25 Eylül 2022, Pazar
11.03.2022 04:30

Anksiyete yayılırken bilim çare arayışında

Tam bir tedavi ancak bunca insanı bu duruma iten sistemi ve sorunlarını gözden geçirmekle mümkün olsa da bilim insanları çözüm aramaya devam ediyor. Konuya çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşan iki çalışmada dikkate değer sonuçlar alındı

Savaşlar, ekonomik kriz, politik belirsizlikler, pandemi, depremler, küresel iklim krizi... Böyle bir ortamda korku, dehşet ve huzursuzluğun olmaması mümkün değil. Gerçekten de yapılan çalışmalar, bu üç duygu hâliyle karakterize edilen anksiyetenin özellikle ergenler ve gençler arasında son yıllarda istikrarlı bir şekilde arttığını göstermektedir. 

Anksiyete (kaygı) sorunu çeken kişiler, tetikleyici bir unsurla karşılaştıklarında (bu iş yerinde bir problem olabilir, bir sınav olabilir, haberlerde görülen bir röportaj olabilir) terlerler, huzursuz ve gergin hissederler, kalp ritimleri artar. Elbette tehlike arz eden bir durum karşısında bazı fizyolojik tepkilerin yükselişe geçmesi bir sorun değildir: Stres hormonları, psikolojimizi dönüştürerek bizim o zor durumla baş edebilmemize yardımcı olur; bir anlık enerji patlaması yaşamamızı sağlayarak, zorlu zamanlarda ihtiyaç duyduğumuz gücü bize verir. 

Kalıcı hale gelebilir

Ancak bu çok sık tekrarlandığında ve kişi iki stres dönemi arasında yeterince gevşeyemediğinde ve huzur bulamadığında, sağlıklı stres semptomları da kalıcı bozukluklara dönüşebilir ve “anksiyete bozuklukları” olarak bilinen genel anksiyete bozukluğu, panik bozukluk ve fobiler gibi bir dizi psikolojik rahatsızlığa yol açabilir. Bu sorunları yaşayan kişiler durmaksızın kaygı yaratan düşüncelere boğulurlar, bu düşüncelerini kontrol etmekte zorlanırlar; buna bağlı olarak sürekli huzursuz ve gergindirler. Bu durumları gündelik yaşamlarının ve sosyal ilişkilerinin sekteye uğramasına neden olur ve bu döngü, işlerin giderek içinden çıkılmaz bir hâl almasına yol açabilir. Ayrıca bu kişilerin kalp ritmi ve kan basınçları (tansiyonları) kalıcı olarak bozulabilir, açıklayamadıkları ağrılar ve acılar, baş dönmeleri, nefes darlığı gibi sorunları yaşayabilirler. Hele ki kafein gibi uyarıcı maddeler kullanıyorlarsa, semptomları daha da kötüleşebilir.

Terapi ve antidepresan

Normalde anksiyete bozukluklarını bilişsel davranış terapisi gibi psikoterapi yöntemleriyle veya antidepresanlar gibi ilaç tedavisiyle çözmeye çalışmak mümkündür. Bunlar, çalıştıkları bilimsel olarak gösterilebilmiş, genel popülasyonun dikkate değer bir kısmında işe yaraması beklenen (ve geriye dönük çalışmalarla bu işe yararlığın doğrulanmış olduğu) yöntemlerdir. 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre COVID-19 pandemisinin başladığı 2020’de dünya genelinde anksiyete bozukluğu ve depresyon vakaları yüzde 25 arttı. DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus rakamların ‘muhtemelen buzdağının görünen yüzü olduğunu’ belirtiyor “Bu tüm ülkeler için, ruhsal sağlık konusunda bir alarmdır” diyor

Fakat kimi zaman uygulanan bilimsel yöntemler (terapistin danışana uygun olmaması veya tam tersi gibi psikolojiyle ilişkili nedenlerle ve fizyolojik farklılıklar gibi tıbbi nedenlerle) işe yaramayabilir. Bu durumda gidişatı düzeltici adımlar hemen atılmazsa, çare arayan insanlar da “yılan yağı satıcısı” olarak tabir edebileceğimiz sahtebilimcilerin kucağına itilebilirler. Bu sahtekarlar, çok büyük problemlere çok basit çözümler önererek (“Bu bilekliği tak, sabaha bir şeyin kalmaz”, “Nane limon içine 3 gram keçi tırnağı ek, içme bile, damağında gezdir, bir şeyciğin kalmaz”, “Benim eltimde bu vardı, şu hocayı 7 kez gördü tüm dertlerinden kurtuldu” gibi...) kişileri tedavi edebileceklerini iddia ederler. Bu tür sahtekarları ayırt etmenin bir diğer yöntemi, bilimden ödünç alınan jargonun bağlamdan kopuk bir şekilde, bilimsellik kisvesi altında pazarlanmasıdır (“MIT laboratuvarlarında nanoteknoloji ile üretilen bu elektromotor denge bilekliği, nörofizyolojinizi baştan programlayarak sizi Freudyen bir denge hâline ulaştıracak!” gibi).

