CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti'ye geçecek olan Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı sert sözlerle hedef aldı. Burcu Köksal'ın AK Parti'yi ziyaret ettiği sıralarda konuşan Özel Köksal’a açık bir siyasi uyarıda bulunduğunu söyleyerek “Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca sakın gelip kapımızda yalvarma” dedi. Köksal'ın "tehdit edildim" sözlerine tepki gösteren Özel, “Bu tehditse, daniskasını ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılanların, teslim olanların değil, hep birlikte ayağa kalkanların, iktidara yürüyenlerin partisidir” dedi.
Özgür Özel, konuşmasında CHP Grup Başkanvekilliği görevine atıfta bulunarak, bu görevin partiyi temsil açısından büyük bir sorumluluk taşıdığını söyledi. Özel, kendisinin bu görevi 9 yıl boyunca yürüttüğünü belirterek, “Ömrümde yaptığım en onur verici görevlerden biriydi. 9 sene yaptım. Tık demeden yaptım. Partime laf getirtmeden yaptım” ifadelerini kullandı. Burcu Köksal’ın da bu görevlerde bulunduğunu hatırlatan Özel, “O koltukta oturmuş birisi. Ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda ‘Beni ustam yetiştirdi’ diyen birisi” dedi. Özel, Köksal’ın CHP içinde yeterince destek görmediği yönündeki çıkışına tepki gösterdi.
🔴#SONDAKİKA | Özgür Özel'den, AK Parti'ye geçen Burcu Köksal'a:
— ibrahim Haskoloğlu (@haskologlu) May 12, 2026
“Burcu’ya bu sefer dedim ki: Ey Burcu, 2 sene kolay geçmez ama çabuk geçer.
CHP iktidar olunca sakın kapımızda yalvarma.
Bu tehditse daniskasını ediyorum lan. Daniskasını ediyorum. Hadi bakalım.
CHP, teslim… https://t.co/7nyrBqLrly pic.twitter.com/3u17sIr0M2
Köksal için Afyonkarahisar’da seçim sürecinde yoğun çaba harcadıklarını belirten Özel, “Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık. Üç kere Afyon’da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebriğe gitmişiz. Yeter ki Afyon’u tutsun diye” dedi.
Partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuşan Özgür Özel'in satır başları şöyle:
"Biz cellatların elinden Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışılanları savunduk ve kurtardık. Gün oldu o cellatlar Erdoğan'ın karşısına çıkıp darbeye karıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Yapılan zulümleri gördük ama sandığa sahip çıktık.
"Akın Gürlek'in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde duruyoruz"
Bugün yeni cellatlar, yine Erdoğan arkasında, yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanlar o gün nasıl o günkü Genelkurmay Başkanı'na da, Ahmet Tatar'a da, Askeri Casusluk'taki pırıl pırıl subaylara da sahip çıkarken ne kadar eminsek aynı inançla aynı karaklılıkla o gün FETÖ'nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak bugün 19 Mart darbesi ve Akın Gürlek'in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde, aynı tarafta duruyoruz.
Biz o gün doğruları savunurken 'Ateş olmaya yerden duman çıkmaz' diye bağıranlar, sonra önlerine baktılar, gözlerini kaçırdılar bizden o kürsülerde. Biz bir gün gelecek ve haklılığımız ortaya çıkacak demiştik. Bugün bir daha söylüyorum bu kürsüden değil çünkü o gün bu kürsüde olmayacağız, muhalefet kürsüsünden değil ama iktidar kürsüsünden, bir kez daha sizlerin ve milletimizin karşısına çıkıp 'Biz yine doğru tarafta durduk.
Dürüst insanları savunduk. Suçsuzları savunduk. İftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse baş verdik ama eğilmedik' diyeceğimiz güne kadar buradan tarihin önüne şerh düşüyorum. Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım.
"Sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun"
Cezaevinde evladından ayrılmış Onursal'ı, tarihin en büyük iftirasına kurban gitmiş Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edersin, Balyozdakiler gibi o dönemde kendi dertlerine yanmayıp bizimkiler 'İnfaz koruma memurlarının sorunlarını söyleyin' der. İçeride yatmışlar çıkmışlar. Fuarda gezdik. En çok su mesajı verdiler:
'Özgür Bey siz söyleyince etkili oluyor. Aman söyleyin. Aman tekrar edin. Askeri sağlık sistemini lağvettiler. Askeriyeleri kaldırdılar. Asker vuruluyor. Harp cerrahisi bilen kimse yok. Boşu boşuna uzuvlar kaybediliyor. Evlatlar kaybediliyor. Yarın bir savaş olur bedelini ağır öderiz. Askeri hastaneleri açsınlar. Askeri sağlık sistemini kursunlar.' Ne diyeyim? Öylesi iyi insanlar ki, içlerinde kin değil yine bu ülke için sorumluluk biriktirmişler. Cumartesi Rize tarihinin en büyük mitinglerinden birini gerçekleştirdik. Adalet ve demokrasi için 108'inci eylemde Rize'de bulunduk.
Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı Recep Tayyip Erdoğan'ın memleketinde Rize'de yıllardır o boyutta dolduramadığı meydanı dolduran kendi hemşehrileri verdi. Teşekkür ediyorum Rizelilere, Karadeniz'in yiğit insanlarına. Bugünkü karşılamanız her hafta sonu bir başka şehirde eski deyimiyle AK Parti'nin ama yeni haliyle milletin kalelerinde meydan meydan demokrasi büyütenlere, dosta güven, olmayana kaygı verenlere ve Atatürk'ten emanet Cumhuriyet'in en önemli kazanımı sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun.
"Yüzde 16'lık enflasyonu dört ayda tüketmiş"
Özel, CHP'nin saha çalışmalarından kesitleri grup toplantısında izleterek "Sizler sahaya gittikçe, milleti dinledikçe, millet söyledikçe onların sesini Türkiye'ye duyurmak ve onların derdini bildiğimiz gibi çözümlerini söylemek ve onlar için iktidara yürümek, iktidar olup bu haksızlıkları sona erdirmek boynumuzun borcudur. Görev bizdedir. Sorumluluğumuzun farkındayız" dedi.
