19 Ekim 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.10.2026 08:24 | Son Güncelleme: 19.10.2026 09:02

Avrupa'da neler oluyor? Beş ülkede protestoların nedeni ne, göstericiler ne istiyor?

Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Arnavutluk'ta binlerce kişi sokaklara çıktı. Hayat pahalılığı, konut krizi, eğitim sistemindeki sorunlar ve yolsuzluk protestoların odağında. Farklı nedenlerle başlayan eylemler sokaklara yayılırken şiddeti de yükseldi; yönetimler üzerindeki baskı da artıyor
Fotoğraflar: Anadolu Ajansı
Fotoğraflar: Anadolu Ajansı

Avrupa'nın farklı ülkelerinde son haftalarda başlayan protestolar, 17-18 Ekim hafta sonunda yeni bir boyuta ulaştı. Fransa'da öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik tepkisi yüz binlerce kişinin katıldığı gösterilere dönüşürken İspanya'da 87 yaşındaki bir kadının evinden tahliye edilmesi, ülke genelindeki konut krizine karşı protestoların sembolü haline geldi. İtalya ve Portekiz'de hayat pahalılığına karşı gösteriler düzenlenirken Arnavutluk'ta öğrencilerin başlattığı eylemlerde Başbakan Edi Rama'nın istifası istendi.

Protestolar tek bir merkezden örgütlenmiş ortak bir hareketin parçası değil. Ülkelerdeki siyasi ve ekonomik koşullar farklı olsa da göstericilerin talepleri özellikle üç noktada kesişiyor: Geçim koşullarının iyileştirilmesi, kamu hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılması ve gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarının giderilmesi.

Fransa ve Arnavutluk'ta öğrencilerin öncülük ettiği eylemler zamanla hükümet karşıtı gösterilere dönüşürken İspanya ve Portekiz'de barınma krizi öne çıkıyor. İtalya'da ise artan fiyatlar, ücretler ve kamu hizmetlerindeki sorunlar protestoların temelini oluşturuyor.

Reuters, Associated Press, The Guardian ve Euronews'ün haberlerine göre beş ülkede protestoların başlangıcı, gelişimi ve talepler şöyle sıralandı:

Fransa: Öğrencilerin başlattığı protestolara yüz binlerce kişi katıldı

Fransa'da protestolar eylül ayının sonlarında Paris'in kuzeyindeki işçi sınıfı mahallelerinde bulunan liselerde başladı. Öğrenciler, öğretmen eksikliği, yetersiz eğitim olanakları, bakımsız derslikler ve üniversiteye kabul sistemindeki belirsizliklere karşı eylemler düzenledi. Bazı okullarda öğretmen açıkları nedeniyle öğrencilerin aylarca derslerinden geri kaldığı belirtildi.

Başlangıçta eğitim sistemine odaklanan gösteriler, hayat pahalılığından şikâyetçi olan farklı kesimlerin katılımıyla büyüdü. Akaryakıt fiyatlarındaki artış ve hükümetin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler de protestoların gündemine girdi.

Fransa'nın en büyük sendikalarından Genel İş Konfederasyonu (CGT), öğrencilere destek vererek ücretlerin ve emekli aylıklarının artırılması, fiyatların düşürülmesi ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi çağrısında bulundu. 2018'de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketinin üyeleri de gösterilere katıldı.

Protestoların en yoğun günü 17 Ekim Cumartesi oldu. Ülke genelinde yaklaşık 110 gösteri düzenlenirken İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre en az 550 bin kişi sokaklara çıktı. Katılımcı sayısına ilişkin tahminler 800 bine kadar yükseldi.

Paris, Lyon, Marsilya, Bordeaux ve Limoges'daki gösterilerde polis ile bazı protestocu gruplar arasında çatışmalar yaşandı. Mağazalar yağmalandı, kamu binaları hedef alındı ve Limoges'daki belediye binasında yangın çıktı.

