20 Nisan 2024, Cumartesi
24.02.2023 04:30

Adana’da yaralar sarılıyor ama endişe bir an olsun dinmiyor

Depremin vurduğu kentlerden biri olan Adana hem kendi yaralarını sarıyor, hem de diğer kentlerden gelen depremzedelere kucak açıyor. Her şeyini kaybetmiş bu insanlar sığınacakları bir çatı bulmuş olsalar da travmaları hala aynı canlılıkta. Yeni sarsıntılar ise korkuyu daha da büyütüyor

Elinde siyah büyük bir poşetle gözleri yaşlı yürüyen Eren Ünaldı, hayatının en zor anlarından birisini yaşıyor. 6 Şubat depreminde Güzelyalı’daki Sami Bey Apartmanı’nın çökmesiyle kaybettiği 70 ve 75 yaşındaki anne babasını depremden saatler önce gördüğünü söyleyen öğretmen “Sadece fotoğraflarını alabildik” derken zorlanıyor. Depremde hayatını kaybeden sevdiklerine ait birkaç eşya bulabilmek umuduyla gelen insanlar, Rüzgarlı Tepe’deki metal örgülü kapıyı geçip polise kimlik bilgilerini veriyorlar. Tepenin diğer tarafında yıkılan apartmanların molozları var.

Rüzgarlı Tepe’deki bu boş arazide bavullar, kitaplar, fotoğraflar; kısacası yıkıntılardan çıkan her şey sahiplerinin gelip kendilerini bulmalarını bekliyor (Fotoğraf: Can Erok)

Kameraların izlediği boş arazide yerlerde battaniyeler, bavullar, kitaplar, fotoğraflar ve giysiler dağınık şekilde duruyor. Başında yorgun görünümlü insanlar, eşyaların arasından kendilerine ait olanları seçmek için uğraşıyorlar. Apartman isimlerine göre ayrılan eşyalar, savcılar eşliğinde hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına teslim ediliyor. Alanda bulunan bir emniyet görevlisi “Yaşanan acının tarifi yok” diyor.

Oğullarını 11 gün sonra bulmuşlar

Şehrin bir başka noktasında yine depremin yarattığı travmanın izleri var. KYK yurdunun bahçesindeki basamaklarda oturan Meftun İbrahimoğlu, 20 günlük oğlu Rüzgar’ı depremden sonra kaybedip 11 gün sonra Adana’da bulduğunu gözyaşları içinde anlatıyor. Solunum sıkıntısı yaşayan oğlunun deprem sırasında hastanede olduğunu, depremden sonra eşiyle birlikte yağmur altında 30 kilometre yol yürüyerek oğullarını bulmaya gittiklerini ancak elleri boş döndüklerini söyleyen İbrahimoğlu “Çok kötüydüm. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Deprem mi olmuş... Oğlumu bulmak istiyordum” diyor. Hemen yanı başında oturan eşi Mehmet İbrahimoğlu, kimlik kartını enkazdan çıkarmak için yıkılan evlerine geri döndüğünü ve kimliğiyle gittiğinde de oğlunun bulunamadığını anlatıyor. Sonrasında günlerce telefonla yetkililere ulaşmaya çalıştıklarını anlatan çift, Rüzgar’ı bulmak için Adana’ya geldiklerini, geldikten iki gün sonra özel bir hastanede sağlıklı bir halde bulduklarını söylüyorlar.

Spor salonunda sayılı gün kalmış... Yakında maçlar başlayacak, öncesinde ise antrenmanlar.

Meftun Hanım Adana’ya gelince birkaç gün AFAD çadırında kaldıklarını, bir haftadır da yurtta konakladıklarını söylüyor. Rüzgar’ın Adana’daki doktorunun kendilerini yurda yerleştirdiğini anlatan İbrahimoğlu, müteşekkir olduklarını ama her şeylerini kaybettiklerini belirterek yaşadıkları gelecek kaygısını ifade ediyor. En büyüğü 17 yaşında olmak üzere 4 çocuk annesi olan İbrahimoğlu, Antakya’da yıkılan evlerinin 40 yıllık, güvensiz hissettiren bir ev olduğunu, mecburiyetten orada yaşadıklarını söylüyor. “Mahallemi seviyordum. Güzel, birbirine bağlı, dayanışması olan bir mahalleydi” diye hatırladığı Hatay günlerinin kendileri için şimdilik bittiğini ifade ederek Adana’da daha güvende hissettiklerini ama her an yeni bir deprem bekleyerek yaşamanın da zor olduğunu anlatıyor.

Rahatımız yerinde ama hepsi o kadar

Yine bir KYK yurdunun bahçesinde tek başına oturan Esra Halal, Adana’da yaşadığı binanın dış cephesi zarar gördüğü için evine dönemediğini söylüyor. Üç çocuk annesi olan Halal, depremden sonra Karaisalı’daki yakınlarının yanına köye gittiklerini, beş gün önce de yurdun açıldığını duyup buraya geldiklerini anlatıyor. Halal “Rahatım iyi ama keyfim yok” diyor. Çocukların kendileriyle ilgilenen ve oyun oynayan bakanlık görevlileri sayesinde mutlu olduklarını ifade eden Halal, çocukluğunun geçtiği Hatay’ın kaybının kendisi için çok zorlayıcı olduğunu anlatıyor. Binasının depremden sonra denetlendiğini ve kolonların sağlam olarak kayda geçirildiğini ama yine de güvenip evine gidemediğini anlatan Esra Hanım, daha ne kadar yurtta kalmaları gerekeceğini bilmediğini, müstakil ev aradıklarını ancak bulamadıklarını söylüyor.