Özel şöyle devam etti:
"Artık ne yazık ki vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Hatta 'Bayram gelmiş neyime' sözü bayramla ilgili umut söyleyen cümlelerin yerine geçmiş durumda. Yıllık enflasyon yüzde 32,4'e yükseldi. Dört ay önce 30'un biraz altındayken yıl sonunda 16'ya düşecek demişlerdi. 30'dan 16'ya doğru düşeceğini iddia ettikleri enflasyonu dört ayın sonunda yıllık 32,4'e getirdiler. Son dört aydaki enflasyon yüzde 14,6. Geçen sene bir miktar enflasyonda bu seneyle kıyaslandığında daha fazla düşüş olduğu için bir yıllık enflasyona yüzde 2,5 olarak yansındı. Ancak bu sene her ay üst üste binen enflasyonlar büyük bir tehlikeye dikkat çekiyor. Yüzde 14,6 ile bir yılda hedeflenen yüzde 16'lık enflasyonu dört ayda tüketmiş, dört ayda oraya ulaşmış noktadayız. Bundan sonra enflasyondaki her artış kar topu gibi büyüyerek fiyatları daha yüksek maaşları daha yetersiz bir hale getirecek. Bir aylık enflasyonumuz, nisan ayı enflasyonumuz yüzde 4,2 olarak gerçekleşti. Yani dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. 'Enflasyon bütün dünyada sorun' diyorlar, dünyadaki 100 ülke bir yılda bizim bir ayda yaşadığımız enflasyondan azını yaşıyor. O yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir sorun yok. Kaldı ki işsizlikte, yüksek enflasyonda, yüksek faizde, yoksullukta, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Açlık sınırının 35 bin yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Ve bu enflasyon dört ay önce verilen emekli aylığından 20 bin liradan 3 binlirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücret 4 bin lirayı aldı götürdü bile.
"CHP, Türkiye'nin birinci partisi"
Ve iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Gelmeye devam ediyor. En önemli sorunlardan bir tanesi gıda enflasyonu. Dünyanın 17 katı bir gıda enflasyonuyla boğuşmak durumundayız. Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin mesleği ne olursa olsun çok istisnai durumlar ya da yurt dışına gidenler hariç mesleği ne olursa olsun öğretmen, memur, asgari ücretli, uzman çavuş, özel sektör çalışan biri, mavi yakalı, beyaz yakalı olsun çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri, babaları ikisi de çalışıyorsa beş yılda arabayı alıyorlardı, 10 yılda bir ev, bir araba sahibi oluyorlar. Hiç olamayan emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu, başını sıkıyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki hepimizin evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı annelerden daha güzel ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği kendi geleceğinden daha karanlık. İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına, öyle bir Türkiye'yi inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil öz vatanlarında hayal kurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve 100 yıl önce olduğu gibi CHP Türkiye'nin birinci partisi."
"Herkesin evladı kendinden daha fakir"
Eğer bu ülkede... Bunu Rize'de söyledim; gençler hem beğendiler hem hak verdiler hem de çok tekrar ettiler.
Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa, artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin, mesleği ne olursa olsun, çok istisnai durumlar ya da yurt dışına gidenler hariç, öğretmen olsun, memur olsun, asgari ücretli olsun, uzman çavuş olsun, özel sektörde çalışan biri olsun, mavi yakalı, beyaz yakalı olsun; çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri babaları ikisi de çalışıyorsa 5 yılda arabayı alıyorlardı, 10 yılda bir ev, bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan, emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu, başını sokuyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki, anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki hepimizin, bu salondaki herkesin evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı, annelerden daha güzel ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği kendi geleceğinden daha karanlık.
İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil, öz vatanlarında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve yüzyıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisi.
akpden.com'un kapatılmasına tepki
Bu kara düzende en büyük haksızlıklardan biri vergi sistemi. Geçen hafta tanıtmıştım, bayağı da alkış almıştı, ilgi vardı: akpden.com. Bizim akpden.com'da geçen hafta biliyorsunuz, 1,2 milyon liralık bir araç, her şeyiyle yurt dışında üretilmiş; bir sürü masrafı, maliyeti var, firmanın acayip kârı var, üretildiği ülkenin o işten aldığı vergi var. Türkiye'ye satılıyor ve 1 milyon 200 bin liralık bir araç, maliyeti Türkiye'ye gelişte 1,2 milyon ama vatandaşın almasına giderken 2 milyon 750 bin lira oluyor. Araç 1,5 milyon, vergisi 1 milyon 550 bin lira. Her çeşit vergisi; KDV'si, ÖTV'si, bandrolü.
Bu sefer gençler bu renk; hem AK Parti'nin rengi hem o meşhur telefonun lansman rengi. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye'ye geliyor. Bu telefon dünyanın en büyük teknoloji firması tarafından, dünyanın altı kıtasında çalışan on binlerce çalışanının katkılarıyla, emekleriyle, yüksek teknolojiyle, içinde kullanılan değerli metallerle, onunla bununla ve şirketin ilan ettiğine göre yaklaşık 15 bin lira da kârıyla bu fiyata geliyor: 65 bin lira.
Ve bizim gençlerimiz sepete eklemeye kalkıyor. Sepete ekle deyince akpden.com'da, “Dur bakalım” diyor, “Durun bakalım” diyorlar. “Öyle hemen sepete ekleyemezsiniz. Bu telefonu kullanacaksın, bunda Kültür Bakanlığı'nın payı var; yüzde 1, 654 lira ona.” “Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var, 7 bin 900 lira.” “Ne alaka?” deme, belki açacaksın oradan TRT'yi izleyeceksin. O yüzden TRT bandrol ücretini vereceksin, ondan sonra telefonuna ereceksin. “Yüzde 20 KDV, 22 bin 194 lira.” “Bunların hepsine birden yüzde 50 ÖTV daha, 36 bin 990 lira.”
Ama bu siteye erişim engeli geldi. Şimdi girseniz, on kişiden dokuzu giremiyor. Yarın onuncu da giremez. Erişim engelinin gerekçesi, “Millî güvenliğe tehdit”; ulusal çıkarları ve millî güvenliği tehdit.
Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar? Erişim engelini burada savunuyorlar. Diyorsun ki, “Partizanlık yaparsınız, AK Parti'nin işine gelmeyen siteyi kaparsınız, işine gelen sitede ne haysiyetsizlik olsa ellemezsiniz.” Yok, diyorlar, bak, gerekçe yazalım: millî güvenlik, millî menfaatler ve millî güvenliğin tehdit altında olduğu durumlarda biz bu kadar hızlı davranacağız, diyor. O yüzden ancak o gerekçeyle kapatabiliyor.
Cep telefonundaki vergiye isyanı millî güvenliğe tehdit görüyorlar. Yazıklar olsun sizin gibi milliyetçiliğe de, olmaz olsun sizin getireceğiniz güvenlik de. Bir devlet, bir partinin bu kadar organı hâline getirilirse, daha biz buna ne söyleyelim?
Ayrıca biraz önce söyledim, bugün Türkiye'de bizi izleyen, dinleyen beyaz yakalı, mavi yakalı mühendisler, teknisyenler var. 60 bin, 70 bin, 80 bin lira maaş... Bir asgari ücretliye baktığınızda çok büyük maaş gibi görülüyor. Ama bu kişilerin dünyadaki emsallerinin, mevkidaşlarının, meslektaşlarının aldığı maaşa bakınca dörtte bir maaşlara çalışıyorlar ve üç katı fazla çalışıyorlar. Üç katı da pahalı bir ülkede yaşıyorlar.
