19 Haziran 2024, Çarşamba Gazete Oksijen
22.10.2021 04:30

Anıları silip geri getirebilir miyiz?

Cambridge Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir nöron üzerindeki shank proteini bozulmuşsa, o nöronla ilişkili anıların değiştirilebilir; sağlamsa değiştirilemez olduğunu fark etti. Bu, anı araştırmalarının yönünü etkileyecek, çok önemli bir keşif

Kuşkusuz, zekanın en önemli bileşenlerinden biri, deneyimlerden elde edilen sonuçları kodlama, bunları depolama ve gerektiğinde geri getirerek hatırlayabilme yetisidir. Genel olarak “hafıza” olarak isimlendirdiğimiz bu süreç, doğduğumuzdan öldüğümüz ana kadar çeşitli seviyelerde ve biçimlerde çalışmaya devam ederek, bizi “insan” yapan özelliklerimizi mümkün kılar. Şöyle düşünün: Eğer hafıza yeteneğimiz olmasaydı, dil öğrenmemiz, insanlarla ilişkiler kurmamız ve kişisel kimliğimizi geliştirmemiz mümkün olmazdı. Her canlıda (ve hatta her hayvanda) hafıza bulunmasa da üst düzey bilişsel fonksiyonlardan söz edebilmemiz için bir hafızaya sahip olmak şarttır. İlginç bir şekilde, hafıza oluşumu ve geri çağırılmasına yönelik olarak çok fazla detayı çözebilmeyi başarmış olsak da anıların beynimizde tam olarak nasıl depolandığı veya nasıl silindiği, yani sürecin biyokimyasal süreçleri konusunda çok sayıda bilinmezlik bulunmaktadır (elbette, bu alanda da bol miktarda yol kat edilmiş olsa da). Örneğin duyusal hafıza, kısa dönem hafıza, uzun dönem hafıza, açık bellek, örtülü bellek gibi çok farklı sayıda ve biçimde hafıza türünü keşfetmeyi, bunların üst düzey çalışma mekanizmalarını çözmeyi, bu hafıza türlerini etkileyen hastalıkları belirlemeyi, bu hastalıkların bir kısmına tedavi yöntemleri geliştirmeyi başardık. Ancak spesifik bir anının, örneğin anne-babanızla dondurma yemeye gittiğiniz o güzel günün veya büyükbabanızı kaybettiğiniz o acı günün anısının beyinde tam olarak ne şekilde depolandığını ve bu deponun nasıl olup da bilişsel bir gerçekliğe dönüşecek biçimde geri çağrıldığını henüz bilmiyoruz.

Anılar soyut mudur?

Bildiğimiz şey şu: Bu olay, her nasıl oluyorsa olsun, mutlaka ama mutlaka nörobiyokimyasal bir altyapıya sahip olmak zorundadır. Yani “anı” dediğimiz kavram, her ne kadar soyut bir kavram gibi gelse de belirli moleküllerin ve nöron (sinir hücresi) öbeklerinin belirli konfigürasyonlara sahip olacak biçimde düzenlenmesiyle oluşuyor. Hatta 2014 yılında yapılan bir çalışmada, aynı zamanda hücre yapısı ve sağlamlığı için gerekli olan beta aktin isimli moleküllerin anı oluşumu sırasında nasıl değiştiği gibi kritik bir süreç, ilk defa kameraya kaydedilmişti. Aynı yıl yapılan bir çalışmada San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir grup araştırmacı, sıçanların spesifik hafızalarını önce silip sonra geri getirerek, geçmişte yaşadıkları olaylara olan tepkilerini değiştirmeyi başarmışlardı.  Yani anıların somutluğu konusunda, bilim camiasında dikkate değer bir şüphe bulunmuyor. Önemli olan, görüntüleme tekniklerimizi geliştirerek, sinir hücrelerinin spesifik olaylar sırasında anlık olarak nasıl değiştiklerini tespit edebilmekte. Bunu daha iyi yapabildikçe, beynin bize soyut gelen özelliklerini de somutlaştırmayı başaracağız. Bu konuda atılan önemli adımlardan biri ise geçtiğimiz haftalarda Cambridge Üniversitesi araştırmacılarından geldi. Eğer anı dediğimiz olgular, beyindeki nöronların birbirine bağlanması ve bu bağlantıların değişmesiyle ilgili bir süreçse, nöronların birbirlerine ne kadar güçlü bir şekilde bağlandığı bilgisi anı oluşumunda önemli olmalıdır. Peki bir nöron, bir diğer nörona ne kadar güçlü bağlandığını nereden bilir? 

Şaft proteninin rolü

İşte burada, “shank” (Türkçeye “şaft” olarak çevirebiliriz) olarak bilinen bir protein karşımıza çıkar. Bu protein, nöronların üzerindeki yüzey proteinleri arasında bir iskele görevi görerek, nöron bağlantılarının gücünü belirler. Eğer bu protein zayıf veya bozuk olursa, nöronlar da birbirine yeterince güçlü bağlanamaz ve o bağlantıyla ilişkili olan fonksiyonlar (ve anılar) yitirilebilir. Bu sürecin anlaşılmasının, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisi için önemi barizdir.  Ancak bir diğer önemli kullanım alanı, hangi anıların değiştirilip silinebileceğini tespit etme konusunda bir işaretleyici görevi görebilmeleridir. Cambridge Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir nöron üzerindeki shank proteini bozulmuşsa, o nöronla ilişkili anıların değiştirilebilir olduğunu; sağlamsa değiştirilemez olduğunu fark ettiler. Bu, gelecekteki anı araştırmalarının yönünü etkileyebilecek, çok önemli bir keşif. Aynı zamanda bu çalışma, 2004 yılında yapılan ve diğer laboratuvarlarda tekrarlanamadığı için tartışmalara neden olan bir diğer çalışmayı da izah etmemizi sağlıyor: O araştırmada uzmanlar, özellikle de stres hormonlarıyla ilgili bir yüzey proteini olan beta proteinlerini baskılayan (yani bir “beta-bloker” olan) propranolol isimli bir kimyasalı kullanarak, travmayla ilişkili anıları silebileceklerini göstermişlerdi. Ancak başka laboratuvarlar aynı yöntemi tekrar ettiklerinde, aynı sonuçları alamamışlardı. Bu nedenle spesifik anıların silinebileceği umudu sarsılmıştı. Yeni çalışma, propranolol tarafından silinebilen anıların shank proteininin sağlamlığıyla ilgili olabileceğini gösteriyor ve yeni bir araştırma sahasına kapı aralıyor. 

Sil Baştan filmi gibi 

Araştırmacılar, bu çalışmanın Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) gibi filmlerde gösterilen türden bir selektif anı silmeye yol açacağını düşünmediklerini söylüyorlar. Buradaki asıl amaç, hayvanlardaki spesifik bazı anıları modifiye ederek, özellikle de Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi sorunlardan mustarip olanların anı yükünü hafifletebilmek. Ne var ki bu çalışmaların sıçanlar yerine insanlarda yapılması için daha uzun bir yolumuz var.  Ancak günün birinde, Antik Yunan mitolojisinde söz edilen Nepenthe gibi, acı anıları silmeye yarayan hayali ilacın bir benzerini üretebilme umudu bile heyecan verici.