Covid-19 pandemisinin üzerinden altı yılı aşkın süre geçmesine rağmen uzun Covid hâlâ tıp dünyasının en büyük bilinmezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Hastalığın neden ortaya çıktığı, neden bazı kişilerde yıllarca sürdüğü ve nasıl tedavi edileceği konusunda bilim insanları arasında ortak bir görüş bulunmuyor.
ABD merkezli WIRED dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, uzun Covid etrafında şekillenen bilimsel ve ideolojik tartışmaları ayrıntılı biçimde ele aldı. Araştırmaya göre uzun Covid'in biyolojik kökenlere sahip bir hastalık olduğunu savunan bilim insanları ile semptomların önemli ölçüde sinir sistemi ve beyin mekanizmalarından kaynaklandığını öne süren uzmanlar arasında giderek derinleşen bir görüş ayrılığı bulunuyor.
Araştırmada yer verilen verilere göre uzun Covid'in görülme oranlarına ilişkin çalışmalar bile birbiriyle çelişiyor. Bazı araştırmalar hastalığın nüfusun yüzde 3'ünü etkilediğini öne sürerken bazı çalışmalarda bu oran yüzde 50'nin üzerine çıkabiliyor. Ayrıca bugün hâlâ uzun Covid için onaylanmış bir ilaç veya kesin tanı sağlayan bir biyobelirteç bulunmuyor.
Yatağa bağımlı hale geldi
Haberde "Andrew Larson" takma adıyla yer verilen 37 yaşındaki bir araştırmacının hikâyesi, hastalığın ağır vakalarına örnek olarak gösterildi.
2023 yılında Covid geçiren Larson, başlangıçta iyileşmesine rağmen birkaç ay sonra yoğun yorgunluk, beyin sisi ve hareket kısıtlılığı yaşamaya başladı. Durumu giderek ağırlaşan Larson, bir süre sonra konuşamayacak ve kendi başına yemek yiyemeyecek hale geldi.
Çeşitli ilaçlar ve deneysel tedavilerden sonuç alamayan Larson'ın durumu, nöroplastisite temelli yöntemler uygulayan doktor Becca Kennedy ile çalışmaya başladıktan sonra düzelmeye başladı. Larson bugün yeniden yürüyebildiğini, duş alabildiğini ve günlük yaşam aktivitelerinin önemli bölümünü yerine getirebildiğini söylüyor.
"Beyin yanlış alarm veriyor"
Eski bir Kaiser Permanente doktoru olan Kennedy, uzun Covid'in bazı vakalarda beynin sürekli "savaş ya da kaç" modunda kalmasından kaynaklandığını savunuyor.
Kennedy'ye göre ağrı ve yorgunluk gibi koruyucu biyolojik mekanizmalar bazı kişilerde kontrolden çıkıyor ve sinir sistemi sürekli tehlike sinyali üretmeye başlıyor. Bu nedenle tedavinin de beynin yeniden eğitilmesine dayanması gerektiğini öne sürüyor.
Bu yaklaşım; travma terapileri, farkındalık çalışmaları, nefes egzersizleri ve çeşitli bilişsel tekniklerden oluşuyor. Destekçileri, bu yöntemlerin sinir sistemindeki hatalı döngüleri kırarak iyileşme sağladığını savunuyor.
Hasta örgütlerinden tepki
Ancak uzun Covid hasta örgütleri ve çok sayıda araştırmacı bu görüşe sert şekilde karşı çıkıyor.
Yale Üniversitesi Uzun Covid Merkezi Direktörü Lisa Sanders, "zihin-beden" yaklaşımının hastaların yaşadığı fiziksel sorunları küçümseme riski taşıdığını belirtiyor.
Uzun Covid savunucuları ise hastalığın psikolojik faktörlere bağlanmasının yıllardır kronik yorgunluk sendromu (ME/CFS) hastalarının maruz kaldığı dışlanmayı yeniden üreteceğini savunuyor.
Birçok hasta örgütü, psikolojik açıklamaların araştırma fonlarının biyolojik mekanizmalar yerine davranışsal tedavilere yönelmesine neden olabileceğinden endişe duyuyor.
Egzersiz tartışması
Araştırmada en büyük anlaşmazlıklardan birinin egzersiz konusunda yaşandığı belirtildi.
Hasta grupları, egzersizin belirtileri ağırlaştırdığını ve "egzersiz sonrası kötüleşme" olarak tanımlanan duruma yol açtığını savunuyor. Buna karşılık bazı rehabilitasyon uzmanları ise kontrollü egzersizin birçok hastada güvenli olduğunu gösteren çalışmalar bulunduğunu belirtiyor.
Bazı üniversitelerde etik kurulların bile egzersiz araştırmalarına izin vermekte zorlandığı, bu nedenle bilimsel çalışmaların önünün kesildiği ifade ediliyor.
Bilimsel kanıtlar yetersiz
Uzmanlar, nöroplastisite ve beyin yeniden eğitimi yöntemlerinin etkili olup olmadığı konusunda da kesin bir sonuca ulaşılmış olmadığını vurguluyor.
Harvard Tıp Fakültesi'nden Michael Donnino'nun yürüttüğü küçük ölçekli pilot çalışmalarda olumlu sonuçlar elde edilse de araştırmacılar bunun kesin kanıt anlamına gelmediğini belirtiyor. Bazı nörobilimciler ise bu yöntemlerin nöroplastisite kavramını yanlış yorumladığını savunuyor.
Buna rağmen hem hastalar hem de bazı doktorlar, geleneksel tıbbın çözemediği vakalarda bu yöntemlerin dikkate alınması gerektiğini düşünüyor.
Tartışmanın merkezinde "gerçek hastalık" sorusu var
WIRED'ın araştırmasına göre uzun Covid tartışmasının merkezinde yalnızca tıbbi değil toplumsal bir mesele de bulunuyor.
Uzun Covid hastaları yıllardır semptomlarının gerçek olduğuna çevrelerini, sigorta şirketlerini ve sağlık sistemini ikna etmeye çalışıyor. Bu nedenle birçok hasta, psikolojik açıklamaların hastalığın ciddiyetini azaltacağı ve sosyal haklarını tehlikeye atacağı görüşünde.
Araştırma, uzun Covid'in biyolojik ve psikolojik etkenlerin iç içe geçtiği karmaşık bir tablo olabileceğini ancak mevcut kutuplaşmanın bilim insanlarının tüm olasılıkları özgürce araştırmasını zorlaştırdığını vurguluyor. Makaleye göre hastalığın kesin nedenleri ve en etkili tedavi yöntemleri konusunda hâlâ net bir yanıt bulunmuyor.
Kaynak: Gazete Oksijen