60 bin lira ücret alan bir işçiden 138 bin lira yıllık vergi kesiliyor. İki maaş oraya gidiyor. 70 bin lira maaş alan bir teknisyenden 180 bin lira, yani iki buçuk maaş yılda vergi kesiliyor. 80 bin lira maaş alan bir mühendisin 235 bin lirası, yani üç maaşı, yılda vergiye gidiyor.
“Vatandaşlık alan baronlar zehir saçıyor"
Ama AK Parti ne yapıyor? AK Parti yeni bir vergi barışı getiriyor. Yeni bir varlık barışı getiriyor. Nedir?
Dışarıda paran varsa, nasıl kazandın sormadan; uyuşturucu mu, insan kaçakçılığı mı, silah kaçakçılığı mı, tehdit mi? Nasıl kazandıysan kazan, yüzde beşinden biraz azını verirsen bize, parayı getirirsin, Türkiye'de istediğini yaparsın.
Geçen hafta söyledim, uyuşturucu baronunu yakalamışlar, “Varlık barışından yararlandım, geldim,” diyor. Öbür uyuşturucu baronu, “Önce daire aldım, çünkü varlık barışı Türk vatandaşlarına aitmiş,” diyor. Türkçe bilmiyor. “250 bin dolara daire aldım, vatandaşlık verdiler. Yararlandım, parayı buraya getirdim,” diyor.
Sonra o baron, torbacıları, torbacıların üstündeki dağıtıcıları o paralarla finanse ediyor. Evlatlar zehirleniyor. Öbürünün kurduğu motosikletli suç çetesi, on dört-on beş yaşındaki yoksul çocuğu TikTok’tan, oradan buradan yakalayıp annesine babasına bakmayı taahhüt edip, kendine içeride bakmayı taahhüt edip, ona bir kimlik, bir silah verip, örneğin Adana'nın iş adamlarını sıradan tehdit ettiriyor, sonra birer kurşun attırtıyor, parayı ödemeyeni infaz ettiriyor.
Sonra on dört yaşında o çocuk diyor ki: “Benim yaşıtlarım babasının eline bakarken, bana abiler, yani çete, içeride bana, dışarıda babama bakıyorlar.”
İşte AK Parti'nin Türkiye'ye dayattığı kara düzen budur! O dışarıdan hesapsız gelen uyuşturucu parasının ya da çetelerin paralarının nereleri finanse ettiği buradadır. O Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayıp da içeride anasına diklenenlerin, anasını babasını tehdit edenlerin aldığı cesaret kirli paradandır. AK Parti'nin onların önüne açtığı kara düzendedir. AK Parti'nin kara düzeni yıkılmadan hiçbir sorun çözülmez!
"AK Parti iktidara geldiğinde emekli maaşı 257, iyi bir koç 150 liraydı"
Gelelim Kurban Bayramı'na... AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 257 liraydı. İyi bir koç 150 liraydı. Böyle tuttun mu ele gelecek koç 150 liraydı; emekli maaşı bir buçuk koç alıyordu.
Bugün aynı iyi koç 45 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Bir buçuk koç alan emekli, yarım koç alamayan, iki emekli birleşse bir kurbanlık alamayan duruma geldiler.
AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret emekli maaşından düşüktü ve 187 liraydı. İyi bir koç 150 liraydı. Bir asgari ücret bir kurbanlığın fazlasını alıyordu. Bugün asgari ücretli kurban almaya gittiğinde elinde 28 bin lira var, kurbanlık 45 bin lira.
Ve gelelim emekli ikramiyesine. Çünkü şöyle: 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi her emekliye bir maaş ikramiye demişti. AK Parti, “Veremezsiniz,” dedi. MHP ve o günkü BDP, bugünkü DEM, “Biz de vereceğiz,” dedi. 7 Haziran'da emekliler AK Parti'yi iktidardan ettiler.
1 Kasım’a giderken, o kaotik süreçte, “Biz de vereceğiz,” dediler. 2015’te verilen söz, seçim yok ya, 2015’te unutuldu; 2016, 2017 unutuldu; 2018’in seçimden önceki Kurban Bayramı’nda ilk kez tutuldu.
Ve biz itiraz ettik, “Bir maaş verin,” dedik. Bir maaş vermediler ama 1000 lira verdiler. O zaman maaşın yüzde 66’sıydı. Ama bugün, işte o gün, hani dedim ya, o iyi bir koç... Emekli ikramiyesi 1000 liraydı ve bir koç alıyordu. O gün 1000 lira olan emekli ikramiyesini, geçen hafta duydunuz, bakan, “Bu bayramda da artış yok,” dedi; Ramazan’da da vermedikleri gibi.
4000 lira olarak verecekler. 2018’de 1000 liraydı, şimdi 4000 lira ve artmayacak dediler. 2018’de bir koç alan 1000 lira, 2026’da bir but alıyor. Emekliler alabilirse bir but alıyor.
Bu emekli ikramiyesinde sadece sekiz yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin sayesinde, AK Parti'nin zorla verdiği bir koç parası kadar olan ikramiye 1000 liraydı; şimdi koç 45 bin lira, ikramiye 4000 lira.
Buradaki hesap en basit hesap... 21 kat artarken kesim bedeli... Yani koçu gidip de buradan almazsan, Diyanet İşleri'nin sitesine girersen, onlar da kesim bedeli kabul ediyorlar ve kurbanı onlara bırakıyorsun. 2018’de Diyanet İşleri’ndeki kurban kesim bedeli 850 liraydı. İkramiye 1000 liraydı.
Bakın, gidip koçu alıyor ya, Diyanet İşleri’nde de 850 liraya kesiyorlar sana. Bu sene Diyanet İşleri kesim bedeline 18 bin lira demiş. 21 kat artırmış. O Diyanet İşleri Başkanı’nı atayan bu hükümet, ikramiyeyi sadece 4 kat artırmış.
Kırmızı et fiyatları yüzde 1124 arttı
Kırmızı ette elbette bir krizin içindeyiz. Son 5 yılda enflasyon %653 artarken et fiyatları %1124 artmış. Burada ne geliyor akla? Akla hemen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin protein destekleri, mandıraları, halk etleri ve orada eti %30-40 ucuza sattığı yerler geliyor. Ama yetişebilir mi? Yetişemez. Bir kilo veriyor, ayda bilemedin iki kilo veriyor. Kimseye yetişemez. Bitti mi, bitiyor.