Başbakan Sébastien Lecornu, 17 Ekim'deki olaylarla ilgili ilk kapsamlı açıklamasında 1200 kişinin gözaltına alındığını ve 150 polisin yaralandığını bildirdi. Sonraki haberlerde gözaltı sayısının yükseldiği aktarıldı.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şiddet olaylarını kınarken hükümet, eğitim alanındaki bazı taleplere yanıt verdi. Öğretmen açığını azaltmak amacıyla 3 bin ek yedek öğretmen görevlendirilmesi ve gelecek yıl için planlanan bazı üniversite kayıt ücreti artışlarının iptal edilmesi kararlaştırıldı.

Ancak göstericilerin ücretler, emekli aylıkları ve hayat pahalılığına ilişkin talepleri karşılanmış değil. Protestolar, Nisan 2027'de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Macron yönetimi üzerindeki baskıyı artırdı.

İspanya: 87 yaşındaki kadının tahliyesi ülke genelinde protestolara yol açtı

İspanya'daki protestoların merkezinde uzun süredir devam eden konut krizi bulunuyor. Ancak gösterilerin ülke çapında büyümesine neden olan olay, Madrid'de yaşayan 87 yaşındaki Maricarmen Abascal'ın 23 Eylül'de evinden tahliye edilmesi oldu.

Abascal, 70 yılı aşkın süredir yaşadığı evin bir yatırım fonu tarafından satın alınmasının ardından yüksek kira artışıyla karşı karşıya kaldı. Tahliyeyi engellemeye çalışan yüzlerce kişi evin önünde toplansa da polis müdahalesiyle kadın evinden çıkarıldı. Abascal'ın sedyeyle ambulansa taşındığı görüntüler ülke genelinde tepki çekti.

Olaydan üç gün sonra, 26 Eylül'de Madrid'de büyük bir protesto düzenlendi. Resmî verilere göre yaklaşık 25 bin kişinin katıldığı gösteride, tahliyelerin durdurulması ve kiracıların korunması istendi. Organizatörler ise katılımcı sayısının 300 bine ulaştığını belirtti.

Protestocular daha sonra Madrid'deki Puerta del Sol Meydanı'nda çadırlar kurarak eylemlerini sürdürdü. Gösteriler başka şehirlere de yayıldı.

7 Ekim'de Abascal'ın hayatını kaybetmesi, protestoların yeniden büyümesine neden oldu. Ölüm nedeni açıklanmazken tahliyesinden sonra ağır kaygı ve bitkinlik nedeniyle hastaneye kaldırıldığı bildirildi.

Göstericiler kiraların sınırlandırılmasını, alternatif konut sağlanmadan yapılan tahliyelerin önlenmesini, kısa süreli kiralamaların daha sıkı düzenlenmesini ve yatırım fonlarının konut piyasasındaki faaliyetlerine kısıtlamalar getirilmesini istiyor.

Reuters'a göre İspanya'da konut açığının 2028'e kadar bir milyon eve ulaşabileceği tahmin ediliyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar ve uygun fiyatlı konut eksikliği, gençlerin bağımsız bir yaşam kurmasını giderek zorlaştırıyor.

Konut krizi siyasi gündemi de değiştirdi. Başbakan Pedro Sánchez'in hükümeti, kiracıları korumaya yönelik düzenlemeleri parlamentodan geçiremedi. Bunun üzerine Sánchez, 29 Kasım 2026 için erken seçim çağrısında bulundu.

Böylece konut protestoları, İspanya'da yalnızca ekonomik ve toplumsal değil, aynı zamanda siyasi bir krizin de önemli başlıklarından biri haline geldi.

İtalya: Hayat pahalılığına karşı protestolar çatışmalara dönüştü

İtalya'da artan yaşam maliyetleri ve kamu hizmetlerindeki sorunlara yönelik tepkiler, 17 Ekim Cumartesi günü ülkenin kuzeyindeki kentlerde düzenlenen gösterilerle sokaklara taşındı.

Milano, Bologna, Torino, Brescia ve Bergamo'da düzenlenen protestolarda özellikle hayat pahalılığı, akaryakıt fiyatları ve kamu hizmetlerine ayrılan kaynakların yetersizliği gündeme geldi.

Göstericiler, artan fiyatlar karşısında gelirlerinin yetersiz kaldığını belirterek ekonomik koşulların iyileştirilmesini ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesini talep etti.

