15 Haziran 2024, Cumartesi Gazete Oksijen
23.07.2021 04:30

“Bir masalın içinde büyüdüm”

Gülsin Onay 24 Temmuz’da Gümüşlük Festivali ile sahneye dönüyor. Erenköy’de klasik müziğin hiç eksik olmadığı bir köşkte başlayan, dünyanın dört bir yanında konserler vermeye uzanan yolculuğu devam ediyor

En kıymetli piyanistlerimizden biri Gülsin Onay. Dünyanın dört bir tarafında sayısız konser verdi. Müzik endüstrisinin normalleşmeye başladığı şu dönemde o da performanslarına geri dönüyor. Kurucusu olduğu, bu hafta başlayan 18. Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nde iki kez sahne alacak. Bu yaz İstanbul Müzik Festivali’nde Yarının Kadın Yıldızları projesi kapsamında, genç müzisyenleri de destekleyecek. Onunla büyüdüğü köşkü, yaşadığı ülkelerde müziğe dair neler öğrendiğini, Chopin’in onun için önemini, Atatürk’ün üniversiteler kurmakla görevlendirdiği dedesi Ord. Prof. Dr. Kerim Erim’le başlayan matematik tutkusunu konuştuk. İstanbul Müzik Festivali’nde Yarının Kadın Yıldızları projesi kapsamında genç kadın müzisyenlerle sahne alacaksınız. Konser daha sonra İKSV’nin YouTube kanalında yayınlanacak. Bu projenin anlamı nedir sizin için? İstanbul Müzik Festivali takdir edilecek bir proje yapıyor. Seçtikleri çok değerli, yetenekli genç kadınlara destek oluyorlar. Böyle büyük bir kuruluşun desteği çok önemli. Bu müzisyenler dünyaya yalnız değil, güçlü bir kurumla hazırlanmış oluyor. Ben de gençleri hem çok seviyor, hem de destekliyorum. Onlarla beraber sahnede olmak çok güzel olacak benim için.  Siz de içindeki kadın müzisyenleri daima destekleme geleneğine sahip bir aileden geliyorsunuz. Annem Cemal Reşit Rey’den dersler almış, çok iyi bir piyanist. Hocalığa yönelip benim de eğitimimi üstleniyor. Onu taklit ederek başladım ben piyanoya. Dedem Profesör Kerim Erim’in annesi ve ablası da klasik müzikle ilgiliydi, müzik aşkları vardı. Babam da keman sanatçısıydı. Erenköy’deki köşkümüz bir masal gibiydi. Etrafında kayısı ağaçları, üzüm bağları da vardı. Hatırladıkça gülümsüyorum. Çocukken masala ihtiyacım yoktu, masalın içinde gibiydim. Gerçekten yetenekli olduğunuzu hissettiğiniz ilk an neydi? Eve her gelene piyano çalmaya bayılırdım. Aile içindeki alkışlarda emin olamıyordum. Paris’e Harika Çocuklar Yasası kapsamında gittiğimde, beş senelik konservatuvarı bir senede, 16 yaşında bitirince özel bir durum olduğunu anladım. Ahmet Adnan Saygun ve Mithat Fenmen tarafından çok iyi şekilde hazırlanılarak gönderilmiştim. O iki senem anlatmakla bitmez. Paris sizi nasıl etkiledi? Paris müzik bakımından çok sıkıydı. Nadia Boulanger’in öğrencisi oldum. Monique Haas’la çalıştım; Claude Debussy ve Ravel çaldığında hayal kurardım. Pierre Sancan’la çalışırken de müthiş bir güç kazandım. Kız öğrenci istemezdi, “Bu kadar çalışıyoruz, sonra evlenip bırakıyorlar” diye düşünürdü. Rachmaninov 3. Piyano Konçertosu’na aşık olmuştum. Çalışmak istediğimde “Küçüksün, ellerini sakatlarsın” diye engellemişti. Ondan habersiz çalıştım. Çalacağım