Onun için devlette ne var? Et ve Süt Kurumu var, güya ucuza satacak. Ama biliyorsunuz, et ithalatıyla uğraşan genel müdürleri var başında. Ve 2024 yılı verileri açıklandı. Et ve Süt Kurumu 14,3 milyar lira kâr elde etmiş.
Biraz ucuz etin, sütün peşine koşan vatandaştan 14 milyar lira kâr elde ederek kurumlar vergisinde 15. olmuşlar. Türkiye'nin en çok vergi veren 15. şirketi hâline gelmişler, “Millet ucuz et alacağız” diye. Senin işin kâr etmek değil, senin işin et ithal edip bilmem ne yapmak değil. Senin işin Türkiye'de ucuza et ürettirmek, ucuza kestirmek, ucuza ulaştırmak.
Türkiye'nin 15. para kazanan kurumu hâline gelenler, bugün görevlerini yapmayanlardır; bugün iktidarın liyakatsiz atamaları sonucunda o kurumun başında olanlardır.
14 Mayıs, biraz önce söyledim, Çiftçiler Günü. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Ama gıda enflasyonunda Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Dünyada beşinci... Bizden kötü 4 ülkenin biri işgal altında, biri Amerikan bombardımanı altında, bir tanesi yıllardır iç savaşla uğraşıyor, bir tanesi de Arjantin. Arjantin, Güney Sudan ve İran dışında gıda enflasyonu bizden yüksek olan ülke yok.
Son 20 yılda 23 milyon dönüm tarım arazisini kaybetmiş durumdayız. Tam Trakya kadar. Tarımda Trakya'yı kaybettik biz. Trakya kadar tarım arazisini kaybettik. Ortalama çiftçi yaşı 58. AK Parti geldiğinde 37’lerdeydi. Yani gençler topraktan koptular. Üç gençten ikisi, “Asgari ücretli bir iş bulursam seneye tarlada çalışmam,” diyor. Bu hâle geldik. Tehdidin boyutu burada.
Ve öyle bir nokta ki, ortalama çiftçi geliri de 19 bin lira; en düşük emekli maaşından da düşük. 19 bin lira bir çiftçinin ortalama geliri. O yüzden 28 bin liraya sanayide çalışmaya razı; toprakta, işte Manisa'da, Adana'da pamuk eken, Trabzon'da çay bahçesinde çalışan, Gaziantep'te fıstıktan ekmeğini çıkarmaya çalışan, Antalya’da güneyde narenciyeyle uğraşanlar, bir asgari ücretle koşa koşa tarladan kaçacaklar.
Bir beka sorunundan bahsediliyorsa, tam da burada var.
"Nereden bildin sen bu işi?"
Ankara'ya yeniden yollanan, Ankara'dan yeniden yollanan, hâkimken bütün siyasi kararları veren ve hepsi Anayasa Mahkemesi'nde, birçoğu oy birliğiyle bozulan birisinin İstanbul'a gittiğindeki planı...
Kişi kendinden bilir işi; ona demişler ki, “Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar, hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar, reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar.”
Nereden bildin? Bilirim ben o işi. Kişi kendinden bilir işi.
O yüzden, “Para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar.”
Nereden bildin sen bu işi? Kişi kendinden bilir işi!
Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar.
Ama ilk başladıklarında, “560 milyar lira yolsuzluk” diye anlattıklarında, en büyük kısmı hafriyat ve bu işi yaptıkları yerin Cebeci Hafriyat olduğunu söylediler. Allah Allah!
İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki, “Oranın bizimle ne ilgisi varmış? Bizimle ne ilgisi var?” diyor. Orası Enerji Bakanlığı'nın yeri. Döküm muvafakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi, onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor; Bağcılar herhâlde, Sultangazi...
Ayrıca bir protokol var; bizim büyükşehir olarak hakkımız var, dökülen hafriyattan bir pay alacağız. Yüzde 10 bize, Enerji Bakanlığı'na... Yüzde 20 bize olacakken yüzde 10'unu valiliğe vermiş. Yüzde 10'u da Cebeci Hafriyat'tan valilik alıyor.
“Ben anlamadım neler oluyor,” diyordu. “Hele bir iddianame çıksın, hele bir çıksın.”
İddianame çıktı. Durdu, durdu, bugüne geldi.
Bu arada bugün, Cebeci Hafriyat'ın ortağı, daha doğrusu Cebeci hafriyat alanına döküm yapan kişi, Murat Gülibrahimoğlu, AK Parti'nin önceki il başkanının, seçim günü il başkanı olan kişinin ortağı.
Yani buz gibi, buz gibi AK Partili; buz gibi AK Partili bir arkadaş.
Gülibrahimoğlu: “Ne yaptıysam Ekrem'e değil, AK Parti'ye yaptım"
Demişler ki buna, bir plan kurmuşlar: Bu işten bir iftira atacaksın ve etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz, vermeyiz ama sen Ekrem'e bir yalan uyduracaksın; biz buraya kaçak döküm yapıyorduk...
Rakam şöyle çıkıyor; iddia etmeye çalıştıkları, vaktiyle şimdi yapamadıkları... Günde 5 bin fazladan kamyon; İstanbul'dan Kocaeli'ne kadar falan uydudan görünür.
Adam bu sırada yurt dışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor. Diyor ki: “Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti İl Başkanı. Benim her sahip çıktığım şey AK Partili. Ben AK Partiliyim.”
“Ne yaptıysam Ekrem'e değil, AK Parti'ye yaptım,” diyor.
Bugün bu kıymetli Murat Gül İbrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat ve Sanayi Ticaret A.Ş.'nin sahibi; cezaevine sokulamadığı, canıyla, malıyla, evladıyla tehdit edilemediği, yurt dışında olduğu için itirafçı yapılamamış ama kendisi şirketindeki birisini alıp itirafçı yapmaya çalışmışlar.
Ama bakın bugün ne çıktı ortaya. Bakın bugün ne çıktı ortaya.
Ekrem İmamoğlu, Sayın Torun E.'ye soruyor; o şirkette çalışan bir muhasebeciye... Şirketin dökümleri çıkmış, güya oradan bize atılacakken Ekrem Başkan yakalamış, soruyor. Diyor ki:
“Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görüyorum.”
Var ya BİM işte, Şok, o bu, A101; üç harfliler.
“Hepsini AK Parti'ye verdik"
Savcı bizim arkadaşlarımızı market kartı dağıtıyoruz diye ağır suçluyor, tutuklu tutuyor, birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor.
“Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?” Çünkü bizi suçluyorlar ya, rüşvet olarak aldınız diye.
Yener Toruner:
“Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere ve AK Parti teşkilatına verdik.”
Soru:
“AK Parti teşkilatı derken tam kurum söyleyebilir misiniz?”
