08 Aralık 2022, Perşembe
16.04.2021 06:00

Vergi cennetlerinin sonu gelebilir

Biden yönetimi yeni bir uygulamaya hazırlanıyor. Eğer bir ABD şirketi bir vergi cennetinde diyelim ki yüzde 10 vergi ödüyorsa, ABD’de yüzde 11 daha ödeyerek toplam vergi yükünü yüzde 21’e tamamlamak zorunda

ABD Başkanı Joe Biden’ın harcama planlarının manşetleri süslemesi boşuna değil. Yönetimin yardım paketi ve altyapı planı Amerikan refah devletini yeniden şekillendirebilir.  Ancak ABD’de hükümetin harcamaları Covid-19 salgını sonrasında da yüksek olacağa benziyor, bu yüzden vergi gelirlerini artırmak gerekecek; zira ek borçlanmayla bundan daha fazlasını karşılamak mümkün değil. Bu amaçla Biden yönetimi kurumlar vergisinin vergi gelirleri içindeki payını artırmaya yönelik, aynı derecede geniş ölçekli “Made in America” vergi planını gündeme getirdi.  Şu anki en iyi seçenek kurumlar vergisi oranını yükseltmek. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki on yılda, kişisel gelirlerden ve sosyal sigorta tahsilatlarından alınan vergiler, federal gelir vergisinin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor, geri kalan yüzde 30 ise kurumlar vergisinden geliyordu. Ancak o günden bu yana ilk grup ciddi bir artış sergileyip federal gelir vergilerinin yüzde 85’ine ulaşırken, kurumlar vergisinin payı yüzde 10’un altına düştü. Üstelik işgücünden elde edilen milli gelirin yüzde 66’dan 58’e gerilediği bu dönemde, ABD’de şirket kârları tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştı; başka bir deyişle, çalışanların ekonomi pastasından aldıkları pay küçülüyor, ama toplam vergilerin daha büyük bir kısmını ödüyorlar. Bizzat yaptığım bir araştırmaya göre, işgücü üzerinden alınan vergilerin efektif marjinal oranı (yüzde 25’in üzerinde) ile yazılım ve ekipmana yönelik sermaye yatırımlarına uygulanan oran (yüzde 5) arasında da benzer bir dengesizlik söz konusu.

Minimum kurumlar vergisi

Şirketlerin yatırım kararları bu marjinal oranlara göre belirleniyor. ABD’deki mevcut vergi yapısı dâhilinde, sağlanan teşvikler şirketleri, çalışanları istihdam etmek, eğitmek ve düzenli ödeme yapmak yerine aşırı otomasyona yöneltiyor. Aslında Amerikan işletmeleri için teknolojiye giden yol sadece otomasyondan geçmiyor. Farklı teşvikler olsa çalışanlarını daha verimli kılmak üzere tasarlanmış teknolojilere de yatırım yapabilirler. Neticede, mevcut vergi yapısındaki derin dengesizlikler ABD’ye sadece istihdam açısından değil, üretim etkinliğindeki ve büyümedeki düşüş yüzünden de pahalıya mal oluyor. Dolayısıyla Biden’ın kurumlar vergisi oranını yüzde 21’den 28’e çıkarma vaadi önemli bir adım, ancak tek başına yeterli olmaz. Ne sermaye ile emek arasındaki uçurumu ortadan kaldırabilir ne de ABD merkezli şirketleri başka yargı bölgelerine kaçmak veya kârlarını yabancı alt-şirketlere aktarmak için “vergileri tersine çevirmekten” alıkoyabilir. Başıboş şirket kârları uzun vadede sermaye ve kurumlar üzerindeki vergilerin azaltılmasında ana faktörlerden biri oldu ve çokuluslu şirketlerin elinde ABD’deki bildirilmiş kârlarını azaltmak için hâlâ birçok koz var: ABD’deki borç yükümlülüklerini artırmaya dönük iç mali işlemler ve ABD’deki şubelerine fazladan masraf çıkarmak için yabancı alt-şirketleri kullanmak (transfer fiyatlandırması) yaygın yöntemler arasında yer alıyor.  Neyse ki Biden planının tam da bu sorunu çözmeye yönelik ikinci bir ayağı var: Global minimum kurumlar vergisi. Teoride basit bir fikir. Şirketlerin vergi yükümlülüklerinden kaçınmasına izin veren İrlanda, Lüksemburg, İsviçre, Panama, Virjin Adaları gibi merkezlerde vergi oranları yükseltilir. Eğer bu olmazsa, merkezi ABD’de bulunan, yüzde 21’lik global minimum kurumlar vergisi oranına tabi olan ve tüm kârlarını kurumlar vergisi oranının yüzde 12.5 olduğu İrlanda’da bildiren bir şirket için, kârlarının yüzde 8.5’ine denk gelen ek bir Amerikan vergisi takdir edilir.

Devrim yaratabilir

Elbette pratikte bu kararın uygulanması daha zor olabilir. Düşük vergili bölgeler vergi kaçıran uluslararası işletmelere öylesine bel bağlamış durumdaki koordinasyona yanaşmıyorlar. ABD’de global minimum vergi oranıyla karşı karşıya kalan bazı şirketler için merkezlerini böyle ülkelere taşımak cazip görünebilir (tam da bu sebeple Biden’ın vergi planı şirketlerin vergiden kaçmak için ülkeden ayrılmasını önlemeye dönük hükümler içeriyor). En meşhur vergi cennetlerinden bazıları işbirliğini reddederse, yeni bir uluslararası yapı her halükârda başarısız olur.  ABD’nin liderliği işte bu noktada devreye giriyor. Ülkenin muazzam bir mali gücü var ve bu güç sadece dünyanın en büyük ekonomisi olmasından değil, global mali sektörün hukuki merkezi olmasından da ileri geliyor.  Amerikalı karar alıcılar yeterince inançlı bir şekilde öncülük ederse diğer ülkeler de peşlerinden gidecektir. Biden’ın vergi planı hâlihazırda verginin ters çevrilmesini önlemeye yönelik hükümler ve vergi arbitrajında dahli olan çokuluslu şirketlere yönelik vergi kesintilerini sınırlama teklifleri içeriyor.  Global minimum kurumlar vergisi oranı, tamamen uygulanabilirse, sermayenin uluslararası vergilendirilmesinde devrim yaratabilir. Ancak bu bile ABD’nin mali sorunlarını çözmez. Biden yönetimi kurumlar vergisinde uygulanan adaletsiz ve savurgan indirimi tersine çevirmek için aşırı derecede cömert olan amortisman indirimlerine son verip vergi matrahını genişletmeli; bu sayede şirketlerin sırf yasal statülerini değiştirerek vergilerden kaçınmasına son verilebilir. Daha adil bir vergi sistemi Amerika’nın tüm ekonomik sorunlarını tek başına çözemese bile doğru yönde önemli bir adım olur. Bir yandan federal borçlardaki endişe verici artışın önünü keserken diğer yandan çalışanlara ve ekonomiye katkı sağlar. © Project Syndicate.