29 Mayıs 2024, Çarşamba Gazete Oksijen
07.05.2021 06:00

Işınlanma mümkün mü?

Zuckerberg’in anlattıklarını yanlış yorumlayanlar, “Işınlanma için tarih” verdi manşetlerini attı. Oysa onun söylediği bambaşka bir şeydi. Peki ışınlanma gerçekten olabilir mi, buyrun yanıtı...

Bu yılın mart ayında Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg, önümüzdeki 10 yıl içinde insanların iş yerlerine veya eğlence mekanlarına “gitmek” yerine “ışınlanacaklarını” düşündüğünü söylediğinde, “haber” kaynakları bunu yalan yanlış bir dolu yere çekmeye çalıştı: Aralarında anlaşmışlarcasına, “Zuckerberg ‘ışınlanma’ için tarih verdi!” şeklinde manşetler attılar. Söz ettikleri tarih, önümüzdeki 10 sene içindeydi. Bu da bilimsel olarak ışınlanma, yani “teleportasyon” olgusunun bu kadar kısa sürede gerçek olup olamayacağı tartışmasını beraberinde getirdi. Öncelikle, Mark Zuckerberg’in The Information sitesiyle yaptığı röportajı okuyacak olursanız, “Elbette [gelecekte] arabalarımız, uçaklarımız ve tüm diğer taşıtlar var olmaya devam edecek. Ama ne kadar çok şeyi ışınlamayı başarırsak, hem o derece trafik gibi problemleri azaltır ve gündelik sorunlarımız rahatlatırız hem de gezegenimiz için genel olarak iyi bir şey yapmış oluruz.” dediğini görüyorsunuz. Bundan hemen önceyse şöyle diyor: “2021 yılındayız ve şu anda bitleri hareket ettirmek, atomları hareket ettirmekten çok daha kolay.” İşte anahtar cümle, bu son cümle. Röportaj, kuantum fiziği ile ilgili bir röportaj değil, sanal/artırılmış gerçeklik teknolojisi ile ilgili bir röportaj. Zuckerberg’in önümüzdeki 10 yıl içinde sözünü ettiği “ışınlanma”, bir toplantıya veya eğlence merkezine gitmek için bedenimizi fiziksel olarak A noktasından B noktasına ışınlamak değil. Bir sanal/artırılmış gerçeklik gözlüğü takıp, sanki oradaymışçasına bir diğer ortamı deneyimleyebilme... Özellikle de pandemi döneminde muhtaç kaldığımız Zoom gibi araçların, “görüştüğümüz kişilerleymişiz gibi” hissini vermekten çok uzak olduğunu gayet iyi fark ettik. Zuckerberg, o sosyallik hissini nasıl geliştirebileceğimizi bu tür bir bağlamda anlatıyordu.  Facebook gibi “sosyal medya” görünümlü bir “reklam firmasına” gerçeklik algımızı da emanet etmeyi isteyip istemeyeceğimiz ayrı bir tartışma konusu tabii ama… Işınlanma gerçek olabilir miydi? Önce, ışınlanma derken neyi kastettiğimizi netleştirelim: Teleportasyon olarak da bilinen ışınlanma, madde veya enerjinin, A noktası ile B noktası arasındaki mesafeyi kat etmek zorunda kalmaksızın, A noktasından B noktasına gidebilmesi demektir. Örneğin siz, Ankara - İstanbul arasındaki kara veya hava yolunu almaksızın, bir anda (veya mesela milisaniyeler içinde) Ankara’dan İstanbul’a gidebilirseniz, “ışınlandığınızı” söyleyebiliriz.  Örneğin Zuckerberg’in sanal gerçeklik ile hedeflediği şey, gerçek anlamda vücudu Ankara’dan İstanbul’a göndermek değil; bir gözlük takarak, “sanki o anda İstanbul’daymışçasına”, İstanbul’u deneyimleyebilmeniz. Tabii bunun ne kadar gerçekçi olacağı tartışmalı: Google Haritalar’ın Sokak Görüntüleme aracıyla da “bir anda” Dünya’nın bir başka yerindeki sokakları deneyimlemeniz mümkün; ancak kimse bunun “gerçek bir teleportasyon deneyimi” olduğunu söylemeyecektir. Sanal gerçeklik, beynimizi bu konuda daha iyi aldatabilir; ancak gerçek bir ışınlanmadan söz etmediğimiz açıktır.

Madde için imkansız

İşin aslı şu: Gerçek anlamıyla madde veya enerjiyi iki nokta arasında ışınlamayı mümkün kılacak hiçbir fiziksel mekanizmayı şu anda bilmiyoruz. Kimi zaman “kuantum teleportasyon” gibi araştırmalardan bahsediliyor; ama bu araştırmalarda da madde veya enerji ışınlanmıyor. Bunlar, kuarklar gibi atom altı parçacıkların belli bir durumda olduğu bilgisinin iki nokta arasında “ışınlanıyor gibi” iletilmesi ile ilgili araştırmalar. Yani buradaki “ışınlanma”, Zuckerberg’in de yaptığı gibi, bir nevi metafor. Kuantum düzeyin ötesine geçip de makro nesnelere (mesela insan vücuduna) geldiğimizde, işler iyice imkansızlaşıyor. Çünkü bir şekilde, bir insanın vücudundaki bütün atomların yerini ve durumlarını kusursuz bir şekilde haritalandırıp o haritayı başka bir lokasyonda yine kusursuz bir şekilde yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Bu sürecin herhangi bir basamağının nasıl yapılacağına dair en ufak bir fikrimiz yok. Üstelik bunu başarsaydık bile, diğer tarafa ışınladığımız siz, gerçekten “siz” olur muydunuz? Beyninizdeki bütün bağlantıları ve atomları birebir kopyaladığımızda, B noktasında oluşan kişi, bütün anılarınız, kişiliğiniz ve benliğinizle “siz” olur muydunuz? Peki ya A noktasındaki kopyanıza ne olurdu? Ölür müydü? Bu, etik mi? Onu öldürmeseydik de sadece B noktasında bir kopyanızı yaratsaydık, bilinciniz iki yerde aynı anda mı bulunacaktı? Tüm bunlar, ciddi bilimsel, etik ve felsefi sorular ve sorunlardır.

Solucan deliği hilesi

Işınlanmaya benzer bir şey olmaya en iyi aday, solucan delikleri dediğimiz kozmolojik ve teorik nesnelerdir. Bunlar, bir tarafı kara delik, diğer tarafı ak delikten oluştuğu düşünülen, uzay-zamandaki iki nokta arasındaki gerçek mesafeyi kat etmeksizin bir “kısa yol” yaratabilecek olan hipotetik yapılardır. Ama solucan delikleri de gerçek bir “ışınlama” yapmazlar; daha ziyade, bir hileye başvurarak, iki lokasyon arasındaki mesafeyi kısaltırlar. Dolayısıyla yine de o “daha kısa” olan mesafeyi kat etmek zorundasınızdır. Dahası, bugüne kadar solucan deliklerini hiç gözlemedik ve bir solucan deliğinin, bir nesnenin içinden geçebileceği süre boyunca açık kalabileceği konusu daha teoride bile tartışmalıdır. Sonuç olarak, teleportasyon güzel bir hayal. Ama şu anda olduğu tek şey o: Bir hayal. Bu hayali gerçek yapabilmenin bir yolu varsa, o yol Evren’in mekaniklerini anlamamızı sağlayan bilimi çok iyi özümsemekten ve onu etkili bir şekilde teknolojiye dönüştürebilmekten geçiyor.