Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, kayyım atanan Halk TV önünde düzenlenen dayanışma mitinginde konuştu. Özel, "Bir parti mitingi olarak değil, muhalefetin tüm seslerine, tüm renklerine alan açan ve Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalı olan Halk TV'ye kayyım atanmasını protesto etmek, emekçileriyle dayanışma göstermek için bugün bir aradayız. Halk TV'nin 200'e yakın basın emekçisinin yanlarındayız, arkalarındayız" dedi.

Bu mitinge yaptığı davetle ilgili 'sokakları karıştırmaya çağırdığı' yönünde haberler yapıldığını anlatan Özel, "İktidarın borazanı A Haber, diyor ki, 'Özgür Özel milleti sokağa çağırıyor. Özgür Özel sokakları karıştırmaya çağırıyor. Yakıp, yıkmaya çağırıyor.' Ben şiddete çağırmam, ben kargaşaya çağırmam. Ama şunu bil ki ben mücadeleye, direnmeye, sokaklara, meydanlara çağırıyorum. A Haber’e şunu söyleyeyim: Biz barıştan, kardeşlikten ve kimsenin canının yanmamasından yanayız. Ama sen yalan haberle bizi geriletmeye, bizi sokaktan ve mücadeleden çekmeye falan çalışıyorsan, sen sakın bizi küçümseme. Biz sokağa çağrı yaparsak, sen öyle orada o yalan haberlerine devam edemezsin" ifadelerini kullandı.
Özgür Özel'in açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:
"Dönem, muhalefetin ayrı düşme, muhalefetin birbirine farklılıkları üzerinden mesafelenme günü değildir. Gün, kötülüğe, baskıya, zulme, sansüre, susturanlara, zulmedenlere karşı hep birlikte mücadele etme günüdür. Demokrasilerde üç kuvvet anılır. Yasama, yürütme, yargı ama dördüncü bir kuvvet vardır ki o yetkiyi elinde tutanları kamu adına denetleyen, iktidarın karşısında milletin sorularını soran, yanıt arayan, denetim görevi yapan, halkın gözü kulağı olan gazetecilik mesleğidir, medya kuruluşlarıdır. Bu dönem, AK Parti'nin kara düzeni, denetimden korkmakta, kaçmaktadır, denetlemek isteyene saldırmakta, susturmaktadır. AK Parti'nin kara düzeni millete hesap vermeye karşıdır. AK Parti'nin kara düzeni, halktan topladığı vergilerin nasıl harcandığının sorulmasına karşıdır. AK Parti'nin istediği düzen denetimsiz, kayırmacı, keyfi bir düzendir. İşte bugün, gecenin bu saatinde bizim burada olmamıza sebep olan, onların medya anlayışının, yani kendilerine dalkavuklar yaratan sistemin dışında kalan, namusuyla çalışan, hakikati kovalayan gazetecilere karşı ve onların kurumlarına karşı, gerekirse soruşturmalar, para cezalarıyla başlayan, gözaltılar, tutuklamalar yapan, el koyan, kayyım atayan, susturan ve yok eden anlayışlarına karşı bir mücadelede ses yükseltmek için, bu mücadeleyi toplumsallaştırmak için ve haber hakkımızı savunan gazetecilerin haklarını savunmak için buradayız. Ve bu mücadele yarına bırakılamaz. Yarınları karartmak için bugünlerde meydanlarda, sokaklarda olmalıyız, hep birlikte olmalıyız.
"AK Parti her zaman basın özgürlüğünün karşısında oldu"
Bu millet tarihte çok kara kışlar gördü, çok dar yollardan geçti. Darbelerde sanatçılar, gazeteciler, aydınlar hep hedef oldu, gün oldu tutuklandılar, gün oldu işkencelerden geçtiler. Ama dik durmaktan, kalemi ve sözü savunmaktan vazgeçmediler. Bu ülke Uğur Mumcuları, Abdi İpekçileri, Çetin Emeçleri, Hırant Dinkleri unutmadı. Bugün ölüm yıldönümünde andığımız Ahmet Taner Kışlalıları unutmadı. AK Parti, her zaman basın özgürlüğünün karşısında oldu. Havuz medyası yöntemiyle birtakım kamu ihalelerine giren ve bu ihaleleri kazandıranlardan oluşturdukları bir havuzla, dönemin şartlarında TMSF elinde olan kurumları teker teker yandaşlarına aldırdığı bir havuz medyası düzeni oluşturdu. Kendine bağlı olanı besledi, güçlendirdi. Karşısında olanla uğraştı, cezalandırdı, yıldırmaya çalıştı. Siyasetçilere 'ya hapse atıl ya gel bizim partiye katıl' derken, gazetecilere de 'Ya beni savunursun, dalkavuğum olursun ya da hapsi boylarsın, mesleğinden, ekmeğinden olursun' dedi.
