18 Mayıs 2024, Cumartesi Gazete Oksijen
09.06.2023 04:30

"Dinleyicilerimizin desteğiyle kuyruğu dik tutmayı başardık"

Tam 28 yıldır yayınlarını sürdürüyor Açık Radyo. “Bir avuç mütevazı insanın parklar, zeytinlikler, sahiller, demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi ortak değerleri korumak için yürüttüğü bir çaba bu” diyor Açık Radyo’nun kurucularından Ömer Madra. İşte bu çaba, bir mucizeyi getirmiş. Eğer
bu mucizenin bir müştereği de siz olmak isterseniz, Dinleyici Destek Projesi’ne katılabilirsiniz. İster telefonla, ister bizzat radyoyu ziyaret ederek...

Bu mektubu, 28 yıldır sizlerle yolculuk eden bir dinleyici olarak yazıyorum. İlk olarak, Açık Radyo’nun yayınlarından, özgür ve tarafsız gazetecilik anlayışına olan bağlılığınızdan ve entelektüel gelişimime katkılarınızdan dolayı size derin bir teşekkür etmek isterim... Sizlerin tarafsızlık ve doğruluk ilkelerinden ödün vermeden haberleri sunma çabalarınız, benim dinleyici olarak size olan güvenimi güçlendirdi. Sizlerin aracılığınızla, haberleri manipülasyon olmadan, doğru ve tarafsız bir şekilde takip etme fırsatı buldum. Hep var olun. İlke Şengezer Martin.”

“Sevgili Açık Radyo, Bu satırları size şükran duygularımı iletmek için yazıyorum. Açık Radyo’yu tutku ve sevgiyle var eden kurucularına, yapımcılarına, katılanlarına, emekçilerine, destekçilerine, ufkumuzu açtığınız, düşündürdüğünüz, umutlandırdığınız, doğru haber ve bilgiyi paylaştığınız, ışığımız ve dünyaya çıkış kapımız olduğunuz için çok teşekkürler. İyi ki varsınız… Meliha Korkmaz.”

Böyle daha onlara, yüzlerce mektup ve mesaj var. Gelen her bir mesaj, o an hangi program yayındaysa okunuyor, dinleyicilerle paylaşılıyor. Sebep? Sebep, tam 28 yıl önce kurulan Açık Radyo’nun bu yıl 20’ncisi düzenlenen Dinleyici Destek Projesi günleri...

Ömer Madra (solda) ve Eraslan Sağlam bir yandan sohbet ediyor, diğer yandan dinleyicilerden destek istiyor. (Fotoğraf: Barış Acarlı)

 

"Oğlum Cem Madra’nın fikriydi radyo kurmak"

Bu kadar yıldır, hemen hiç görmediğim bir dayanışmayı yerinde izlemek için ben de Tophane’deki Açık Radyo’dayım. Üç katlı bir binada, sabah akşam on binlerce kişinin dinlediği programlar iki küçük odada kotarılıyor. Biri stüdyo, diğeri kumanda odası...

Saat 9.00... Ömer Madra stüdyoda, yanında pek çok kişinin müptelası olduğu ‘Açık Gazete’yi birlikte sunduğu Özdeş Özbay ve destek yayınlarının başından beri gönüllü moderatörlüğünü yapan Eraslan Sağlam var. Bugünkü konukları ise Prof. Ahmet İnsel, telefonla bağlanmış. Bir yandan sohbet ediyorlar, bir yandan da dinleyicilerinden destek istiyorlar. Eraslan Sağlam, o muazzam sesiyle “0212 343...” diye başlıyor, ardından Ömer Madra ile birlikte senkronize bir şekilde “41 41” diye tamamlıyorlar. Numarayı her tamamladıklarında, telefonlar ardı ardına çalmaya başlıyor.

En içten dayanışmalardan birine tanığım. Türkiye’den, yurt dışından, her yerden... Açık Radyo’nun bu açık açık dayanışma çağrısı bir kez daha karşılığını buluyor. Sadece kuru kuruya bir destek değil bu. Gönülden mesajlarla içtenliği kanıtlanmış, sahiplenilmiş bir yayıncılığı sürdürmek için herkesin kendine göre elini taşın altına koyduğu bir seferberlik sanki. Onlarca dinleyici radyo binasına geliyor, hem destekliyor hem tebrik ediyor. Anlıyorum ki, Açık Radyo uzun yıllar daha yayınlarını sürdürecek.

