23 Haziran 2024, Pazar Gazete Oksijen
28.03.2023 23:03

“Yazmak ve okumak taban tabana zıt iki deneyim”

Çağdaş Şili edebiyatının en parlak yazarlarından Alejandro Zambra’nın Türkçeye çevrilen son kitabı Okumamak, yazarın edebiyat üstüne yazılarını bir araya getiriyor

Bonzai, Eve Dönmenin Yolları gibi romanları ve okuma yazma üstüne deneme ve öykülerinden oluşan türlerden bağımsız kitabı Serbest Kürsü ile ülkemizde geniş bir okur kitlesine sahip olan Şilili yazar Alejandro Zambra’nın Okumamak – Edebiyata Dair Gazete Yazıları ve Denemeler (Notos) başlığı altında topladığı denemeleri de artık Türkçede. Yazarın La Tercera ve Letras Libres gibi gazete ve dergilerde yayımlanan edebiyat yazılarından meydana gelen kitapta, okurluk ve eleştiri yazarlığı deneyimleri ağırlıklı olarak ele alınıyor. İsmiyle ters köşe yapan Okumamak’ta ayrıca Cortazar’dan Bolano’ya, Aira’dan Buzzati’ye, Kafka’dan Borges’e ve Marquez’e kadar dünyaca ünlü pek çok yazara ve Zambra’nın bu yazarlar hakkında kişisel ve derinlikli yorumlarına ulaşmak da mümkün. “Yazmak ve okumak taban tabana zıt iki deneyim,” diyen Zambra’yla, onun özellikle okur yönünü ön plana çıkaran, okumaya övgü niteliğindeki kitabı Okumamak hakkında konuştuk.

Türkçeye çevrilen son kitabınız Okumamak, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan edebiyat yazılarınızdan oluşuyor. Okumaya övgü niteliğindeki böyle bir kitabın ismi neden Okumamak?

Aslında bu en başta bir şakaydı ama ben bu şakayı çok sevdim. Bu ismin rahatsız edici ve yanlış olmasını seviyorum, çünkü haklısınız, bu temelde okumaya bir övgü. Aynı zamanda, Proust'u hiç okumayan ama okuduklarını söyleyen iki aşığın hikâyesi olan romanım Bonzai’den yapılan gizli bir alıntı. Kitapta da söylediğim gibi, haftalık edebiyat eleştirilerini bıraktığımda pek çok kez bazı kitapları okumamaktan ötürü haz duydum. Aslında Okumamak ismi bu kitapta bulunan birkaç konuya atıfta bulunuyor. Edebiyat dünyasındaki sahtekârlıklara, yeniliklerin zulmüne, iç karartıcı zorunlu okuma listelerine, kitapları hiç okumadan üzerine konuşmaya ve başlık bulmanın zorluğuna… 

Kitaptaki yazılarda Cortazar’dan Borges’e, Aira’dan Bolano’ya kadar pek çok yazar ve eser hakkındaki görüşleriniz var. Peki, sizin okurluğunuzu ve yazarlığınızı şekillendiren isimler kimlerdir?

O kadar çok ki! Bu kitapta bahsettiğim tüm yazarlar, diyebilirim. Okuma alışkanlıklarım zaman zaman değişiyor. Bu kitabı yazarken Natalia Ginzburg, Mario Levrero ve Hebe Uhart gibi yazarlar benim için çok önemli oldu, hâlâ da öyleler. Ama aslında şiir okuyarak büyüdüm. Özellikle Şilili şiirler… Emily Dickinson ve César Vallejo gibi şairler de benim için çok önemli. Onları otuz yıldır okuyorum. Emily Dickinson'ın en azından bir şiirini okumadan bir hafta geçirdiğimi hiç sanmıyorum.

Edebiyatın öğretilme şeklini eleştiriyor, okulların adeta okumaya düşman olduğunu söylüyorsunuz. Örneğin Onetti için “öğretmenlerin keskin bir tavırla öğrettiği kalıplara sığmıyordu” diyorsunuz. Biraz anlatır mısınız bu konudaki düşüncelerinizi?