Cevap:
“AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'na teslim ettik.”
Soru:
“CHP'ye verdiniz mi?” Ekrem Başkan soruyor.
Cevap:
“CHP'li herhâlde gönlümden geçmedi değil ama keşke verseydik; hepsini AK Parti'ye verdik.”
Bitti sanmayın, bitti sanmayın.
Ayrıca elimde bir şey var; ne zaman gitmişti Akın Gürlek? Ekim 2024.
Murat Kurum'a çağrı
İşte o yüzden, işte o yüzden... Ben Murat Kurum’a soruyorum ya; Akın Gürlek’in 16 tane tapusu var. Aha da burada ID numaraları var. “4’ü aktif” diye, yani üstünde olan 4’ü... 12’sini elden çıkarmış, aktif olanları açıp gösteriyor.
Oysa ki Murat Kurum, bu ID’leri girince hangi tarihler arasında Akın Gürlek’te olduğu belli. Ama susuyor ya, söyleyemiyor ya... Çünkü kampanyaya paranın nereden yattığını Akın Bey biliyor. Ekrana gelince, “Geç onu, biz onu biliyoruz,” diyor. AK Parti olunca dokunmuyorlar.
Eğer bir sesli araçtan, ilçeye verilmiş rüşvet çıkaranlar, buradan... Buradan tarihin en büyük rüşvetini, en büyük zimmetini örtbas etmeye çalışıyorlarsa, daha çok, çok iki yıl edersiniz. İki yıl sonra bu millet çatır çatır soracak bunların hesabını. Çatır çatır!
Ayrıca buradan söyleyeyim, daha önce söyledim, bir de buradan söyleyeyim: Bu tapuların, bu ID’deki tapuların 16’sını da Murat Kurum bildirmiş zaten. Nereye biliyor musunuz? Yanlışlıkla...
Maliye Bakanlığı’nın bir genelgesi var. Gelir, vergi kaçakçılığını önleme, kamu kurumlarının vergilerini artırmak için... Orada diyor ki: Birisi tapuda işlem yapar, belediyeye gidip başvurmaz, belediye de ondan vergisini alamaz. Sonra da satar, bilmem ne yapar. O yüzden siz, mutat aralıklarla (üç ay, altı ay), tapudaki değişiklikleri resmî yazıyla ilgili belediyelere bildirin.
Çevre, Şehircilik Bakanlığı genelgeye uygun şekilde Sayın Akın Gürlek’in 16 tapusunu da Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki belediyelere bildirmiş zaten.
Aha buradan söylüyorum: Murat Kurum, çık ve “Bu tapular hiçbir zaman Akın Gürlek’in üzerinde olmadı,” de. Ben de sana şunu söylüyorum: Üzerinde oldu.
19 yıllık hâkim savcı (ki başka şeyden gelir elde etmesi yasak), 190 yıl maaş alsa biriktirse alamayacaklarını ve fazlasını...
Senfoni’den 98 milyon duruyor, yalanlamadılar. Öbür taraftan Emlak Konut yalanlamadı, duruyor. Onların da tapusu alınmak üzere, sözleşmeleri yapılmış.
Cumhuriyet tarihinin değil, Anadolu’da devlet kurduğumuz günden bugüne kurduğumuz bütün Türk devletlerinin en büyük zimmet, irtikap ve yolsuzluğunun üstünü kapatamazsınız! Eninde sonunda hesabını vereceksiniz! Eninde sonunda!
Şimdi gelelim beylerin nasıl iş gördüğüne, bir örnek vaka üzerinden...
Ne yapıyorlar ya? Ekrem Başkan’a iftira attılar; bugün işte Cebeci Hafriyat’ta çıktığı gibi. Her iftiracının böyle koltuğun altına kaçtığı gibi. Ya da vazgeçip, beyanından vazgeçtiği gibi.
Ona da yalan atıyor, “Vazgeçen yok,” diyor; tıkır tıkır çıktı vazgeçenlerin listesi.
Muhittin Böcek açıklaması
Şimdi gelelim; örnek bir vaka üzerinden bir kişi nasıl alınır, tehdit edilir, zorlanır ve itirafçı yapılır, bunu bir görelim. Örnek maalesef Muhittin Böcek ve Böcek ailesi.
Biz bu 16 tapuyu açıkladığımız gün, kendisine ertesi gün “Bir şey söyle” dediler. Cep telefonuyla, titreyen elleriyle, göz içine bakamayan ruh hâliyle 4 tane aktif tapuyu, o an üzerinde olan aktif tapuyu gösteriyor; öbürlerini filtrelemiş.
Üçünün de yanında üçgen var. O şu demek: Son 3 ayda edinilmiş. Nereden? Şimdi laf lafı açıyor; son 3 ayda nereden edinilmiş? Mahal’den. Bir tanesi İzmir’de, ikisi Ankara’da. İzmir’dekilerden birinden bir “Topuklayan Efe”nin izi çıkarsa şaşırma. Bunu da bu kenara yazayım. O söylediğimi anladı.
Son 3 ayda edinilmiş. Bunu bana söyleyen o kadar emindi ki İzmir’deki Mahal’in kim tarafından kime verildiğine... O gözle oraya da bakacağız.
Dört tapuyu gösteriyor. Göze bakamadan, basına bakamadan, yere bakarak 4 tapuyu gösteriyor. Ve sonra diyor ki:
“Özgür Özel bu tapuları açıklarken iki şeyi var: Bir, asrın yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor. Bir de kendisinin bir işi var. Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha vakti var. 15 Ocak tarihinde...” Tarihi veriyor ağzıyla, videosu var. “Manisa’da bir benzin istasyonunda baz çakışması var. Muhittin Böcek onu itiraf edecek. Özgür Özel o yüzden bunu yapmaya çalışıyor,” diyor.
Sonra ne oldu?
Tam bunu söyledikten sonra Muhittin Böcek’in şoförleri, korumaları ve o gün yanında olanlar ifadeye alındı. Beklenmedik bir şey oldu. Beklediği şu: Muhittin Böcek orada baz vermiş, orada biri daha bizden baz verir Manisa’da. O kişiye yüklenirler, “Bu kişiye para verdi,” derler.
Muhittin Böcek’in şoförleri, bulunulan mekânın kamera kaydı, her şey Muhittin Böcek’in oraya gittiğini, sonra Manisa’ya doğru tek başına hareket ettiğini gösteriyor. Bir şey gösteremiyor.
O gün söylediği tutar 50 milyon euro. Yani bir kamyonetle para çantayla taşınacak falan gibi anlatılıyor; öyle ifade verilmiş falan. Muhittin Böcek’in de önüne bu ifadeyi, 6 ay önce ben getirdiklerinde söylemişim otobüsün üstünden, koyup “Özgür Özel’e verilmek üzere 50 milyon euro...” Sonra o gün 20 milyona düşürüyorlar. “Benzinlikte verdim diye imza at, çık kurtul,” diyorlar.
