24 Haziran 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
24.09.2021 04:30

Eğlence var, suçluluk yok!

Son dönemin en gözde yıldızı Edis: “Pop bazen dinlenmesi utanılacak bir tür olabiliyor. Benim müziğimde böyle bir durum olmadığı için dinleyiciyi daha kolay yakaladı”

Yaptığı her şarkı listelerde zirveyi zorluyor, sahne şovunun ön plana çıktığı konserleri dolup taşıyor. Bu yılın en büyük yerli hit’lerinden biri olan, hem YouTube’da hem Spotify’da 50 milyonun üzerinde dinlenen Martılar onun eseri. Son günlerde yeni şarkısı Arıyorum ile gündemde olan Edis’in haftaya Netflix’te bir belgeseli de yayınlanacak. Hemen ardından ilk İngilizce albümünü hazırlamak için doğduğu topraklara, İngiltere’ye gidecek. Edis’le Londra’da başlayan hayatını ve Türkiye’deki zirve yolculuğunu konuştuk. Netflix’te bir belgeseliniz Starlight yayınlanacak. İzleyicileri neler bekliyor? Volkswagen Arena’daki bir konserimi merkeze alıyor. Konserin otobiyografik bir yanı vardı. Hem İzmir’deki hayatıma, hem de farklı türlerde gezinen şarkılarımı açıklayan bir belgesel olacak. Ticari meseleleri, bu endüstrideki sorunlardan bir müzisyen olarak nasıl etkilendiğimi de anlatıyorum. Belgesel plak şirketim Warner’la anlaşma imzalamamla final yapıyor. Benimle altı ay boyunca dolaşan 140journos’un prodüktörlüğünde ilerledi. Bu sırada yeni şarkınız Arıyorum’u da yayınladınız. Onun hikayesi nedir? Martılar’la Latin-pop yapmıştık. Bu şarkı da Martılar’ı yazan Emrah Karakuyu’nun şarkısı. Arıyorum gizlediğim arabesk sevgimin bir dışa vurumu aslında. İki senedir İngilizce şarkılara odaklanmışken, bu şarkı memleketime dönmek gibi oldu. Artık kendimi daha özgür hissettiğim için, her şarkıyı yapabileceğimi düşündüm. Fakat seyirci sizi kabul ettiği bir prototipte görmek istiyor. Yaptığım şarkının popüler olması değil, ruhuma yakışması önemli. Bir yandan da İngilizce albümünüzü tamamlamak üzeresiniz… New York, Londra ve Los Angeles’tan farklı ekiplerle çalışıyoruz. Altı-yedi şarkı hazır. Çıkış şarkımın bestesi Emrah Karakuyu’ya, sözleri BTS ve Justin Bieber’la da çalışan August Rigo’ya ait. Düzenlemesini de The Orphanage yapacak, onlar da Ariana Grande’nin son albümünün prodüktörleri arasındalar. Ne kadar kendimden, ne kadar başka bir kültürden şarkılar kullanacağımı düşündüğüm bir aşamadayım. Hayatınız İzmir’de geçse de, İngiltere doğumlusunuz. Annemle babam üniversiteden sonra İngiltere’ye daha iyi bir yaşam hayaliyle gitmişler. Babam orada çok iş yapmış. Tiyatroda, BBC Radio’da çalışmış, hatta bulaşıcılık da yapmış. Annemse garsonluktan işletmeciliğe kadar yükselmiş. Ben doğunca hem bana bakıp hem işi sürdürmek zorlamış. Bu yüzden Türkiye’ye dönmüşler. En başından bu yana yıldız olma istediği mi vardı sizde? Çocukluğumda ünlü olma isteği vardı. Yaptığım şeyin neredeyse yanına koyuyordum o isteği. Müziğimi milyonlarla paylaşmak istiyordum. Bunun psikolojik bir açıklaması elbette vardır. Neden bu kadar sevilmek ve popüler olmak istedim? Bunların cevabı çocukluğumda saklı. Bu isteğin arkasında bir yetenek de olması gerekiyor. Zamanla ne istediğimi daha iyi anladım. Yıldız olmak da kolay değil. Şöhret size ne getirdi, sizden ne götürdü? Şöhrete ulaştığım anda şöhreti istemediğime karar verdim. Nelerden ödün vereceğimi anlayınca şöhretten rahatsız oldum. Sevilmeseydim, dinlenmeseydim ne yapardım, bilmiyorum. Ama insanların hayatına bir misafir gibi girmek ne kadar tatmin edici, bunu ileride göreceğim. Misafire farklı şekilde davranırsınız ya, ben o davranışları görüyorum sürekli. Bu durum seçtiğim müzik türüyle ilgili aslında. Pop müzik dünyası çok sentetik. Zamanında hayalini kurduğum o yıldızlığın gerçek olmayan tarafları da var. Bu müzik içerisinde bir duruşunuz olması önemli.  Kendi kuşağınızda sizi özel kılan şey neydi? Oluşturduğum dünya içerisinde birçok farklı alan, bestecilik, doğru şarkılar, göze ve kulağa hitap eden bir durum vardı. Özlenen bir kalite vurgusu da mevcuttu. Pop bazen dinlenmesi utanılacak bir tür, ‘guilty pleasure’ olabiliyor. Benim müziğimde böyle bir durum olmadığı için dinleyiciyi daha kolay yakaladı. Eğlendiklerinde insanları suçlu hissettirmedim.