Milano'da başlangıçta barışçıl şekilde ilerleyen yürüyüş, bazı grupların polisle karşı karşıya gelmesinin ardından şiddet olaylarına sahne oldu. Kent merkezindeki Piazza Duomo çevresinde maskeli göstericiler polise taş attı, mağazaların camlarını kırdı ve çöp konteynerlerini ateşe verdi.

Polis, göstericilere göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.

Reuters'ın aktardığına göre 17 Ekim'de kuzey kentlerindeki çatışmaların ardından 28 kişi gözaltına alındı. Protestolar 18 Ekim Pazar günü de devam etti. Milano'daki olaylar sırasında 60'tan fazla kişi kimlik tespiti ve inceleme amacıyla polis merkezine götürüldü.

Gösteriler, Fransa'da aynı hafta sonunda yaşanan geniş çaplı protestolarla benzer ekonomik talepler taşıyor. Başbakan Giorgia Meloni, protestolar sırasında yaşanan şiddet olaylarını kınadı. Meloni hükümeti, gelişmeleri değerlendirmek üzere 19 Ekim Pazartesi günü bir toplantı yapılacağını açıkladı.

İtalya'daki protestolar, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde hükümetin ekonomi politikalarına yönelik tepkilerin daha görünür hale gelmesine neden oldu.

Portekiz: Konut fiyatları iki katına çıktı, on binlerce kişi sokakta

Portekiz'de protestoların temelinde konut fiyatlarındaki hızlı artış, düşük ücretler ve yükselen yaşam maliyetleri bulunuyor. Ülkede özellikle Lizbon ve Porto gibi büyük şehirlerde konut fiyatlarının gelirlerden çok daha hızlı yükselmesi, uzun süredir toplumsal hoşnutsuzluğa neden oluyor.

Reuters'ın aktardığı verilere göre Portekiz'de konut fiyatları 2017'den bu yana iki kattan fazla arttı. Yeni kira sözleşmelerindeki bedeller de aynı dönemde neredeyse ikiye katlandı. Eylül 2026'da enflasyon yüzde 3,6'ya ulaşırken akaryakıt fiyatları yıllık bazda yüzde 15 yükseldi.

Ekim ayında konut hakkı savunucularının düzenlediği eylemler, ülkenin en büyük sendika konfederasyonu CGTP'nin desteğiyle büyüdü. Porto'da aktivistlerin kurduğu çadır kampının 12 Ekim Pazartesi günü polis tarafından dağıtılması da protestoların öne çıkan gelişmelerinden biri oldu.

17 Ekim Cumartesi günü başkent Lizbon'da on binlerce kişi sokaklara çıktı. CGTP'nin çağrısıyla gerçekleştirilen yürüyüşe işçiler, öğrenciler ve konut hakkı savunucuları katıldı. Porto ve Coimbra'da da gösteriler düzenlendi.

CGTP, protestoların temel taleplerini ücretlerin artırılması, emekli aylıklarının iyileştirilmesi, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi ve hayat pahalılığına karşı önlemler alınması olarak sıraladı.

Gösterilere katılan 26 yaşındaki doktora öğrencisi Carolina Cruz'un Reuters'a anlattıkları, konut krizinin boyutunu ortaya koydu.

Aylık yaklaşık 1300 euro burs geliri bulunan Cruz, partneriyle yaşadığı ev için 716 euro kira ödediğini, ancak sözleşmenin yenilenmesi durumunda bu tutarın 1200 euronun üzerine çıkabileceğini söyledi. Cruz, bu koşullarda evini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Merkez sağ hükümet ise göstericilerin taleplerine yönelik çalışmaların sürdüğünü savunuyor. Parlamento İşleri Bakanı Carlos Abreu Amorim, 16 Ekim'deki açıklamasında hükümetin sokaktan gelen baskıyla hareket etmeyeceğini söyledi.

CGTP Genel Sekreteri Tiago Oliveira ise taleplerin karşılanmaması halinde yeni bir genel grev çağrısını dışlamadıklarını açıkladı.

Arnavutluk: Öğrenciler Başbakan Edi Rama'nın istifasını istiyor

Arnavutluk'taki protestolar, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak doğrudan hükümetin istifasını hedef alan bir harekete dönüştü. Ülkede hükümete yönelik hoşnutsuzluğun önemli nedenleri arasında yolsuzluk iddiaları, genç işsizliği, eğitim sistemindeki yetersizlikler ve hükümetin ekonomi politikaları bulunuyor.