Muhittin Böcek atmıyor. Bana, Cavit Arı’ya, kendisini ziyaret eden bütün milletvekillerimize bu belgeyi gösterdi. Altında İstanbul’daki bir savcının ifade imzasından getirmişler. “Bunu imzala, kurtul,” diyorlar. Atmadı.
Bakın ne oldu biliyor musunuz?
Oradaki koruma polisinin cep telefonuna bir adres atıldığı ortaya çıktı. O adresi açıp kendilerinin gittikleri, kimseyle buluşmadıkları ortaya çıktı. Adresi atanın rahmetli Ferdi Zeyrek olduğu ortaya çıktı.
Muhittin Bey’e konum atıp “Burada bekliyorum abi” deyip, kendi proje ekibiyle yedi kişi; onu getiren ve yanında projeyi anlatacak kişilerle, bir danışmanı ve proje anlatacak kişilerle mimarlık ofisinde oturdukları...
Manisa’nın adayı ya Ferdi; Antalya deneyimlerinden toplu taşıma, hafif raylı sistem, ucuz su, halk ekmek üzerine çalıştıkları... Sonra hep beraber Manisa kebabı yiyip vedalaştıkları, o kadar şahidin önünde hiçbir yalnız kalma olmadığı ortaya çıktı.
Yolu verse, oraya Ferdi gidiverse, Ferdi’nin şoförü onları almaya gidiverse...
Manisa’nın hiçbirimizin dolduramadığı meydanları, sokakları cenazesi dolduran Ferdi kardeşimin... ölmüş ya...
Ferdi’ye iftira atarak, “Muhittin Böcek Ferdi’ye verdi paraları.” Nasılsa Ferdi bir şey diyemez, çıkamaz. “Ferdi de o paraları Özgür’e verdi” ya da “Şurada kullandı, burada kullandı” deyip Ferdi’ye iftira atacak zihniyet tak diye kaldı.
"İftirayı atan siteyi hâlâ engellemiyorlar"
Sonra ne oldu biliyor musunuz?
Devlete emanet cep telefonundan Muhittin Böcek’in oğlunun ve gelininin, gelininin kaydettiği eşiyle mahrem görüntülerinden bir tanesini kamuoyuna verdiler.
Hatta dilim varmıyor ama bu iftirayı atan siteyi hâlâ engellemiyorlar. Ele geçirilmiş bir deli karının bir sitesi var. Oradan, gelininin aslında Muhittin Böcek’in sevgilisi olduğu, çocuğun Muhittin Böcek’ten olduğu, oğluyla evlendirdiği gibi iğrenç bir iftirayla bir video servis ettiler.
“Devamı gelecek” dediler.
Gökhan Böcek'in sinir krizi geçirdiği...
Gökhan... Biz de basından okuduk; Gökhan Böcek’in sinir krizi geçirdiği, “Tamam, getirin ne istiyorsanız imzalayacağım,” dediği ortaya çıktı.
O gün gittiler, avukatların tutanağı var. Savcıya demiş ki: “Getir, ne istiyorsan imzalayacağım.” Savcı demiş ki — bu tabii Antalya Cumhuriyet Başsavcısı — “Bizim böyle bir usulümüz yok, biliyorsan anlatırsın.”
Sonra, “Git, sen bir düşün.”
Gitmiş; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Gökhan Böcek’e itirafçılık için bir şans verilmesini ertesi gün... Antalya’da yargılanıyorlar, İstanbul’da bir şey yok daha. Zuhal’i ama İstanbul’a götürmüşlerdi.
Orada bir ifade... Ama Allah şaşırtacak ya, Allah şaşırtacak ya! Bunu namuslu bütün savcılar, hâkimler hem dinlesin hem onlara minnetimi bilsin.
Uzaktan bağlanıp da operasyon savcıları değil; bağlanamayınca, bağlantı olmayınca soruları yanlışlıkla, hesap edilmedik bir şekilde Gökhan Böcek’e Antalya’dan normal bir savcı soruyor.
Diyor ki, bakın Manisa’daydı ya on beşinde... On beş günlük bir tarihlilik aralığı verip yine on beşini hedefleyen...
“Ben gittim, bu paraları Cumhuriyet Halk Partisi’nin altıncı katında birinin söylediği birine verdim,” diyor.
Şimdi bu kadar ifade verse yetecek; İstanbul’a yeter. Onlar siyaseten kullanacak. CHP’yi kirletecek, milletvekilini kirletecek, partiyi, genel başkanı kirletecek.
Savcı şunu soruyor:
“Parayı nereden çektin?”
Ya bu kadar para çektin ya; önce 50 milyondu, 20 milyondu, 1 milyona inmişler. Sırt çantasına sığacak tutar 1 milyon euro, arkadaşlar.
Diyor ki:
“Ankara’ya nasıl gittin?”
“Uçakla gittim.”
“Parayı nereden çektin?”
“Para çekmedim. Eşten dosttan topladım.”
“Sonra ne yaptın?”
“Uçakla gittim.”
“Seni uçağa kim bindirdi?”
Normal savcı soruları bunlar; doğrulatacak ya, yalan atıyorsa.
“Hatırlamıyorum.”
“Ankara’da uçaktan kim aldı?”
“Hatırlamıyorum.”
“Genel Merkez’e ne zaman gittin? Gününü söyle.”
“Bilmiyorum.”
Uçağı biliyor, gününü bilmiyor. Çünkü o tarihteki kamera kaydına ya da kayıtlara bakılacağını biliyor. On beş günlük bir süre veriyor; o sürede gelmiştir gitmiştir diye hesap ediyor Ankara’ya, baz vermiştir diye hesap ediyor.
“Nasıl gittin 6. kata?”
“Kapıya girdim, adını söyledim, 6. katta dediler.”
Bu yazıyor arkadaşlar, ilk ifade.
“Çıktım.”
“Kime verdin?”
“Ben o ismi unuttum. 1.70 boylarında erkekti.”
Bu kadar!
“Peki senden parayı isteyenle konuştun mu telefonla?”
“Ben konuşmadım, o konuştu.”
“Bu kadar parayı verdiğin kişinin adını bilmiyor musun? Teyit almadın mı?”
“Almadım, uzaklaştım.”
Sonra Muhittin Böcek’in ifadesi alınıyor. Muhittin Böcek, okudunuz:
“Adaylığımla ilgisi yok; partiye maddi, her zaman olan bağışlardır. Oğluma geniş zamanlı, parti bir şey isterse ver demiştim. Genel Başkan, partinize sahip çıkın, maddi manevi arkasında olun kampanyanın demişti. Geniş zamanlı talimatım vardı, geniş zamanlı aldı, almış götürmüş; benim haberim yok.”
