05 Mart 2024, Salı
Haber Giriş: 18.03.2022 04:37 | Son Güncelleme: 18.03.2022 13:45

Toplum, doğa, tarih ortaklığında Bodrum’u kurtarmak

Sermaye çeteleri, ülkeyi karış karış yağma-talan politikalarının bir parçası haline getirdi. Bodrum’u Bodrum yapan bütün değerler tehdit altında… Şimdi Bitez’de, kamu için kullanılması gereken Hazine arazisi Cumhurbaşkanlığı kararıyla imar planı değiştirilerek yapılaşmaya açıldı
Bitez'de 29 dönüm alandaki yöresel ve endemik ağaçlar bir-iki gün içinde, yangından mal kaçırır gibi yok edildi.
Bitez'de 29 dönüm alandaki yöresel ve endemik ağaçlar bir-iki gün içinde, yangından mal kaçırır gibi yok edildi.

Ahmet Aras/Bodrum Belediye Başkanı

Özel mülkiyet, kâr oranı gibi kavramların etrafında kurgulandığı neo-liberal dünya; kenti, kent sakinini ve kent hakkını da bu çerçevede gören bir anlayış, bizler; Bodrum sakinleri için ne kadar mümkün? 

Mekân/kent ve birlikte/bir arada yaşamak sıkı bağlarla örülü. Mekân sonsuz bir boşluktan ibaret değil elbette. Kapitalizmin gelişimiyle de birlikte düşünülebilir. Mekân, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişim sürecinde bir meta üretim alanı olarak dönüşüyor.

Daha sonra mekânın kendisinin üretilen ve tüketilen bir metaya dönüştüğü de görülüyor.

Biz nasıl bir mekân/kent istiyoruz? Bunun cevabını yine özel mülkiyet, sermaye ve kâr üçgeninde arayacağız ve aslında istediğimiz kentin toplumsal ilişkilerden, doğa ile kurduğumuz ilişkiden, çeşitli yaşam biçimlerinden, verili siyasetten, birikim sisteminden, teknolojilerden ayrılamaz olduğunu da kavrayacağız. Bu da bizi kent hakkına ulaştırır.

Sanılmasın ki kent hakkı bireyseldir; bireysel olmaktan çok ortak bir haktır. Sadece kent kaynaklarına ulaşma özgürlüğünü aşan, hem kenti hem kendimizi dönüştürebilme hakkıdır. 

Ortak bir haktır; çünkü David Harvey’nin ifadesiyle “kentleşme süreçlerini yeniden şekillendirmek üzere ortaklaşa bir gücün kullanımına" dayanır. Kentlerimizi ve kendimizi yeniden yapma özgürlüğü; en değerli ama aynı zamanda en çok ilgisiz kalınmış insan haklarımızdan biridir.

Peki, Bodrum’da bu hak kimlerin ortaklığındadır? 

Son yirmi yılda Türkiye ekonomisinde yaşananlar, kapitalizmin kentteki eşitsiz gelişimini acayip noktalara getirdi. Verili birikim sürecinin öne çıkardığı sermaye grupları, sektörler, alt dalları ve onların yatırım kıstasları, sürekli kârlı yerler bulma gereksinimi şu an yaşadığımız sorunlu halin temelidir. Mekânsal dönüşüm, doğanın talanı bambaşka bir kaos yaratmıştır. Hakiki ve önemli içgörülerle süreci değerlendirmek gerekir. 

Çünkü “sermaye, bir süreç olarak algılanmalı.” Betonla bütünleşen, doğrudan doğayı ve mekânı hedef alırken dolaylı olarak insan bedenini ve zihnini de hedefleyen bir süreç. İşte Bodrum’a yapılan bunun somutlaşmasıdır.

Bütün canlı yaşamına bir saldırı hali… Burada kent hakkı, kent sakinine değil, özel ya da yarı-özel çıkarların hizmetine veriliyor. Bodrum da zenginler için “gated community” haline dönüşüyor.

Nasıl somutlaştığını aktarayım.

Türkiye genelinden Bitez’e kadar dayanan bir mevzu. Bugünkü birikim rejiminin ortaya çıkardığı sermaye çeteleri, ülkeyi karış karış yağma-talan politikalarının bir parçası haline getirdi. 

Bunlar; ormanlardan ırmaklara, göllere, hayvanlara tarım arazilerinden tarihi doğal-kültürel varlıklara kadar yok etmeye ant içmiş gibi.  Her şey sermayeye feda ediliyor; doğa sınırsız bir biçimde peşkeş çekiliyor. Bitmeyen maden ocakları, kömür ocakları, termik santraller, sanayi atıkları, HES’ler, JES’ler, RES’ler, avcılık ihaleleri, yok edilen tarihi miraslar, yakılan ormanlar, imara açılan topraklar, mega planlar vs. hepsi bir kıyamet projesi. Kaz dağlarından İstanbul’un kuzey ormanlarına, İkizdere’den İkizköy’e, Salda’dan Bodrum’a… hem yabancı şirketlerin hem yerli sermayenin eliyle süren ve bitmeyen bir mahvoluş.

