13 Haziran 2024, Perşembe Gazete Oksijen
01.10.2021 04:30

“Biz bu müzikleri dansözlere çalardık”

82 yaşındaki perküsyon ustası Okay Temiz’in başarılarla dolu, rengarenk bir hayatı var. Onu bu hafta Akbank Caz Festivali kapsamında izleyeceğiz

Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın önemli perküsyon sanatçılarından Okay Temiz. 82 yaşındaki müzisyen cazla birleştirdiği Türk melodilerini her kıtadan insana dinletti. İskandinavya’da geçirdiği uzun yılların ardından 1990’larda Türkiye’ye dönen Temiz, performanslarına hiç ara vermeden devam ediyor. Bu hafta başlayan Akbank Caz Festivali kapsamında sahne alacak sanatçı ile İsveç yıllarını, Bülent Ecevit’le anılarını ve traktör üstünde çocukluğunun geçtiği bin dönümlük çiftliklerini konuştuk. Akbank Caz Festivali kapsamında 8 Ekim gecesi Zorlu PSM’de olacaksınız. Özel bir repertuvar olacak mı? Repertuvar pek değiştiremiyoruz. Türkiye’de müzisyenler herkesle çalıştığı için vakitleri yok. Prova diyorsun; “Yapma be abi” diyorlar. Halbuki ben İsveç’teyken kasete müzik çekip müzisyenlere postayla bile yollardım. Evde çalışırlardı. Bir araya geldiğimizde muhteşem ses çıkardı. Bir gün Ahmet Ertegün aradı. “Montrö Caz Festivali’nde çalacaksınız” dedi. Parçaları müzisyenlere yolladım. Sahneye bir çıktık, üstelik aynı gece Count Basie, Dizzy Gillespie de çalıyor, muhteşem bir konser oldu. Demem o ki, yurt dışında müzisyenler çalışıyor. Bizde böyle bir kültür yok. İsveç’te uzun süre yaşıyorsunuz. Bu dönem size neler öğretti? İsveç’te trompetçi Don Cherry’yle tanışınca; “Türk müziği yapalım” dedi. Bu ezgilerinin cazla çalınması o dönem dünyada yapılmış bir şey değildi. Erdoğan Çaplı var bir tek. Aldık Türk müziğini, cazla birleştirdik. Müzikle çok iç içe bir ülke İsveç. 400 büyük orkestra (big band) var. Profesyonel müzisyenlere hükümet çok yardım ediyor. Dönemin parasıyla bakanlıktan senede 260 bin kron (30 bin USD) yardım alıyordum. Caz ve Türk müziğini harmanlarken nelere dikkat ediyorsunuz? Don Cherry buna nasıl önayak oldu? Don Cherry gittiği her ülkeden, dinlediği her müzikten kendisine bir şey katardı. Biz bazı Türk ezgilerini kulüplerde dansözlere çalardık. Bu ritimlerin içerisinde caz yoktu. Hayatta da aklımıza gelmezdi. Don Cherry uyandırdı bizi buna. Dansöze çaldığım gibi olmasın diye ritim değiştirdim. Bir baktım ki yeni bir tarz bulmuşum. Kendi kültürümüzü İsveç’in yardımıyla başka ülkelerin müzisyenlerine, insanlarına tanıttık. Dünyanın dört bir yanında konserler verip muazzam bir saygı görürken, Türkiye’ye dönüyorsunuz. Burada bir şeyler yapma isteğinizin arkasında ne vardı? Türkiye’den İsveç’e müzisyen getirmek zor. “Müziğimi Türkiye’de yapayım” dedim. Bir bavul dolusu plağımla, gazetelerde bana dair çıkmış haberlerle Türkiye’de Kültür Bakanlığı’na gittim. Hiç ilgi görmedi. En başlarda kolay değildi. Burada Magnetic Band diye bir topluluk kurduk, Gülhane Parkı’nda çalacağız. Konserimiz Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses’inkiyle aynı gün. Bir çıktık, 10 bin kişi bizi yuhalıyor. Sahnede olağanüstü müzisyenler var ama yuhalanıyoruz. Nasıl bir seyircimiz var bizim? Bizi yuhalayan Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses seyircisi ama izlemeye geldiği bu isimleri de dinlemezdi. Bağırıyor, konuşuyor… Böyle bir müzik kültürü yok ki? Hindistan’daki seyirciyi de gördüm ben, çıt yoktu. Bizde eğlence olmuş müzik. Ben çok isterdim grubumla Anadolu’ya turneye çıkayım, bir popçunun, mesela Serdar Ortaç’ın öncesinde onun dinleyicisine çalayım. Müzik insanların tavrını değiştiriyor. Bunu vermek istiyorum gençlere. Yoksa nereden bilecekler Okay Temiz’i. Medyanın haline bak, hiçbir kültürel olay yok. Halk TV’ye bile bakıyorsun; sosyalist solistleri, türkücüleri koyuyorlar. Tamam onları biliyoruz ama yeni kim var? Devlet erkanından Bülent Ecevit size kıymet gösterirmiş… Sağ olsun, severdi beni Ecevit. Sanatla, şiirle ilgili çok özel bir isimdi. Beni bir gün aldı götürdü, Bağcılar’da çalacağım, “Okay Temiz”i tanıyor musunuz?” diyor. Kim tanır Okay Temiz’i? (Gülüyor). Mehter’i yeniden düzenlemek istiyordum ben o sırada. Ecevit’e; “Herkes pata küte çalıyor, bunu düzenlemek lazım” dedim. Yeniden düzenledik. Portekiz’de, Almanya’da, Yunanistan’da yabancı müzisyenlerle birlikte çaldık. Bu savaş orkestrasından bir barış orkestrası oluşturduk. Sezen Aksu, Barış Manço yapsa gurur duyulurdu ama hiç ilgi göstermedi basın.

“Traktörden inmezdim”

Babanız Kore’de savaşmak istemeyen bir uçak mühendisi, anneniz de paşa kızıymış… Çatalca’da bin dönümlük bir çiftlikte büyümüşsünüz…  Annem paşa kızı, babam da subaydı. Annem ut çalardı, babam da tecrübe pilotuydu. Bin dönüm arazi alıyoruz Çatalca’da. Ben orada büyüdüm. Traktörle tarla sürerdim. Rüyalarımda bile traktör kullanırdım. Günde seksen kız taşırdım civar köylerden çapa için. Biber, patlıcan, karpuz ekilirdi, hepsini pazarlarda satardım. Düğünlerde klarnetçi falan görürdüm. Annem de müzikle ilgiydi. Konservatuvara gideceğim yoktu ama o yönlendirdi işte. Ankara’ya gittim, sınavı geçtim. Trompet istiyordum ama dişlerim bozuk. Bas gitar için boyum kısa. Ellerime bir baktılar; “Timpani, vurgulu çalgılar” dediler. Hiç istememiştim ama çok çalıştım. Sene ortasında bir imtihan oldu, Ahmet Adnan Saygun sınıfta geziyor. Piyano çalınıyor, notları dikte ediyorsun. Saygun önüme gelince kağıdımı çekti aldı; “Sen çık!” diye. İçimden “Ne oldu” derken, dışarıda bana “Seni kompozisyon bölümüne alıyoruz” dediler. Meğer işi çözmüşüm.