Çünkü Muhittin Bey’e, mal varlığına el konulana kadar... Adam otobüs muavinliğiyle başlamış; kamyon muavinliği, otobüs şoförlüğü... Kendi çalışmasıyla dünya kadar servet yapmış, malına çöktüler.
Torununa iftira attılar. Büyüyecek o çocuk, büyüyecek. Tarih önünde biz bunları ispatlamazsak o çocuk bu iftiralarla büyüyecek. AK Parti’nin bunlara, AK Parti’nin kara düzeninin bunlara iftira attırmak için yapmasından büyüyecek. Devletin kayıtlarına sokuyorlar bunları.
Ve mal varlığına çökünce diyorlar ki Muhittin Bey’e:
“Oğlunun ifadesini doğrula, mallarını geri al.”
Oğlunun ifadesini doğrulayacak ama ben Akın Gürlek’in tapularını açıklayıp da “Akın Gürlek, Muhittin Böcek itirafçı olacak,” dediğinde, kendi el yazısıyla yazıp kendi web sayfasından yayınlatmıştı:
“Bakını kandırıyorlar, bir kuruş verdiysem adi şerefsizim; ispatlamayan namussuz şerefsizdir.”
O zaman da bunları söylese çıkardı ama mal varlığına da çöküp, çocuklarını bilmem ne yapıp oğlunu çıldırtıp, gelini yapınca gördüğünüz gibi bir şey söylemiş.
Muhittin Böcek’ten Gökhan’ın dediklerinin, işte “Babamın talimatıyla değil ama geniş zamanlı söylemişti” falan (günü çakıştıramıyorlar ya)...
Zuhal Böcek’ten ifade alıyorlar, ek iddianame alıyorlar.
“Kocamı uçağa ben bıraktım... Pardon, kocamı uçaktan ben aldım.”
Yahu adam karısından gider... Karısı Ankara’da, kendisi Antalya’da nedense. Eşi onu alır, Genel Merkez’e götürür de bunu hatırlamaz mı?
“Tanımıyorum, hatırlamıyorum, kimin aldığını. Biri aldı, hatırlamıyorum.”
Zuhal Böcek’in ifadesiyle Antalya’daki alınan normal ifadenin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor.
"Böcek, ertesi gün aday gösterilmiş"
Ve bunun üzerinden çıkmışlar, utanmadan sıkılmadan, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine...
Efendim, aday olmadan önce, aday gösterilmemiş; tam gösterilecekken para istenmiş. Muhittin Böcek de bugünkü ifadesinde dahi demiş:
“O gün DEM’e bir salon vermedi diye infial oldu, adaylık açıklamasından çekildi. Çünkü Kürt seçmen kırıldıysa seçilemez diye yeni anket yapıldı.”
Anket gelmiş, 3,5 puan önde çıkmış, ertesi gün aday gösterilmiş.
O kadar salak ki, Muhittin Böcek’ten aldığımız parayı onun için anket yaptırmaya harcamış olabilir miyiz?
Böyle bir çirkinlikle karşı karşıyayız. Bu bir örnek; kişinin nasıl itirafçılığa, iftiracılığa zorlandığına ilişkin.
Diğer taraftan büyük bir haysiyet cellatlığıyla... Efendim, Özkan Yalım’ı ilk gün dedik; affetmeyiz, üstümüze sorumluluk düşüyor, ne gerekiyorsa yaparız. İlk toplantıda disipline verdik. Her parti gibi savunma süresinden sonra partiden attık. Kimi attıysan daha kısa sürede atamıyorlar. Özkan Yalım’dan korkuyorlar. Attık.
Özkan Yalım’a, “Hadi itiraf et,” dediler. Onun yurt dışında 300 tır, burada 300 tırlık firmasına çöktüler. “İtirafçı olursan vereceğiz,” dediler.
Atılan laflara baksanız utanır insan. 14 yıl önce dayısını gece ameliyat ettirince annesi “Özgür’e hediye yapalım,” deyince Kıbrıs’tan çakma saat almış; “Takmam ben bunu,” demişim, ifadesinde var. Yok, Uşak’ta birisi fason yapıyor, “Al sana bunu getirdim,” demiş. Bunları söylüyor.
“Ben Özgür Özel’e 9 yıl önce kadın çantası verdim, eşi için.” Arkadaş arkadaşa, “Bak bunu Türkiye’de benim arkadaş yapıyor,” diye eşine hediye etmiş. Ondan iftira çıkarmaya çalışıyorlar.
Dönüyor, dönüyor, en son partinin partiye araç alırken “Ben çok kamyon alıyorum, indirim yaptırırım,” diyor. Normal bir filo indirimi. Parti arabanın parasını ödemiş. Önce “Araba aldı,” dediler.
“Aksesuarların parasını ödemiş, aksesuarları karşıladı,” dediler. O, “İç dizaynında en iyi yeri ben biliyorum, ben yaptıracağım,” demiş. Bizi de “Ben hediye ettim, partimin genel başkan aracının içini yaptırıyorum,” diye kandırmış.
Ne zaman öğrendik, yazışma yaptık. Kaç paraysa parti koca arabayı alacak da içinin bilmem neyini yaptıracak...
Belediyenin üç aracından bir faturayı tek faturaymış gibi de söylüyorlar.
İş ki, bizim Özkan Yalım’dan almışız, almışız, almışız... Arabanın iç dizaynını almışız. Onu da parti ödeyecek.
Sanki kendi arabamızı almışız gibi de bir şey söylüyorlar.
Bakın şimdi, buradan ben... Hani, “Ben bunları en çirkin video çıktığında nasıl anlatacağım bilemiyorum,” deyip yazan gazeteci var. Bugün de diyor ki; kendinden bahsettiğimi biliyor. Gazeteci, ismini ifşa etmek istemediğim için söylemiyorum. Ailene yazık. Yoksa Devlet Bahçeli soy isminden neler söyledi sana buradan... Ona hiçbir şey yapmazsınız.
Ama şunu söyleyeceğim. Diyor ki: “Özkan Yalım’ın iftiralarını yalanlamadılar.”
Her birisini teker teker söyledik; doğru olmadığını, ne olduğunu...
Şu kadar ar varsa, şu kadar namus, şu kadar şeref kaldıysa birinizde; bu Adalet Bakanlığı’ndan muhabirlere ayrı, haber müdürlerine ayrı, Ankara temsilcilerine ayrı gruplardan, ayrı kişilerden atılan; tek yerden yöneltilen, fosforlanan, mosforlanan, baskı yapılan “haberimizi girmeyin” diye yapılanlara...
