16 Temmuz 2024, Salı Gazete Oksijen
17.02.2023 04:30

Depremin tarımsal bilançosu

Depremden hasar gören kırsal bölgelerde bilanço ağır. Ama ne kadar ağır diye sorarsanız cevabı hâlâ net değil. Çünkü 10 ilde 5 bine yakın köy var ve birçoğuna günler sonra yeni yeni ulaşıldı. Coğrafi şartlar oldukça zor. Bazı köylerde neredeyse sağlam ev kalmamış. Kırsalın öncelikli ihtiyacı sadece insani yardım boyutunda değil, tarımsal desteğe de acil ihtiyaç var.

Bu topraklar, afetlerden çektiği acılara bir yenisini daha ekledi.
Böyle bir dönemde yazmak gerçekten çok zor…
Kelimeler yetmiyor; sözler anlamsızlaşıyor.
Hepimizin başı sağ olsun.
Depremin yaşandığı ilk saatlerden itibaren 10 il ve ilçe merkezlerinde yaşanan felakete medya aracılığıyla anbean şahit olduk.
Ama bir de çok şahit olamadığımız acılar vardı.
Zira depremin ilk günlerinde kent merkezlerinde dahi ulaşım ve yardım sorunu yaşanırken, kırsal kesime erişmek neredeyse imkânsızdı.
Özellikle ilk 2-3 gün 10 ilin kırsalından kimseyle sağlıklı bir iletişim kuramadık. Coğrafya şartlarının çok daha zor olduğu köy ve mezralarda vahametin boyutundan uzun süre bihaberdik.
İlerleyen günlerde iletişimin kısmen kurulması ve erişimin sağlanmasıyla birlikte kırsalda da afetin boyutu ortaya çıkmaya başladı.
Fay hattına yakın köylerde hem can kaybı hem de maddi hasarlar olduğu bilgisine ulaştık.
Afetin ilk günlerinde yaşanan organizasyon sorunu ve koordinasyon eksikliği sonucu köy ve kırsal mahallede yaşayanlar kaderleriyle baş başaydı.
Deyim yerindeyse kırsaldaki halk kendi göbeğini kendi kesmek zorunda kaldı.
Hasar görmeyen ya da az hasarla kurtulan köylerde yaşayanlar, can ve mal kaybının yaşandığı diğer komşu köylere imkânları dâhilinde yardıma koştu.
Ama sınırlı olanaklar kurtarma çalışmalarını sınırladı.
Son bir haftadır telefonumuz hiç susmadı.
Kırsaldan gelen bilgiler ve görüntüler hasarın boyutunu gözler önüne seriyor.
Taş üstünde taş kalmayan köyler var. Evler yıkılmış; can kaybı çok…
Genelde iki katlı köy evlerinin alt kısmında olan ahır ve ağıllar da enkaza döndü.
Ezcümle hasar büyük…
Göçük yüzünden hayvanların bir kısmı telef olurken, bir kısmı da tıpkı insanoğlu gibi günlerce çaresiz kurtarılmayı bekledi.
Üreticilerin eli ayağı konumundaki birçok traktör ve tarım ekipmanı göçük yüzünden kullanılamaz hale geldi.
Bazı bölgelerde buğday-arpa siloları çökerken, depolar hasar gördü.
Özellikle depremin ilk 5 günü, hayatta kalan hayvanlar su ve yem sıkıntısı çekti.
Tıpkı kentlerde olduğu gibi kırsal kesimlerde de elektrik, telefon ve internete erişim sıkıntısı var.
Köylerde hayvanların sütleri günlerce sağılamadı. Sağılanlar ise maalesef değerlendirilemedi ve ziyan oldu. Çünkü çiğ sütün ömrü sadece 48 saat.

4 bin 923 köy yardım bekliyor

Bölgedeki küçük aile işletmeleri ciddi manada zora girdi.
Kırsalda depremin toplam bilançosunu soracak olursanız cevabını muhtemelen henüz kimse tam olarak bilmiyor. Çünkü bu yazıyı yazdığımız salı günü (14 Şubat) itibarıyla hâlâ yardım ulaşmayan köylerin olduğu bilgisi geliyordu.
Depremden etkilenen 10 ilde toplam 4 bin 923 köy bulunuyor (Büyükşehir Yasası ile bu köylerin 4 bin 199’u mahalle statüsüne geçse de aslında köy vasfı hâlâ sürüyor).
2.6 milyonu aşan nüfusun yaşadığı kırsalda yaklaşık 270 bin kayıtlı çiftçi (işletme) var. Bu da tüm Türkiye’deki kayıtlı çiftçi sayısının yüzde 13’ünden fazlasına denk geliyor.
Bu çiftçilerimiz, bölgede 3.8 milyon hektar tarım alanında üretim gerçekleştiriyor ki bu da Türkiye’deki toplam tarım alanlarının yüzde 16’sı, bitkisel üretim değeri bakımından da ülke toplamının yüzde 21’i anlamına geliyor.

