25 Eylül 2022, Pazar
01.10.2021 04:30

“İkimizin arasında gizli bir yangın”

“Aman dikkat her tarafı sarmasın” diye devam eder ‘Skandal’* adlı şarkı. Ama işin içinde siyaset varsa o gizli yangınlar her tarafı sarar; bakan da düşürtür, seçim de kaybettirir. Türkiye’nin siyaset tarihinde de böyle kırılma anlarından bir hayli var

5 Ekim 1979, Hafta Sonu gazetesinin manşeti ülke gündemine bomba gibi düştü: İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, şarkıcı Aynur Aydan ile “yakalanmıştı”. Güneş’in ertesi gün Başbakan Bülent Ecevit’e istifasını sunmasıyla siyasi tarihimize “bakan düşüren kadın” maddesi eklenmiş oldu.  Bugünden bakınca olayın en ilginç bölümü istifa gibi geliyor bana. Ne yolsuzluk var işin içinde ne rüşvet ne de mafya ilişkisi... Bakan olan biteni birkaç yalanla idare etse, gündemi değiştirse, bugünün tabiriyle “görevinden affını istemese” unutulup giderdi belki de. Zaten Bülent Ecevit ona “Şimdi seçim dönemi, istifa etmesen unutulur gider” demişti.  1979 Ekim’i sadece yaklaşan ara seçimlerle değil, bir yıl içinde yaşananlarla da Türkiye için epeyce çetrefilli bir zaman dilimiydi. Hasan Fehmi Güneş, 120 kişinin ölümüne yol açan Kahramanmaraş katliamının ardından görevden ayrılan İrfan Özaydınlı’nın yerine geleli dokuz ay, Abdi İpekçi öldürüleli sekiz buçuk ay olmuştu. Ülke adım adım darbeye yaklaşıyor, Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel “Bu gidiş Allende gidişi” diyordu. 

Tuzak iddiaları

Bu gerginliğin ortasına düşüverdi Aynur Aydan. Kısa süre içinde Aydan’ın AP’ye yakın olduğu, Güneş’e tuzak kurduğu dedikoduları yayıldı ortalığa.  Yıllar sonra ise Mahir Kaynak eliyle şu bilgi serildi önümüze: Bu bir CIA-MOSSAD komplosuydu! Güneş, Abdi İpekçi cinayetiyle “fazla” ilgileniyor, durdurulması gerekiyordu. (1987 yılında bir Hürriyet manşeti işi daha da ileriye taşımıştı. Buna göre İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca o dönemde Aynur Aydan’ın evinde saklanmıştı.) Bakan Güneş’in İpekçi cinayetine olduğu kadar Kahramanmaraş katliamına gösterdiği ilginin rahatsız ettiği insanlar vardı. Nitekim katliamın 33’üncü yılında “Faşist bir plandı” diye anlatacaktı; “Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı.” Bazen filmin başına ancak sonunu bilince anlam verebiliyoruz. “Bakan düşüren kadın” olayının da basit bir magazin haberi olmanın ötesine geçtiğini kavramak zaman alacaktı.  Tıpkı Yassıada mahkemesinde Menderes’in Ayhan Aydan ve Suzan Sözen ile ilişkilerinin yargılamaya “alet” edildiğinin anlaşılması gibi... Geç ve güç.
Skandalı bambaşka bir boyuta taşıyan haber, 1987 yılında Hürriyet’in manşetindeydi.
Skandalı bambaşka bir boyuta taşıyan haber, 1987 yılında Hürriyet’in manşetindeydi.

“Kaset değil, komplo”

Hasan Fehmi Güneş 42 yıl içinde bu konuda neredeyse hiç konuşmadı. Nadiren sarf ettiği cümlelerden birini 2002’de Vatan gazetesinde okumuştuk: “İstifa, gerçek bir Cumhuriyet Halk Partili’nin yapması gereken bir hareketti. Kendi yanlışımı kendim cezalandırdım. Gereğini yaptım.” Edindiği sıfatın hayatı boyunca Aydan’ın peşini bırakmadığını tahmin etmek zor değil. Onu bırakmayan tek şey bu değildi, duyguları da tazeydi. Muhtelif söyleşilerde Güneş’e hala aşık olduğunu, sigara paketini sakladığını, onu hiç unutmadığını anlattı. 2011 yılında siyasete bu kez doğrudan adım atmayı deneyip AK Parti’den İstanbul milletvekili aday adayı olduysa da daha ileri gidemedi. 2010 yılında benzer bir olayın aktörü, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal oldu. Baykal’ın CHP’li bir kadın milletvekiliyle ilişkisini gözler önüne seren videonun internete düştüğü günü dün gibi hatırlıyorum. Baykal “Kaset değil, komplo” demiş, sonra da genel başkanlık görevinden istifa etmişti. CHP açısından olduğu kadar ülke açısından da “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” anlardan biriydi. Bu olay sadece Baykal’ın değil, ondan sonra genel başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu’nun sırtında da bir yüke dönüştü.
İSKİ skandalının ardından SHP yönetimi ve belediye hedefteydi.
İSKİ skandalının ardından SHP yönetimi ve belediye hedefteydi.