Plasebo etkisi

Bu yöntemlerin hiçbiri işe yaramaz. Ancak kimi zaman, yakın geçmişte başlanan tıbbi bir tedavinin tam da o sırada etkisini göstermeye başlamasından ötürü, kimi zaman “Geriye bir tek bu seçenek kaldı, kesin çalışacak!” gibi bir plasebo etkisine kapılmaktan ötürü, kimi zaman çalışmayan sonuçların bile “çalışmak zorunda olduğuna inançtan” dolayı çalışıyormuş gibi yorumlanmasından ötürü, kimi zaman güvendikleri bir tanıdıkları öyle diyor diye, kimi zamansa tamamen tesadüf eseri öyle denk gelmesinden ötürü (ve kimi zaman da bu yönde harcanan yoğun pazarlama çalışmalarının ve bilimselmiş gibi kullanılan ağır jargonun bir sonucu olarak), insanlar bu sahte yöntemlerin işe yaradığı yalanına kanabilirler. Bu da kulaktan kulağa yayılarak, daha fazla kişiyi bu bataklığa çekebilir.

Destekleyiciler

Bir de bu ikisinin arasında kalan, daha ziyade “deneysel yöntemler” diyebileceğimiz, kısıtlı miktarda bilimsel araştırmayla belli kişilerde belli sınırlarda faydası tespit edilmiş; ama kullandığım temkinli dilden de fark edeceğiniz üzere büyük iddiaları olmayan yöntemler vardır. Bunlar “tedavi” iddiasında bulunmazlar; daha ziyade, normalde sürdürülmesi gereken tedavi yöntemlerini tamamlayıcı veya destekleyici bir role sahiptirler. Bu hafta bunlardan 2 tanesi PLOS One dergisinde yayınlandı ve her ikisi de anksiyete tedavisiyle ilgili. 

Bir çalışmada Bristol Üniversitesi’nden araştırmacılar, anksiyete sorunu yaşayan kişilerin sarılabilecekleri özel bir yastık ürettiler. Bu, sıradan bir yastık değildi: İçine yerleştirilen mekanizma sayesinde, insanların deneyimlemekten hoşlandığı ve onların sakinleşmesini sağlayabilecek hareketleri taklit edebiliyordu. Bu hareketler arasında düzenli nefes alıp verme (yastık genişleyip daralabiliyor), kedi mırıldaması ve kalp atışı gibi hareketler vardı. İlk başta yapılan bir deneyde deney grubu, bu farklı seçenekler arasından özellikle de nefes alıp vermeyi taklit eden versiyonu en “hoş” ve “rahatlatıcı” bulduklarını bildirdiler. Sonrasında daha büyük bir versiyonu üretilen bu “nefes yastığı”, 129 denek üzerinde denendi. İki gruba ayrılan katılımcılara bir matematik testi verileceği söylenerek üzerlerinde bir miktar anksiyete yaratıldı. Gruplardan ilkine yastıkla tedavi uygulandı, ikinci gruba ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Yastığı kullanan grupta matematik testi öncesi deneyimlenen anksiyete, kullanmayan gruba göre daha düşüktü. Ayrıca ilk grubun test öncesi anksiyete seviyeleri, yönlendirilmiş meditasyon yapanlarınkiyle benzer seviyede bulundu.

İkinci çalışmada ise müzik ve “işitsel tempo stimülasyonu” (İTS) denen bir yöntemin anksiyete üzerindeki etkileri incelendi. İTS uygulamasında katılımcılara belirli ses frekansları ve ritimleri dinletilerek, beynin belirli kısımlarının uyarılması hedeflenmektedir. Bu çalışmada, özellikle anksiyetesi olan (ve bunu tedavi etmek için ilaç kullanan) katılımcılara odaklanıldı. 163 katılımcının müzik ve İTS terapisi öncesi ve sonrası bilişsel durum anksiyetesi (yani düşünce ve duygulara yönelik anksiyetesi) ve somatik anksiyetesi (anksiyetenin fiziksel semptomları) seviyeleri ölçüldü. Buna göre hem müzik hem İTS dinleyenlerin anksiyete oranlarındaki düşüş, sadece müzik dinleyen veya sadece pembe gürültüye maruz kalan katılımcılardan daha yüksekti.

Bir nefes daha...

Bunların hiçbiri anksiyete gibi zorlu olabilecek bir düşmanı alt etmeye tek başına yaramaz; tıbbi/psikolojik müdahalelerin yerini alamaz. Ancak kimi zaman kaygı sorunu yaşayanların ihtiyacı olan tek şey, o rahatlamayı tetikleyici ek bir unsurdur. Bu tür araçlar, onlara ihtiyaç duydukları ek yardımı sağlayarak, kontrolsüz şekilde artan stres seviyelerini dizginlemelerine yardımcı olabilir. Bu da giderek kararan dünyada bir nefes daha alabilmemizi kolaylaştırabilir. 

Elbette bilimin tüm bu çalışmalarının, gerçek çok başlı canavarın açtığı yaraları daha etkili bir şekilde yamayabilme arzusundan fazlası olmadığı unutulmamalıdır. Asıl tedavi, dünya çapında bunca insanı hasta olacak düzeyde anksiyeteye iten sistemi ve sorunlarını gözden geçirmekle olacaktır.