23 Şubat 2026, Pazartesi
Haber Giriş: 23.02.2026 08:00 | Son Güncelleme: 23.02.2026 12:41

BBC İngiltere'deki deneyi inceledi: 30 günde dil öğrenmek gerçekten mümkün mü?

Gazeteci Krupa Padhy, dil bilimcilerle birlikte Portekizce ve Mandarin üzerine altı günlük bir deney gerçekleştirdi. Bulgular, beynin yeni bir dili kalıpları istatistiksel olarak analiz ederek hızla kavrayabildiğini gösterdi
BBC İngiltere'deki deneyi inceledi: 30 günde dil öğrenmek gerçekten mümkün mü?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Yabancı dil öğrenmenin beyin sağlığı ve uzun vadeli bilişsel faydaları uzun süredir bilinse de sosyal medyada sıkça karşılaşılan “günde 30 dakika ile 30 günde akıcılık” vaatleri, geleneksel dil öğrenme yöntemlerinin geçerliliğini sorgulatıyor.

Gazeteci Krupa Padhy, bu soruya yanıt bulmak için Lancaster University bünyesindeki Dil Öğrenme Laboratuvarı’nda iki akademisyenle çalıştı: dilbilim ve bilişsel bilim profesörü Patrick Rebuschat ve psikoloji bölümünden biliş profesörü Padraic Monaghan.

Deney: Altı günde 30 dakikalık çalışma

BBC'nin haberine göre Padhy, altı gün boyunca her gün 30 dakika süren görevler tamamladı. Deney, gerçek hayatta bilinmeyen bir ülkeye bırakılmış bir kişinin yeni dili doğal yollarla çözümleme sürecini simüle edecek şekilde tasarlandı.

Araştırmacılar, beynin “çapraz durumsal öğrenme” (cross-situational learning) adı verilen doğal becerisini ölçtü. Bu yöntem, kişinin tekrar eden kelime ve yapı kalıplarını istatistiksel olarak takip ederek anlam çıkarmasına dayanıyor.

Rebuschat, insanların çevredeki dilsel örüntüleri takip ederek oldukça hızlı öğrenebildiğini, ancak bunun genellikle belirsizlik içinde ve anlık geri bildirim olmadan gerçekleştiğini belirtiyor.

Portekizce: Önce kalıplar sonra anlam

Portekizce bölümünde Padhy’den, duyduğu kelime veya cümlenin iki animasyon sahnesinden hangisiyle eşleştiğini seçmesi istendi. Üç gün süren tekrarlar sonucunda doğruluk oranı yüzde 90-100 seviyesine ulaştı.

Araştırmacılara göre bu sonuç, daha önce Fransızca ve İspanyolca öğrenmiş olmasının sağladığı kalıp tanıma avantajıyla bağlantılıydı. Beyin, sık tekrar eden isim ve fiilleri istatistiksel olarak eşleştirerek anlam üretmeye başladı.

Mandarin: Tonlamaların zorluğu

Mandarin bölümünde ise durum farklıydı. Padhy, gerçek kelimeler yerine ton temelli “sözde kelimeleri” (pseudoword) daha önce hiç görmediği nesnelerle eşleştirdi. Mandarin’de ton farkı kelime anlamını değiştirdiği için, bu egzersiz ton algısını ölçmeyi amaçlıyordu.

İlk oturumda yüzde 75 doğruluk elde edilirken, üçüncü gün sonunda bu oran yüzde 80’e yükseldi. Ancak sesli üretim testinde başarı oranı yüzde 38’den yüzde 55’e çıktı. Araştırmacılar, bu sonucun yine de şans seviyesinin oldukça üzerinde olduğunu belirtti.

Hızlı öğrenme aslında mümkün

Deney, beynin yeni dil kalıplarını kısa sürede tanıyabildiğini gösterse de uzmanlara göre gerçek akıcılık çok daha uzun bir süreç gerektiriyor.

Rebuschat, “Gerçek dünyada akıcılık; sürekli maruz kalma, etkileşim, geri bildirim ve sosyal kullanım gerektirir. Bu süreç aylar hatta yıllar alır” diyor.

Örnek olarak ABD’deki Defense Language Institute Foreign Language Center veriliyor. Günde yedi saate varan yoğun eğitime rağmen temel mesleki yeterlilik seviyesine ulaşmak yaklaşık 64 hafta sürüyor.

Teknoloji ile birlikte dil öğrenme kolaylaşabilir mi?

Yeni teknolojiler, sohbet robotları, sanal gerçeklik uygulamaları ve mikro öğrenme yöntemleri pratik ve geri bildirim açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak araştırmacılar, kültürel nüansların ve deyimsel ifadelerin yalnızca insan etkileşimiyle tam anlamıyla kavranabileceğini vurguluyor.

Monaghan’a göre bir dili konuşabilmek ile karşı tarafın söylediklerini tüm incelikleriyle anlayabilmek aynı şey değil.

Bir dilin yüzde 70’i birkaç yüz kelimeden oluşsa da, nadir kullanılan kelimeler ve kültürel ifadeler gerçek yeterliliği belirliyor.

Kaynak: Gazete Oksijen