30 Mayıs 2024, Perşembe Gazete Oksijen
28.01.2022 04:30

“İnsani çalışma düzeni” peşinde tükenen insanlık

Sanayi Devrimi’nde makinelerin kudretini görenler, haftada sadece 4 saat çalışmanın yeterli olacağı bir gelecek hayal ediyordu. 200 yıl sonraki hayalimiz ise “haftada 4 gün çalışabilmek”

Çalışma düzenimizin ve şartlarının neredeyse kimseyi memnun etmediği ortada. Ancak yerine konulabilecek alternatifler konusunda kafalar oldukça karışık. Üretici, tüketici ve yatırımcıdan oluşan “şeytan” üçgenindeki paydaşların hepsi “daha insancıl” bir yapı üstünde hemfikir gibi görünse de somut bir adım atma konusunda hepsi birbirinden ürkek. Bu koşullara yönelik eleştirilerin bugünlere has olduğunu düşünebilirsiniz fakat esasında kökeni, onları oluşturan Sanayi Devrimi yıllarına kadar gidiyor. Bu yüzden tarihten birkaç kesiti hatırlamakta fayda var. Makinelerin insan emeğiyle buluştuğu sanayileşme dönemine yönelik en çok kafa yormuş isimlerin başında, o yılları bizzat gözlemleyen bir isim var: Karl Marx. Ekonomik ilişkilerin toplumun temel yapı taşına dönüşmesinin yaratacağı sorunlara odaklanan Marx, “yabancılaşma teorisi” ile her geçen gün etkisini biraz daha hissettiğimiz kaçınılmaz bir etkiye dikkat çekiyordu. Ona göre üretim modelleri yüzünden doğadan kopan insan önce çevresine, nihayetinde kendisine ve emeğine yabancılaşıyordu. Özetle, iş yaşamında herkesin en az bir kere zihnine düşen “Ben burada ne yapıyorum ki” sorusu, kurulan bu düzenin doğal sonucu olacaktı. Öyle de oldu. Marx’a göre makineler günün birinde insanın yerini alabilecek fakat bunun için önce bizzat insanın makineleşmesi gerekecekti. (Kendisi de bir işçi ailenin çocuğu olan Sanatçı Andy Warhol gibi bir makine olmayı istediğini söyleyenler olsa da her zaman marjinal bir azınlık olarak kaldılar.) Oysa Marx ile aynı dönemde her şeyi çok farklı hayal edenler de vardı. Örneğin sosyalist yazar William Morris, geleceğin fabrikalarının yeşilliklerle çevrili ve günde sadece 4 saat çalışılacak ortamlar olacağını savunuyordu. İngiliz Ekonomist John Maynard Keynes ise teknolojinin gelişimi ve verimliliğin artmasıyla haftada 15 saat çalışmanın yeterli olacağı bir gelecek tahayyülüne sahipti. Teknoloji hiçbirinin ummadığı ölçüde gelişti, verimlilik hayallerin ötesinde arttı ancak (her ne kadar 1800’lerdeki gibi haftada 80 saat çalışmıyor olsak da) 15 saat mesaiden oluşan haftalar, hala kimsenin dillendiremeyeceği kadar iyimser.