Bodrum bölgesel çevre yıkımı tehdidinin bin çeşidiyle muhatap. Bodrum’u Bodrum yapan bütün değerler tehdit altında…

Ortakent'ten sonra Bitez

Bitez’den önce, Bitez’in yanı başında Ortakent’te, 1 milyon 100 bin metrekarelik alan imara açılmış; kurdun kuşun yuvasından, tarım alanlarına kadar sermayenin konusu haline getirilmişti.

Şimdi ise Bitez’de, kamu için kullanılması gereken Hazine arazisi Cumhurbaşkanlığı kararıyla imar planı değiştirilerek yapılaşmaya açıldı. Bu arazi Türkiye’nin en değerli arazilerinden biri ve 29 dönüm büyüklüğündeki bir alan, iktidara yakın olduğu iddia edilen bir şirkete, 242 milyon liraya satıldı. İnşaat çalışmalarının son hız başladığı arazide, bir iki gün içinde yöresel ve endemik tür olan 801 ağaç yok edildi. Hukuki süreç devam ederken yapıldı bu, yangından mal kaçırır gibi bir yok etme telaşıyla…

Kentin sakini olan bölge halkına sorun, o ağaçları kendi elleriyle dikip büyütmemişler mi? Kim bu şirket? Doğadan ve halktan daha mı büyük?

Satış süresince de sonrasında da sürekli hukuki işlem başlattık ve hukuki süreç devam etmesine rağmen; belediyeden imar durum belgesi, ön onaylı vaziyet planı veya yapı ruhsatı almadan kestiler o ağaçları. Burada, doğa ve kentsel yaşamın ve sivil toplumun temel aktörü olan yerel halk da, kent hakkı da ve hatta kentin kendisi de yıllardır yok sayılıyor. 

Kente tüzel, politik bir varlık ya da maddi bir yapıt gibi yaklaşamazsınız ama sermaye söz konusu olunca kent politik ve maddi bir yapıta dönüşüyor. 

Sonuna kadar mücadele

Piyasa düzeninin, yirmi yıldır inşaat gölgesinde süren, varoluşlarının temeli yok etmek olan bir anlayış karşısında, bizim mücadelemiz de var olacak. 

Kentsel taleplerimizin, kent hakkının ekonomik, politik ve ideolojik çatışmaların seyri tarafından belirlenmesine müsaade etmek gibi bir seçeneğimiz yok.

Bodrum’un daha çok şey yaşayacağının habercisi olan mücadelemiz aslında bu gezegendeki tüm yaşam için. Neredeyse tümden insanın, sürdürülemez ekonomik sisteminin yarattığı sorunlar karşısında, felaketler yaşayıp; konuyu görmezden gelemeyiz. 

Bunu ne insana ne doğaya yapma hakkımız var.

Biliyoruz ki “imgeler mekanı kimliklendirir, mekanın kimliği ile güçlü bir bağlantı kurar. Tahrif edici eylemler,  yerleşik imgeler sayesinde tanıdık veya ayırt edilebilir olan mekanları bir anda yabancı hale getirdiğinden ortaya ‘hafıza şokları’ çıkar. Tahrifat, kentsel hafızada kopuşlar yaratır; çünkü hafıza esasında kamusal mekanın toplumsal olarak işlenmiş imgeleri ile bağlantılıdır.” 

Stavros Stavrides’in Müşterek Mekan’ı, karşı karşıya geldiğimiz büyük kaybı gösteriyor. Yani yok olan ve yok edilecek olan oldukça bütünlüklüdür Bodrum’da… 3 bin 500 yıllık insanlık hafızası, mirası; bir varoluş serüveni tahrifata uğrayacak, yok olacak.

Buradan, kamu malına “çökmeye” çalışanlara seslenmek istiyorum. Sizin güvendiğiniz kim olursa olsun biz, mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Dolayısıyla, milyonlarca lira kazanma hayallerinize bir süre ara verin ve Bodrum’un halkı tarafından seçilmiş olan Belediye yönetimine kulak verin. Biz yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Bu, hayatın bize yüklediği bir görevdir ve onurlu bir yaşam için temeldir.

Biz artık Bodrum’un değerini, kıymetini bilen, buna saygı gösteren insanlara, yatırımlara kapılarımızı açıyoruz. Bodrum’u bir kez daha yeni baştan çarpık kentleşmeye kurban etmek istemiyoruz.

Kent kültürü ve kent estetiğini; doğa ve insan dengesini gözeten bir anlayışı ortaya çıkarmak istiyoruz. Bu yüzden mücadele etmek zorundayız. Doğayı da insanları da gözetmek zorundayız. Rant odakları projelerden de, bu şirketlerden de bu akıldan da kurtulmak zorundayız. 

Aksi takdirde izleyeceğimiz şey yıkım, ölüm ve yok oluş olacak.