Evet, bu gerçekten büyük bir mesele. 15 yıl öğretmenlik yaptım, hâlâ da yapıyorum. O kadar güzel, yoğun ve zor bir iş ki… Bir öğretmen asla ilgilenmediği kitaplarla çalışmamalı. İdeal olan belki de öğrencilerine tam olarak anladığı kitapları vermemesi, tam olarak anlamadığı için onu büyüleyen kitapları paylaşmasıdır. Ama bu elbette çok karmaşık. Okumaya ya da yazmaya kendini adamış insanların ortak özelliği, hayatını değiştiren ve edebiyatın mümkün kıldığı bilgiyi gerçekten iletebilen bir öğretmene dair anıları olması.


“Coelho ve öncüleri” yazınızda Borges ve Marquez gibi büyük yazarlara atfedilen sahte alıntılardan yakınıyor, kötü edebiyat arzulayan insanların sayısının arttığından ve kişisel gelişimin galip geldiğinden bahsediyorsunuz. Bu Türkiye’de de aynı. Sosyal medya Nâzım’ın olmayan Nâzım şiirleriyle dolu. Etrafımız sarıldı mı gerçekten?

Hem evet hem hayır… Etrafımız sürekli bir fikir ve düşünce yanılgısı ile çevrili, var olmak şu ya da bu fikre sahip olmak demek gibi görünüyor ve bu sizi her anlamda tanımlıyor. Edebiyat zevki hakkında binlerce farklı yorum var. Ben, okuduğumuzda gerçekten ne elde ettiğimizi konuşabilmekten zevk alıyorum. Bu yüzden Okumamak, benim en sevdiğim kitaplardan bahsediyor. 

Kitapta Ezra Pound, Valeria Luiselli, Roland Barthes gibi isimlere dair çok öznel yorumlarınız var. Böyle bir kitap hazırlarken, yıllar sonra dönüp baktığınızda düşüncelerinizin değişebilme ihtimali sizi hiç endişelendirdi mi?

Tam olarak değil. Okumak böyle bir şeydir, fikirler değişir ama kitapların bizim asla tam olarak anlayamayacağımız derin sorgulamaları değişmez. Benim için eleştiri, öz eleştiriden sonra gelir, bence bu çok önemli. Ayrıca sizi dışarıdan rahatsız eden şeyi bulmak için içinizde neler olduğunu öğrenmek, derinlere inmek gerekir.

Romanda fısıldadıklarımın filmde haykırılmasını hiç istemedim

İlk romanınız Bonzai’nin ekran uyarlanmasıyla ilgili de yazmışsınız. Hatta Susan Sontag’ın uyarlamalar konusundaki fikirlerine de yer vermişsiniz. “Sinemanın yalan söylediğine, edebiyatınsa söylemediğine inanıyorum” diyen bir yazar olarak kitabınızın film uyarlaması size ne hissettiriyor?

Evet böyle düşünüyorum, edebiyatı ekrana yansıtmanın bir yolu yok… Her ikisini de seviyorum, son zamanlarda senaryolar üzerine çalışıyorum, Hatta My Documents adlı öykümden yola çıkarak yazdığım Family Life adlı filmde küçük bir rolüm bile var. Filmlerle ilgili çalışırken çok şey öğrendim ama öğrendiğim en önemli şey edebiyatı çok sevdiğim oldu. Bonzai’ye gelince, kitabın hiçbir şekilde basitleştirilmesini, özellikle romanda fısıldadıklarımın filmde haykırılmasını hiç istemedim. Cristián Jiménez de aynı şeyi düşünüyordu. İlk görüşmemizde, kitabımın filmleştirilebilir olmadığını, tam da bu yüzden onu uyarlamak istediğini söyledi.  

Okumamak - Edebiyata Dair Gazete Yazıları ve Denemeler / Alejandro Zambra / Çeviren: Çiğdem Öztürk / Notos Kitap / Deneme / 325 Sayfa