12 Eylül'de askerler bazı haberleri çıkmadan engelliyorlardı. Gazeteciler o kısmı boş bırakıp yapılan sansürü görünür kılıyorlardı. Bugün ise bu iktidar bırakın haber yapacak kişiyi gözaltına almak, tutuklamak, otokontrole zorlamak, mesleğini elinden almak, tehdit etmenin yanında, koskoca medya kuruluşlarına, bambaşka bahanelerle sadece muhalefet ettikleri için el koymayı, kayyım atamayı, daha sonra da onları yok etmeyi bir yöntem olarak benimsemiş durumdalar.
"Tüm tutuklu gazetecilere selam olsun"
Bu yaptıkları AK Parti'nin kara düzeninin yeni medya düzeni olarak dayatılıyor ve yandaşları tarafından savunuluyor. Bizse buradan mesleğini onuruyla yapan, susmayan, vazgeçmeyen, sinmeyen ve sindirilmeyen meslektaşlarını savunmak için burada toplanmış durumdayız. Merdan Yanardağ'dan Murat Ağırel'e, Şaban Sevinç'ten Mustafa Balcı'ya, Fatih Ergin'den Tuğba Tekerek'e, Hasan Güraksu'dan Ali Tarakçı'ya, Selahattin Günday'dan Sami Tunca'ya, Nadiye Gürbüz'den Mustafa Gök'e, İrem Delice'den Hatice Duman'a, Erol Zavar'dan Erdal Süsem'e ve bugün susturulmaya çalışılan, dik durmayan boyun eğmeyen kardeşim İsmail Arı'ya, tüm tutuklulara selam olsun. Adını saydığım, sayamadığım, bildiğim, bambaşka bir yerde özgürlüğünden edilmiş kim varsa, tüm gazetecilere bin selam olsun. Onların yanındayız, sonuna kadar onlarla birlikteyiz.
"Gezi'de birileri penguen yayını yaparken, Halk TV gerçeği aktarmaktan geri durmadı"
Halk TV, kara düzenin dayattığı bataklığa inat, çiçek açabilenlerin kurumuydu. Bütün zorluklara rağmen, mesleğini yapmak isteyen basın emekçilerinin mücadele ettiği bir kurumdu. Halkın sesi olmak için 2005'te kuruldu. Kurulduğunda doğru düzgün kamerası, stüdyosu olmayan, çalışanlarının kıt kanaat geçinerek büyüttükleri bir kanaldı. Gezi direnişinde birileri penguen yayını yaparken, Halk TV sokaktaki gerçeği aktarmaktan geri durmamıştı. Bir yıl sonra 301 madenci kardeşimiz madende katledilirken, birileri o madencilerin arkadaşlarını Soma sokaklarında tekmelerken, o acı gerçeği Türkiye'ye gösteren Halk TV'nin özgür gazetecileriydi. Üstünden bir yıl geçti. 7 Haziran - 1 Kasım arasında Türkiye kaosa sürüklendi. Diyarbakır'da seçimden önce patlayan ve dört canı alan terör eyleminden ta 1 Kasım'da yapılacak seçime kadar Türkiye'nin dört bir yanında yaşatılan kaosa ve bunun birilerinin eliyle yönetilmesini çok kişi görmezden gelirken, duymazken, söylemezken, bu zorlu süreçte halka gerçekleri olduğu gibi aktaran Halk TV'ydi, Halk TV'nin emekçileriydi.
"Kayyım atanınca timsah gözyaşları dökenler muhalefetle birlikte olamayacaklar"
Bir yıl sonra 15 Temmuz gecesi, ne istedilerse verenlerin, etle tırnak gibi olanların, zamanında altına tank, uçak verenlerin karşı karşıya geldikleri bir gecede, birileri darbeye kalkışınca, Halk TV ben bu iktidara muhalifim demedi, Halk TV, sandığın, demokrasinin, seçilmişlerin arkasında durdu, darbeye karşı net tavır aldı. 15 Temmuz gecesinden Halk TV, alnının akıyla çıktı. Bir gün Atatürk'ün koltuğunda oturan Genel Başkan, Çubuk'ta linç girişimine uğradı. Halk TV, oradaydı. Halk TV yine yakanlardan değil yananlardan taraftı. Ve ne acıdır ki maalesef o kişi bugün Halk TV'yi hedef gösteren isimlerden biri oldu. İşte, bu meydanda muhalefetin bütün sesleri varken, muhalefetin bütün renkleri varken, sureti muhalefetten görünüp, Halk TV'yi hedef gösterip, Halk TV'ye kayyım atanınca toplumsal tepkinin karşısında timsah gözyaşları dökenler, timsah gözyaşlarıyla twit atanlar, bu meydanda muhalefetle birlikte olamıyorlar, olamayacaklar.
