Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler iklim konferansı COP31’i Türkiye’nin iklim dönüşümüne ilişkin finansman kaynaklarını çeşitlendirecek uluslararası iş birliklerine imza atmak için bir imkan olarak gördüklerini belirtti.
Sıfır Atık Vakfı’nda cuma akşamı gazetecilerle bir araya gelen Kacır, mevcut çalışmalar, sanayide yeşil dönüşüm ve gündemdeki konulara dair değerlendirmelerde bulundu. Kacır’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Avrupa’nın politikalarını yakından takip etmemiz kritik”
“Türkiye, Avrupa değer zincirlerinin bir parçası. Halihazırda ihracatımızın yüzde 43’ünü AB ülkelerine yapıyoruz. Avrupa’nın süreç içindeki dış ticaret politikalarını çok yakından takip etmemiz, ürün ihracatının yükselişini sürdürmemiz için çok kritik. Çevre sorumluluğu ve duyarlılığı, bir yandan da rekabet gücünü muhafaza etmek için yeşil dönüşüm politikalarını önceliklendiriyoruz. Ajandanın en üst sıralarında yeşil üretim ve dönüşüm programlarına yer vermesini sağlıyoruz.”
Avrupa’nın politikası
“İşin doğrusu, iklim değişikliği mücadelesinde politika setinde AB’nin öncü bir rolü var. Avrupa için yeşil dönüşüm meselesi sanayide rekabet meselesi. Aslında bir öz değerlendirme yaptılar. AB müktesebatında üye ülkelerimize standartlar getiriyoruz ve çevreye daha az tahribat ortaya çıkaracak, daha temiz üretim politikalarını uyguluyoruz diyorlar. Ancak ticaret ortakları bu kuralları uygulamıyorsa, ki bazıları uygulamıyorlar, sanayimizi, üreticimizi onlara karşı dezavantajlı hale getiriyor ve rekabet gücümüzü adım adım kaybediyoruz diyorlar. Avrupa olarak zenginleşmiş bir bölge olarak artık bir yandan üreticilerimize çevre dostu kriterleri getirirken dışarıdan aldığımız ürünlerde de bu kriterin aranmasını temin edeceğiz ve bunu bir mali yükümlülük ile uygulayacağız diyorlar.”
“Uygulama sektörleri kuşatacak”
“Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uygulayacak ve ithal ürünlerde karbon emisyonu düzeylerini Avrupa’da üretilen ürünlerle eş seviyeye getirecek mali programı hayata geçireceğiz diyorlar. Avrupa Yeşil Mutabakatı ile bunu başlattılar. Bu yıl kritik bir yıl. Mali uygulamanın başladığı yıl. Bu yılki emisyon düzeyleri firma bazlı raporlanacak. Hedeflenen emisyon düzeyi ile üretimde gerçekleşen farkın bir kısmında ücretsiz tahsisler yapılacak, o da yıldan yıla azalacak. Yoğun emisyon gerçekleştiren demir-çelik, çimento ve plastik gibi sektörlerle bu başlayacak ve adım adım diğer sektörleri de bu uygulama kuşatacak.”
“2053 net sıfır hedeflerini hayata geçirme çabasındayız”
“Türkiye olarak 2053 Net Sıfır hedeflerini hayata geçirme çabasındayız. Bunun için öncelikli sektörlerimizin yol haritalarını ortaya koyduk. Olağan şüpheliler dediğimiz sektörlerin hedeflerine nasıl ilerleyeceğini; çelik, alüminyum, çimento, gübre sektörleri için tek tek hazırladık. Ar-Ge ve Ür-Ge planları yaptık ve bir de mali yaklaşım var. Sadece bu dört sektör için 70 milyar dolara kadar yatırımdan bahsediyoruz 2053’e kadar.”
"COP31’i imkan olarak görüyoruz"
“Burada uluslararası finansman çok önemli hale geliyor. İklim müzakerelerinde bunu vurguluyoruz. COP31’de en temel önceliklerden biri, dev toplantıya yakışır şekilde ev sahipliği misyonunun yanında Türkiye’nin iklim dönüşümüne ilişkin finansman kaynaklarını çeşitlendirecek uluslararası iş birliklerine imza atmak. COP31’i imkan olarak da görüyoruz.”
“Yeşil OSB’leri daha güçlü teşvik etmek için çalışmalar yapma niyetindeyiz”
Halihazırda 65 OSB’de yatırımlar devam ediyor, 11 OSB’de atık su geri kazanım tesislerini hayata geçiriyoruz. Dünya Bankası ile Türkiye OSB başlığı ile 250 milyon avroluk iş birliği projesini hayata geçiriyoruz. 13 yıl vadeli altyapı kredileri sunabiliyoruz. İslam Kalkınma Bankası ile de ilk kez iş birliği gerçekleştiriyoruz. 250 milyon dolarlık bütçeyle 9 projeyi hayata geçireceğiz.
Şimdiye kadar 31 OSB’ye Yeşil OSB sertifikası verdik. Bu yaygınlaştıkça Yeşil OSB’leri daha güçlü teşvik etmek için çalışmalar yapma niyetindeyiz. Sanayiyi bu süreçte asla yalnız bırakamayız. Finansman yükünü hafifletmek durumundayız.
Bunun için özellikle yeşil dönüşümü teşvik sistemini güçlü şekilde konumlandırdık. Teşvik sistemimizin ana unsurlarından biri Yeşil Dönüşüm Programı oldu. Nasıl Ar-Ge’yi 23 yılda bir kültür haline getirdik, özel sektörde 1.700’den fazla Ar-Ge ve tasarım merkezi kurabildiysek, yeşil dönüşümde de benzer atağı hayata geçirmek niyetindeyiz.
