29 Kasım 2022, Salı
Haber Giriş: 26.11.2021 04:29 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:18

Batı’nın tüm ümitleri soldurduğu yıl: 2021

Ünlü iktisatçı “Pandemi ve sonrası Batı’ya değişme şansı tanımıştı ancak siyasi elitler ölümcül bir krizi hayat kurtaracak bir fırsata ya dönüştüremedi, ya da bunu kasıtlı olarak istemediler” diyor
Batı’nın tüm ümitleri soldurduğu yıl: 2021
Pandeminin getirdiği kara bulutlar arasında beliren bir umut ışığı vardı. Yaşananlar Batı’nın usullerini gözden geçirip değiştirmesi için bir fırsat sunuyordu. Umut ışığı 2020 boyunca kendini gösterdi. Avrupa Birliği bir mali birliğe dönüşme ihtimalini ciddi şekilde ele aldı. Ardından Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan gönderilmesine yardımcı oldu. Küresel bir Yeni Yeşil Mutabakat bir anda mümkün göründü. Sonra 2021 yılına girdik ve hepsinin üzerine kapkara bir perde çekildi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen haftaki mali istikrar raporunda bir uyarı yayınladı: Avrupa sürekli tekrarlayan ve borca dayalı bir emlak balonuyla karşı karşıya. Raporu kayda değer yapan şey ise ECB’nin balona kendisinin sebep olduğunu bilmesi. 

Böyle doktor olur mu?

ECB parasal genişleme politikası – yani sermayedarlar için para yaratımı – aracılığıyla bu sonuca yol açtı. Dolayısıyla rapor şuna benziyordu: Doktorunuz size bir ilaç vermiş ve ilacın ölümcül olabileceği konusunda sizi uyarıyor. İşin en korkutucu yanı ise yaşananların ECB’nin hatası olmaması. Parasal genişlemenin resmi bir gerekçesi var. Buna göre, faiz oranları sıfırın altına düşünce, Avrupa’yı tehdit eden deflasyona karşı koymanın başka yolu yoktu. Ama parasal genişlemenin gizli amacı, büyük zarar eden büyük şirketlerin, hatta euro bölgesindeki bazı kilit üyelerin sürdürülemeyen borçlarının vadesini uzatmaktı. On yıl önceki euro krizinin başlangıcında Avrupalı siyasetçiler sürdürülemeyen devasa borçları görmezden gelmeyi seçince, bu bombanın merkez bankasının kucağında patlayacağı belli olmuştu.  Pandeminin ortaya çıkışından haftalar sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve euro bölgesindeki sekiz ülkenin devlet başkanı uygun bir Eurobond tahvili aracılığıyla borçların yeniden yapılandırılması için çağrıda bulundu. Aslında pandeminin yeni borçlar getireceğini bildiklerinden, devletlerimizin taşıyamayacağı yükün ciddi bir miktarını yayarak borçsuz AB’ye yüklemeyi önerdiler. Bu hamle siyasi birliğe ve bütün Avrupa’yı kapsayan yatırım artışına yönelik ilk adım olmakla kalmayacak, aynı zamanda ECB’yi AB üyelerinin asla ödemeyeceği borç dağını sırtlanma zorunluluğundan kurtaracaktı.  Ama maalesef olmadı. Angela Merkel hemen bu fikri öldürdü ve yerine Toparlanma ve Direnç Fonu adında korkunç bir çözüm önerdi. Alman Şansölye’nin önerisi federal Avrupa olasılığının yoksul Hollandalı ve Alman seçmenlerin gözündeki cazibesini de azaltıyordu. İtalya ve Yunanistan’daki oligarklar büyük hibelerden yararlansın diye onlar borçlanacaktı. Üstelik toparlanma fonunun pandeminin kat kat artırdığı borçları yeniden yapılandırmakla ilgisi yoktu.