Tarımsal hasıla 85 milyar TL

10 ilin toplam büyükbaş hayvan varlığı ülkedeki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 12’sini, küçükbaş hayvan varlığının ise yüzde 16.3’ünü oluşturuyor. Toplam hayvansal hasılanın yüzde 11’i bu bölgeden sağlanıyor.

Deprem bölgesinin tarımsal hasılaya katkısı 85 milyar TL’yi aşıyor. Bunun da yaklaşık 52 milyar TL’si bitkisel üretim, 34 milyar TL’si de hayvancılıktan geliyor. Özetle bölgenin tarımsal hasıladaki payı yüzde 15’i aşıyor.
Her ne kadar deprem bölgesinde ağırlık bitkisel üretim tarafında olsa da hasar tahmin edeceğiniz üzere hayvansal üretim tarafında gerçekleşti.

Ama zararın boyutu, tüm köylerde yapılacak hasar tespitinden sonra ortaya çıkacak.

En büyük sorun barınma ve ısınma

İl ve ilçe merkezlerindeki depremzedelerin ihtiyaç duyduğu tüm insanı yardıma kırsal kesimde afete maruz kalanların da ihtiyacı var.
Bölgeden konuştuğumuz yetkililer halen birçok köyde barınma, ısınma ve su sorununun devam ettiğini dile getiriyor.
Örneğin Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Büyük Mahalle köyünde 130 evden sadece 10’u oturulabilir halde. Gece hava sıcaklığının eksi 15-20 dereceye kadar düştüğü bu ve benzeri köylerde enkazdan kurtulan insanlar şimdi de hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Kırsaldan gelen son bilgiler ve beklentiler

Deprem bölgesinden kiminle konuşsak öncelikli olarak benzer talepleri dile getiriyorlar: Çadır, gıda, ısıtıcı, mobil tuvalet, temiz su, hayvanlar için barınak ve yem… Kırsalda enerji sıkıntısı hâlâ sürüyor.

Antakya Ziraat Odası Başkanı Mehmet Muzaffer Okay, Tarım Bakanlığı’nın 2023 yılı destek ödemelerinin deprem bölgesini kapsayan illerde erkene çekilmesini olumlu karşılarken şu notu da düşüyor: “Sistem ağır işliyor. Destek ödemelerinin şubat sonuna çekilmesi iyi ama bizlerin derdi hemen bugün. Acilen nakit paraya ihtiyaç var. İnsanlar ev tutacak ama paraları yok. Pos cihazları, bankamatikler çalışmıyor, bankalar kapalı. En yakın il iki buçuk saat mesafedeki Adana. Herkes birbirinden borç istiyor.”

Türkiye Ziraatçılar Derneği Şanlıurfa Temsilcisi Müslüm Ösün ise önümüzdeki haftalarda bazı bölgelerde tarlalarda üst gübre kullanılması gerektiğini ve tedariki konusunda soru işaretleri olduğunu söylüyor. Keza önümüzdeki dönemde pamuk ve soya ekilişleri olacağını ancak traktör ve ekipmanı hasar gören çiftçinin ne yapacağını bilmediğini aktarıyor.

Depremden zarar gören kırsaldaki üreticilerin borçluluk durumuna dikkat çeken TÜSEDAD Başkanı Sencer Solakoğlu ise depremde varını yoğunu kaybeden küçük aile işletmelerinin bu ülkeye artık borcunun olmaması gerektiğini düşünüyor.

Solakoğlu, “Bugün üreticiler elektrik, su, doğal gaz borcu, Tarım Kredi Kooperatifi ya da banka borçlarının vadesinin gelmiş olduğunu düşünecek durumda değiller. Depremde ahır ya da ağılını, hayvanlarını kaybettilerse onların borçlarının tamamının silinip, üretimde kalabilmeleri için maddi ve manevi şekilde desteklenmesi gerekir. Koordineli şekilde yaralar sarılıp, yeni yatırımların önü açılmalıdır. Bu, Türkiye’nin istikbali açısından çok önemli bir konu” diyor.

Köyler palyatif değil kalıcı çözüm bekliyor

> Kırsala sağlanacak destek, “kısa süreli deprem yardımı” yerine uzun soluklu bir program niteliğinde olmak zorunda. Geçici, günlük yardımlar yaraya merhem olmayacaktır. Orta ve uzun vadeli bir strateji ile oluşturulacak destekleme politikasına ihtiyaç var. Bunun da sağlanması için bölgedeki kayıp ve hasarın tam olarak tespit edilmesi lazım.

Konu sadece ahır yapımı ve hayvan desteği olarak da algılanmamalı. Kırsalda deprem enkazıyla birlikte bir de ekonomik enkaz var. Çiftçinin var olan borçlarının uzun vadede faizsiz şekilde ertelenmesi gerekiyor. Keza Bağ-Kur ve SSK prim ve ödemelerinin de ötelenmesi üreticilere nefes aldıracaktır.

