05 Mart 2024, Salı
10.02.2023 04:30

Bulutlar, rüzgarlar, dereler aşkına EKO EKO EKO!

Konumuz, doğayla artık kopma noktasında olan ilişkimizi sorgulayan, son derece çarpıcı bir görselliği olan ve çok etkileyici bir belgesel dizi. Ceren Moray teknolojinin ve sanayinin ezici çarkında hayatta kalmaya çalışan bir insanı canlandırıyor

Bazıları derelerin boşa aktığına inanıyor, dağları maden çıkarmak için delmeden duramıyor. Suyumuz, doğamız, köklerimiz tehdit altında. Bir zamanlar bereketli topraklar olarak nitelenen ülkemizde karnımızı doyuramayacak hale geldik. Anadolu yalnızca kelaynakların, toyların, çizgili sırtlanların, orman köylülerinin, çiftçilerin, balıkçıların değil hepimizin yurdu. İşte bu feryadı BluTV’de yayınlanan Eko Eko Eko belgeseli duydu. Anadolu’nun doğasının yok oluşunu çarpıcı biçimde ortaya koyan belgesel dizide oyuncu Ceren Moray teknolojinin ve sanayinin ezici çarkında hayatta kalmaya çalışan bir insanı canlandırıyor. Altı bölümden oluşan Eko Eko Eko belgesel sinemacı ve akademisyen Dr. İlkay Nişancı’nın imzasını taşıyor. Oyuncu Nergis Öztürk de belgesele seslendirmede katkıda bulunuyor.

Eko Eko Eko hem içerik hem de biçim bakımından iddialı bir belgesel. Güçlü görselleriyle doğayla artık kopmuş olan ilişkimizin çok boyutlu bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Gıda Mühendisi Bülent Şık, Akademisyen Oğuz Kurdoğlu, Arkeolog ve Redd grubunun kurucusu Güneş Duru’nun da aralarında bulunduğu bilim insanları ile röportajlar ise insan kaynaklı tahribatın kapsamını anlamamızı sağlıyor.

Dengesiz halimiz

Nükleer atıkların ve kurşunun gömülü olduğu İzmir’in Çernobil’i olarak bilinen Gaziemir’den Mersin Akkuyu Nükleer Santrali’ne, kuruyan Meke Gölü’nden dünyadaki dört gemi söküm merkezinden biri olan Aliağa ve asbest zehirlenmesi yüzünden yaşanan işçi ölümlerine hepsi tek tek bu belgeselde. Kömür ocakları yalnızca orman ekosistemini değil yöre halkının da hayatını yaşanamaz kılıyor. Eskihisar’da kömür çıkarmak için toprak kazılacağı için atalarının mezarlarını bile geride bırakmak zorunda kalan insanlar da burada. Eko Eko Eko “neden termik santrallerin olduğu yerlerde kanser vakaları artıyor? İkizdere’de neler yaşanıyor? Muğla – Akbelen Ormanı’nda maden sahası için ağaçları kim kesiyor?” ve daha sayısız soruyu soruyor.

Ceren Moray’ın alter egosu (C)eren Moray’la birlikte üstlendiği anlatıcı rol, modern insanın iki yüzünü anlatıyor. Bir yanımız bu acımasız düzene ayak uydurmak isterken diğeri doğayla ilişkisini koparttığı için derin bir ruhsal çöküntü içinde. Moray, canlandırdığı karakterlerle dengesiz halimizi ortaya koymakla birlikte, insanlığa olan inancını yine de koruyor. Yer yer 8 mm arşiv görüntüleri de kullanan Eko Eko Eko son derece stilize bir belgesel. Hasankeyf, Sivas, Dilovası, Kaçkar görüntülerinin yanı sıra Ingmar Bergman - Persona, Sabahattin Eyüboğlu - Anadolu Yolları’nda gibi ünlü filmlerden de parçalar içeriyor. 

Perdenin arkasında daha büyük bir şey var.

Saha çekimleri ve kurmaca bölümler bir arada

Dr. İlkay Nişancı: Bu ekokırımla sistemi sorgulayarak mücadele edebiliriz

Bu proje sekiz yıllık bir çalışmanın bir sonucu. 2015 yılında Hopa’daki selle ilgili bir belgesel yapmaya başlamıştım. Oradaki çekimlerin üstüne filmin ilk bölümünde de gördüğünüz, perdenin arkasında çok daha büyük bir şeyin olduğunu ve bunun anlatılması gerektiğini fark ettim. Böyle zor bir işi BluTV’nin desteği olmadan yapamazdık. Editoryal olarak da bize inanılmaz bir özgürlük sağladılar. Belgeselin çekimlerinde çalışan ekip arkadaşlarımın çoğu eski ve/veya halen eğitim hayatına devam eden öğrencilerimden oluşuyor.

Saha çekimlerinden sonra kurmacaya hazırlanırken film bizi Ceren Moray’a doğru itti diyebilirim. Hem kafamdaki karakterleri hayata geçirmesi hem de anlaması çok kolay olmayan iki karakteri dört günlük bir plato çekiminde hemen özümseyip muazzam bir şekilde ekrana yansıtmasıyla hayal ettiğimiz biçime ulaştık. Anlatıyı özetlemek gerekirse bu ekokırımla, birey olarak alacağımız önlemlerle değil birlikte durup sistemi sorgulayarak mücadele edebiliriz.

Ceren Moray: Benim için biraz arınma gibi oldu bu proje

Hakları, onurları, yaşam alanları sayılıp tanınmamış olan dezavantajlı bireylere ilişkin bilgimle oradayım. Ben de hayatın oralarında çok fazla bulundum. Bütün bunları arkama aldım. Kendi nesnel adaptasyon sürecimdeki şaşırmayı da o potaya ekleyip, dekadansını (çöküş ve çözülme) yaşayan Ceren kişisini buraya koydum ve bu çalıştı. İlkay’ın da tam olarak istediği şey buydu. Sette dehşete düştüğümüz şeyleri izleyip hemen çektik. Dolayısıyla da çok dürüst oldu. Kendi şaşkınlığımı da, hipokrasimi de yaşadım. Aslına bakarsan, beyaz perdeden izlediğimiz şey benim kendi hipokrasimdi. Kurgusal anlar var elbette ama yüzde 50’si de tamamen kendi algı akışı, yüzleşmesi, gelgiti. Benim için biraz arınma gibi oldu bu proje.