05 Temmuz 2022, Salı
16.04.2021 06:00

Stagflasyon kapıda

Merkez bankaları açıkları parayla finanse ediyor fakat gevşek para politikaları enflasyona, daha da kötüsü stagflasyona, yani durgunlukla beraber yüksek enflasyona sebep olabilir

Önümüzdeki aylar için beklenen enflasyon artışına dair tartışmalar büyüyor. Kimilerine göre Covid-19 kaynaklı durgunluktan hızla toparlanacağız, bu sayede artış geçici olacak. Kimileriyse talep ve maliyet enflasyonu yüzünden artışın kalıcı olacağını savunuyor. Enflasyon son on yılda çoğu merkez bankasının belirlediği yıllık yüzde 2 hedefinin altında kaldı ancak artışın artık uzun süreli ve kalıcı olacağı yönünde argümanlar var. Bunlardan ilkine göre, ABD’nin yürürlüğe koyduğu mali teşvik paketi zaten beklenenden hızlı toparlanan bir ekonomi için fazla abartılı. Mart ayında onaylanan 1.9 trilyon dolarlık ek harcama, geçen bahardaki 3 trilyon dolarlık paketin ve aralık ayındaki 900 milyar dolarlık teşvikin üzerine geldi; yakın gelecekte ise 2 trilyon dolarlık bir altyapı desteği önerisi gelecek. Kısacası ABD’nin mevcut krize müdahalesi 2008 küresel mali krizine oranla on kat daha büyük. İkinci argümana göre, Amerikan Fed ve diğer önde gelen merkez bankaları parasal genişleme ile kredi genişlemesini birleştiren politikalara fazla uyum sağlıyor. Merkez bankalarının sağladığı likidite şimdiden kısa vadede varlık enflasyonuna yol açmış durumda; ekonomide yeniden açılma ve toparlanma süreci ivme kazandıkça enflasyonist kredi büyümesini ve reel harcamayı beraberinde getirecek.  Merkez bankaları büyük mali açıkları parayla finanse ediyor. Zaten yüksek olan (gelişmiş ülkelerde GSYİH’in yüzde 425’i, küresel olarak ise yüzde 356’sı oranındaki) özel ve devlet borçlarının giderek arttığı bir dönemde, borç yükünü sürdürülebilir kılmak için tek yol düşük kısa ve uzun vadeli faiz oranlarını bir araya getirmek olarak görünüyor. Bu noktada para politikasının normalleştirilmesi önce tahvil ve kredi piyasalarını, ardından borsaları çökerterek durgunluğu tetikler. Merkez bankaları zaten pratikte bağımsızlıklarını kaybetmiş durumda. Bir karşı tez var: Ekonomiler tam kapasiteye ve tam istihdama ulaştığında, merkez bankaları kredibilitelerini ve bağımsızlıklarını korumak için ne gerekirse yapacaktır. Alternatif senaryoda ise enflasyon beklentileri çıpalanamaz hale gelir; bunun sonucunda merkez bankalarının itibarı mahvolur. Bugün, negatif toplam arz şokundan toparlanmaktayız. Hal böyle olunca, aşırı derecede gevşek para ve maliye politikaları enflasyona, hatta daha da kötüsü stagflasyona (durgunlukla beraber yüksek enflasyona) sebep olabilir. Neticede, 1970’lerdeki stagflasyon 1973 Yom Kippur Savaşı ve 1979 İran Devrimi sonrasındaki iki negatif petrol arzı şokundan kaynaklanmıştı.

Makro istikrarsızlık çağı

Bugünün koşullarında endişe edilecek bir dizi olası negatif arz şoku söz konusu; bunlar hem potansiyel büyümeye tehdit oluşturabilir hem de üretim maliyetlerini yukarı çekecek faktörlere dönüşebilir.  Kısa vadede ürün, işgücü, mal ve bazı gayrimenkul piyasalarındaki durgunluk sürekli bir enflasyon artışını önleyecektir. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde, kalıcı negatif arz şoklarının ortaya çıkması yüzünden gevşek para ve maliye politikaları kalıcı enflasyon - ve devamında stagflasyon - baskısını tetiklemeye başlayacaktır. Şüphesiz, enflasyonun dönüşü ciddi ekonomik ve finansal sonuçlara yol açar. Yeni bir makro istikrarsızlık çağına girebiliriz. Tahvillerdeki yükseliş nihayet sona erer ve artan nominal ve reel tahvil getirileri bugünkü borçları sürdürülemez hale getirip global hisse senedi piyasalarını çökertebilir. Hatta bir gün 1970’li yıllardakine benzer bir buhranın geri dönüşüne bile tanıklık edebiliriz. © Project Syndicate.