Bölgenin modern tesislere ihtiyacı var. Kırsaldaki insanlarımızı üretimde tutmanın, tarımdan kopmamalarını sağlamanın yolu bu işi sürdürülebilir kılmaktan geçiyor. O bölgedeki tarımsal faaliyete sadece 10 il olarak değil, 81 ili besleyen bir değer zinciri olarak bakmak lazım. Ve o değer zincirinin halkalarının kopmaması gerek.

Aksi takdirde şu an geçici diye bakılan göç furyası, kalıcı hale gelecek ve kırsaldan kopuşlar hızlanacaktır. Bu da aynı zamanda birçok kentin demografik yapısını değiştirecektir.

Tarım politikamız depreme dayanıklı mı?

> Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’u deprem sonrası kırsal kalkınma politikalarını konuşmak üzere aradığımda 5 gün boyunca deprem bölgesinde olduğunu öğrendim. Kahramanmaraş’ın ilçe ve köylerine giden Prof. Dr. Gülçubuk, Gaziantep-Nurdağı tarafındaki köylere de ulaşmaya çalışmış.

Bülent Gülçubuk


İzlenimlerini ve anekdotlarını paylaşmasını istediğim Prof. Dr. Gülbuçuk şunları söyledi: “Gördüğüm şu ki; kırsal alanlarımız afetlere hiç mi hiç hazırlıklı değil, buna yönelik bir kamu ve/veya yerel yönetim politikası yok. Kırsal sahipsiz ve dağınık... Canlı denilince ne yazık ki sadece insanları anlıyoruz. Oysa kırsaldaki koyunu, keçiyi, sığırı, tavuğu, atı, eşeği, kediyi, köpeği de aynı dikkatle ve öncelikle ele almalıyız. Çünkü onların da insanlar kadar yaşama hakkı var.”

Depremden çıkarılacak dersler

Uzmanlık alanı kırsal kalkınma politikaları olan Prof. Dr. Gülçubuk, bu depremde kırsal alanlar için çıkarılacak çok sayıda dersi de şöyle özetledi: “Kırsalda hiçbir alanda planlama yok. Büyükşehir Yasası, kırsalı ve tarımı sadece fiziki sermaye olarak gören bir işleve bürünmüş. Kırsalda yaşayanlar da tıpkı kentlerdekiler gibi afetlere karşı bilgi ve donanıma sahip değil ve bu konuda bir eğitim-yayım çalışması da yok. Konutlar derme çatma, imarsız yapılar ve imar barışları sonun başlangıcını çoktan hazırlamış. Kırsalda imar düzenlemesi rantsal düzenlemeye dönmüş. Konut sigortası, deprem sigortasının kırsalda karşılığı yok. Oysa ilk yapılacak olan bunların zorunlu kılınması idi. Her türlü hayvan barınakları ‘özellikle küçük aile çiftçileri için’ hiçbir sağlam temel oturtulmamış. Tarım politikalarımız insanı, yaşamı konu edinmiyor. Kırsal kalkınma politikalarımız kapsayıcı değil.”

Deprem sonrası atılması gereken adımlar

Bundan sonrası için acilen orta ve uzun vadeli politikaların oluşturulması gerektiğini söyleyen Gülçubuk, çiftçiye yaşam ve üretim desteği ve ortamı sağlanmasının öncelik olduğuna vurgu yapıyor.
Depremde üretim ve geçim araçları yok olan, azalan, hasar alan çiftçilere hemen ulaşılarak bunları tazmin etme yoluna gidilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Gülçubuk, “Afetlere dayanıklı ahır, ağıl ve makine parklarına hız verilmeli. Evleri yıkılan, hasar görenlerin üretimlerine devam edebilmeleri için güvenli yaşam ortamları sağlanmalı. Afetlere dayanıklı kırsal mekansal planlamaya hız verilmeli. Kırsaldaki insanlar için de psikolojik destek birimleri oluşturulmalı ve ulaştırılmalı” çağrısında bulunuyor.

Gıda güvencesi uyarısı

Ekonomik olarak zorda olan çiftçiler dahil kırsaldakiler için desteklerin acilen devreye alınması gerektiğini savunan Prof. Dr. Gülçubuk, gerekçesini şöyle açıklıyor: “Aksi durumda çiftçi, köylü elinde ne var ne yok ucuza satıp bulunduğu yeri terk edecektir. Bu da haksız bir toprak mülkiyet hareketliliğine yol açabilecektir. Bunun önüne geçmek için mutlaka üretim ve yaşam destekleri devreye konulmalı ve bu pazarlama, pazara erişim destekleri ile de tamamlayıcı hale getirilmelidir. Hepimizin ortak geleceği ve gıda güvencesi için tarım ve kırsal kalkınma politikalarımızın da depreme dayanıklı olması gerekiyor.” ∙