27 Haziran 2022, Pazartesi
03.09.2021 04:30

Tarımda yeşil mutabakat dönüşümü

İnsanoğlunun ekosistem üzerinde yarattığı tahribatın artık sürdürülebilir(!) bir yanı kalmadı. Buzullar artık daha hızlı eriyor... Deniz seviyeleri yükselmeye devam ediyor. Topraklarımızı ya erozyonla kaybediyoruz ya da gerçek vasfının dışına çıkartıyoruz. Elimizde kalanı da organik madde açısından fakirleştirip, canına okuyoruz.   Suları kirlettiğimiz yetmezmiş gibi havayı da adeta zehirledik. Ve tüm bunları, ekonomiyi büyütme, istihdam yaratma ve toplumsal refahı artırarak “kalkınma” kisvesi altında gerçekleştirdik bugüne kadar...  Ama artık doğanın bize verdiği tüm kredileri tükettik. Yıllar önce küresel iklim değişikliği meselesi ya da karbon emisyonu konusu gündeme geldiği zaman durumun vahametini özetlerken, “İnsanoğlu kendi ayağına kurşun sıkıyor” diye cümle kurardık. Ama o noktayı da çoktan geçtik... İnsanoğlu artık kafasına kurşun sıkıyor. Böyle bir konjonktürde karşımızda Avrupa Birliği’nin “Yeşil Mutabakat” stratejisi var. Yeşil Mutabakat her ne kadar tüm ekonomik faaliyetleri kapsayan oldukça geniş bir içeriğe sahip olsa da biz bugün konunun tarım ve gıda tarafına dikkat çekme niyetindeyiz.  Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, gelecek 10 yılın tarım ve gıda stratejisine yön vermek adına çok önemli bir aksiyon planı yayınladı.  “Çiftlikten Çatala Stratejisi” başlıklı yol haritası, gıda sistemlerini daha adil, sağlıklı ve çevre dostu hale dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu yüzden söz konusu plan, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın da tam merkezinde yer alıyor aslında. Zira, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birini mevcut gıda sistemi oluşturuyor. Özetle, doğal kaynakları aşırı şekilde tüketen, biyolojik çeşitlilik kaybına neden olan ve sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratan günümüz gıda sisteminin yeniden tasarlanması elzem.

