17 Ağustos 2022, Çarşamba
29.07.2022 04:30

Adana’daki saklı Suriye

Tarihi saat kulesinin arkalarındaki Mirza Çelebi Sokak’ta başka bir dünya gizli. Kebap kokusu ya da Adana’nın ünlü sokak jargonunun olmadığı bu sokağa girer girmez kendinizi farklı bir ülkede gibi hissedeceğiniz kesin

Küçük Halep, Suriyeli sokağı veya Küçük Şam olarak anılan ve Mirzaçelebi Mahallesi’nde yer alan bu sokak boyunca konuşlu dükkanlardan yalnızca birkaç tanesi Türk, gerisi Suriyeli esnafların kullanımında. Hareketi eksik olmayan sokakta Türkçe duymak neredeyse olasılıksız. Vitrininden puşi sallanan, önünde espresso makineleri olan; kıyafet, ayakkabı, telefon, Şam tatlısı, baharat, iç giyim, fırın dükkanları, mobiletlerle yayaların birbirine karıştığı rengarenk sokağı çevrelemişler. Meyve, sebze, tütün ve kimisi yumurtalı dürüm satan tablacılar, Suriyeli müşterilerine ürünleri hızlıca poşetliyorlar. Durup biraz izlerseniz, burada bir nevi mekan kayması yaşıyorsunuz.

Kuyumcuda altının ayarı bile Suriye standardında

Adana yaz güneşinin altında kavruluyor. Şehrin en şık mekanlarından iki kilometre uzakta, yaklaşık 700 metre uzunluğundaki hayat dolu sokağın başında seyyar satıcılar, sarıklı hocalar, falafel ve kızarmış tavuk dükkanları var. Biraz ilerideki kuyumcu dükkanında konuştuğumuz Halepli Ahmed Murad Seyfeddin, yedi yıldır Türkiye’de yaşadığını ve bu sene Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümü’nü üçüncülükle bitirdiğini anlatıyor.
23 yaşındaki Seyfeddin, şimdi analitik kimya üzerine yüksek lisans yapmak için hazırlandığını, bir yandan da yıllardır kuyumcuda çalıştığını söylüyor. Biz konuşurken içeriye giren Suriyeli kadın, satıcıya cumhuriyet altını soruyor. Türklerin 22 ayar, Suriyelilerinse diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi 21 ayar altın kullandığını anlatan Seyfeddin, müşterilerinin hepsinin Adana, Tarsus ve çevresindeki Suriyelilerden oluştuğunu söylüyor. “Adana’ya artık çok alıştık ama sıcaklarına dayanmakta zorlanıyoruz” diyen yeni mezun “Bu sokağa ilk geldiğimde çok şaşırdım. Bu kadar Suriyeli olmasını sevmedim ama yavaş yavaş alıştık” diyor. Savaş tam olarak bittiğinde ülkesine dönmek istediğini, oradaki mülklerini bu yüzden satmadıklarını ancak çoğu tanıdığının sattığını ve dönmeyeceğini söylüyor.


Aslen Bitlisli olan ve 33 yıldır Adana’da yaşayan 43 yaşındaki Musa Güngör, işlettiği fırının camından bakarak “Bu sokağa baktığımda kendimi çok üzgün hissediyorum” diyor. “Bu bölge tamamen teslim oldu. Çevredeki Türk lokantalarına ekmek vermesem buradan giderim” diyen Güngör, bu mahallede beş yıl sonra gazetecilik yapamayacağımızı söylüyor. “Buralar eskiden daha sakindi ama ekmek yetiştiremiyorduk. Şimdi müşteri az” diyen esnaf, iki yıl önce kilosu 80-90 lira olan unun kilosunun bugün 530 lirayı bulduğunu söylüyor. Fırında çalışan ve memleketteki geçim sıkıntısında Suriyeli göçmenlerin payının olduğunu düşünen 39 yaşındaki Emrullah Özdemir, önce Suriyelilerin gitmeleri gerektiğini ifade ediyor, sonra “Eşim izin verse bir Suriyeli de ben alırım. Kocalarına çok saygı gösteriyorlar” diyor.

