13 Nisan 2024, Cumartesi
11.06.2021 04:30

128 milyar dolar meselesine nasıl yaklaşmalıyız?

Merhaba Yayınlandığı ilk haftadan beri okuyucusu olduğum Oksijen gazetesinin seçkin yazar kadrosuna bu sayıdan itibaren ekonomi-finans alanındaki yazılarımla katılmaktan onur duyduğumu belirterek başlamak isterim. 32 yılı aşan meslek hayatımda edindiğim Türkiye ekonomisi ve finans dünyası bilgi birikimini yazılarımla aktarmaya çalışacağım. Bankaların hazine ve ekonomik araştırmalar bölümlerinde geçen profesyonel çalışma hayatımda ve son beş yıldır bağımsız araştırma şirketimde devam eden mesaimde olduğu gibi, konulara veriye dayalı ve objektif olarak yaklaşmaya ve sorgulayıcı olmaya devam edeceğim. Finans sektöründe en eski profesyonel ekonomist olmam nedeniyle belki az çok tanınıyorumdur. 2019 yılından beri Merkez Bankası’nın yüklü rezerv kayıplarını tamamen kamuya açık verilerden sayısal olarak ortaya koymam ve bu çalışmaların bir çok yorumcu tarafından referans olarak gösterilmesinden sonra tanınırlığım biraz daha artmış olabilir. Bu bağlamda, ilk yazıya rezerv satışı konusuna yaklaşımımı aktararak başlayacağım.
Bir merkez bankasının piyasadan döviz alım-satım yöntemleri oldukça standart şekilde belirlenmiştir. Bu kapsamda, TCMB geçmiş yıllar boyunca döviz alım-satımını ya doğrudan müdahale ya da ihale yöntemi ile yapmış, buna ilişkin verileri ise müdahaleyi takip eden 15 iş günü içinde, ihaleleri ise aynı gün açıklamıştır.  Son dönemde ekonomi yönetiminden gelen açıklamalardan anlaşıldığı üzere kamuoyuna herhangi bir duyuru yapılmadan 2017 yılında TCMB ile Hazine arasında yapıldığı belirtilen protokol ve bu protokole bağlı olarak platformlar vasıtası ile yapılmış satışlar şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.  Ayrıca Merkez Bankası’nın doğrudan işlem yapabildiği bir piyasada “muhabir banka” üzerinden rezervlerinin satılması; yani Banka’nın, rezervlerini ve rezerv yönetimini Hazine’ye (ya da kamu bankalarına) devretmiş gibi bir görüntü vermesi iyi olmamıştır.  Öte yandan, olayın siyasi boyutunda özellikle muhalefetin bazı kesimlerinden gelen eleştirilere bakıldığında ciddi kafa karışıklığı olduğunu ve konunun özünün anlaşılmadığını vurgulamamız gerekiyor. “128 milyar dolar satılarak harcanmasaydı neler neler yapılırdı” gibi söylemler, sokaktaki vatandaşın ilgisini çekmek için yanlış açıdan muhalefet yapıldığını yansıtıyor. Zira, 128 milyar dolar bütçe harcamaları için kullanılmış değil, yerleşik ve yerleşik olmayanların döviz talebini karşılamak için satılmış durumda. Dolayısıyla, esasen bu boyuttaki döviz rezervinin 2019 yılı başından beri hangi amaçlarla, tarihlerde ve hangi kurlardan satıldığının bilinmiyor olmasından kaynaklı bir şeffaflık ve hesap verilebilirlik problemi var ortada.

Merkez Bankası’nın kendine ait rezervleri hangi düzeyde?