Kimyasal gübre ve pestisit kullanımına fren

İlk üreticiden son tüketiciye kadar değer zincirinin tüm halkalarındaki paydaşlara yeni sorumluluklar yükleyen bu strateji, artık bir tercih değil zorunluluğa dönüşmüş durumda.  Peki, 2030 yılına kadar bu alandaki temel hedefler neler? Pestisit ve antimikrobiyallere bağımlılığı azaltmayı planlayan AB, aşırı kimyasal gübre kullanımını düşürmeyi hedefliyor. Bunun yanında organik tarıma daha fazla ağırlık verirken, biyolojik çeşitlilikte yaşanan kaybın önüne geçerek son yıllarda çokça tartışma konusu olan hayvan refahının iyileştirilmesine dair de adımlar atmayı hedefliyor. Bu hedefleri de rakamlarla somutlaştırıyor.   Örneğin, “Çiftlikten Çatala Stratejisi”ne göre, AB ülkelerinde pestisit kullanımı 2030 yılına kadar yüzde 50 azaltılacak. Gerekçe ise oldukça makul: “Tarımda kimyasal ilaçların kullanımı toprak, su ve hava kirliliğine, biyolojik çeşitlilik kaybına neden olurken, hedef olmayan bitki, böcek, arı, kuş, memeli ve amfibilere de ciddi zararlar verebiliyor.” AB’nin 2030 yılına kadar bir diğer hedefi de kimyasal gübre kullanımı en az yüzde 20 düşürmek. Amaç, doğayı tahrip etmeyen, tam tersine onaran bir sistemi yaygınlaştırmak. Kimyasalın yerine organik, mikrobiyal, organomineral kaynaklı gübrelerin oranını artırmak. Zaten bugün gübre sektöründe faaliyet gösteren şirketler, yeni yatırım hamleleri ile bu sürece yavaş yavaş adapte olmaya başladı.  Bir diğer 2030 hedefi ise çiftlik hayvanları ve balık çiftliklerinde antimikrobiyal satışını (dolayısıyla kullanımını) yüzde 50 azaltmak. Bu hedefin gerekçesini ortaya koyarken de hayvan refahının insan sağlığı ile bağlantısına dikkat çekiliyor. Antimikrobiyallerin aşırı ve uygun olmayan kullanımına bağlı “antimikrobiyal direnç” yüzünden her yıl Avrupa’da yaklaşık 33 bin insanın hayatını kaybettiğini biliyor muydunuz?  AB, organik tarım alanlarının toplam tarım alanlarındaki payını 2030 yılına kadar yüzde 25’e çıkarılmasını hedefliyor. Tarım alanlarının yüzde 8,1’inde organik üretim gerçekleştiren Avrupa Birliği’nde organik ürün pazarının büyüklüğünün 50.3 milyar doları aştığını hatırlatalım… Biyolojik çeşitliliği korumak adına Avrupa’nın kara ve denizlerinin yüzde 30’unu da özel koruma alanlarına dönüştürme niyetindeki AB’nin bu kapsamda bir diğer hedefi de 10 yıl içerisinde 3 milyar yeni fidan dikmek... “Çiftlikten Çatala Strateji” belgesi, isminde de anlaşıldığı üzere sadece işin üretim safhasına odaklanmıyor. Lojistik ve gıda işleme-paketleme sisteminden yeni iş modellerine, fiyatlamalardan, taklit ve tağşişe karşı mücadeleye, ticaret politikalarından uluslararası iş birliğine kadar kapsayıcı bir içeriğe sahip. AB neyi hedefliyor? Aslına bakarsanız AB, bu noktada 4 temel şeyi hedefliyor. Öncelikli olarak iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile risk altına giren gıda güvencesi ve güvenliğini sağlamayı istiyor. Bunu sağlarken de gıda sisteminin çevresel ve iklimsel ayak izini azaltmayı planlıyor. Böylece gıda sisteminin dayanıklılığını güçlendirirken, çiftlikten çatala rekabetçi sürdürülebilirliğe doğru küresel bir geçişe öncülük etme niyetinde. AB’nin Ocak 2023’ten itibaren uygulayacağı yeni Ortak Tarım Politikası da Yeşil Mutabakat ile uyumlu hedeflere sahip: Daha yeşil, küçük çiftçilere daha adil, daha hayvan dostu ve daha esnek bir politika. 

Türkiye’nin AB’ye ihracatı 5,3 milyar $ 

Bu konu sadece Avrupa ülkelerinin meselesi değil. Avrupa ile doğrudan ya da dolaylı ticareti bulunan tüm ülkeleri çok yakından ilgilendiriyor. Bugün Türkiye, 169 milyar doları bulan toplam ihracatının yaklaşık yüzde 40’ına denk gelen 66 milyar dolarlık kısmını 27 üyeli AB’ye gerçekleştiriyor. 66 milyar dolarlık kısmın 5,3 milyar dolarını ise tarım ve gıda ürünleri oluşturuyor. Bir başka deyişle 20 milyar dolar seviyesindeki toplam tarım ve gıda ürünleri ihracatımızın yaklaşık dörtte birini AB ülkelerine gerçekleştiriyoruz.   Eğer AB, yeşil mutabakat ekseninde tarım ve gıda alanında kendi standartlarını iyileştirmek adına yeni bir yol haritası ortaya koyuyorsa, birlik dışındaki ülkelerden ithal edeceği tarım ve gıda ürünlerinde de benzer kriterleri arayacaktır. Dolayısıyla önemli bir ihracat kapısı konumundaki Avrupa ile sürdürülebilir bir ticaret açısından söz konusu hedefler, Türkiye’nin de ev ödevi niteliğinde olacaktır.

