08 Ağustos 2022, Pazartesi
03.12.2021 04:30

Suç şehrinin çıkmazlarında

Cenk Çalışır’ın son romanı Çıkmaz Sokak Çocukları, İstanbul’un kuytularında iki suç hikâyesinden bahsediyor

Yahya Kemal zamanında yaşasaydık, İstanbul’u anlatmak için Erenköyü’nde Bahar gibi şiirler gerekirdi. Ahmet Hamdi Tanpınar zamanında Huzur gibi eserler… Orhan Pamuk zamanında, İstanbul’u en güzel Cevdet Bey ve Oğulları gibi epik aile romanları anlatırdı. Bugünse İstanbul bir suç şehri. Sokağa adım attığımız an suçla karşılaşıyoruz; karanlık taksilerden gaspa, uyuşturucudan cinayete ve insan kaçakçılığına kadar... Hem İstanbul halkının hem de polisin işi zor. Haliyle, günümüz İstanbul’unu hakkıyla anlatabilecek tek tür belki de polisiye. Zaten polisiye de artık sadece polisiye değil. Psikolojik, toplumsal, tarihsel, hatta romantik edebiyatla alışveriş içinde. Bu da yerli suç edebiyatının giderek zenginleşmesine neden oluyor. Boşuna dememişler her şerde bir hayır var diye. 

İnsanlık dramı

Cenk Çalışır’ın son romanı Çıkmaz Sokak Çocukları’nı okurken bunları düşündüm. Roman Maceraperest Kitaplar tarafından yayımlandı. Cenk Çalışır İstanbul’un kuytularında kesişip birbirini tetikleyen iki suç hikâyesinden bahsediyor. Şehrin kenar mahallelerinden birine dönüşmüş köydeki evde dokuz ceset, yedi silah ve on iki mermi kovanı var. Katledilmiş bir aile ve üçü Miki Fare, diğer üçü de kar maskeli cesetler…  Cinayet Büro Başkomiseri Ziya ve ekibi, onca tecrübesine rağmen şaşırmadan edemiyor. Derken muhafazakâr aile babası Halis Bey, ezik karısı Nermin ve isyankâr kızları Elif’in teşhis edilmesiyle soruşturma başlıyor. Miki ve kar maskeli şahısların eve farklı niyetlerle, aynı anda girmiş iki silahlı grup olduğu anlaşılıyor. İstanbul’un ayrı kesimlerinden altı genç… Evde Elif’in günlüğü bulununca cesetlerin ardındaki insanlık dramı gözler önüne seriliyor. 

İnsan portreleri

Cenk Çalışır ilk bakışta riskli görünen bir şey yapmış: Romanın ilk bölümlerinden birini tamamen katliamın yapıldığı evin kızı Elif’in günlüğüne ayırmış. Genç kızın hayatındaki açmazları onun dilinden okuyoruz. Yazar haklı olarak bu bölümde kenar mahallede büyümüş, kelime haznesi sınırlı bir gencin dilini ve bakış açısını kullanıyor. Roman yetmiş sayfa boyunca polisiye olmaktan çıkıp melodrama dönüşüyor. Ama çok geçmeden anlıyoruz ki mahalle baskısı altında bunalan, kendini gerçekleştirmesine babası tarafından izin verilmeyen kızın çektiği yoksunluk, zamanla saatli bombaya dönüşmüş. Kendininki dahil dokuz cana mal olacak bir katliama. Günlük o zaman kriminolojik bir belge, çıkmaz sokaksa mecaz haline geliyor. Yazarın stratejisini anlıyoruz. Cenk Çalışır işin soruşturma boyutunu da gerçekçi ve derinlikli insan portreleri çizerek anlatıyor. Farklı mahallelerden ve kesimlerden gelseler de aynı çıkmazda karşılaşan gençleri tanımamızı sağlıyor. Günümüz İstanbul’unun genç ruhları suça nasıl sürüklediğini resmederken karakterlerine her şeye rağmen şefkatle yaklaşıyor. Onları yargılamadan önce anlamamızı, hatta onlara yardım edemediğimiz için üzülmemizi istiyor. İstanbul’un bugün dev bir çıkmaz sokak olduğunu yüzümüze vuruyor.  
  • Çıkmaz Sokak Çocukları / Cenk Çalışır / Maceraperest Kitaplar / Roman / 248 Sayfa