29 Eylül 2022, Perşembe
07.05.2021 06:00

Yaratıcılık da hack’lendi!

Lüks moda markalarının çağın ruhunu yakalamak adına geliştirdikleri projelere Gucci ve Balenciaga iş birliği ile ortaya çıkan koleksiyon da eklendi

Gucci modaevinin kreatif direktörü Alessandro Michele, markanın altı yıl önceki yeniden doğuşunu müthiş bir başarı hikayesi ve örnek çalışma olarak sürdürmekte. Görevi devraldığı sezonda dönemin ruhunu iyi okuyabilmiş hatta onun tanımlanmasına da büyük katkı sağlamıştı. 90’ların grunge kültürünü, retro silüetlerle ve cinsiyetsiz yaklaşımla harmanlayan Michele’nin son projesi, modaevinin 100. yılında, kardeş rakip marka- iki marka da Kering lüks gurubu çatısı altında- Balenciaga’nın alamet-i farikası tasarım kodlarıyla ve logolarıyla birleştirdiği bir Gucci koleksiyonu ortaya çıkarmak oldu. 

Yeni içerikler ve iletişimler 

Dönemin altın akçesi kabul edilen ‘içerik’ devamlı değişim gösterirken genç kuşakların yeniliği sürekli ve hızlı talep etmeleri, farklılaşma istekleri ile günden güne daha da önem kazanıyor, tasarımcıların üretimleri, markaların iletişim ayakları için de yeni boyutlar sunuyor. Moda ve lüks sektöründe içerik üretmedeki yaratıcılık, toplumun sürekli değişim gösteren davranışları ve eğilimleri ile beslenirken, sektörün kreatif tabanı da tüketicinin evrimleşen ihtiyaç ve arzularına hitap edebilmek için çağı yakalayan kişisel cevaplar verebilmeyi araştırıyor. Pandemi sürecinde de yeni devrimsel fenomenler oluşmaya başlarken moda endüstrisi gelecekte neler olacağının bir ön yansıtması olma görevini sürdürüyor. Son on yılda bireysellikten kolektif bilince geçişin ön gösterimleri niteliğindeki, iki kreatif zekanın veya bir lüks markanın kitlesel bir markayla birleştiği iş birliği koleksiyonları moda dünyasını her daim heyecanlandırmaktaydı zaten.  Miuccia Prada ve Raf Simons’ın Prada koleksiyonlarındaki kreatif birlikteliği veya ikonik ‘streetwear’ markası Supreme’in Louis Vuitton ile, veya H&M’in yüksek moda tasarımcılarıyla yaptığı kapsül koleksiyonlar gibi örnekler çokça görülmeye başlamıştı. Rekabet sınırlarının flulaştığı bir çağda, markaların stratejik konumlandırma kurallarının ezberlerin dışına çıkmasıyla ve kolektif yükselme, iş birliği döneminin parlamasıyla yeni bir modern anlayış bu gibi projelerle yüklenmeye başlamıştı.  Ancak iki dev lüks markasının bir araya gelmesi daha önce görülmemişti. Aslında Gucci’nin geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği “Aria” şovu, Balenciaga ile tam anlamıyla bir iş birliği koleksiyonu olarak adlandırılmıyor, kreatif direktör Alessandro Michele tarafından bir “Yaratıcılık hacklemesi” olarak tanımlanıyor. Yani birden bire tam da gerçek anlamda kolektif çağa girdik derken, dönemin bir diğer gerçekliği olan ‘hack etmek’ yani ele geçirme, faydalanma, korsanlık yapma kültürünün lüks modada kavramsal bir proje olarak değerlendirilmesine de tanıklık etmiş olduk. 

Cesur girişim

Tarih boyunca moda endüstrisinde ilham almak, referans almak, ithaf etmek ve kopyalamak kavramları ve sınırları tartışılırken, bir lüks moda markasının başka bir markayı ‘hack etmesi’ yeni ve post-truth’un son dönemlerine yaraşır bir cilalı terim olarak karşımıza çıkıverdi. Elbette ki sanatta olduğu gibi kavramsal boyutu da baki kalmakla birlikte, bu ‘cesur’ girişim, iletişim, pazarlama ve satış kanalları için de tasarımcının ve markanın hedefine çok uygun bir proje. Michele aslında bu koleksiyonla, deneysel bir yaklaşımla iki marka arasında diyalog yaratmış olurken içinde bulunduğumuz, neyin gerçek neyin sahte olduğunun karıştığı, sanal sahiplenme hissinin insanlığın bilincine yerleştirilmeye başlandığı ve sahte ürünler piyasasının tüketim bağımlılığıyla körüklendiği dijital çağa da bir gönderme yapıyor.