“Oğlum Cem’in fikriydi aslında Açık Radyo. Çılgınca bir fikirdi. Günlerce üzerinde konuşmuştuk. Ev ortamında bir program yapmak istiyorduk. Tıpkı bizim bitmek bilmez sohbetlerimiz gibi... Konuklarımız olsun, yemek yiyelim, bira içelim, sohbet edelim... Ve bu ortamı dinleyicilerimizle paylaşalım istemiştik” diyor Ömer Madra. Şimdi yemek yok, bira yok belki ama, çok çok ötesi var. Sohbetleri o kadar açık, içten, tarafsız, bilgi yüklü ki, tadını alan bir daha bırakamıyor. İşte bu yüzden, her yıl bu dayanışma günlerinde destek yağıyor Açık Radyo’ya. Benzeri olmayan bir radyo, benzeri olmayan içten sponsorluklarla yoluna devam ediyor...

Beatles’ı dünyada ilk keşfedenlerden biri

Açık Radyo fikri ne zaman, nasıl ortaya çıktı?

Ben radyocu bir kuşağın temsilcisiyim aslında. Hayatımı derinden etkilemiş araçlardan biridir radyo. Popüler müzik meraklısıydım. Kendi arkadaşlarım için yaptığım DJ’lik maceralarım bile olmuştu. O zamanlar BBC’nin dışındaki radyolara izin verilmediği için korsan radyolar vardı. En çok da Radio Luxembourg’u severdik. High School ve Robert Kolej’den arkadaşlarla kısa dalga radyodan, cızırtılı pıtırtılı yayından deliler gibi müzik dinlerdik. Kendi ilk 20 listelerimiz vardı. İnanılmaz gibi gelecek ama ben bir seferinde Radio Luxembourg’u dinlerken bir grup çıktı. Grubun ismini yakayalamadım ama hemen ilk sıraya aldım listemde. Parçanın adı Love Me Do… Daha o zaman Beatles hiç bilinmiyordu. Hatta bir hafta da uğraştım kim bunlar diye ve radyo sayesinde Beatles’ı Türkiye’de değil, dünyada ilk keşfedenlerden biri oldum. Hatta, o keşiften sonra, bugün Açık Radyo’da sınıf arkadaşımız Reha Uz’un “Dünyanın en güzel müzikleri” programının sponsorluğunu da yapan sevgili arkadaşım Ralfi Kanza ile TRT’ye gidip, “Biz rock and roll işini iyi biliriz. Bir pop müzik programı hazırlamak istiyoruz” dedik. Ben 17 yaşındayım, Ralfi 16 yaşında daha.

TRT’de size ne dediler?

“Biz sizi ararız” dediler! Öyle kaldı bizim maceramız. TRT’nin radyo programlarından çok etkilendiğim bir dönemdi bu. Orhan Hançerlioğlu’nun felsefe üzerine konuşmalarını hiç kaçırmazdım. Gür, davudi sesiyle Çetin Altan’ın yaptığı programları ve “Arkası Yarın”ları da… İşte bütün bunların hepsinin derinlemesine etkisi vardır üzerimde. Tabii yıllar sonra evin içinde de bolca konuştuğum bir mesele oldu bu. Özellikle de oğlum Cem Madra’yla. O zamanlar Fransa’daydı, İstanbul’a geldiğinde bitmez tükenmez sohbetler yapardık onunla. Arkadaşlarımızı da çağırırdık. Sonraları “Niye böyle bir radyo programı yapmıyoruz?” demeye başladık… Tamamen “serbest çağrışım” tekniğine bağlı olarak, bir odanın içinde dolaşırken, her türlü yeme içme seslerinin, hatta banyo şırıltısının da duyulduğu bir ev ortamında konuşalım diyorduk. Çok düşündük ama baktık ki hiçbir yerde yayınlanamaz. Madem öyle biz kuralım bir radyo dedik. Yani başlangıçta çok daha amatör ve çok daha sınırda bir radyo düşünüyorduk. Ama Açık Radyo ciddi sosyal politik sorumluluklar üstlendi ve bu noktaya geldi.

Açık Radyo ekibi...

Peki Açık Radyo’nun hayata geçiş aşaması nasıl oldu?

Benim bu hayatta kimin, neden anladığını bilmek gibi bir özelliğim vardı. Bir de içinde bine yakın sayıda telefon numarası bulunan bir fihristim. Kalın, bordo renkli. Açtım o fihristi… Bütün o insanlarla radyoyu kurma fikrini paylaşmaya başladım. “Ne dersiniz, özgür, bağımsız ve reklama bağlı olmayan bir radyo kuralım mı?” diye… Kiminle konuşsam “Atilla Aksoy’un yardımı olmadan radyo kurulmaz” dedi. O hem reklamcı hem yazar hem eleştirmendi. En önemlisi, bilge biriydi… Hiç tanışmıyorduk ama ona gittim. Ve 1995’te radyo kuruldu.