Sonuç olarak, bahsettiğim ilkelere uyulmadan son iki yıllık süreçte Merkez Bankası’nın yüklü rezerv kaybına uğramasına yol açıldı. Peki bu gelişmeler sonrası TCMB’nin kendine ait (satın alınmış, borçlanma ile gelmeyen veya yükümlülük olmayan) rezervleri ne düzeyde?  Bunu da 28 Mayıs itibarı ile açıklanmış veriler üzerinden yapmaya çalışacağım. Öncelikle toplam döviz rezervleri (altın dahil) ve IMF tanımlı net uluslararası rezervlerin (NUR) son durumunu vererek başlarsak, bu değerlerin 92.6 ve 12.4 milyar dolar seviyesinde olduğu görülmektedir. Bu ise, yıl başına göre brüt rezervin 0.6 milyar dolar, net rezervin ise 1.3 milyar dolar aşağıda olduğunu görmekteyiz.  TCMB’nin yükümlülüklerinden arınmış rezerv seviyesini görmek için toplam rezervin yanında net rezervin durumuna bakmamız gerekir. Bu bağlamda, IMF ile geçmiş stand-by anlaşmaları sırasında tanımlanan NUR seviyesini takip etmekteyiz.  Ancak 2019 yılından beri yurtiçi bankalarla gerçekleştirilen swap işlemleri nedeniyle bu arındırma da yeterli olamıyor. Türev işlem olması nedeniyle bilanço dışında takip edilen bir yükümlülük olan bu işlemlerin, rezervlerin gerçek durumu için ayrıca ele alınması gerekiyor.  Piyasaya döviz satış müdahalelerinin başladığı 2019 yerel seçimleri öncesi hızla azalan rezervlerin oluşturduğu açığı kapamak üzere geliştirilen bu swap “cin fikri” ile konuyu uzaktan takip edenlerin uzun süre rezerv kaybını fark edememesi sağlanmıştı. TL ile ABD Doları ya da altının takası anlamına gelen bu işlemlerle “bir taşla iki kuş” da vurulmuş oluyordu. Hem Banka’nın rezervlerini yükseltiyor, hem de karşılığında bankaların TL fonlama ihtiyacına destek olunuyordu. (Not: Aşağıdaki kutuda yabancılarla yapılan swap’ların bankalar açısından önemine de kısaca değineceğim) TCMB’nin kendine ait rezervleri hesaplamaya döndüğümüzde ise, bunun için önce altın ve brüt döviz rezervlerinin dağılımına Banka tarafından açıklanmış son zorunlu karşılık tesis dönemi için bakıyoruz: Rezerv Opsiyon Mekanizması (ROM) kapsamında yurtiçi bankalar tarafından tutulan altın rezervleri tutarının 5 milyar dolara, brüt döviz rezervleri içinde ise 3.1 milyar dolara çıktığını görüyoruz. Buna ek olarak, Yabancı Para Zorunlu Karşılık (YP ZK) kapsamında tutulan altın 5.9 milyar dolara ve döviz ise 54.8 milyar dolar seviyesine yükselmiş.  Ayrıca, altın ve döviz rezervleri içinde swap işlemleri ile geçici olarak gelen kısımlar da önemli yer tutuyor. TCMB’nin 28 Mayıs itibarı ile 43.9 milyar dolar olan altın rezervleri içinde yukarıda bahsettiğim ROM ve YP ZK dışında 5.8 milyar dolar da bankalarla yapılan altın swap işlemleri kaynaklı. Bunları çıkardığımızda TCMB sahipliğindeki altın rezervi 27.2 milyar dolar olarak karşımıza çıkarken, önceki aya göre 2.4 milyar dolar yükseldiğini görüyoruz. Toplam döviz rezervleri ise 48.7 milyar dolar görünürken, bunun yaklaşık 11.3 milyar doları Hazine’nin döviz mevduatı, 57.8 milyar doları ROM ve YP ZK kapsamında bankalar tarafından tutulan kısım. Aynı tarih itibarıyla TCMB Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi verisinde 54 milyar dolar olarak olarak açıklanan bankalar ve Merkez Bankaları ile yapılan döviz swaplar da bunun içinde.  Dolayısıyla, Banka’nın kendine ait döviz rezervinin halen olmadığı ve hatta çok belirgin negatif (Hazine’nin döviz mevduatını düşmezsek -63.1 milyar dolar) düzeyde kaldığı anlaşılmakta. Kendine ait olan 27.2 milyar dolar altını eklesek bile toplam rezervler (döviz+altın) -35.9 milyar dolar seviyesinde. 

Yabancı, Türkiye’ye sadece döviz getirmiyor

Yukarıda bahsettiğim gibi Merkez Bankası dışında yabancı finans kurumları ile yapılan swap işlemleri de bankacılık sisteminin TL ihtiyacının karşılanması açısından çok önemli. 2019 yılından itibaren BDDK bu işlemlere kısıtlama getirmiş ve bu kanaldan sağlanan fonlama gerilemişti. 6 Kasım 2020’deki ekonomi yönetimi değişiklikleri sonrası bu kanaldan sağlanan fonlama artmaya başlamış, ancak geçmiş yılların gerisinde kalmayı sürdürmüştü. Rakam olarak değinirsek, 2019 öncesi 250 milyar TL düzeyinde olan bu değer Ekim 2020’de 16 milyar TL’ye kadar düştükten sonra son durumda 100 milyar TL düzeyinde seyrediyor.

Nisan-mayıs turizm geliri 2019’un çok gerisinde kaldı

Bilindiği gibi turizm hem yurtiçi ekonomik aktivite hem de cari denge açısından çok kritik bir sektör. Pandemi bu sektörü görülmedik boyutlarda olumsuz etkiledi. Bu nedenle Türkiye’ye gelen turist sayısının ve bu kapsamda elde edilen gelirin 2021 yılındaki toparlanmasının ne düzeyde olacağı merak ediliyor.  Turizm gelirine ilişkin elimizdeki son resmi veri Mart ayı ödemeler dengesi içinde yer alıyor ve turizm aylık gelirinin 826 milyon dolar ile geçen yılın yüzde 25.9 üzerinde olduğunu yansıtıyor. Nisan ve Mayıs aylarındaki duruma ise bazı öncü göstergeleri kullanarak baktık.   DHMİ’nin açıkladığı Mayıs ayı yolcu istatistikleri, Türkiye genelinde tüm havaalanlarında iç hatlar için 3 milyon 122 bin kişi, dış hatlar için 2 milyon 438 bin kişi düzeyinde oldu. Geçen Mayıs’ta iç ve dış hat yolcu sayısı 39 bin ve 33 bin kişi ile yok sayılacak düzeyindeydi.  Dış hat yolcu sayısı Turizm Bakanlığı tarafından açıklanan Türkiye’ye gelen turist sayısı verisi için çok önemli bir öncü gösterge. 2020’nin aynı dönemine göre belirgin bir artışa karşın, Mayıs ayında gerçekleşen dış hat yolcu sayısı 2019 yılı ayıs seviyesinin yüzde 73 kadar altında görünüyor. Ayrıca dış hat yolcu sayısı Nisan 2021 değerinin de hafif altında kalmış.  Bu durum, olası turizm gelirinin Nisan ve Mayıs’ta yaklaşık 800 milyon dolar civarı gerçekleşeceğini ve 2019 yılının aynı döneminin yüzde 60 kadar altında kalacağını düşündürüyor. Turizm geliri açısından esas sezon olan Haziran-Ekim dönemi gerçekleşmeleri ise daha kritik olacak.