"Bugün burada olmak bir kanalı savunmaktan fazlasıdır"
19 Mart darbesi yapılmış, iktidara boyun eğen kanallar, 1 milyonluk Saraçhane mitinglerini görmezken, Saraçhane'deki o tarihi birlikteliği gösteren kanal, Halk TV'ydi. Ana muhalefetin başına kayyım atanırken, Atatürk'ün partisinin kapıları kırılırken, Atatürk'ün hatırasına saygısızlık yapılırken, Halk TV oradaydı. Halk TV, butlancıların değil, halkın seçtiklerinin yanında durdu. Halk TV her zaman tarihin doğru tarafında durdu. Bu yüzden, bugün burada olmak bir kanalı savunmaktan fazlasıdır. Bugün burada olmak milletin demokrasi hikayesini savunmaktır, bugün burada olmak teslim olmamaktır, teslim etmemektir, mücadele etmektir. Buradan gözü bu meydanda olanlara sesleniyorum, bu meydana dost gözle bakanlara sesleniyorum. Gün, evde oturma günü değildir, gün klavye başından eleştirme, cep telefonundan paylaşım yapma günü değildir. Gün, meydanlara çıkma, sokaklara akma, mücadeleyi yükseltme günüdür. Bir sözüm de 'Böyle gelmiş böyle gidercilere, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' diyenlere, bugüne kadar o yılan sana dokunmamış olabilir ama o yılanın başını hep beraber ezmezsek, eninde sonunda seni de sokacaktır. O yüzden bağırıyor bu meydan: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
"Kayyımın kısa vadeli iki hedefi vardı"
Kayyımın kısa vadeli iki hedefi vardı. Bir tanesi Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının duyulmasını engellemek. Bir tanesi de asrın vurgununun, fon vurgununun üzerine giden en çok izlenen haber kanalını susturmaktı. Bir tarafta kendinden sonraki iktidara darbe girişimi, kendinden sonraki cumhurbaşkanı adayını hedefe alarak onu siyaseten yok etme girişimi, diğer tarafta çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu, kendisine oy veren seçmenini dolandıran kara düzeni deşifre edenlerin sesini kesme girişimi vardı. Orta ve uzun vadeli hesaplar çok daha karanlık. Muhalefetin sesini tamamen kesmeye niyetlenmişler. O yüzden basına saldırı, muhalefete saldırıdan bağımsız değildir. Muhalefeti adaysız, partisiz, lidersiz bırakmak, milyonlarca insanın sesini kesmek bu kirli oyunun iki bileşenidir. Bu organize darbeye karşı ya direneceğiz, ya bunlara teslim olacağız. Ben bu meydanı görüyorum. Teslim olmayacağız, direneceğiz. Eninde sonunda biz kazanacağız.
"Bu darbecilere hukuku anlatmak gibi bir derdim yok"
Evdeki karamsarın, klavye başındaki kötümserin, 'Bunlar yenilemez, kaybetse de bırakmaz' diyenin çaresi buradadır. Direne direne kazanacağız, birleşe birleşe kazanacağız. Korkmadan üzerlerine yürüye yürüye kazanacağız. Bu darbecilere hukuku anlatmak gibi bir derdim yok benim. Milletimiz bilsin diye söyleyeyim. Şimdi diyelim ki bir isim hakkında bir soruşturma var. Diyelim ki o kişinin mal varlığına el koymaya ihtiyaç var. Yok böyle bir şey ama bir an için olsun. Bu kişinin mallarından, şirketlerindeki varlıklarından biri bir televizyon kanalıysa, bu televizyon kanalı en çok izlenen kanalsa, bu televizyon kanalı reklam alıyor, kendini döndürüyor, çalışanlarının maaşını ödüyorsa, bu yaptığın operasyon da mali bir operasyonsa, bu kanalı durdurmaya, bu kanalın reklam almasını engellemeye, bu kanalın emekçilerine maaş ödeyebilmesi için yayın çizgisini, beğenilen yayınlarını, reklam alan yayınlarını sürdürmesini engellemeye nasıl bir açıklama getirebilirsiniz. Buradan ilan ve ifşa ederiz ki, Halk TV'ye yapılan iş Cafer Mahiroğlu'na bir mali soruşturma değil, o kisve altında Halk TV'nin yayınlarını susturma, kara düzeni eleştirenleri susturma, halkın haber alma hakkına engel olma girişimidir. Bu, dört başı mamur bir darbedir.