“Yıkıntı atıklarının geri kazanımı için tesis kuruyoruz”
“Türkiye’deki 26 kalkınma ajansının tüm hedefi, yerel kalkınmayı hızlandıracak yatırımları hayata geçirmek. Özellikle sıfır atık ve yeşil dönüşüm projelerini son dönemde önceliklendiriyoruz. 161 projeye 913 milyon lira destek sağladık. 1,7 milyar liralık yatırım hacmi oluşturduk. Yeşil dönüşümde 787 projeye 4,9 milyar lira katkı verdik. 8,3 milyar liralık projenin hayata geçmesini sağladık.
En önemli programlardan biri de Yerel Kalkınma Hamlesi Programı oldu. Ana yaklaşım, bölgelerin gelişmişlik endeksine göre tanımlanması ve daha az gelişmiş bölgelere daha fazla katkı sağlanmasıydı. Altı kategoride yatırımları artırıyoruz. Yeni teşvik sisteminde de en ileri teşvikleri 6. kategorideki illere veriyoruz.
Önemli bir sütun ilave ettik: Yerel Kalkınma Hamlesi. Her ile özgü fırsatlar var ve bunları o ilde gerçeğe dönüştürmek için güçlü teşvikler sunmak gerekli. Dört yatırım konusuna ileri düzeyde yatırım teşvikleri sağladık.
81 ilimizde ilan edilen 324 başlığın çok önemli bir bölümü döngüsel ekonomi ve sıfır atık başlıklarından teşekkül etti. İlk çağrımızda bu başlıklarda 33 projeyi destekledik. 12,7 milyar lira tutarında yatırımın hayata geçmesini bu programla mümkün kılmış oluyoruz.
Ankara’da atık elektronik eşya dönüşüm tesisi kurulacak. Aydın’da tarımsal yan ürün ve atıklardan katma değeri yüksek üretim tesisi, Balıkesir’de mermer atıkları öğütme tesisi, Bursa’da biyopolimer üretimi, Düzce’de prebiyotik üretimi, Edirne’de biyokömür üretimi.
Bunların her birinin arkasında bir planlama aklı var. 486 bin dekar alanda çeltik üretiliyor ve 300 bin tonun üzerinde çeltik sapı ortaya çıkıyor. Şimdi biz bunların ülke ekonomisine kazandırılması için burada tesisler kurduruyoruz.
Giresun’da fındık kabukları ve çay atıklarından aktif karbon üretim tesisi kurduruyoruz. Hatay’da yıkıntı atıklarının geri kazanım tesislerini kuruyoruz. Küçük ölçekli tesisleri devlet bütçesiyle kurduk. Şimdi çok daha büyük ölçekli tesisi Hatay’a kazandırıyoruz. Sakarya’da meyve atıklarından katma değerli üretim gibi projelerimizi hayata geçirmiş olacağız.”
Yeni destek programı
“Cuma günü bir destek programını da KOSGEB eliyle hayata geçirmek için ilan edeceğiz. Bu alanda çalışacak teknoloji girişimlerine yönelik hızlandırma programları gerçekleştirecek işletmecilerin her birine 6,5 milyon lira kadar KOSGEB desteği vereceğiz. Uluslararası iş birliklerimizi kurumsallaştırmayı da önemsiyoruz.
COP31 vesilesiyle en az gelişmiş ülkeler için Yeşil Sanayi Kolaylaştırma Mekanizması kurulması en önemli işlerden olacak. COP31’de bu çalışmanın da hayata geçirilmesine Türkiye öncülük edecek.
Bakanlık olarak bütün yaklaşımımız, Türk sanayisinin bu dönüşümü gerçekleştirmesi ve güçlü olarak çıkması oldu.”
Ağırbaş: İthal edilen çöp denizlerimize dökülüyorsa cezası olması
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş da plastik atıklar üzerine yoğunlaşan bir çalışma içinde olduklarını belirtti. Ağırbaş, “Biz Türkiye olarak dünya ortalamasının yüzde 44 üzerinde plastik atık üretiyoruz. Nüfusumuza oranla okyanusları ve nehirleri dört kat fazla kirletiyoruz. Okyanuslara sadece bizim zararımız yüzde 1,5. Çok fazla bir oran” dedi.
Vatandaşların çöp ithal edilmemesini istediğini ifade eden Ağırbaş, “Adam ithal ettiği çöpü denizlerimize, nehirlerimize döküyorsa bunun cezası olmak zorunda. Biz burada kimin ihmali varsa, herhangi bir sorun varsa tespit edip çözüm yolları arayacağız. Suç duyurusunda bulunulması gerekiyorsa bunu yapacağız. Geri adım atmayacağız” diye konuştu.
Kacır da, “İnsana hizmet etmeyen bir kalkınmanın savunucusu olamayız. Esas olan nihayetinde teknolojilerden, üretimlerden söz ediyorsak insana katma değer ortaya koymaktan söz ediyoruz. Burada da özellikle plastik üretimi ve kullanım meselesi hassas bir konu. Gönlümüz arzu eder ki hızla azaltalım, biyobozunur malzemeleri yaygın kullanalım.
Regülasyon bir tarafı ancak bunun uygulanabilir çerçeveye oturması da önemli. Burada bize düşen en önemli mesele aslında işini kural bazlı yapanla yapmayanı ayrıştıracak tedbiri sahaya yansıtabilmek” ifadelerini kullandı.