Sadece beş evde Türkler yaşıyor

On yıl önce mahallede çoğunlukla Zazaların ve çingenelerin ikamet ettiklerini anlatan ve evlerinin girişinde Türk bayrağı asılı olan bir aile, bugün sokak boyunca kendileriyle beraber yalnızca beş evde Türklerin yaşadığını söylüyor. Terzi dükkanlarını Suriyelilerin kiralamak istediklerini ancak kabul etmediklerini söyleyen Ilgınlar, mahallelerinin eski ve daha sakin halini özlediklerini ifade ediyorlar. Fevzi Ilgın, Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesinin sebebinin bir “Araplaştırma projesi” olduğunu düşünüyor ve duruma tepkili. Yolda yürürken selamlaşıp şakalaştığı Suriyeli adamı uzun zamandan beri tanıdığını söylüyor ancak ne o Arapça biliyor ne de diğer adam Türkçe konuşuyor.
Fevzi Bey’in eşi olan dört çocuk annesi 60 yaşındaki Fatma Ilgın “Eskiden çok güzeldi buralar. Suriyeliler gelince biraz stresli oldu” diyor. “Hani şimdi Suriyeliler ile biz bir olabilir miyiz? Olamayız. Dilimizden anlamıyorlar” dese de, terzi eşinin Suriyeli müşterileri tarafından çok sevildiğini ifade ediyor. “Domates, biber, patlıcan, karpuzu Suriyelilerden alıyoruz” diyen Ilgın “Ben onlara da çok üzülüyorum. Yani hepimiz için geçerli; haydi kalk vatanını bırak, git elin vatanına. Zor. Evlerini barklarını bırakıp geldiler. Bazen gerçekten çok acıyorum” diyor. Kızı Seda “Bize pek bir zararları yok. Kolay kolay da gitmezler çünkü yerleştiler” diyor. Ilgın “Eskiden çok sessizlerdi ama şimdi biraz gözleri açıldı. Bizler kucak açtık, evimizi, dükkanımızı, her şeyimizi verdik çünkü” diyor. Bir yandan da eskiden sokaktaki dükkanların “pislik içinde” olduğunu, Suriyelilerin devraldıkları dükkanları tertemiz yaptıklarını anlatıyor.

‘Gelişimizle birlikte sakin sokak canlandı’

22 yaşındaki Mardinli Şahin Bakır, Suriyelilerin gelmesiyle üç yıldır açık olan tercümanlık bürosunda işlerin yolunda gittiğini söylüyor. Müşterilerin ofisine doğum, evlilik, ikamet, okul ve vatandaşlık gibi evrak çeviri işlerini halletmek için başvurduğunu söyleyen Bakır, iki kültürün birbirine çok yakın olduğunu düşünenlerden. “Genelde Türkler ile Suriyeliler çok iyi anlaşıyorlar. Sonuçta kaç yıldır beraberler” diyor.
23 yaşındaki Halepli Amir Attat, sokak üzerinde bir kuru yemiş dükkanı işletiyor. Türk dükkan sahibinin kendisini “oğlu gibi” sevdiğini anlatan Attat, 10 yıl önce Adana’ya geldiklerinde sakin olan sokağın canlandığını, Halep’in çarşısına benzediğini söylüyor. “Dolmuşlar eskiden boş geliyorlardı, şimdi hep dolu geliyorlar. Hafta sonu ve ay sonu kamplardan otobüslerle Suriyeliler alışverişe geliyorlar, ellerinde izin kağıtları oluyor” diyen esnaf, Türkiye’de vatandaşlık alabilirse kalmayı düşündüğünü söylüyor. Hamile eşinin geçtiğimiz aylarda Türk vatandaşı olduğunu söyleyen Attat “Halep’te fabrikamız vardı, sattık. Burada da kayınpederimin fabrikası var, onun sayesinde vatandaşlık alabildi eşim” diyor. Savaşta amcasının başından vurularak öldürülmesi üzerine Adana’ya geldiğini anlatan Attat, annesinin akrabalarının 40 yıldır Adana’da kuyumculuk yaptığını, o nedenle burayı seçtiklerini söylüyor.

Günün her saati kalabalık olan sokakta ulaşım yöntemleri de farklı...


