz, vicdanı yutan, insafı yutan kara deliksiniz...
"İBB davası tel tel dökülüyor"
Fevkalade siyasi olan bu dava tel tel dökülüyor. Her gün bir dürüst insan bir iftiracıyı mahcup ediyor, her gün bir doğru bir yalanı çürütüyor.
Şimdi yandaş kanallar nerede? Yapsana haberini. Ekrem İmamoğlu'na yöneltilen suçlar şöyle ispatlandı desene... Tek bir ispat yok, "Duydum, görmüştüm, ifademi geri çekiyorum..."
Aziz İhsan Aktaş davasında iki gizli tanık dinlendi. Adı yaprak. Soruya şunu söylüyor "Anlattıklarım duyduklarımdan ibaret, bir şey görmedim, savcılık yazıya döktü, başka bilgim yok" Bunun ifadesiyle insanlar tutuklu..
Gizli tanık XYZ49QP.. Şunu söylüyor: "Bizzat gördüğüm usulsüzlük yok, duyduklarımı anlatmıştım"...
"14 itirafçı ifadesini geri çekti..."
Bunlar davanın temel taşıyıcı kolonları, dün itibarıyla 14 itirafçı ifadesini geri çekti...
Biri "Siyasette yalan olur" diyor, öbürü "Beni de kandırdılar" diyor... Artık bu meseleler bambaşka bir boyuta, büyük bir kararlılıkla 1 yıldır anlattığımız şekilde arkadaşlarımızın haklılığının kanıtına dönüşmüştür.
Ateşle oynayan elini, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.
Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler unutmasın, biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız...
Şerefli yargı ve emniyet mensupları da bu milletin hafızasına güvenmelidir. Bazen haksız görevden alma, tayin etme olabilir ama bu devletin hafızası bu devlete ihanet etmeyenlere vefasını gösterecektir.
İktidar olunca devri sabık yaratmayacağız ama bu aşamada hala haysiyet cellatlığı yapanları, kanunsuz emir verenleri, ona uyanları, verdikleri makamlarla makam kapanları asla unutmayacağız.
Bu ülkeye kardeşlik getireceğiz, yargı çetesini unutmazken suça bulaşmamış, bu partiyle ilişkisi olan herkese temiz sayfa açacağız.
Türkiye'de hangi dokunulmazlık zırhı altına girerseniz girin Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suretiyle darbe yapma suçunun asla ve asla dokunulmazlık olarak yorumlanamayacağını şimdiden bildiririm...
Bu darbeyi yapanlar bir yandan da kendilerini aklama peşindeler. Bir yandan yeni göreve gelmişler ve Anayasa tanımaz yetki sınırı tanımaz şımarıklık içindeler.
"Erdoğan'dan yüz bulup yapıyorsa kötü, buna yol verip bunları yaptırıyorsa çok daha kötü..."
Şimdi Adalet Bakanlığı'nda 7 yeni daire başkanlığı kurmaya kalkmak, her biri aslında Cumhurbaşkanlığı 1. Nolu kararnamesi kapsamında Adalet Bakanlığı'nda değil İçişleri Bakanlığı yetki alanında yerleri kurmaya kalkmak, sözle kuruyorum demek ama bunun kararnamesinin olmaması...
Sen Anayasa'da olmayan, İstanbul'da olmayan TC Başsavcılığı gibi bir görevi kendine ihdas edemezsin. Burada tehlikeli bir iş yapılıyor. Eski yetkilerini bırakmak istemeyen, şımartılmış ne yaptığını bilmeyen birinin kendi için -Gülistan Doku cinayeti gibi- dosyalar açıp bunun PR'ını yapıyor...
Yalancı bilgi notu var, iktidar medyasına servis edilmiş. Bunun talimatını bal gibi sen verdin. Kimin emrinde çalışıyor o uyuşturucudan bilmem ne olan, eski görevi dezenformasyon olan yan odadaki yetkisiz yetkili?
Tehlikeli olan PR yapayım derken yaptığı yetki aşımlarıdır. Buna biri dur der.
Daha tehlikeli olan rejimin bu kullanışı aparatı yeni bir yetki ve yeni bir fazda konumlandırıyor olduğudur. O zaman çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Erdoğan'dan yüz bulup yapıyorsa kötüdür, Erdoğan buna yol verip bunları yaptırıyorsa çok daha kötüdür...
Faili meçhul en büyük derdimiz, savcılarımıza yetki verin üstüne giderler. Bunlara "İçişlerinde bunlar olmuyor ben adli kollukla yaparım" demek bu ülkeye kötülüktür.
İçişleri Bakanı ve Ankara Valisi'ne teşekkür
O Ayaş kaymakamı burada batırıp ezip sonra dönüp İçişleri Bakanı'na, Ankara Valisi'ne bir sürü şey söyleyebilirdim, şimdi söyleyemem. Çünkü o hadsizliği kaldıran, dünkünü bir kez daha kaldıran Ankara Valisi, Ankara Valisi gibi davranmıştır. Bu saatten sonra İçişleri Bakanı ve Ankara Valisi'ne söyleyeceğim söz yoktur, görevlerini yapmışlardır, kendilerini kutluyorum. Doğruya doğru diyoruz.
Yaşadığımız her sorunun kaynağı AK Parti'nin kara düzenidir, bu düzeni sandık değiştirecektir, o sandık için sonuna kadar mücadele edeceğiz, sandık sandık kazanacağız...
4 Mayıs'ta CHP 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun, yolun sonu iktidardır, selamettir.
Kaynak: Gazete Oksijen
