20 Nisan 2024, Cumartesi
23.02.2024 04:30

Dört bin yıllık tarih tek kitapta

1995 yılında hayata veda eden İsveçli araştırmacı-yazar Alf Henrikson’un Dünyanın Paralel Tarihi adlı kitabı, İnkılap Kitabevi’nden çıktı. Okuru adeta bir zaman yolculuğuna çıkaran kitabı, çevirmeni Ülker Livaneli ile konuştuk

İsveçli yazar, şair, çevirmen ve araştırmacı Alf Henrikson imzalı Dünyanın Paralel Tarihi, geçen günlerde Ülker Livaneli çevirisiyle İnkılap Kitabevi’nden yayımlandı. Yazın tarihinde pek çok önemli ödüle layık görülmüş, 1995 yılında kaybettiğimiz Henrikson, okuru MÖ 2000 yılından MS 2000 yılına kapsamlı bir tarih yolculuğuna çıkarıyor, yöntem olarak da on yıllık periyotları kullanıyor.

Ülker Livaneli, İsveç dilinden sevdiği ve okuduğu yazarları Türkçeye çevirmeyi tercih ediyor

 

Medeniyetler, milletler, liderler, savaşlar, icatlar ve devrimlerle adeta bir zaman yolculuğuna çıktığımız kitapta Björn Berg’in eşsiz gravürleri de yer alıyor. Küresel dünya tarihini farklı okuma deneyimiyle birleştiren kitabı, çevirmeni Ülker Livaneli ile konuştuk.

“Kitabı tarih meraklıları için çevirdim”

Kitapla yollarınız nasıl kesişti, dilimize kazandırmaya nasıl karar verdiniz? 

Oldum olası tarih okumayı severim ama hep merak ettiğim bir şey vardı: Dünyanın bir yerinde önemli bir savaş cereyan ederken diğer bölgelerde neler oluyordu? Okullarda tarihi hep ayrı bölümler halinde okutuyorlardı, Osmanlı Tarihi, Avrupa Tarihi... Bir gün Stockholm’de kitapçıda bir kitaba gözüm takıldı. Elime alınca bunun benim yıllardır merak ettiğim konuyu aydınlattığını gördüm. Sevindim doğrusu. Dört bin yıllık tarih içinde savaşlar, icatlar, sanat yaratıları tek bir yerde olmuyordu. Dünyanın her yerinde irili ufaklı binlerce olay aynı anda meydana geliyordu. Örneğin Stockholm kenti kurulma aşamasındayken Cengiz Han’ın Asya’yı fethettiğini ya da Demirbaş Şarl Osmanlı’da misafirken Vivaldi’nin keman konçertosunu bestelediğini hiç düşünmemiştim. Ya da Konfüçyüs, Buda ve Pisagor’un aynı zaman diliminde yaşadıklarını. Galile dünyanın döndüğünü mahkemede inkar etmek zorunda kalırken, Rembrandt adlı genç ressamın tuvallerine eğildiğini, birkaç yıl sonra ise Genç Osman yeniçeriler tarafından öldürülürken Hindistan’da Şah Cihan’ın ölen karısı için kendini Tac Mahal’i yaptırmaya adadığını okumak ilginç oluyor. Fatih Sultan Mehmed Konstantinopolis’i fethederken Azteklerin Meksika’da savaştıklarını ve aynı yıllarda Gutenberg’in baskı makinesini icat ettiğini okumak beni heyecanlandırdı. Kitabı okurken çok zevk aldım ve benim gibi tarih meraklıları için dilimize çevirmeyi düşündüm.

“Hiçbir medeniyet sürekli yükseliş göstermiyor”

Dünyanın Paralel Tarihi bize nasıl bir tarih anlayışı ve algısı sunuyor? 

Dünyanın Paralel Tarihi’ni okumak insana bütüncül bir görüş kazandırıyor. Tabii ki insan uygarlığı her bölgede aynı hızda gelişmiyor. Asya’da bir medeniyet büyük aşamalar kaydederken başka bazı bölgeler neredeyse ilk dönemleri yaşıyor. Ama yüzyıllar içinde bir de bakıyorsunuz ki o gelişmiş medeniyet çöküp ilkelliğe dönmeye başlıyor, geri kalmış dediğiniz kültür ve uygarlıklar ise müthiş bir hızla onları geçiyor. Ama şurası muhakkak ki, savaşlar, göçler, iç kavgalar, depremler gibi birçok unsura bağlı olarak, hiçbir medeniyet sürekli yükseliş göstermiyor. Hiç sarsılmaz denilen hanedanlar çöküyor, imparatorluklar dağılıyor, yerine başka egemenler çıkıyor. Ama insan ömrü çok kısa olduğu için bu dönüşümleri ancak tarih okuyarak kavrayabiliyoruz. İşte Dünyanın Paralel Tarihi kitabının okura kazandırdığı böyle bir bilinç. İletişim olanaklarının arttığı bu dönemde, dünyanın başka medeniyetlerini okuyup, izleyip bir fikir edinebiliyoruz ama düşünün ki birkaç yüzyıl önce bile bilgiler sadece seyyahların anıları ve çizimlerinden ibaretti. Dünya eşit düzeyde bir uygarlığı paylaşan insan topluluklarından oluşmuyor.

"Fatih Sultan Mehmed Konstantinopolis’i fethederken Azteklerin Meksika’da savaştıklarını ve aynı yıllarda Gutenberg’in baskı makinesini icat ettiğini okumak beni heyecanlandırdı"

Kitabın çeviri aşamasında sizi en çok zorlayan ve en çok heyecan veren noktalar neler oldu? Çeviride pek çok yan okuma ve araştırma da yaptığınızı tahmin ediyorum.

Şu ana kadar tercüme ettiğim kitaplar arasında en çok Dünyanın Paralel Tarihi’nde zorlandığımı, pek çok araştırma yaptığımı ve çevirinin yıllar aldığını söyleyebilirim. Çünkü kitapta geçen binlerce isim dillere göre değişiyor, farklı biçimlerde anılıyor, kültürlere göre kavramlar karışabiliyor. Çok titiz çalıştım, her şeyin doğru olması için gayret gösterdim ama yine de gözden kaçmış bir şeyler varsa affola.

“İsveççeden çeviri sayısı artıyor”

Çevirmenlik geçmişinizle ilgili bize neler söylersiniz, bugüne kadar hangi eserleri dilimize kazandırdınız, çevirmen olarak profilinizde öne çıkan tema ve başlıklar hangileridir? 

Çevirmenliğim İsveç dilinden sevdiğim, okurken zevk aldığım kitapları Türkçeye kazandırmak üzerine kurulu. Bildiğiniz gibi İsveççe çok yaygın bir dil değil. İsveç edebiyatına ait eserlerin bir kısmı özgün dilinden çevrilirken, bir kısmı özellikle daha önceki dönemlerde Fransızca, İngilizce gibi daha yaygın dillerden çevrilmiş. Şimdi İsveççeden çeviri yapanlar da var. Ben profesyonel anlamda çevirmenlik yapmıyorum. Dediğim gibi sevdiğim kitapları çeviriyorum. Bir keyif meselesi benim için çevirmenlik.


Dünyanın Paralel Tarihi / Alf Henrikson / Çeviren: Ülker Livaneli / İnkılâp Kitabevi / Araştırma-Tarih / 360 Sayfa