13 Haziran 2024, Perşembe Gazete Oksijen
15.10.2021 04:30

“Banu Alkan’ın cesaretini geç anladım”

“Neden hep eskiye tutunuyoruz? Söyleyecek yeni sözümüz yok mu?” Şu sıralar Banu Alkan’ın Bir Gün Beni Arzularsan Gel yorumuyla gündemde olan Nilipek bu soruları soruyor

Ukulelesine eşlik eden besteleri ve şarkı sözleriyle, son yıllarda yıldızı parlayan müzisyenlerden biri Nil İpek Hülagü. Şu sıralar Banu Alkan yorumu Bir Gün Beni Arzularsan Gel ile gündemde. Sanatçıyla 90’larda geçen çocukluğunu, İzmir’in onu nasıl özgürleştirdiğini ve neden sürekli eski şarkılara döndüğümüzü konuştuk. Yeniden yorumlamak için Banu Alkan’ın bu şarkısını seçmenizin özel bir sebebi var mı? Banu Alkan’ı ilk nerede keşfettiniz? Banu Alkan’la ilişkim doksanlarda büyüyen herhangi bir çocuğunki kadar. Daha gençliğine çok yetişemedim. Cesur duruşunu ve Türk sinemasındaki önemini anlamam geç oldu. Gerek müziğiyle, gerek sözleriyle bilinçaltıma işlemiş bir şarkıydı bu. Banu Alkan gibi, çok da önemli bir karakterin şarkısını yorumlarken parodileştirmemek ya da bunu o insanı onurlandıracak şekilde yapmak zor. Kolaylıkla farklı bir yere çekilebilir her şey. Birebir tanışmıyoruz, bu şarkıyı duyunca ne yapacak merak ediyorum. Biraz da korkuyorum (Gülüyor). 1990’lardaki çocukluğunuz boyunca televizyon karşısında sürekli klipler izler, şarkılar söylermişsiniz. O dönemin müzisyenleriyle nasıl bir ilişkiniz var? 90’larda müzik kanallarının bağımlısıydım. Ne iyi, ne kötüye dair bir bilincim yoktu. Ergenlikle beraber insana bir ukalalık geliyor. Eskiden dinlediği şeyleri bir sandığa kapatıp, hani daha havalı şeyler dinlemeye başlıyor. 30’larıma yaklaşırken o şarkıları, 90’lar pop müziğini tekrardan dinlemeye başladım. Biraz da müzisyen, şarkı yazarı, aranjör olarak dinleyince bu şarkılarla farklı bir bağ da kuruyorsun. Benim için geriye, çocukluğa dönmek gibi 90’lar şarkıları. Sertab Erener, Levent Yüksel, Mirkelam, Tarkan bende yer etmiş isimler. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?  Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Korunaklıydım, hiç sokakta oynamadım. Evde sürekli müzik dinlenirdi. Daha 2-3 yaşından itibaren konserlere götürülürdüm. Küçük yaştan itibaren bir proje çocuk gibi piyano, keman, bas gitar dersleri aldım. Okul gösterilerinde, arkadaşlarım arasında hep bir grubum, müzik yaptığım alanlar oldu. Ben oyun oynamayı çok sevmedim, müzik benim için oyun gibi, oyuncak gibi bir şey bir yandan da… Bütün oyun ihtiyacımı müzikten karşılıyordum. Sanırım hâlâ da böyle.  İzmir’de büyüyorsunuz, bu şehir sizin fikir dünyanızı nasıl etkiledi?  Toplumsal cinsiyet eşitliğinin en net görüldüğü yerlerden biri İzmir. Bu duygularını, düşüncelerini ifade edebilmek konusunda çok büyük rahatlık sağlıyor insana. Bana “Bunu yapamazsın” hiç denmedi. Bir kadının bir şeyleri yapamayacağını, bir erkekten farklı olabileceğinin söylendiğini üniversiteye gelene kadar hiç duymadım. Bunlar benim için konu değildi. Benim en büyük şansım buydu. Kendimi ifade edebilmekle ilgili rahatlığım İzmir’den geliyor. İlk albümünüzü 2015’te yayınlıyorsunuz. Kariyerinizin önemli bir kısmı pandemi koşullarında geçiyor. Müzik endüstrisinde geçirdiğiniz bu dönem size neler öğretti? Eğer Amerika’da aynı oranda dinlenen müzisyenler olsaydık daha yüksek standartta hayatlar yaşıyor olurduk. Fakat bunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü coğrafya olarak hayat standardımız çok düşük. Risk de alamıyoruz. Eskilere dönüyoruz. Ben de eski bir şarkının yorumunu yaptım şu an. Mesela sürekli Sezen Aksu yorumları ortaya çıkıyor. Anlatacağımız hiç mi yeni bir şey yok? Neden sürekli eskiye tutunuyoruz? Şunun da farkındayım, hiçbirimiz güvende hissetmediğimiz için zaten bildiğimiz şeye tutunmak istiyoruz. Ama yeni şarkılar ve tarzlar getirmemiz gerekiyor ki, müzik de bir yere gitsin. Doktora tezinizi bağımsız müzik üzerine yapıyorsunuz. Nasıl tespitleriniz var? Bahçeşehir Üniversitesi, Sinema ve Medya Araştırmaları bölümündeki doktora tezimi bağımsız müzik üzerine hazırlıyorum. Biz kendimize bağımsız müzisyenler diyoruz ama hâlâ ana akım dağıtım şirketlerine bağımlıyız. Bana tanım olarak otonom ya da özerk daha doğru geliyor. Bu özerk müzisyenlerin pandemi sürecini nasıl atlattığını da inceliyorum. Müzisyenler artık kendi üretim araçlarına sahipler. Bir on yıl önceki plak şirketiyle çalışıp stüdyoya girmek zorunda olan müzisyenden çok daha farklı bir tip bu. Bunları gözeterek, bir müzisyen kendini daha avantajlı bir yere koyabilir mi? Bunları tartışıyorum tezde.