Zor işler Meral Madra’dan uçması bizden!

Radyonun kuruluşunda beklenmedik bir destek de gelmiş... Gön Deri’den Engin Altaş, daha ortada radyo yokken ortaklık payı diye çıkardı bir miktar para verdi. Eşim Meral, “Artık vazgeçemeyiz” dedi. Çünkü biri projeye inandı, çıkartıp para verdi, iş ciddiye bindi. Bu arada belirtmeliyim, radyonun bütün zor işlerini, yöneticiliğini 28 yıldır hâlâ eşim Meral Mutlu Madra yapıyor. Uçması da bizden işte. Müzikler, edebiyat, kültür, sanat... Diyeceğim, radyonun kuruluşundaki en önemli dört isim, Cem ve Ömer Madra’yı saymazsak, Engin Altaş, Atilla Aksoy, Gürhan Ertür ve Meral Mutlu Madra’dır.

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir radyo

Açık Radyo manifestosu nasıl oluştu?

en “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diyen Tevfik Fikret’ten bir muhalif entelektüel heveslisi olarak son derece etkilendiğimi söylemeliyim. “Kimseden Ümmîd-i Feyz Etmem” şiirindeki bu mısra her zaman zihnimi açmıştır. Manifesto da kafamda böyle şekillendi işte.

Peki bu yıl 20’ncisi düzenlenen Radyo Şenliği Dinleyici Destek Özel Yayını’na gelirsek… Geçen Cumartesi başladı, bu Pazar akşamı sona erecek. 9 günlük bu maraton niye?

Biz kâr amacı gütmeyen bir anonim şirketiz. Dolayısıyla, bağımsız kalabilmemiz ve yayınlarımızı sürdürebilmemiz için dinleyicilerimizden bireysel sponsorluklarını talep ediyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, yıllardır küresel iklim değişikliği faciasından bahsediyoruz. Büyük petrol şirketlerinin reklamlarını alırsak onların baskısı altında kalabiliriz. Hiç inandırıcılığımız da kalmaz.

İyi de onlarca program var Açık Radyo’da. Bunu sadece destekle nasıl başarıyorsunuz?

Sadece kişisel sponsorluklarla yürütmüyoruz. Reklam ve kurumsal sponsorluklar da alıyoruz. Programcılarımızın yüzde 99’u gönüllü. Ama tabii, birçok teknik ve idari personelimiz de var ve onlar ücretli çalışıyor.

Korkunç bir üçlüyle karşı karşıyayız

Sizin bu yayın dönemindeki sloganınız “Bir Varolma Stratejisi Olarak Cesaret.” Neden bu slogan?

Çünkü hepsi iç içe ve kökünden birbirine bağlı olan korkunç bir üçlüyle yüz yüzeyiz. İklim, demokrasi ve barış krizlerini aşıp hep birlikte yeni bir gelecek yaratmalıyız. “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” demeli ve bu “cesur yeni dünya”yı elbirliğiyle kurmalıyız. Bunun için muhtaç olduğumuz kudret ise damarlarımızda akan cesaretten ibaret! Görüyoruz işte, en büyük silahımız olan demokrasi tehlikede. Her tarafta savaş ve çatışma var. Dünyada büyük bir yok oluş yaşanıyor. Küresel ısınma sayısız canlı türünü hızlanarak yok ediyor. Arılar gidiyor, böcekler gidiyor. Oysa onlar olmadan beslenme ve hayat olamaz. Aslında bu üç büyük sorun bizim destekçilerimizle olan bağımızı da çok güçlendiriyor.

Açık Radyo’nun 20’nci yılında Metis’ten müşterekler konusunda bence önemli bir kitap çıktı, orada da “bir müşterek” olarak radyomuzu anlattım. Açık Radyo bunca zaman kuyruğu dik tutmayı başardı. İşin sırrı ise tek kelimeyle özetlenebilir: müşterekler. Yani bir avuç mütevazı insanın parklar, zeytinlikler, sahiller, demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi ortak değerleri koruyarak, o müştereklere gözü gibi bakmak için yürüttüğü çaba. Açık Radyo işte bu “mini mucize”yi getirdi.

