Robert Downey Jr.'ın oynadığı Sherlock Holmes filmlerinin ikincisinde ünlü dedektifimiz, baş düşmanı Moriarty ile dövüşünü zihninde hesaplarken rakibinin iç sesi araya girer:
“Hadi ama, bu oyunu oynayabilen tek kişinin sen olduğunu mu sanıyorsun?”
Eczacıbaşı'nın VakıfBank'ı ağırladığı derbide ilk iki set sona erdiğinde ev sahibinin 2-0'lık üstünlüğü vardı. Atmosferine hayran kaldığım salona göz gezdirirken maçın başından beri bir pankart dikkatimi çekmişti: Welcome to the Jungle (Ormana Hoş Geldiniz).
On iki gün önce aynı rakibe karşı Şampiyonlar Kupası’nı karar setinde kaybeden Turuncu-Beyazlılar, tribündeki bu mesajı ilk iki sette sahaya da taşımıştı. Antalya'daki maça kıyasla servis baskısı artmış, servis karşılama düzenlerinde de değişiklikler yapılmıştı. İlk sette smaçör formasıyla Ebrar Karakurt’un yerine giren libero kökenli Selin Adalı, karşılama hattına destek oldu. Eczacıbaşı seti %62 pozitif manşetle tamamladı. Skoru 14–13’e getiren rallide savunmayla sayı alan Ekaterina Antropova, belki de en büyük alametifarikası ile servis çizgisinde de fark yarattı. Onun servis turunda skor 19–13’e kadar geldi. Beş hücumun dördünü sayıya çeviren Aleksandra Uzelac da servisleriyle kapanışı yaptı. Eczacıbaşı, seti domine ederken 12–13’ten sonra rakibine yalnızca bir sayı verdi.
Daha ilk setten, 6 Ekim’deki maçın bütün setlerinde ulaşılan yüzdeleri aşmışlardı. VakıfBank gibi farklı silahları olan, oturmuş kadroya sahip bir takıma karşı tek bir çözüm kolay kolay yeterli olmaz. Tijana Boşkoviç ve Marina Markova’ya sahip bir takımı sistem dışına çıkarmak da tek başına hücumu tıkamaya yetmeyebilir. Ancak özellikle Markova için başlangıçta işler pek iyi gitmiyordu. Geçen sezondan bu yana Eczacıbaşı karşısında hücum verimliliği %34’ün altına düşmeyen Rus smaçör, bu karşılaşmada %17’de kalmış ve yedi kez bloklanmıştı. İlk iki sette onun servis karşılama yükünü azaltma çabaları da beklenen sonucu vermedi. Ev sahibi, ikinci sette bu defa da hücumda 7/10 ile oynayan Ebrar’ın önderliğinde skoru 2–0’a getirdi.
İstatistikleri karşılaştırdığım sırada, gözüme takılan pankart yeniden aklıma geliyor, bu yeni salonda belli ki gerçekten de 'orman kanunları' işliyor diye düşünüyordum. Hemen önümüze doğru servise gelen VakıfBanklı oyuncuların yüz ifadelerindeki gerginlik de anlaşılıyordu. Cansu Özbay, 6–2’deki mola dönüşünde arkadaşlarına, özellikle Markova’ya, “gülümseyin” der gibi bir işaret yaparak moral vermeye çalışıyordu. Servise gelirken de takımın en enerjik görünen ismiydi. Takımı gerideyken bile oyundan hiç kopmadı. Böyle bir enerjinin kenarda ne kadar fark yaratabildiğini aslında Milli Takım maçları sayesinde de iyi biliyoruz.
Kaplanlar, az farkla kaçan kupanın ardından kendi habitatında güçlü bir karşılık vermiş, baş antrenör Giulio Bregoli’nin planları tıkır tıkır işlemişti. Ancak ikinci setten sonra Giovanni Guidetti de verilen üç dakikalık aranın büyük bölümünü kurmaylarıyla istatistikleri inceleyip oyunu değerlendirerek geçirdi. İşte o anda kurt hocanın gözlerinde bir Moriarty ışığı canlandı.
Bregoli bu oyunu oynayabilen tek kişi değildi. Guidetti’nin cevabı geç de olsa üçüncü sette geldi. Deniz Uyanık ve Vanja Ivanovic’le sete başlayan İtalyan baş antrenör, liberoda da Aylin Sarıoğlu Acar’a görev verdi. Bu değişiklikler sayesinde Markova da karşılama düzeninde rahata kavuşmuş oldu. Fakat bu sette yanan kıvılcımı yalnızca manşetle açıklamak eksik kalır.
İlk iki setin toplamında dört blok yapan VakıfBank, üçüncü sette beş blok buldu. Bunların üçünde Zehra Güneş’in imzası vardı. Kaptan, blok sayısı alamadığı pozisyonlarda da köşelere yetişip hücumcuların alanını daralttı. Böylece savunmadaki efor da yükseldi. Eczacıbaşı, %61 pozitif manşetle ilk iki sete kıyasla pek bir düşüş göstermemesine rağmen hücumlarının yalnızca %31’ini sayıya çevirebildi. Buna ister hayatta kalma içgüdüsü diyin, isterseniz Guidetti’nin maç sonunda sözünü ettiği 3–0 kaybetmeme isteği deyin... VakıfBank mücadelede kaldı. Ortadaki ilk ve en önemli hakikat buydu.
Dördüncü sette Antropova’nın servis katkısıyla 7–3 öne geçen Eczacıbaşı, kontrolü yeniden ele alacak gibiydi. Guidetti önce Boşkoviç'in yerine Monika Brancuska’yı, ardından Cansu'nun yerine Naz Aydemir Akyol’u sahaya sürdü. Eczacıbaşı’nda 11–7’de oyuna dahil olan Mayu Ishikawa, dört servisin tamamını pozitif karşıladı. Buna rağmen VakıfBank, rakibinin iyi manşet aldığı toplarda da hücumcuları sınırlamayı başararak farkı kapattı. Naz’ın ön hatta rakip smaçörleri kısıtlaması, Deniz’in üç bloğu ve Markova’nın 7/15'lik hücum yüzdesi geri dönüşe katkı verdi. Markova’nın bu sette kazandığı sayıların ardından verdiği bazı tepkilerde sevinç kadar rahatlama da vardı. O da artık ormanda ayaklarını yere sağlamca basmış, üzerinde biriken tüm gerilimi toprağa aktarıyor gibiydi. Sarı-Siyahlılar bu seti de 25–22 kazanarak maçı karar setine taşıdılar.
Son sette ise sahne Sultanlar Ligi'nin assolistine aitti. Ortama Sherlock hikâyelerinin gölge kahramanı Dr. Watson gibi giren Boşkoviç, sistem içinde de dışında da çözümler üretti. Beş hücumunun tamamını sayıya çevirdi, üstüne bir de blok sayısı aldı. VakıfBank yalnızca %25 pozitif manşetle oynadığı karar setinde hücumlarının %62’sinden sayı çıkardı. Eczacıbaşı ise %50 pozitif manşete rağmen hücumda %25’te kaldı. Şampiyonlar Kupası’nın kapanışında Markova öne çıkmıştı. Bu kez onun sorumluluğu Boşkoviç aldı. VakıfBank, iki set geriden geldiği maçın final setini 15-9 kazandı.
Eczacıbaşı ilk iki sette yasama gücünün kimde olduğunu gösterdi. VakıfBank ise bir numaralı orman kanunundan güç alarak, yaşamaya devam etti: Güçlü olan hayatta kalır.