17 Ekim 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
17.10.2026 16:10

Pucca, hayatını “yeniden” ve tüm açıklığıyla yazdı

2010’ların en çok okunan fenomen kitap serilerinden Pucca Günlük, sekizinci kitabıyla geri döndü: Pucca Günlük 8-Bu Ne Biçim Son!. Pucca; aşklarını, ayrılıklarını, anneliği ve hayatın sürprizlerini yine mizahından ödün vermeden anlatıyor

Sosyal medya fenomeni, influencer’ların ve blogger’ların anası, yazar Pucca geri döndü. Yanlış kişilere aşık oldu, evlendi, boşandı, anne oldu… Hayatın vurduğu yerlerden geçti ama hikayelerini anlatmaktan asla vazgeçmedi. Pucca Günlük serisinin ilk kitabı yayımlanalı on beş yıldan fazla oldu ama geçtiğimiz günlerde Dex Yayınları’ndan çıkan Pucca Günlük 8-Bu Ne Biçim Son’da yine aynı Pucca var: Aşklarını, ayrılıklarını, anneliği ve hayatın sürprizlerini yine mizahından ödün vermeden anlatıyor. Pucca ile buluştuk; yeni kitabını ve hayatında değişenleri kâh gülerek kâh hüzünlenerek konuştuk.

Yıllardır hayatınızı sosyal medyadan izliyoruz. İnsanlar sizi gerçekten tanıdıklarını düşünüyorlar. Bu görünürlük bazen ağır geliyor mu?

Evet, ilk blogger’lardan biriyim. O yüzden bazen ağır geliyor tabii. Zaten akıl hastanesine yattım, daha ne kadar ağır olabilir bilmiyorum. Özellikle oğlum Batı’nın doğumundan sonra bütün sinir sistemimin çöktüğünü hissettim. O ağırlığı ilk kez o zaman gördüm galiba. Ondan önce her şey daha lay lay lom geliyordu bana.

Hiç “Yaşamakla paylaşmayı birbirine karıştırdım,” diye düşündünüz mü? Bu kadar özelinizi göstermeye gerek var mıydı?

Bence herkes özel hayatını gösteriyor. Instagram’da da öyle, diğer sosyal medya mecralarında da… Ben normal hayatımda da herkese her şeyi anlatan biriyim zaten. Paylaşmak bana hiçbir zaman garip gelmedi. Bir de yazmak benim için rahatlatıcı bir şey. Kendimi yazarak daha iyi ifade ediyorum.

Kitapta diliniz çok komik ama yaşadıklarınız oldukça ağır. Baktığınızda size normal gelen bazı olayların zorlayıcı ya da manipülatif davranışlar olduğunu fark ettiğiniz oldu mu?

Bilmiyorum ki… Belki ben de birilerine öyle davranmışımdır, şimdi karmasını çekiyorumdur. Bir de kitapta yazdıklarım sonuçta benim gördüğüm yerden anlatılan olaylar. İnsan ister istemez kendini bazı yerlerde daha iyi göstermeye çalışıyor. Bu kitapları biraz da, ileride huzurevinde oturup okuduğumda, “Vay be, ne yaşamışım!” deyip gülmek için yazıyorum.

Mizah, canınızı yakanlarla aranıza koyduğunuz bir mesafe mi? Bir savunma biçimi mi?

Tabii ki. O yüzden yazıyorum. Hiçbir üzücü olay içimde travma olarak kalmasın diye biraz komikleştiriyorum galiba.

“İnsan kendini sevmeden başkasını da sevemiyor”

Kendinize karşı çok acımasız davrandığınızı düşündüğünüz oluyor mu?

Kendime karşı hep sert ve acımasızdım. Bana hem değer duygusuyla hem de sınır koymakla ilgili problemim olduğu söyleniyor. Belki de sınır koyamadığım için insanlar istediklerini söyleyebileceklerini düşünüyorlar. Bir de “Umurumda değil,” desem bile içten içe etkileniyorum. “Acaba gerçekten öyle biri miyim?” diye kendime çok acımasız davranabiliyorum. Ancak son dönemde fark ettim ki, insan kendini sevmeden başkasını da sevemiyormuş.

Eski eşiniz, oyuncu Osman Karagöz ile ilişkinizde en çok nerede zorlandınız sizce?

Biz çok hızlı evlendik. Tanışmamızın ikinci ayında evliydik ve aslında birbirimizi hiç tanımıyorduk. O dönem Osman yeni ünlü olmaya başlamıştı. Benden daha ünlü sayılırdı. Dizisi vardı, videolar çekiyordu. Bir de yakışıklıydı tabii… Sürekli eğleniyoruz, geziyoruz; ikimizin de kafası güzeldi. Sonra evlendik ve bir anda ayıldık. “Burada yanlış giden bir şeyler var,” demeye başladık. Çünkü evlendikten sonra birbirimizi tanıdık ve aslında çok uygun olmadığımızı fark ettik. Bir de Batı sürpriz oldu. Şimdi “İyi ki olmuş,” diyorum. Hayatımın başka bir dönemine geçmiş oldum onunla beraber.

“Annelik de bana ağır geldi”

Evliliğin ve ebeveynliğin yükünü siz mi üstlenmiştiniz?