Buradan söylüyorum bak: Bir arabanın içi, haberimiz olmadan, tek fatura... Firmaya biz yazdık. “Kardeşim, eğer bunu belediyeden ödedilerse söyle; biz Özkan Yalım ödedi biliyorduk,” diye.
Şimdi burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na ve AK Parti Genel Merkezi’ne...
Bakın, birinci şahidim bu yüce çatının başındaki kişidir, Sayın Numan Kurtulmuş.
Opel Insignia. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ertan Kandemir, Opel Insignia... Ve burada teker teker yazıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a... Bunu bizimkiler basına atın arkadaşlar.
Ve örneğin Belma Satır’a, örneğin Gençlik Kolları’na...
56 tane araç sadece AK Parti’nin il başkanlığına ve genel merkezine, Numan Bey genel başkan vekiliyken...
Bakın burada yazıyor: Genel Başkan Yardımcısı, Genel Başkan Yardımcısı, Vito Mustafa Ataş Genel Başkan Yardımcısı, Insignia Ebubekir Demirkan Genel Başkan Yardımcısı...
Nakil verilen, kalıcı verilen, geçici verilen; hepsini yazmışlar.
Bu arabaları; arabanın kendisiyle, lastiğiyle, benziniyle, şoförünün maaşıyla... Bırak içinin dizaynını, her şeyiyle 56 tane arabayı...
Sonra da seçim zamanında verilen makama “Yeni başkanlık” yazıyorlar.
Yani ne biliyor musunuz? Adayları, Sayın Başbakan aday oldu ya... Kim? Erzincan milletvekili Binali Yıldırım.
Binali Yıldırım’a tahsis edilen 20 araca da “makam olarak yeni başkanlık” yazıyorlar. Kesin seçimi kazanıyorlar ya, araç tahsis etmişler.
Burcu Köksal açıklaması
Şimdi sözün sonu...
Saat 15.00 olur, gong çalar. Grup Başkanvekili gider, Atatürk’ün partisini temsile geçer orada. O işi yaptım. Ömrümde yaptığım en onur verici görevlerden biriydi. 9 sene yaptım. Tık demeden yaptım. Şu kadar partime laf getirtmeden yaptım.
Arkadaşlar o görevleri layıkıyla, bütün gayretleriyle yapıyorlar.
O koltukta oturmuş birisi. Ve bazen, ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda “Beni ustam yetiştirdi,” diyen birisi.
AK Parti’ye “Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz, siz Trikopis’in askerlerisiniz,” deyince benim, “Dur Burcu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir partisine tamam, rakip olabiliriz, düşmanlık görüyor olabiliriz ama Yunan ordusunun partisi denmez,” diye susturmaya çalıştığım...
Her fırsatta “Siz Fesli Deli Kadir’in, Atatürk’ün cenazesine şunu diyenlerin partisiniz, alçaklar...” deyince, “Yapma Burcu,” dedim.
İzmir kadın milletvekiline bunu... “Öldürmezsem içime sinmeyecek,” deyince ya da AK Parti Grup Başkanvekiline küfürlerle saldırınca zor durdurduğumuz...
İskilipli Atıf’ın partisi mi dememiş? Oraya katılan şeye katılırken, bir teğmen katılırken, “Sen Atatürk düşmanlarını seçtin, İskilipli’yi seçtin, Fesli Deli Kadir’i seçtin, Trikopisçileri seçtin. Sana sahip çıkan partini bırakıyorsun,” demiş.
Şimdi, daha önceki Topuklu Efe’deki gibi; ya AK Parti’ye katılacaksın ya diğerleri gibi içeri atılacaksın da bir günde...
Burada belediye başkanlarımızı ziyaret edip en güzel şeyleri söylerken, arıyorum, “Dün size gelmiş,” diyorum. “O kadar mutluydu ki, seni öve öve bitiremedi,” diyor.
Çıkmış diyor ki:
“Partide siyaset imkânım kalmadı.”
Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık. Üç kere Afyon’da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebriğe gitmişiz. Yeter ki Afyon’u tutsun diye.
Diyor ki:
“Geçmişi unutmadılar. Beni koltuğumdan etmek için aday yaptılar.”
Aday yaparken “Afyon’u kazanamam, Grup Başkanvekilliği’ni bırakmayayım,” demiş. “Bırakma, kaybedersen yerin hazır ama sen kazanacaksın,” demişim. Önce ben inanmışım. Önce ben, sonra o.
Geçenlerde annesi hastalanmış. Annesi şimdi beni izliyordur. Takılıyorum teyzeye; kumandanın pilleri 6 yıldır bitmiyor diye. Sadece Halk TV açık.
Her grubu ağlayarak izleyen, o 2 yaşındaykenden beri MS hastası olan, geçen sefer AK Parti’ye geçiyor söylentilerinde kaskatı katılan, sinir krizi geçiren teyzeme ben 2 ay önce evinde ziyarete gittim. Elini öptüm. Defalarca öptü beni.
O anne... Ve oradan sonra beni yemeğe götürdü. Her seferinde övgüler, övgüler, övgüler...
Şimdi diyor ki:
“Orada siyaset imkânım kalmadı.”
Son konuşmasında AK Parti grubuna diyor ki:
“MS hastası anneme küfrettiniz, alkışladı bu AK Parti grubu.”
Bekliyor ki yarın Afyon’a gidince onu Mustafa Kemal’in kurduğu partinin grubu değil; annesine küfredeni alkışlayanların, bunun da “Gelin alın beni be, yolsuz dediniz, rüşvetçi dediniz, dolandırıcı dediniz, teslim olmayacağım, alın beni içeri,” diye meydan okuduğu gruba gidiyor.
Ve diyor ki:
“Özgür Özel beni tehdit etti.”
Ona sadece şunu dedim: 6 ay önceki gidişinde demiştim; “Şüphen kocandansa ayrılırsın, bu parti ailen olur, sana sahip çıkar. Senin hırsız olduğuna inanmıyorum.”
O laf o.
Bu sefer de dedim ki:
“Ey Burcu Hanım, 2 yıl kolay geçmez ama çabuk geçer. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca sakın gelip kapımızda yalvarma.”
Bu tehditse, daniskasını ediyorum ulan! Daniskasını ediyorum!
Bu tehditse, daniskasını ediyorum! Hadi bakalım.
Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılgınların, teslim olanların değil; hep birlikte ayağa kalkanların, iktidara yürüyenlerin partisidir.
Bu partinin iktidar yürüyüşü süngünün üstüne yürüyerek başladı. Düşman kurşununa açık yüreğiyle, göğsüyle yürüyenlerle başladı.
Yürüyelim arkadaşlar! Kalanlar arkada kalsınlar. İktidara yürüyoruz arkadaşlar.