Türkiye’nin eylem planı

Türkiye de bu gelişmelere kayıtsız kalmayarak “Yeşil Mutabakat Eylem Planı” hazırladı ve genelge 16 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlandı. 60 sayfalık planda, “Sürdürülebilir Tarım” başlığı da yer alıyor. 2 sayfalık bu başlık altında belirlenen eylemler kapsamında şu ifadelere özellikle vurgu yapılıyor: “AB’nin pestisit ve anti-mikrobiyallerin azaltılmasına yönelik olarak ortaya koyduğu hedefler ile uyumlu bir şekilde ülkemizde pestisit, anti-mikrobiyaller ve kimyasal gübre kullanımının azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir.”  Ama dikkatimizi çeken bir nokta var. Eylem planında her ne kadar AB ile uyumlu bir çalışma yürütüleceği niyet olarak beyan edilse de AB’nin açıkladığı gibi rakamlarla net bir hedef ortaya konmamış. Yol haritasına dair ipuçları yok. O yüzden ifadelerin ucu açık… O yüzden niyetlerimizin somutlaştırılarak daha gerçekçi ve ayakları yere basan bir planlı hedefe dönüştürülmesi gerekiyor. Aksi takdirde konu sadece kağıt üzerinde kalan ve inandırıcılıktan uzak bir hal alır ki bunun da orta ve uzun vadede sektöre faturası daha yüksek olacaktır. 

Pestisit yerine biyolojik mücadele 

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Kotan, kimyasal pestisit ve gübrelerin sağlık ve çevresel etkileri konusunda sorunlu bir hale geldiğinin altını çiziyor.  Daha temiz bir çevre, sağlıklı gıda ve sağlıklı nesiller ile sürdürülebilir tarım için artık kimyasal pestisitlere alternatif ürünlere odaklanılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Kotan, “Bu alternatif bitki koruma ürünleri arasında gelişmiş ülkelerin de tarımda yaygın bir şekilde kullandığı biyopestisitler, bitki aktivatörleri, biyolojik mücadele etmenleri, tuzak ve feromonlar, böcek cezbedicileri, bitkisel kökenli ekstraktlar veya yağlar var” diyor. Türkiye’de bu ürünlerin yönetmeliklerinde revizyon yapılarak kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Kotan, “Bu alanda faaliyet gösteren özel sektörün desteklenmesi, organik tarım ve iyi tarım uygulamalarının zaman kaybedilmeden yaygınlaştırılması gerekiyor. Ülke olarak; biyolojik mücadelede kullanılabilecek bitkisel ya da mikroorganizma kökenli ciddi bir kaynağa sahibiz. Bırakın kendi ürünümüzü üretmeyi dünyaya bitki koruma ürünü ihraç edebilecek potansiyelde bir zenginliğin içindeyiz” diyor.

TÜBİTAK’ın vizyon 2023 öngörüsü

TÜBİTAK’ın Vizyon 2023 Bilim ve Teknoloji Öngörüsü Projesi kapsamında Tarım ve Gıda Paneli Son Raporunda; bazı yörelerde aşırı sulama, gübreleme, kimyasal madde ve tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımının önemli çevre ve sağlık sorunları ortaya çıkardığı belirtiliyor. Çözüm olarak da; tarımda kullanılan kimyasal ilaçların çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerini azaltacak biyolojik ürünlerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. 