zaman kızacak diye çok korkuyorum. Çalmaya başladığımda beni durdurunca “Eyvah” demiştim. Tüm hocaları toplayıp; “İşte bu çocuk, bu yaşta Rachmaninov çalıyor” demişti. Orada da anladım farklı bir yeteneğim olduğunu. Fransa’nın yanı sıra Almanya’da ve İngiltere’de uzun yıllar geçiriyorsunuz. Konser için dönmeyi en sevdiğiniz yer neresi? Almanya’ya dönmeyi çok seviyorum. Babam Alman olduğu için orayı evim gibi hissediyorum. Güzel bir sistem oturmuş, salonlar mükemmel, çok profesyoneller. Kaliforniya’yı da çok seviyorum. Rahat yaşayarak, sanki sanatı solur gibi hissediyorlar. Japonya’yı da çok seviyorum. 18 kez turne yaptım Japonya’da. Bilmediğiniz bir gezegene gitmiş gibi oluyorsunuz. Saygıları, disiplinleri, farklı kültürleri birleştirmeleri çok mutlu ediyor. Bir performans merkezinde aynı gece caz, klasik, geleneksel müzik alanında üç ayrı farklı salon dolu olabiliyor.  Bugüne kadar aldığınız ödüllerden sizi en çok heyecanlandıran hangisiydi? Hepsi ayrı değer taşıyor. İyi ki aynı anda almadım. Yoksa kalp krizinden ölürdüm. Chopin’in ülkesinden Polonya Devlet Nişanı almam, Boğaziçi Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nden fahri doktora almam, İstanbul Müzik Festivali ve Ankara Müzik Festivali’nin Onur Ödülü’nü kazanmam, tüm bunların yanında Devlet Sanatçısı unvanı da kıymetli... Chopin’in yeri sizde çok farklı. Onu ve eserlerini size göre ne değerli kılıyor? İkimiz de piyano aşığıyız. Chopin, biliyorsunuz piyanodan başka bir şey için yazmamış. Piyanist olarak müthiş. Piyanoyu tüm renklerini vererek kullanması, ruhunu romantik melodilerle hissettirmesi, coşkulu, büyük akorlar ortaya koyması, ardından çok samimi şekilde geri çekilip fısıldar gibi pasajlara geçmesi… Bunlar onu çok özel kılıyor. Hem dedeniz Kerim Erim hem de eşiniz Tony Scholl çok değerli matematikçiler. Sizce müzik ve matematik arasında nasıl bir ilişki var? Bence çok sıkı bir ilişki var. Bir kere ikisi için de adanmışlık gerekiyor. Bir şey kazanmak için yapılmıyor bunlar. O güzelliğe hizmet etmek için yapılan şeyler ikisi de. Müziğin içindeki matematik de önemli. Benim için matematik büyülü bir dünyaydı. Fransa’da özel ders alırdım. Piyanoyu bırakırsam Sorbonne’da matematik okumam söylenmişti. Eşim de müthiş bir matematikçi. Dünyada sayılı isimlerden biri. Cambridge’de profesör. O da piyano çalmayı çok sevmiş küçükken. Hatta hâlâ çalmaya ve bana yardımcı olmaya devam ediyor.

Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali

Piyanist Eren Levendoğlu ve Gülsin Onay’ın 2004’te kurduğu festivalin 24 Temmuz’daki açılışında Gülsin Onay’a Ancyra Ensemble ve şef Nisan Ak eşlik edecek. Festival kapsamında North Sea String Quartet (26 Temmuz), Kisuk Kwon (29 Temmuz), Valerian Shiukashvili (8 Ağustos), Zoran Imsirovic (15 Ağustos), Elif Çağlar Caz Quartet (16 Ağustos) ve yeniden Gülsin Onay (24 Ağustos) başta olmak üzere klasik müzik ve caz alanında birçok önemli isim sahnede olacak. (Bodrum, 24 Temmuz-29 Ağustos / gumuslukfestival.org)