Açık Radyo’ya destek olmak isteyenler ne yapmalı peki?

Bizi telefonla arayabilir ya da acikradyo.com.tr üzerinden destekleyebilirler. 600 lira karşılığında bir saatlik bir programa sponsor olabilirler. Daha az ve daha çok da olabilir tabii… Bizim bağımsız yayıncılığı sürdürebilmemiz için en önemli faktör bu. Dinleyicilerin programlara kişisel sponsorluğu… Bu model aynı zamanda ortak değerleri korumak ve müşterek hayatın devamlılığı anlamına geliyor. Bağımsızlığı besliyor, siyasi söylemi demokratlaştırıyor, dinleyiciyi işin içine katıyor ve yayıncıyı, yani bizi de dinleyiciye hesap verir hale getiriyor. Bence Açık Radyo’nun esas sırrı burada yatıyor.

Hrant Dink’in sözleri beni ağlatmıştı

Böyle bir başarı bekliyor muydunuz?

Buna başarı demeli miyiz bilmiyorum. Açık Radyo’yu istikrarlı bir şekilde sürdürmek için her zaman umut vardı ama doğrusunu isterseniz, ben en fazla bir-iki yıl sürer diye düşünüyordum. Açık Radyo hayli uzun zamandır süren büyük bir macera. 28 yıldır sürüyor. Bugüne kadar sadece Açık Gazete programının yayın süresinde yaklaşık 1 milyon dakikayı bulmuşuz… Çevre ve ekoloji felaket ve tehlikeleri konusunu duyurup bunları dinleyicilerle paylaşmaya büyük ağırlık verebildiğimiz için çok mutluyum. Bu konulara ağırlık veren ya da kısmen değinen tam 41 ayrı programımız var. Yani epey yol aldık denebilir. Hiç unutamayacağım birşey söyleyeyim: 2004’teki ilk Dinleyici Destek Programı’na katılan konuklarımızdan biri de Hrant Dink’ti. “Açık Radyo’da etik ve estetik bir sığınak yarattınız” demişti. Olağanüstü bir tanımdı. Beni ağlatmıştı. O zaman “biz bu işi başarıyoruz galiba” diye düşünmüştüm.

Artık bıkmadan Kanal İstanbul’u anlatacağız

Şu anda Türkiye’ye baktığınızda içinizi en çok ne acıtıyor?

Haklarında herhangi bir kanıt olmadan hapishanede yatan insanlar tabii. Bir kısmı yakın arkadaşlarımız, dostlarımız… Bir de Kanal İstanbul gibi korkunç projeler var. Her an yeniden gündeme gelebilir. Ortada İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin en yetkin bilim insanlarına ve uzmanlara hazırlattığı yüzlerce sayfalık muazzam bir rapor var. Eko sistemin tamamen bozulacağını, İstanbul diye bir şehrin neredeyse ortada kalmayacağını net olarak anlatıyor. Biz de bıkmadan usanmadan Kanal İstanbul’un yapılmaması gerektiğini anlatacağız. Bunu yapmaya mecburuz. 

Aldığım en dokunaklı hediye

Ömer Madra ile röportajı aralıklı aralıklı, dar bir zamanda yapabildim. Çünkü sabah 8’de Açık Gazete ile başlıyor, sonrasındaki destek yayınlarına da bizzat katılıyordu. Kısa bir molada odasında sohbet ederken, Açık Radyo’nun Yayın Koordinatörü Didem Gençtürk, elinde bir notla girdi içeri, gözleri dolu dolu... “Biraz önce Hatay’dan İnci Kimyonşen bizi aradı. ‘Bütün ailemi, Asaf’ı, Bedia’yı, Ülkü’yü depremde kaybettim. Açık Radyo’yu hep birlikte dinlerdik evimizde. Onlar da destekçiydi. Şimdi onlar adına size gene destek oluyorum’ diye mesaj gönderdi. Üzüntüden ne yapacağımızı şaşırdık” dedi. Didem Gençtürk devamını getiremedi sözünün ve sustu. Kısa bir sessizlik oldu odada... Ömer Madra, “Bu hayatımda aldığım en güzel, en dokunaklı armağan. Bu isimleri hayatım boyunca unutmayacağım” dedi. Bir sessizlik daha oldu. İşte Açık Radyo’nun herhangi bir radyodan farkı bu. Bu öyle bir ilişki ki, bir radyonun çok ötesi, aslına bakarsanız bir hayata bakış, bir ortak arayış, bir akıntıya karşı direniş hikâyesi, hep birlikte yaşanan...