"Anayasa Mahkemesi'ne tarih önündeki sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyoruz"
Dünya kadar kanala el koyuyorlar. Kanal, yandaş yayın yapıyorsa yayın çizgisine aynen devam. Kanal, muhalifse o kanalın sesini kesiyorlar, yok ediyorlar. Bugün burada elbette Halk TV'nin önündeyiz. Ancak sadece Halk TV için ses yükseltmiyoruz. T24'ten Tele 1'e kadar tüm kanallara, engellenen tüm mecralara sahip çıkıyoruz. Darbe bahanesiyle çökülen İMC TV'yi, Hayat TV'yi unutmuyoruz. Kapatılan tüm sosyal medya hesaplarını, erişim engeli getirilen gazetecilerin ve yayın organlarının sosyal medya hesaplarını bir kez daha hatırlatıyoruz. Buradan Anayasa Mahkemesi'ne 21 Eylül tarihinde verdiğimiz dilekçeyle, temmuz ayında çıkan ve erişim engelini sarayın atadığı bir kişiye ve sarayın anlık talimatlarına bağlayan kanuna karşı Anayasa Mahkemesi'nin önündeki dosyamızı hatırlatıyor. Anayasa Mahkemesi'ne tarih önündeki bu sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.
Bugünlerde fon vurgunundan dolayı borsa endeksi diplerde daha da kötüsü ülkede demokrasi olsa özgürlükler olsa, borsanın toparlanması, ekonominin toparlanması, kaynak bulunması kolay işler... Ama esas karamsarlık, bu liyakatsiz düzendeki esas sorun, Türkiye'nin 180 ülke arasında basın özgürlüğü endeksinde 163'üncü sırada olmasıdır. Esas sıkıntı, Türkiye'nin basın özgürlüğünde Sudan'dan ve Irak'tan geride olmasıdır. Türkiye'nin Tacikistan'dan Bangladeş'ten daha kötü durumda, Kuzey Kore ile basın özgürlüğünde rekabet halinde olmasıdır. Basın özgür değilse, düşünce özgür değilse, mahkemeler tarafsız değilse, o ülkenin ekonomisinin düzelmesi asla ve asla mümkün değildir. Bunun için hep birlikte AK Parti'nin kara düzenini bitirmeyi, gelirde adaleti, vergide adaleti, sosyal adaleti sağlamayı, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzenini kurmayı, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir medya düzeni kurmayı, bir daha kimsenin devleti ele geçirmesine imkan vermeyecek halkın demokrasisini hep birlikte kurmayı ve hep birlikte başarmayı bekliyoruz.
"Gazeteciysen sen de sokağa inersin, bu onurlu mücadeleye destek verirsin"
Bizim hep birlikte çağrıldığımızda çağrıldığımız yerde olmamız, çağrı olmasa bile nerede bulunmamız güç verecekse toplumsal mücadeleye orada olmamız gerekiyor. Ben geçtiğimiz günlerde bugün akşam sizleri buraya davet edince ve basın meslek örgütlerinin cumartesi günü yapacakları toplantılar için 14 ilde, sözüme değer verenleri, muhalefetin tüm renklerini, basın meslek örgütlerine cumartesi destek vermeye davet edince iktidarın borazanı A Haber, diyor ki, 'Özgür Özel milleti sokağa çağırıyor. Özgür Özel sokakları karıştırmaya çağırıyor. Yakıp, yıkmaya çağırıyor.' Ben şiddete çağırmam, ben kargaşaya çağırmam. Ama şunu bil ki ben mücadeleye, direnmeye, sokaklara, meydanlara çağırıyorum. A Haber’e şunu söyleyeyim: Biz barıştan, kardeşlikten ve kimsenin canının yanmamasından yanayız. Ama sen yalan haberle bizi geriletmeye, bizi sokaktan ve mücadeleden çekmeye falan çalışıyorsan, sen sakın bizi küçümseme. Biz sokağa çağrı yaparsak, sen öyle orada o yalan haberlerine devam edemezsin. Gazeteciler cumartesi sokağa iniyor, biz de onlarla birlikte sokağa iniyoruz. Biz de onlara destek oluyoruz. Gazeteciysen sen de sokağa inersin, bu onurlu mücadeleye destek verirsin.
Elbette gazetecilerle dayanışma içinde olacağız. Türkiye bu kara kıştan mutlaka çıkacak. Milletin coşkun akan selinin önünde hiç kimse duramayacak. Umutsuzlara umut olan bu meydana selam olsun. Hepinize helal olsun. Dosta güven, olmayana kaygı veren bu meydandan şöyle sesleniyoruz. 'Fırtına olanlara rüzgâr neylesin? Günü doğurana gece neylesin? Paylaştıkça çoğalan bu sevda bizim! Onur, namus, adalet… Bu sevda bizim! Onur, namus, adalet… Bu sevda bizim!' Mücadele bizim, meydan bizim, sokak bizim. Korku onlara kalsın, cesaret bizim."
Kaynak: ANKA