Eylemlerin geçmişi yaz aylarına uzanıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın yatırım şirketiyle bağlantılı, ülkenin güney kıyılarında planlanan lüks turizm projesi de protestoları besleyen tartışmalardan biri oldu.

Ancak gösteriler ekim ayında öğrencilerin katılımıyla yeni bir boyut kazandı. 13 Ekim'de başlayan son protesto dalgasında binlerce genç, Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep ederek sokaklara çıktı.

Başkent Tiran'daki Eğitim Bakanlığı önünde toplanan öğrenciler, üniversitelerdeki koşulların iyileştirilmesini, iş olanaklarının artırılmasını ve yolsuzlukla mücadelede somut adımlar atılmasını istedi.

Gösteriler kısa sürede başkent dışına da yayıldı.

Protestolar sırasında bazı göstericiler kamu binalarına zarar verdi, polise taş ve molotofkokteyli attı. Güvenlik güçleri ise göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve ses bombalarıyla müdahalede bulundu.

Reuters'ın 17 Ekim tarihli haberine göre o tarihe kadar yaklaşık 500 kişi gözaltına alındı, bunlardan 330'u serbest bırakıldı.

Gösteriler 18 Ekim Pazar günü altıncı gününe girerken protestocular bir kez daha Eğitim Bakanlığı önünde toplandı. Polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı.

Muhalefetteki Demokrat Parti de protestolara destek vererek geçici bir hükümet kurulmasını ve erken seçime gidilmesini istedi.

Başbakan Edi Rama ise istifa çağrılarını reddetti. Dördüncü dönemini sürdüren Rama, protestoların ülkenin Avrupa Birliği'ne katılım sürecini tehlikeye attığını savundu ve gösterilerin arkasında dış aktörlerin bulunduğunu öne sürdü.

Arnavutluk, Karadağ ile birlikte Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerinde en fazla ilerleme kaydeden aday ülkeler arasında bulunuyor. Hükümet, 2030 yılına kadar AB üyeliğini hedefliyor.

Öğrencilerin eğitim ve istihdam talepleriyle büyüyen protestolar, böylece Arnavutluk'ta hükümetin geleceğinin tartışıldığı siyasi bir krize dönüştü.

Protestolar nasıl yayıldı, ortak talepler neler?

Avrupa'daki son protestoların tamamı aynı anda başlamadı. İspanya'da 23 Eylül'deki bir tahliye kararı, Fransa'da aynı ayın sonlarında okullardaki sorunlar, Arnavutluk'ta ise yaz aylarından bu yana biriken hükümet karşıtı tepkiler gösterilerin başlangıç noktalarını oluşturdu.

Ancak 17 Ekim hafta sonunda Fransa, İtalya, Portekiz ve Belçika'da düzenlenen gösteriler, birbirinden bağımsız hareketlerin aynı dönemde geniş kitleleri sokağa çıkardığını gösterdi.

Ülkelerin siyasi koşulları ve protestocuların öncelikleri farklı olsa da taleplerin önemli bir bölümü ekonomik sorunlarla bağlantılı.

Fransa'da öğrenciler nitelikli eğitim ve daha iyi kamu hizmetleri isterken sendikalar ücret ve emekli aylıklarının artırılmasını talep ediyor. İspanya ve Portekiz'de konut fiyatlarının gelirlerin üzerinde yükselmesi, barınma hakkını protestoların merkezine taşıyor.

İtalya'da hayat pahalılığına ve kamu hizmetlerindeki sorunlara yönelik tepkiler öne çıkarken Arnavutluk'ta genç işsizliği ve eğitimdeki sorunlar, yolsuzluk iddialarıyla birleşerek doğrudan hükümet karşıtı bir harekete dönüşmüş durumda.

Gösterilerin bir başka ortak özelliği de gençlerin katılımı. Fransa ve Arnavutluk'ta öğrenciler protestoların başlıca aktörlerinden olurken İspanya ve Portekiz'de gençlerin konuta erişimde yaşadığı güçlükler temel sorunlar arasında yer alıyor.

Kaynak: Gazete Oksijen