29 Eylül 2022, Perşembe
15.07.2022 04:30

'Futbol hâlâ erkekliğin kalesi ve düşmesinden çok korkuyorlar'

Avrupa Kadınlar Futbol Şampiyonası temmuz ayının sonuna kadar çok çekişmeli maçlar vaat ediyor, tribünler doluyor. Ama kadınların futbolla ilişkisi üzerine de çalışan Prof. Dr. Itır Erhart’a göre dünyanın pek çok yerinde bu spor hâlâ “erkeklerin alanı”

Prof Dr. Itır Erhart ile Culture Next-Kültürel Değişim Konferansı’nda “Cinsiyet Kurallarının Reddi” başlığı altında konuşurken dinleyicilerin en çok ilgisini çeken bölüm futbol ve kadın oldu. Erhart’ın çalışma alanlarından biri toplumsal cinsiyet, bir diğeri spor sosyolojisi. Hem taraftar hem de sporcu olarak kadınların futbolla ilişkisi üzerine kafa yoruyor. 

Kadın futbolunun tarihi dünyada 1895’e, Türkiye’de 1954’e uzansa da katedecek yol uzun. Büyük takımlar yavaş yavaş yatırım yapmaya başladı, Türkiye Futbol Federasyonu öncelikleri arasına aldığını açıkladı. Kızlar Sahada, BoMoVu gibi STK’lar; Ankara’da lezbiyen ve biseksüel kadınlar tarafından kurulan Sportif Lezbon takımı, “Başka bir futbol mümkün” diyen Gazoz Ligi gibi oluşumlar kadın futbolunu daha görünür kılmaya çalışıyorlar. Lakin işleri zor. Geçen yıl sosyal medyada epeyce dolanan, Kadın Futbolu 2. ve 3. Lig Kulüpler Derneği Yönetim Kurulu’nun fotoğrafını bilmem hatırlar mısınız? Tek bir kadın bile yoktu aralarında… 

Itır Erhart ile “kadına yakıştırılmayan”, görünmez kılınan futbolu konuştuk.

Prof Dr. Itır Erhart

Bir erkeklik performansı

Sizin toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarınızın alt başlıklarından biri kadın ve futbol. Hem futbolcu hem taraftar kadınlar üzerine akademik çalışma yapmaya nasıl başladınız?

Beşiktaşlı bir aileye doğdum. Babam, ben ve erkek kardeşim birlikte maçlara giderdik. 20’li yaşlardaydım, bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçına gittik. İki takımın tribünleri yan yanaydı ve Beşiktaş gol atınca ben Fenerbahçe tribününe bakıp el hareketi yaptım. Sonra da küfrettim. Ve bir an durdum “Ne diyorum ya ben?” dedim. Toplumsal cinsiyet çalışmaya başlamıştım ve o davranışıma ilk kez akademik bir yerden baktım. Dedim ki bunu çalışmalıyım. Neden taraftar kadınlar böyle bir yola giriyor? Neden böyle davranıyoruz? Sonra tribünlerde kadınları gözlemlemeye, onlarla görüşmeler yapmaya başladım. 

Ne gördünüz orada?

Gördüm ki bu bir tür erkeklik performansı… O alana ait olmak istiyorsun ve taraftarlığının sorgulanmasından kaçıyorsun. “Ben de iyi bir taraftarım” demek istiyorsun, “Beni ciddiye alın”. Hissediyorsun ki ana söylemin dışında kaldığında o topluluk seni dışlıyor. “Ben sizden biriyim” demek de anca küfürle oluyor.

Sonra bir dönem sadece kadın ve çocukların alındığı “ceza” maçları olmuştu. Benim için efsane bir çalışma fırsatıydı. O maçlara gittim ve hem kadınların hem dışarıda bekleyen erkeklerin davranışlarını gözlemledim, basının neler yazdığı üzerine çalıştım. Kadınlar sahaya girerse küfür olmaz diye düşünülmüştü. Ama oldu. Hatta ilk küfredildiğinde “Sahaya erkek sızmış” dediler! Sonunda hiçbir karşılığı olmadığı anlaşılınca o uygulama sona erdi. Sonra da Kızlar Sahada’da oynayıp futbol oynayan kadınlar ne hisseder üzerine çalıştım.

Kız çocuklar voleybola...

Kızlar Sahada bir sivil toplum kuruluşu değil mi? Bir takım ya da kulüp değil…

Evet, kurucusu Melis Abacıoğlu kadınların futbol oynayarak güçlenmesi amacıyla çıktı yola. Orada iki tür takım var. Biri kurumsal takımlar diğeri de kadınların bireysel olarak kurdukları… 2013’ten bu yana turnuva düzenliyorlar. Ben orada AÇEV’in takımında oynadım. Ve şunu gördüm. Kadınlar “Ne güzel, biz de futbol oynayacağız” diye geliyorlar ama çoğunda cinsiyet endişesi oluyor.  Kurdeleler takanlar, papatya takanlar, makyaj yapanlar… “Ben hâlâ kadınım” deme ihtiyacı bu. Yani futbol oynayan, futbol seven bir Itır olamıyorum hiç. Ya beni ciddiye alsınlar diye küfrediyorum ya da feminenlikten kaybetmeyeyim diye makyaj yapıyorum. Kendi halimde kalamıyorum.

Algı öyle bir yerde ki kendi halinde kalmak neredeyse imkansız. Mesela Ekşi Sözlük’te “kadın futbolu” diye arama yapınca ilk madde dünya tarihinde kadın takımlarının yaptığı ilk maçın bilgisi, ikinci madde ise şu: “kadına hiç yakışmayan spor”. Bu başlık altında yakışmamak sözcüğü bolca tekrar ediyor. Ne demek yakışmak / yakışmamak?

