22 Nisan 2024, Pazartesi
15.12.2023 04:30

Yeni çağın kıymet arayışı

JPG formatındaki milyon dolarlık maymunlardan sessiz moda, internetsiz tatil, tamir etme hakkı ve de-influence gibi akımlara geçişimizin bir sebebi var

Bugün yaşasa büyük ihtimalle “sanat trolü” olarak anılacak Piero Manzoni, 1960’larda insan üretimiyle sanat üretimi arasındaki kesişime yoğunlaşır. Nasıl bir düşünce sistematiği üzerinden ilerler bilinmez fakat nihayetinde sanatçıya yönelik bir şeye sahip olma arzusundaki sanatseverler için Duchamp’vari bir “eser” ortaya çıkarır. 30 gramlık 90 adet teneke kutuyu “kendi dışkısıyla” doldurur ve “Sanatçının Boku” (Merda d’Artista) adıyla satışa sunar. Her biri ağırlığınca altına denk fiyata sahiptir. Elbette hepsi hızla satılır.

Kutular çelik alaşımlı olduğundan muhtevası röntgen ile dahi anlaşılamaz. Kıymetini yitireceğinden endişe eden sahipleri de içini açıp bakmaya bir türlü cesaret edemez. “Kıymet” kavramını da boşuna kullanmıyorum: 2016 yılında satışa çıkan bir örneği açık artırmada tam 275 bin euro karşılığında el değiştirdi! (Her gün israf ettiğiniz “kıymeti” hesap edin diye belirtme gereği duydum.)
Değer ile mantık arasındaki bağın kopuşuna yönelik en meşhur örnek, daha da eski tarihli. 1634 yılında çeşitli ve birbirinden anlamsız gerekçelerle Hollanda’da bir “lale soğanı” furyası başlar. Varını yoğunu ortaya koyan halk, bir tanesine sahip olmak için birbiriyle yarışır. O dönemin kayıtlarını 1841’de kitaplaştıran Charles Mackay’ın aktardığına göre sadece bir adet lale soğanı ile 8 domuz, 4 öküz, 12 koyun, 24 ton buğday, 48 ton çavdar, 2 fıçı şarap, 4 fıçı bira, 2 ton tereyağı, 1 ton peynir, 1 gümüş kadeh, 1 yatak, bolca kıyafet ve 1 adet gemi almak mümkündür. Tarihin en kıyas götürmez “türev yatırım ürünü” haline gelen lale soğanı 3 sene sonra, 1637’de “patlar” ve geride koskoca bir mağdur kitlesi yaratır.