Biz zaten hiç evli gibi yaşamıyorduk. Osman sürekli dışarıdaydı; o bar senin, bu bar benim geziyordu. “Babalık bana ağır geldi, ne yapacağımı bilmiyordum,” diyor. Ama annelik de bana ağır geldi. Ben de ne yapacağımı bilmiyordum. “O zaman ben de çıkıp gezeyim,” diyebilirdim mesela. Ama evde kalan, düzeni sürdüren, kendini tamamen kaybetmemeye çalışan taraf yine bendim. Bugün dönüp bakınca ilişkiyi de hayatı da biraz benim taşıdığımı düşünüyorum.

Kitaplarınızdan, annenizle ilişkinizin zor taraflarını biliyoruz. Anne olduktan sonra annenle aranız düzeldi mi?

Annemi artık daha iyi anlıyorum galiba. Şu an kötü değiliz, görüşüyoruz. Birine yıllarca küs kalmak, o kırgınlığı da sürekli yanında taşımak demek. Batı doğduktan sonra yeniden konuşmaya başladık. Eskiden hiç görüşmediğimiz dönemler vardı. Şimdi her gün Batı’yı arıyor mesela. Bu bile bizim için büyük bir değişiklik.

Peki annenize benzemekten korktunuz mu hiç?

Çok korktum. Özellikle başlarda… Çünkü benim de kaçmak istediğim zamanlar oluyordu. Bir de hep “Annenin kaderi kızına geçer” lafını duyarak büyüdüm. Batı doğmadan önce gerçekten öyle olacağımı sanıyordum. Sonra fark ettim ki, anne olmak bambaşka bir bağmış. Bırakıp gitmek o kadar da kolay değilmiş. İnsan kedisini, köpeğini bile bırakamıyor. Zamanla annemi kendi anneliğim üzerinden yargılamanın da çok kolay olmadığını düşündüm. Herkesin yaşadığı hayat, taşıdığı yük başka çünkü.

Konuşmamızın başında akıl hastanesine yattığınızdan söz ettiniz. Şu an psikolojik destek alıyor musunuz?

Tabii, alıyorum. Bipolarım ve takip edildiğim bir süreç var. Artık kendimi daha iyi tanıyorum. Ne zaman kötüleşeceğimi daha erken fark edebiliyorum. Psikiyatristim de durumuma göre ilaçları düzenliyor.

Tanı konulduktan sonra yaşadıklarınızı daha farklı yorumluyor musunuz?

Evet. Ergenliğimden beri aynı döngüyü yaşıyormuşum aslında. Eskiden çok ani kararlar alıyordum. Bir gecede şehir değiştirebiliyordum. İzmir’deyken bir anda İstanbul’a taşınabiliyordum. Ankara’da okurken yine bir gecede her şeyi bırakabiliyordum. Meğer onlar benim yükseldiğim dönemlermiş. Son birkaç sene ise çok ağır depresyon yaşadım. Sadece intiharı düşünüyordum. İyice dibe batmıştım. Bu kez depresyon çok ağır geldi. O yüzden doktorum kliniğe yatırttı beni. İyi ki de yatırmış. Şimdi çok iyiyim.

Bir gece şafak operasyonuyla evinizden alındınız, hakkınızda davalar açıldı. Bu süreç sizi nasıl etkiledi?

Hayatımı komple değiştirdi. Mahkemelerden önce gerçekten çok iyi durumdaydım. Markalar geliyordu, yapımcılar geliyordu, işler çok iyiydi. Sonra bir gecede her şey karardı. Bir anda damgalandım. Sonra davalar başladı. Neredeyse her hafta karakoldaydım. Bir siyasetçinin oğluna “şişman” dedim diye bile şikayet edildim. Erkeklere hakaretten ceza alan tek insan olabilirim. Savcının karşısına çıkıyorsun, seni haklı buluyor ama yine de ceza çıkıyor. Çok acayip bir dönemdi.

Bunun organize bir hedef göstermeye dönüştüğünü hissettiniz oldu mu peki?

İnsanlar oturup 2010’dan beri attığım bütün tweet’leri bulup tek tek şikâyet ediyordu. Gerçekten korkunçtu. Hâlâ kapı çaldığında irkiliyorum. Ama artık durdu çünkü tweet atmıyorum. Eskiden insanlar çok daha rahat yazıyordu. Şimdi kimse bir şey yazmaya cesaret edemiyor. Bir de gençken insan daha korkusuz oluyor.

Son olarak, gelecekte nasıl bir ilişki hayal ediyorsunuz?

Gerçek bir işte çalışan adam istiyorum artık. Sabah işe gidip akşam dönen biri… SSK’sı olsun mesela. Ama sadece benim için değil; kendi hayatını kurabilmiş biri olsun istiyorum. Bir de artık en çok merhamete ve saygıya bakıyorum. Eskisi gibi toksik ilişkileri heyecanlı bulmuyorum. Saygı görmek istiyorum. Ama yakışıklı da olsun tabii. O kadarını da hak ediyorum bence.

Pucca Günlük 8-Bu Ne Biçim Son! / DEX Kitap / Otobiyografik Anlatı / 216 s.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Ebru Dedeoğlu
Ebru Dedeoğlu