Yeşil birlik dağıldı

Bu yüzden iflas örtbası uygulanması devam etti. Halbuki ECB yetkilileri hem şişirmekte oldukları, borçla beslenen tehlikeli balon için hesap vermek zorunda kalmaktan, hem de enflasyon eski hedeflerin yukarısında sabitlendikçe parasal genişlemeye dair resmi gerekçenin ortadan kalkmasından korkuyordu.  Avrupa’nın harcadığı fırsatın ne kadar büyük olduğu geçtiğimiz günlerde Glasgow’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda gün yüzüne çıktı. Zengin Almanya linyit santralleri inşa ederken, Fransa nükleer enerji kapasitesini iki katına çıkarırken ve ödeyemediği borç yükü altında ezilen diğer AB üyeleri yeşil geçiş konusunda kaderine terk edilmişken, AB’nin yenilenebilir enerji konusunda dünyanın geri kalanındaki liderlere nasıl vaaz verecekti? Pandemi Avrupa’ya iyi finanse edilmiş bir Yeşil Enerji Birliği’ne yönelik esaslı bir plan yapması için fırsat sundu. Eurobond’un yürürlüğe konduğu, dolayısıyla daimi iflas örtbası çıkmazından kurtulan ECB, sırf Avrupa Yatırım Bankası’nın Yeşil Enerji Birliği’ni finanse etmek için ihraç ettiği tahvilleri destekleyebilirdi. Sonuçta Avrupa fosil yakıt bağımlılığından kurtulma konusunda dünyaya öncülük etme fırsatını tepti. Elbette bu konuda Avrupalılar olarak yalnız değildik. ABD Başkanı Joe Biden’ın uçağı Glasgow’a inerken, ülkesindeki bilindik yozlaşmış Kongre siyaseti iş başındaydı. Başkanın yeşil enerji ajandasını halihazırda kuşa çevirmiş olan siyasi aktörler, bu kez söz konusu dönüşümün gerektirdiği altyapı faturasından kurtulmaya çalışıyor, iklim değişikliğini geri plana atmaya uğraşıyordu. Euro bölgesinin aksine, ABD en azından borçları sürdürülebilir düzeyde tutmak adına merkez bankasıyla uyumlu çalışan bir maliye bakanlığına sahip; buna karşın Amerika da fosil yakıtların bırakılacağı geçiş döneminde yeşil enerjiye ve nitelikli istihdama büyük yatırım yapma fırsatını kaçırdı. İki sene boyunca yeşil geçişi ballandıra ballandıra anlattıktan sonra Biden ve Avrupalılar Glasgow’a eli boş gelmişken, iddialı iklim taahhütlerini benimseme konusunda Batı’nın dünyanın geri kalanını ikna etmesi beklenebilir mi? 2021’in sonuna gelinmişken, iklim konusundaki bariz ve acil sorun hakkında bir şey yapma fırsatını tepen Batılı hükümetler, bunun yerine abartılmış kaygılara odaklanıyor. Bunlardan biri enflasyon. Fiyat artışındaki ivmelenmeyi kontrol altında tutmak elbette önemli; ama mevcut durumu 1970’lerdeki stagflasyon ile kıyaslamak çok abartılı. O zamanlar doların “fahiş ayrıcalığını” sürdürmek adına Bretton Woods sistemini sürekli çiğneyen ABD için enflasyon olmazsa olmazdı. Bugün enflasyon Amerikan hegemonyasının işine yaramıyor; aksine, Amerikan ekonomisinin finansallaştırılma sürecinin bir yan etkisi durumunda. Bu süreç 2008 yılında zaten kendi içinde çöktü. 
Ellerinde bir önceki Avrupa Merkez Bankası Başkanı olan Başbakan Mario Draghi ile bankanın şimdiki başkanı Cristine Lagarde’ın posterlerini taşıyan İtalyan protestocular Napoli’de işsizliğe karşı yürüyor.
Ellerinde bir önceki Avrupa Merkez Bankası Başkanı olan Başbakan Mario Draghi ile bankanın şimdiki başkanı Cristine Lagarde’ın posterlerini taşıyan İtalyan protestocular Napoli’de işsizliğe karşı yürüyor.

Çin bahanesi

Batı’nın bir diğer uydurma derdi ise Çin. Eski Başkan Donald Trump’ın başlattığı ve Biden’ın azimle tekrarladığı yeni soğuk savaş söyleminin asıl amacı pek dile getirilmiyor: Wall Street ve Big Tech’in Çinli finans ve teknoloji sektörlerini alaşağı etmesini sağlamak. Çin’in ilerleyişinden dehşete kapılan ABD ve AB saldırgan bir tutum takınıyor. Bu tavır hem barışa hem de gezegenimizin iklimini stabil hale getirmek için gereken işbirliğine boş yere tehdit oluşturuyor. Ümitlerle başlayan yıl acı bir sonla bitiyor. Batı siyasetinin elitleri ölümcül bir krizi hayat kurtaracak bir fırsata ya dönüştüremedi, ya da bunu kasıtlı olarak istemediler. Tek sorumlu kendileri. © Project Syndicate