Oval Ofis fantezisi

Kamer Genç’in DYP milletvekiliyken oğlunun evinden genç bir kadınla çıktıktan sonra sarf ettiği “Çocuğumun evinde çiçekleri sulamaya geldim” cümlesi, İtalyan lider Silvio Berlusconi’nin ucu bucağı gelmeyen maceraları, Bill Clinton’in Oval Ofis’in anlamını değiştiren Monica Lewinsky ilişkisi siyaset tarihine çoktan geçti.  Ancak yakın tarihte etkisi en güçlü olan skandal hangisiydi derseniz İSKİ skandalından başka cevap olur mu bilmem.  Yıl 1993, o günlerde büyük bir su krizi yaşayan İstanbul’un belediyesi SHP’li Nurettin Sözen’e, İSKİ ise Ergun Göknel’e emanet. Göknel’in sekreteri Feray Karvar’a âşık olup eşinden boşanmaya karar vermesi sadece ailesinin değil, bütün Türkiye’nin hayatını değiştirmek üzere...  Nurdan Göknel bu boşanmayı kabul etmedi, işleri yokuşa sürmek için de 1 milyon dolar tazminat istedi. “Bürokrat adam, nereden bulacak bu parayı?” derken Ergun Göknel bu meblağ ile çıkageldiğinde Pandora’nın kutusu açılmış oldu. Nurdan Erbuğ’un ihbarıyla Göknel gözaltına alındı ve 25 Ekim 1993’te İSKİ’ye satın alınan klorun bedelinin yüksek gösterilerek yolsuzluk yapıldığı suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Bir ay sonra İsviçre’de bulunan Amerikan Discon Bank’ta 30 bin doları ve 670 bin Alman markı bulunduğu saptandı. Göknel’in tüm hesaplarına el konulurken İsviçre’deki paranın da iadesi de istendi. Murat Karayalçın, Nurettin Sözen ve Yüksel Çengel’in de yargılanıp beraat ettikleri İSKİ davası sonucunda Göknel yedi yıl hapis yattı. İSKİ skandalı sosyal demokratların yıllarca boğuşmak zorunda kaldığı “yolsuz belediyecilik” algısının en büyük simgesi oldu. En büyük sonucu ise 1994’teki yerel seçimlerde SHP’nin İstanbul’daki oyunun yüzde 13.6’ya kadar düşmesi ve Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıydı. İSKİ skandalı -biraz da kelebek etkisiyle- ülke siyasetini geri dönülmez biçimde değiştirmişti. 

“Bugün mümkün mü?”

Geçmişi hatırlarken itibar cellatlığı tuzağına düşmemek gerek. Hiçbirimiz diğerinin ahlak polisi değiliz. Kim kiminle ne yaşadı, ne oldu ne bitti onların bileceği iş. Ancak bu ilişkiler “siyasi yok etme yöntemi” haline dönüştüğünde hepimizin hayatına yön vermeye başlıyor. Olan bitene bakınca o günün magazin haberi, siyasi tarihin kırılma anlarından birine dönüşüyor. İki kişi arasındaki kıvılcım, dönüp herkesi yakıyor.  İşin bir de “Bugün olsa mümkün mü?” boyutu var. Basınla ilgili bu soruyu sormaya alıştık. 2018 yılında Journo’da magazin gazeteciliği üzerine bir yazı kaleme alan Nilay Örnek, Posta’nın genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay ile de konuşmuştu. Hafta Sonu gazetesinin Hasan Fehmi Güneş manşetinden söz eden Ababay “Bugün böyle bir haberi yapma şansın var mı?” diye soruyordu; “Bugün Hasan Fehmi Güneş işi basılmaz, Televole yapılamaz.”  Ben Ababay ile hemfikir değilim. Bu haberi bugün de basacak bir gazete çıkar çıkmasına da, istifa edecek kimse bulunur mu işte o soru işareti... * Skandal: Funda Arar’ın 2016 tarihli “Son Dans” albümünde yer alan bir şarkı.