Pek çok alanda olduğu gibi spor branşları da cinsiyet kuralları içinde tanımlanıyor. Özellikle bulunduğumuz coğrafyada kız çocuk futbola uygun görülmediği için uzak tutuluyor. Okullarda bile deniyor ki, “Oğlan çocuklar futbola, kız çocuklar voleybola”… Çünkü futbolun bir algısı var: Sert, rekabet dolu, küfürle yan yana… Bunlar kadınlarla yan yana gelir mi? Hayır! Böylece “Sana uygun değil” cümlesi çıkıveriyor. Bedensel bir kodlama da var. Futbolcuysan bacakların kaslı olacak! Ve bu hiç feminen değil, çünkü idealize ettiğimiz bedene uymuyor.  

Kadın Futbolu 2. ve 3. Lig Kulüpler Derneği yönetim kurulunun fotoğrafı sosyal medyada
çok konuşulmuştu

Kodlar çok net!

Şöyle bir maddeyle de karşılaştım, ki tek cümlede toplumsal cinsiyet tarihi: “Kadınlar maçı kaybettikten sonra birbirlerine Nutella ikram edip ağlıyorlar mı?”

Zaten Türkiye gibi bir ülkede cinsiyet kuralları o kadar net ki, ya o taraftasın ya bu tarafta… Mesela arzu ve seksin yanına Nutella’yı koymak bir kadın davranışı bu kalıpların içinde. Futbol da erkeklerin alanı. Kodlar çok net! Futbol Türkiye’de halen erkekliğin kalesi olarak görülüyor. Hem oyuncu, hem izleyici, hem yorumcu, hem de yöneticiler açısından. Bir tür erkekliğin demek daha doğru aslında. Fiziksel güçle, heteronormativiteyle, milliyetçilikle özdeşleştirdiğimiz hegemonik erkekliğin kalesi…

 Ve o kalenin düşmesi korkutuyor mu?

Tabii. Erkekler bu iş daha kapsayıcı olursa özünü kaybedecek diye düşünüyorlar. Kadınlar, eş cinsel erkekler, göçmenler, milliyetçi olmayanlar gelirse bizim futboldan anladığımız şey artık orada olmayacak deyip o kaleyi korumak istiyorlar.

En çok ‘Potanın Perileri’ ifadesi rahatsız ediyor 

Türkiye’de kadın futbolu yeni değil. İlk kez 1954 yılında, Mithatpaşa Stadı’nda İstanbul Kadın Futbol Takımı ile İzmir Kadın Futbol Takımı maçı var. Lig ise ancak bundan 40 yıl sonra “Bayanlar Ligi” adıyla kurulabilmiş…

Başka ülkelerde de benzer kodlar var. Kadının birincil görevi çocuk yapmak diye düşünülüyor. Bunu riske atacak hiçbir aktiviteye girmemesi gerek.  Bir de kadının kırılgan, fiziksel açıdan güçsüz olduğu düşünülür. 19’uncu yüzyılda kadın yavaş yavaş spora başladığında da mutlaka “ladies” sözü ekleniyor takımların başına. “Leydiliğini koru, çok rekabetçi olma” mesajı var.

Erhart “Kızlar Sahada” projesine de katıldı

Avrupa Şampiyonu voleybol takımına “Filenin Sultanları” demek gibi…

Beni en rahatsız eden  “Potanın Perileri”… Güçlü, dirençli, yetenekli değil küçük, kırılgan, sevimli, masalsı… Kadın sporunun değersizleştirilmesi basketbolda da, voleybolda da, futbolda da geçerli. Kadınlar futbol oynayabilir, peki ama aralarında oynasınlar. Bunun lige dönüşmesi, yatırım yapılması çok yeni. Bir de buradan para kazanılır mı  derdi var. “Kadın futbolunu kim izler ki?” diyorsa birileri, o zaman nasıl reklam ya da sponsorluk alacak? 

“Federasyonun tek başına başarabileceği bir iş değil”

Barselona’da Kadınlar Şampiyonlar Ligi finali 100 bin seyirciye oynandı. İspanya ve Almanya gibi ülkelerde dönüşüm daha hızlı sanırım.

Bize göre daha iyi.  İngiltere, holigan ve küfür kültürüyle bize daha yakın. Güney Amerika bize daha yakın. Kadın futbolunun en iyi olduğu yer ABD. Megan Rapinoe gibi rol modeller var. Orada futbol, kadınla erkeğin bir arada oynadığı bir spor. ABD’deki cinsiyet kodları Amerikan futbolunda geçerli. Türkiye gibi yerlerde mücadele daha da büyük oluyor. Çünkü futbol erkeklerin alanı. Kadın futbolda kabul görmüyor ve kendini orada görmekte zorlanıyor.

2023’te Avusturalya ve Yeni Zelanda’da Kadın Futbolu Dünya Kupası olacak. Türkiye Milli Takımı finallere katılmaya hak kazanmadı. Futbol Federasyonu kadın futbolunu güçlendireceğini söylüyor ama nasıl olacak?

Böyle bir motivasyon var ama tek başına TFF’nin yapabileceği bir şey değil. Kulüpler, okullar, kampanyalar, spor basını, STK’lar… Bir kültür dönüşümü bu. Kimi kadınların bu alanda çok yeteneği var, belki büyük yetenekler kayboluyor. Futbol gibi homofobinin, hegemonik erkekliğin yeniden ve yeniden üretildiği bir alanı daha kapsayıcı hale getirmek herkes için kazanım.