Apartman isimlerine göre tasnif edilen eşyalar, savcı gözetiminde hayatını kaybedenlerin yakınlarına teslim ediliyor.

ASKİ Atatürk Spor Salonu’nda tanıştığımız Şenay Mutlutürk, müstakil ev fiyatlarının yıllık 300 bin liraya çıktığını, depremden sonra zar-zor böyle bir ev bulup taşındıklarını söylüyor. Köpekleri ile bir hafta kaldıkları spor salonundan ayrılmadan önce orada tanıştıkları arkadaşlarıyla vedalaşıyorlar. Mutlutürk’ün yeni arkadaşlarından birisi olan Benian Muralz, ailesinin evinin yıkıldığını, kendi evinin de hasarlı olduğunu anlatıyor. Depremden sonra 12 gün çadırda kaldıklarını fakat çadırların Maraş ve Hatay’a gönderilmek üzere toplandığını ve sonra spor salonunu duyup buraya sığındıklarını anlatan Muralz, anne-babasının sağ olduğunu ancak Güzelyalı’daki apartmandaki 14 komşularının hayatını kaybettiğini söylüyor.

KYK yurtlarının eski ve çok katlı binalar oldukları için güvenemediklerini söyleyen çağrı merkezi çalışanı, üç gündür kaldığı kapalı spor salonunda bunalıp sıklıkla dışarıya çıkıp hava aldığını anlatıyor. Altı yaşındaki oğlu Efe’yle belediyenin spor kompleksinde uyuyan Muralz “Burada 5 Mart’ta maçların başlayacağını, antrenman yapılacağını söylediler. Karamsar olmak istemiyorum ama gerçekten zor durumdayız” diyor.
Adana’da bir deprem olacağı beklentisi burada da rahat ettirmiyor. En son 20 Şubat’ta Hatay merkezli 6.4 büyüklüğündeki depremin Adana’da da hissedilmesiyle huzursuzluk arttı. Hatay depreminden hemen sonra eşi ve arkadaşlarıyla piknik sandalyelerinde bir parkta oturan Esme Yavaş, depreme evde uyurken yakalandığını ve korku içinde uyandığını anlatıyor.

Bitmesini bekleyip eşi, iki çocuğu ve bir misafirleriyle beraber kendilerini dışarıya attıklarını ve arabalarına binip Çukurova’daki evlerinin yanındaki parka geldiklerini söyleyen Yavaş “En güvenli yer burası. Spor salonu çok kalabalık olduğu için hastalık olabilir diye girmiyoruz. Bir de spor salonunun çevresinde hep 20-25 katlı binalar var. Ne işe yarar orada kalmak? Şu binanın çatlakları var, bu binanın da var” diyerek endişesini aktarıyor. Çadırların kaldırılmaması gerektiğini söyleyen Yavaş, depremden sonra bir hafta arabalarında yattıklarını, ardından eşinin işten izin aldığını ve İstanbul’a gittiklerini, tehlikenin geçtiğini düşünüp sonra geri geldiklerini ve yine depreme yakalandıklarını anlatırken “Allah sonumuzu hayretsin” diyor.

Dava açmak için inceleme yapıyorlar

Parkın biraz ilerisindeki Ada Apartmanı’nın otoparkında bir grup insan toplanmış, kendi aralarında binanın hasarını anlamaya çalışıyorlar. “Apartmanla ilgili orta hasar raporu çıktığını öğrendik. Apartman olarak ne yapmamız gerekiyor; müteahhitle ilgili, tadilatla ilgili karar almaya geldik” diyen 41 yaşındaki bankacı Gülay Altınok, büyük depremden sonra dört gece arabasında yattığını, sonrasında çalıştığı bankanın kendisine otel odası ayarladığını söylüyor. Binanın daha 5 yıllık olduğunu belirten Altınok, zamanında piyasa fiyatının çok üzerinde bir bedelle satın aldıkları dairenin çevredeki en pahalı evlerden birisi olduğunu söylüyor. Artık boş olan binada içeride üçüncü kata kadar hasar olduğunu, birinci katta da duvar patlamaları olduğunu belirten bankacı, müteahhide gerekirse dava açmaya hazırlanacaklarını ifade ediyor. Gülay Hanım “Amacımız hemen evimize dönmek. Ama ne zaman olacağını bilemiyoruz maalesef” diyor. 

Kimsede deprem çantası yoktu

Büyükşehir belediyesine ait spor salonu depremin olduğu hafta yaklaşık 4 bin kişiye ev sahipliği yapmış. Spor Hizmetleri Şube Müdürü Yuşa Davarcı, gelenlerin çoğunluğunun Adana’dan olduğunu, salonu depremden hemen sonra açtıklarını ancak insanların hazırlıklı olmadıklarını gözlemlediklerini söylüyor. “Kimsenin deprem çantası yoktu” diyen Davarcı “Evden alacağımız bir çanta olmalıymış” diye ekliyor. Depremzedelere günde üç öğün yemek verildiğini, psikolog ve hekimlerin kontrole geldiklerini ve çocuklarla da top oynandığını ifade eden yetkili, aynı zamanda salonların duşlarını da kullanıma açtıklarını ifade ediyor. “Aileler geldi. Hatay’dan, Maraş’tan geldiler. Enkazla ilişiğini kesen buraya geldi, burada ağırladık. Bir kaçış söz konusuydu” diyen Davarcı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Adana bir bakıma geçici barınma noktası oldu. İnsanlar için bir nefes alma noktası görevi gördü.”