Attat, Türk arkadaşının kan ihtiyacı olduğunu duyunca hastaneye koşup kan verdiğini söylese de, 28 yaşındaki Adanalı dolmuş şoförü Volkan Özkan “Bizim bir bardak suya ihtiyacımız olsa vermezler” diyor. Her gün Mirza Çelebi Sokak’tan defalarca geçen dolmuşçu “Bir türlü alışamadık onlara çünkü kendi kültürlerini burada sürdürmeye çalışıyorlar” diyor. “Öncelikle şu konuda onları takdir ediyorum; asla bizden alışveriş yapmazlar. Kendilerini kalkındırırlar. Asla da bize yardım etmezler” diyerek fikrinde ısrar ediyor. Özkan’ın en büyük endişesiyse, silahlanmanın, captagon haplarının ve “ateş buz” adı verilen metamfetaminin kullanımının yaygınlaşması. “El altından neler dönüyor neler” diyor.

‘Devlet burayı kötülerden temizlemeli’

Özkan’ın endişelerini paylaşan Ahmet Kenan, Suriyeli bir kadın kıyafeti satıcısı, “Devlet kötüleri bir an önce göndermeli, burayı kötü Suriyelilerden temizlemeli” diyor. “Erdoğan’ı seviyorum çünkü zor durumdaki insanlara bakıyor ve Müslümanları çok seviyor” diyen 27 yaşındaki Kenan, Türkiye’de nizam olduğu için burada kendini güvende hissettiğini söylüyor. Birkaç ay önce Türk vatandaşlığı aldığını belirten Kenan, yaşam gittikçe pahalılaşsa da, burada kalmakta ısrarcı. Ailesinin bir kısmını Halep kent merkezine atılan bombalarda kaybettiğini anlatıyor.

Giyim mağazalarındaki kıyafetler yine ‘memleketten’ izler taşıyor.


Kırk yaşındaki Halepli Emel Elbeyn, “Bütün ailem şehit olduğu için geldim” diyor. “Babam, annem, ablam ve ablamın oğlunu Rus uçakları vurup öldürdü, biz de buraya kaçak geldik” diyen Elbeyn, artık geri dönmeyi düşünmüyor. Adana’da arkadaşlarının tanıştırdığı Türk bir erkekle evlendiğini ve buraya alıştığını anlatıyor. Suriyelilerin alışkanlıktan öte öğlene doğru uyandığını ve kepenkleri gece yarısına doğru kapattıklarını anlatan Elbeyn, evliliğinde Türk adetlerini öğrenmeye başladığını, komşuları rahatsız etmeden yaşamaya çalıştığını ve kendisinin de bir kıyafet dükkanında çalışarak ekmeğini kazandığını ifade ediyor. Ona göre savaş bitmemiş; kendi memleketi Halep, artık savaşın anılarına bulanmış geçmiş zaman yaşantılarının sahnesi. Elbeyn “Artık vatanım Türkiye” diyor. 

Pazarda depresyon yok

Kadınların neredeyse hepsi peçeli, çarşaflı, eldivenli, abayalı, pardösülü. Erkeklerin kimisi uzun erkek elbisesi giymiş, yanlarındaki kız çocukları çoğunlukla başörtülü. Mobiletlerin üzerinde kimi zaman beş kişilik aileler yanınızdan korna çalarak hızla geçiyorlar. Konuştuğumuz Suriyeliler Türkler gibi katlanan enflasyondan muzdarip olsalar da bugün Türkiye genelinde pazarlardaki depresif hava burada yok. Dükkanlarda çalan Arapça müzik sokağa taşıyor, seyyar satıcılar potansiyel müşterilere Arapça sesleniyor, dükkanların önlerinde erkekler birbirleriyle sohbet ediyor.

En az 400 bin Suriyeli                                                                Göç İdaresi Başkanlığı’nın 22 Haziran’da yayınladığı verilere göre, Adana’da 257 bin Suriyeli ikamet ediyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise Kasım 2021’deki göç çalıştayında kentte resmi olmayan rakamlara göre 400 bin Suriyeli olduğunu belirterek “Yaptığımız bir araştırmanın sonucuna göre Adana’ya gelen Suriyeli göçmenlerin yüzde 50’sinden fazlası savaş sona erse bile ülkelerine gitmeyecek” demişti.

 Tekstil atölyesinin çocuk işçileri 

En yükseği beş katlı binalardan oluşan sokakta rastgele girdiğimiz bir binanın üst katlarındaki tekstil atölyesinde çocuklar çalışıyor. Hiç okula gitmediklerini söyleyen Suriyeli çocuklar dikiş makinesini kullanmaya devam ederken akşam oluyor, dükkanların ışıkları yanıyor ve sokak daha da kalabalıklaşıyor.