Tarım makineleri yeşil dönüşüme ur-ge ile hazırlanıyor

Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında makine ihracatçıları, firma özelinde karbon ayak izlerinin ölçülmesi ve iyileştirilmesine yönelik yol haritalarının hazırlanması için “Makine Sektöründe Yeşil Dönüşüm UR-GE Projesi” düzenliyor.  Bu projeye Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) de dahil durumda. Hem Türkiye’deki tarımsal mekanizasyon hem de ihracat pazarı açısından Yeşil Mutabakat kriterleri, sektörü yakından ilgilendiriyor. Zira AB ülkelerine yıllık 300 milyon dolar seviyesinde bir ihracatları söz konusu ki bu da TARMAKBİR’in toplam ihracatının yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Eylem planında yer alan “sürdürülebilir tarım” konusunun tarımsal mekanizasyon sektörünü direkt etkileyeceğini kaydeden TARMAKBİR Genel Sekteri Selami İleri, kimyasal gübre ve pestisit kullanımının azaltılmasına yönelik hedeflere dikkat çekiyor. İleri, “Pestisit ve kimyasal gübreden vazgeçilmesi çok zor. Kullanımının azaltılması bir seçenek gibi duruyor. Bu da akıllı tarım makineleri ile mümkün olacak. Orta ve uzun vadede geleneksel zirai ilaçlama makineleri ile kimyasal gübre serpme makinelerinin kullanımının azalması bekleniyor” diyor. Selami İleri, buna bir de somut örnek veriyor: “Toprağa atılan her bir ton gübrenin ancak 200–400 kilosu bitki tarafından kullanabiliyor; geri kalan kısmı zayi oluyor. Bu durum hem toprağın yapısını bozuyor, hem yer altı suları açısından risk yaratıyor  hem de girdi maliyetini yükseltiyor. Bu etkinlik oranı dijital tarımla yüzde 46–65 seviyesine çıkabiliyor. Yapılan bir çalışma ışığında 250 hektarlık alanda yetiştirilen mısırda, akıllı tarım sayesinde gübrede yüzde 13,1, ilaçta yüzde 55,8, tohumda yüzde 23,4’lük bir tasarruf sağlandı.”   Özetle, “Yeşil Mutabakat” tarım ve gıda sektöründe zorunlu bir değişimin kapılarını aralıyor. Dönüşüme hazır mısınız?

Düşündüren veriler

Atık suyun %80’den fazlasını arıtmadan doğaya salıyoruz Küresel iklim değişikliği, ekolojik tahribat, çevre kirliliği ve yeşil mutabakat gibi konuları konuşurken Dünya Bankası tarafından su yönetimine dair yapılan  “Atıklardan Kaynağa” başlıklı bir çalışmanın sonucu dikkat çekici. Araştırmalara göre, küresel atık suyun yüzde 80’den fazlası yeterli arıtma olmaksızın çevreye salınıyor. Hâlbuki kullanılmayan bu kaynaktan büyük miktarda enerji, tarımsal besin ve su geri kazanılabilir. Çünkü diğer tarafta da nüfus ve ekonomik büyüme, su talebinde hızlı bir artışa neden olurken, dünya nüfusunun yüzde 36’sı suyun kıt olduğu bölgelerde ciddi sorunlar yaşıyor.  Sel ve kuraklıklar 1,5 milyar insanı vurdu  Dünya Bankası’nın “Sel ve Kuraklık Risk Yönetimi için Yenilikçi Yönetim” raporuna göre, son 20 yılda 1 milyar 650 milyon kişi selden zarar gördü. Aynı dönemde 1 milyar 430 milyon kişi ise kuraklıktan olumsuz etkilendi. Rapordaki şu uyarı bugün yaşananların aslında yaklaşan korku filminin fragmanları olduğunu teyit eder nitelikte: “Küresel sıcaklıklardaki her artışla birlikte hidro-iklimsel riskler artacaktır.” En çok su sıkıntısı çeken 10 ülke  Birleşmiş Milletler (BM) Tarım ve Gıda Örgütü’ne (FAO) göre, iklim değişikliğinin de etkisiyle tarımsal alanlar ve meralar daha fazla su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalacak. Dünyada su sıkıntısı çeken ilk 10 ülke sırasıyla, Mısır, Kenya, Özbekistan, Suriye, Bangladeş, Suudi Arabistan, Hindistan, Pakistan, Azerbaycan ve Yemen.  FAO’ya göre, 1.2 milyar insan, kuraklık veya aşırı kuraklığın çok yüksek oranda tekrarlandığı tarım alanlarında yaşıyor. 1 milyar ton toprak erozyonla kaybediliyor Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen bir araştırmaya göre, Avrupa’da her yıl kötü arazi yönetimi sonucu yaşanan erozyon nedeniyle bir milyar ton toprak kaybediliyor. Toprak besin ağı doğru yönetildiği takdirde bozulmuş arazinin geri kazanılabileceği belirtilen raporda, iklim değişikliğiyle mücadele için büyük bir karbon deposu niteliğindeki toprak yönetiminin önemine vurgu yapılıyor.