23 Mayıs 2024, Perşembe Gazete Oksijen
21.05.2021 06:00

Fikir değiştirmek

Bilim insanlarını çağlar öncesinin dogmalarına saplanıp kalan ideologlardan farklı kılan, yeni bulgular üzerine fikirlerini değiştirebilmeleridir

Eskiden dünyanın en akıllı alimleri Güneş’in Dünya’nın çevresinde döndüğünü sanıyordu. İki-üç asır önce tıp öğrencilerine öğretilenlerin çoğu yanlıştı. 20. yüzyılın başındaki fizik kitaplarında ışık ve madde gibi temel kavramlar üstüne denilenler bugünkülerden çok farklıydı. 1912’de kıtaların kayarak yer değiştirdiği fikrini ortaya atan Alfred Wegener alaya alınmıştı.  Bilim dallarının hedefi, doğanın odaklandıkları kısmının nasıl işlediğine ilişkin tutarlı, kapsamlı, sınanabilir ve olabildiğince basit açıklamalar geliştirmektir. Bu açıklamalara “kuram” denir. Kuramlar yanlış olabilir; hele de aynı doğa olayını açıklayan birbiriyle çelişkili iki kuram varsa en az birinin yanlış olduğu kesindir! Bir kurama dayanarak yapılan tahminler yanlış çıkarsa o kuram “yanlışlanmış” olur ve çöpe atılabilir. Henüz yanlışlanmamış kuramlar arasında doğanın diğer kısımlarına ilişkin kuramlarımızla uyumlu ve “tahmin gücü” yüksek olan makbuldür, “gerçek dünya” hakkındaki en iyi fikrimiz odur ve adımlarınızı ona göre atmanız (söz gelimi, uzaya bir roket fırlatıyorsanız hesaplarınızda bilim dünyasınca bu şekilde içselleştirilmiş fizik formüllerini kullanmanız veya çocuğunuzu Tabipler Birliği’nin önerilerine uyarak aşılatmanız) menfaatiniz icabıdır. Yukarıda anlattığım süreç kimilerini samimi şekilde rahatsız eder: “Bugün kabul gören kuramların gelecekte bir gün yanlışlanma ihtimalinin olduğunu söylemek, bilimin şimdi dediklerinin tümünün yanlış olabileceğini kabul etmek olmuyor mu? Ne anladım ben böyle bilimden?” Bilim düşmanı neo-cahiller de bu telden çalarlar: “Doktorlar pandeminin başında sağlıklı insanların maske takmasına gerek olmadığını söylemişti, şimdiyse maske şart diyorlar. Böyle bilim olur mu?”

Yüzde yüzden biraz daha az...

Bu itirazların altında bilim dünyasının her zaman yüzde yüz kesinlikle gerçeği bilmesi gerektiğine ilişkin bir inanç yatmaktadır. Aklı başında kimsenin böyle bir garantiyi vermesi mümkün değildir; aslına bakarsanız, hiçbir şeye bu kesinlikle inanmak sağlıklı da değildir: Eğer bir iddiaya yüzde yüz inanırsanız, yani yanlış olmasına azıcık bile ihtimal vermezseniz, o iddianın aleyhinde daha sonra elinize geçebilecek hiçbir veri fikrinizi değiştiremez; böyle kesin bir imanla tutarlı tek davranış onunla çelişen her şeyi reddetmektir. “Bayes Teoremi” adındaki harika bir olasılık denklemi, bu tuzağa düşmemek için en güvendiğimiz fikirlere bile yüzde yüzden biraz daha az bir oranda inanmamızın, aksi yönde de en saçma görünen iddialara bile sıfırdan birazcık da olsa yüksek bir ihtimal vermemizin gerektiğini söyler. Yani bir astronom “yarın güneşin doğmama ihtimali sıfırdır” dediğinde aslında %0 değil, %0,000000000000001 gibi bir ihtimali kastetmekte ama bunu halk diline çevirmektedir. 1977’de üniversite özerkliği hiçe sayılarak atanan bir rektörün yarattığı sorunları anlatmaya çalışan bir grup ODTÜ hocasına Genelkurmay’dan davet gelir. Heyetin sözcüsü olan inşaat mühendisi Uğur Ersoy’un sunumunun sonunda Genelkurmay Başkanı Semih Sancar sorar: “Hocam bizim de üniversitemiz var, Harp Okulu. Orada çıt çıkmıyor, sizde ise hır gür bitmiyor, neden?” Uğur Hoca ağzını açarken heyetin kıdemli üyesi, büyük matematikçi Cahit Arf “Uğur, bu soruya ben cevap vermek isterim” diye araya girer: “Paşam, siz Harp Okulu’nda öğrenciye ne öğretileceğini biliyor musunuz?” “Elbette biliyoruz” der paşa. Arf’ın yanıtı ünlüdür: “Bakın Paşam, sorun buradan kaynaklanıyor, biz üniversitede öğrenciye ne öğreteceğimizi tam olarak bilmiyoruz, daha doğrusu emin değiliz. Emin olsaydık orası üniversite olmazdı. Üniversite tartışarak gerçeklerin araştırıldığı yerdir. Tartışma olan yerde de sorunlar çıkması doğaldır.”

Bilimde de her kafadan ses çıkabilir

Bilim insanları çağlar öncesinin dogmasına saplanıp kalan ideologlardan farklı olarak tüm o düşünce devrimlerini yapmayı, yani yeni bulgularla karşılaştıklarında fikirlerini gocunmadan değiştirebilmeyi bu sayede başarırlar. Bir konuda yeterli miktarda veriyle desteklenen, genel kabul görmüş bir kuram yoksa bilim insanları arasında da “her kafadan bir ses çıkar”. Pandeminin başında maske kullanımının işe yarayıp yaramayacağına ilişkin yeterli veri yoktu. Pandemi bu konuda (yaygın şekilde maske kullanılan ve kullanılmayan yerlerdeki hastalık oranlarının ölçülmesiyle) veri toplanması için acı bir fırsat oluşturdu. Veriler biriktikçe de resim netleşti, bilim dünyası büyük ölçüde aynı görüşte birleşti. Bu fikir değiştirme sürecinin günümüzde sık görülen fırdöndülerinkinden farkı, kişisel çıkara değil, bilgiye dayalı olmasıdır. Bilim dürüstlüktür.